Başlangıçtan Büyük Sürgüne Kadar Yahudi Tarihi

Başlangıçtan Büyük Sürgüne Kadar Yahudi Tarihi

Tarihi varlıkları çok eskilere dayanan ve 4.000 yıllık bir ulus olduğu bilinen Yahudiler üzerine hazırladığımız yazı dizisinin ilk yazısında Yahudi tarihini başlangıcından M.S 70 yılında Romalılar tarafından sürgün edilmelerine kadar getirerek, Yahudilik kavramı ve bu dini ulusun tarihi kökenleri inceleniyor. Yahudi tarihi araştırmalarıyla bilinen Doç. Dr. Eldar Hasanoğlu yazısı.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Yahudi kimliğini ifade eden kavramlar:

Yahudi kaynaklarında kendilerini ifade etmek için İbrani, İsrailoğulları ve Yahudi kavramları mevcuttur. İbrani kavramı “İvri/Ever’in soyundan gelenler” veya “avar/çölü geçenler” kökenine dayandırılır. İsrailoğulları kavramı “İsrail’in/Yakup’un soyundan gelenler” anlamındadır. Yahudi kavramı “Yehuda’nın soyundan gelenler” veya “Yehuda bölgesi insanları” anlamındadır. İslami kaynaklarda, bu kavramların yanında, Hz. Musa’ya nispetle Yahudilere Musevi de denmiştir.

Erken dönem/Atalar dönemi (M.Ö. XVIII-XIII. yüzyıllar):

Yahudiliğe göre ilk Yahudi, Hz. İbrahim’dir ve bu açıdan kendi tarihlerini Hz. İbrahim ile başlatırlar. Hz. İbrahim’in M.Ö. yaklaşık XVIII. yüzyılın ortalarında yaşadığını göz önüne alınırsa, söz konusu ulusun tarihi 4.000 yıla yakındır. Yahudi kaynaklarına göre dünyadaki ilk insan olan Hz. Adem’den Hz. Nuh’a kadar 10 nesil geçmiştir. Hz. Nuh’un döneminde gerçekleşen büyük tufan ile dünya sular altında kalmıştır. İnsanlığın ikinci atası sayılan Hz. Nuh’tan Hz. İbrahim’e kadar 10 nesil daha geçmiştir. Babil Kulesi yapımı sırasında insanlığın dili değiştirilmiştir. Bu olay sırasında Hz. İbrahim’in 50’li yaşlarda olduğuna inanılır.

Hz. İbrahim, günümüz Irak topraklarındaki Kalde’nin Ur şehrinde doğmuştur. Onun döneminde insanlar putperestlik inancındalardı. Tek tanrı inancını benimseyen Hz. İbrahim ilahi emre (leh leha/yürü hadi) uyarak anayurdunu terk etmiş, batıya doğru göç etmiştir. Günümüzde Türkiye’de Urfa ve Harran topraklarına gelmiştir. Buradan güneye, günümüzde Filistin’de el-Halil civarına göç etmiştir. Oradan kısa bir süreliğine Mısır’a giden Hz. İbrahim yeniden geri dönmüştür. Eşi Sare, oğlu İshak ve soyundan gelen Yakup ve Yusuf ile birlikte Hz. İbrahim el-Halil şehrinden medfundur. Yahudi inancına göre Tanrı Hz. İbrahim’i sadakatinden dolayı ödüllendirmiş ve sefer ettiği toprakları ona ve soyundan gelenlere bahşetmiştir. Bu lütuf günümüzde “vaat edilmiş topraklar” ülküsünde yaşatılmaktadır.

İsmail ve İshak Hz. İbrahim’in oğulları, Esav ve Yakup da Hz. İshak’ın oğullarıdır. Yahudiler Yakup ve İshak kanalından soylarını Hz. İbrahim’e dayandırırlar. Yakup, Tanrı ile güreştiği için “Yisrael (İsrail)/Tanrı ile güreşen” lakabını almış, soyundan gelenler de buna nispetle İsrailoğulları adlanmışlardır. İsrailoğulları Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakup’u ataları benimsemişlerdir. Hz. Yakup’un 12 oğlu olmuştur: Reuben, Şim’on, Levi, Yehuda, Dan, Naftali, Gad, Aşer, Yissahar, Zevulun, Yusuf, Bünyamin. Babası çok sevdiği için kardeşleri Hz. Yusuf’u kıskanmış, onu kuyuya atmış ve ardından Mısır’a giden bir kervana köle olarak satmışlar. Hz. Yusuf Mısır’da satıldığı muhafız birliği komutanının eşinin iftirasına uğrayarak hapse atılmış, sonradan masumluğu anlaşılmış, hapisten çıkarak sarayda mevki verilmiş, zamanla yükselerek sarayda yönetici olmuştur. Bölgedeki kıtlıkla başarılı mücadelesi neticesinde ünlenmiş ve onu tanımadan yanına gelen kardeşlerine gıda yardımında bulunmuş, sonra babası ile birlikte aile efradını da yanına almıştır. Böylece Yakup ve ailesi Mısır’a yerleşmiş, orada yaklaşık 400 yıl kalmışlardır. Hz. Yusuf’un vefatından bir süre sonra İsrailoğulları Mısır’lılar tarafından hor görülmüş, yöneticiler tarafından ağır işler yapmaya zorlanmışlardır. Mısır’da İsrailoğulları’na olan nefret zamanla yükselmişti ve İsrailoğulları çeşitli baskı ve eziyetler altında yaşıyorlardı.

Hz. Musa dönemi (M.Ö. XIII. yüzyılın ortaları):

Firavun İsrailoğulları’nın ilk doğan erkek çocuklarını öldürmekteydi. Bu esnada doğan Hz. Musa’yı, annesi ölümden kurtarmak için bir sepetin içerisine koyarak Nil nehrine bırakmış, Firavun’un kızkardeşi sepeti sudan alarak saraya götürmüştür. Hz. Musa’nın ablası Miryam sepeti takip ederek olan biteni görmüş, Firavun’un kızkardeşine giderek bebeğe bakacak birisini tanıdığını söylemiş, onun rızası üzerine Hz. Musa’nın annesi bebek bakıcısı olarak yeniden evladına kavuşmuştur. Hz. Musa Firavun’un sarayında bir şehzade olarak büyümüştür. Gençlik yaşlarında bir Mısırlı ile İbrani birinin kavga ettiğini görünce onları ayırmak için araya girince yanlışlıkla Mısırlı’yı öldürmüş, olayın ortaya çıkması üzerine cezadan kurtulmak için kaçmış, Medyen topraklarına gelmiş, burada evlenmiş, çocukları olmuştur. Çöldeyken Tanrı Hz. Musa’ya seslenmiş, İsrailoğulları’nı Mısır’daki eziyetten kurtarıp atalarına vadettiği Kenan/Filistin diyarına götürmesi için önderlik etmesini emretmiş, mucizelerle onu desteklemiştir. Ağabeyi Hz. Harun ile birlikte Firavun’un huzuruna çıkan Hz. Musa ilahi emri Firavun’a bildirse de alaya alınmış ve reddedilmiştir. Bunun üzerine Tanrı Mısır’a belalar göndermiş, İsrailoğulları’na da yerli komşuların ziynet eşyalarını alıp gece ile Mısır’dan kaçmalarını emretmiştir. İsrailoğulları’nı takip eden Firavun ve ordusu Kızıldeniz civarında onları haklamış, fakat bu sırada deniz ikiye ayrılarak İsrailoğulları’nın geçmesine izin vermiş, Firavun ve ordusunu yutmuştur. Tanrı Hz. Musa’ya Tevrat’ı vermiş kavmini Kenan topraklarına götürmesini emretmiş, fakat İsrailoğulları orada yaşayan kavimlerden korktukları için bunu yapmaya yanaşmamış, hatta farklı bahanelerle isyan etmişler. Bunun üzerine ilahi gazaba maruz kalan İsrailoğulları Sina çölünde 40 sene başıboş dolaşmış, Hz. Musa’nın vefatından sonra onun halefi olan Yuşa b. Nun komutasında M.Ö. XII. yüzyılda Kenan topraklarına girmişler.

Hakimler ve Kralları Dönemi (M.Ö. XII-XI. yüzyıllar):

Hz. Yakup’un 12 oğlunun soyundan gelmeleri sebebiyle 12 kabile olarak birbirinden bağımsız şekildelerdi. İsrailoğulları Yuşa liderliğinde Kenan topraklarına geldikten sonra tek bir ulus haline gelmeden, kabile halinde yaşamlarına devam etmişlerdir ve her kabilenin kendi yöneticisi olmuştur. Bu yöneticiler “yargıçlar, hâkimler/şoftim” adlanıyordu ve bu dönem de onlara nispetle Hâkimler Dönemi adlanır. Kabileler arasındaki bu başına buyrukluk ve ayrılıkçılık hali sonraki dönemlerde de kaybolmamış, hatta tek krallık çatısı altında birleştiklerinde dahi yer yer ayaklanmalarla ve nihayet iki krallığa kopmakla kendisini dışa vurmuştur.

Hâkimler dönemi İsrailoğulları’nın Kenan topraklarında yerleşmeleri dönemidir ve tabii olarak bölgedeki kavimlerle sayısız çatışmalar yaşanmıştır. Debora, Ehud ve Şimşon bu dönemde İsrailoğulları içerisinde özellikle ünlü yöneticilerdir. İsrailoğulları bölge halklarıyla savaşları sırasında uğradıkları yenilgileri rakipleri gibi bir yönetim sistemine sahip olmamalarıyla ilişkilendirmiş ve peygamber Şemuel’den kendilerine bir kral ataması için Tanrı’ya aracılık etmesini istemişler. Her ne kadar bu istek Tanrı ve Şemuel tarafından hoş karşılanmamışsa da, İsrailoğulları’nın şiddetli ısrarları sonucunda krallık sistemi tesis edilmiş, Şaul Tanrı tarafından kral olarak atanmış, böylece Krallar dönemi başlamıştır. Şaul zamanında düşmanlarla mücadele devam etmiş, bir savaşta Goliat’ı yenen Davut halk arasında ünlenmiş, komuta kademesini hızla ilerlemiş ve kral Şaul’ün kızıyla evlenmiştir. Ne var ki Davut’un halk arasındaki ünü Şaul’ü kıskandırmış ve o Davut’u öldürmek için defalarca suikast düzenlese de Davut bunları atlatabilmiş, el-Halil şehrine kaçarak orada yaşamıştır. Bazı kabileler Hz. Davut’un tarafında olmuştur. Şaul’ün ölümünden sonra yerine geçen oğlu yönetimde başarılı olamamış, M.Ö. XI. yüzyılın sonlarına doğru İsrailoğulları’nın 12 kabilesinin tamamı Davut’un etrafında birleşmişlerdir.

Monarşi Dönemi (M.Ö. X. yüzyıl)

Hz. Davut İsrailoğulları’nın 12 kabilesini kendi yanında tek bir devlet halinde birleştirmiştir. Onun zamanında İsrailoğulları kabile yaşamından devlet yaşamına geçmişlerdir. Yebusiler’e ait olan Yeruşalim (Kudüs) şehri ele geçirilerek başkent yapılmıştır. Bölgede başarılı dış siyaset, fetihler ve imar faaliyetleri, iç ve dış ticaret ağının oluşturulması, bölge krallarıyla anlaşmalar ve ittifaklar neticesinde devlet güçlenmiştir. Hz. Davut’un imar ve kalkınma faaliyetlerini sürdürmek için koyduğu vergiler nedeniyle halk arasında ayaklanmalar baş göstermiş, Avşalom ve Adoniyah liderliğindeki bu ayaklanmalar bastırılmıştır. Hz. Davut’tan sonra yerine varis olarak atadığı Hz. Süleyman geçmiştir. Hz. Süleyman da babası gibi devleti güçlendirmekle uğraşmış, fetih ve imar faaliyetlerine özel ihtimam göstermiş, başarılı iç ve dış ticaret ağını geliştirmiş, bölgedeki krallarla siyasi anlamda anlaşma ve ittifakların dışında putperest kralların kızları veya kızkardeşleriyle evlilikler de yaparak devletin gücünü korumayı ve geliştirmeyi hedeflemiştir. Ne var ki bu kadınlar kendi inançlarını sürdürmüş ve neticede putperestlik saraya kadar girmiştir. Hz. Süleyman zamanında babası tarafından yapılması planlanan mabedin yapımı gerçekleştirilmiş, böylece İsrailoğulları tarihinde sonradan I. Mabet Dönemi adlanan dönem başlamıştır. Mabedin yapımıyla kabilelerin tek inanç merkezi etrafında toplanmaları sağlanmaya çalışılmıştır. Ne var ki bu hedef gerçekleşmemiş, İsrailoğulları eskilerden tevarüs ettikleri tapınma geleneklerini sürdürmüşlerdir. Hz. Süleyman zamanında İsrailoğulları dünyevi açıdan en ihtişamlı ve güçlü dönemlerini yaşamışlar, ancak bunun yanında dini açıdan çok yozlaşmışlardır. İlaveten toplum ağır vergiler nedeniyle çok rahatsızdı ve yer yer ayaklanmalar gerçekleşiyordu. Hatta bu ayaklanmaların çapı büyümüş, bazı kabileler Hz. Süleyman’ın oğlu Yeroboam’ın etrafında birleşerek onu kendileri için kral kabul etmişlerdir. Ancak bu ayaklanma bastırılmış, Yeroboam da Mısır’a kaçarak kurtulabilmiştir. M.Ö. 930’larda Hz. Süleyman vefat edince İsrailoğulları kabilelerinin tamamını kendi etrafında toplayabilen lider çıkmamış, böylece eskiden beri zaman zaman baş gösteren ayrılıkçılık legal düzeye taşınmış ve krallık kuzeyde İsrael, güneyde ise Yehuda olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

I. Mabet Dönemi (M.Ö. 930-M.Ö. 586)

Hz. Süleyman’ın mabedi yaptırmasıyla birlikte, sonradan I. Mabet Dönemi adlandırılan zaman dilimi başlamış oldu. Bu dönemde büyük gelişmeler yaşanmış ve bu olayların etkileri Yahudi tarihinin sonraki dönemlerinde siyasal, teolojik ve sosyolojik boyutlarda kendisini hissettirmiştir. Bu dönemde yaşanan en önemli olay, İsrailoğulları’nın kendi aralarında parçalanmaları ve bir süre sonra bağımsızlıklarını kaybetmeleridir.

Hz. Süleyman’ın siyasetine muhalif olan kabileler onun ölümünün ardında varisi Rehovoam’a başkaldırmış, daha Hz. Süleyman’ın sağlığındayken lider olarak etrafına toplandıkları Yeroboam’ı Mısır’dan getirerek onu kendilerine kral seçmişlerdir. On kabilenin bir araya gelmesiyle oluşan ve İsrael adlanan bu krallığın başkenti Şem/Nablus olmuş, başkent sonradan Samariya’ya taşınmıştır. Kutsal metinler İsrael krallığında Kenan ilahlarının yeniden canlandırıldığını, İsrailoğulları’nın hak yoldan saptığını haber vermektedir. Güneydeki Yehuda devletiyle zaman zaman yaşanan siyasi çatışmalar dini boyuta yansımış, din alanında da araya mesafe koymak için bayram tarihleri değiştirilmiştir. Dan ve Beytel şehirlerinde mabetler yapılmış ve buraya boğa heykelleri konularak putperest inançlara geri dönülmüştür. Taht kavgaları ve darbeler, Yehuda krallığı ile girilen çatışmalar, komşu Mısır ve Asur devletlerinin saldırıları İsrael krallığını zayıf düşürmüştür. Zaman içerisinde Asur devletine bağımlı hale gelen İsrael krallığı, Mısır’ın teşvikiyle Asur’a başkaldırınca Asur kralı II. Sargon ordusuyla bölgeye gelerek M.Ö. 722’de İsrael devletini yıkmıştır. Asur kralı buradaki İsrailoğulları nüfusunun önemli bir kısmını Asur devletinin çeşitli yerlerine sürmüş, nitekim farklı yerlerden de buraya çeşitli kavimleri getirerek iskan ettirmiştir. Sürülen İsrailoğulları kabileleri dünyanın çeşitli yerlerine dağılarak kaybolmuşlardır ve bu durum, Kayıp Kabileler teorisinin ortaya atılmasına sebep olmuştur. Buraya getirilen kavimlerle İsrailoğulları’ndan geride kalanlar arasında zaman içerisinde karışık evlilikler yaşanmış, ortaya Şomronim/Samiriler adlı melez bir soy çıkmıştır. Yehudalılar Samiriler’i melez olmaları sebebiyle, saf kan Yahudi sayılmadıkları için dışlarken Samiriler kendilerinin “gerçek inancın muhafızları” olduklarını savunurlar.

Kuzeyde bunlar cereyan ederken, güney kısımda da Yehuda krallığı kuruldu. Bu krallığı kuranlar, Hz. Süleyman’ın varisi Rehovoam’ın tarafında yer alan Yehuda ve Bünyamin soyundan gelenlerdi. Krallığın başkenti, Hz. Süleyman’ın döneminde olduğu gibi, Yeruşalim yani Kudüs oldu. İlk başlarda Yehuda krallığının dini durumu kuzeydeki soydaşlarından pek farklı olmamış, fakat zaman içerisinde yöneticiler toplumu toparlamada dinin rolünü kullanmayı başarmışlardır. Dinileşme temayülü özellikle İsrael krallığının düşüşünden sonra ivme kazanmış, kaybolmuş Tevrat nüshası bulunarak toplum onun etrafında bir araya getirilmeye çalışılmıştır. Yehuda krallığının siyasi durumu parlak olmamıştır. Önce Asurlular’un, daha sonra Mısırlılar’ın egemenliğine girmek zorunda kalan Yehuda krallığı, Babil yanlısı siyaset geliştirmiş ve neticede Babil egemenliğine girmiştir. Babil’e de başkaldırınca kral Buhtunnasr (Nebukadnezar) M.Ö. 586’da saldırarak Kudüs’teki mabedi yakıp yıkmıştır. Buhtunnasır saraydakileri sürmesinin yanında, bölgedeki ayaklanmayı sonlandırmak için özellikle toplumun ileri gelenlerini de Babil topraklarına sürmüştür. Atadığı valinin öldürülmesi üzerine Buhtunnasr bölgedeki Yahudilerin hepsini sürmüş, buraya ise Moav ve Edom gibi yabancı kavimleri getirerek iskan etmiştir. Celile, Negev ve Gilead şehirlerinde çok az sayıda Yahudi kalabilmiştir. Babil kralı Buhtunnasr’ın, Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mabedi yıktırmasıyla birlikte, Yahudi tarihinde I. Mabet Dönemi sona ermiştir.

Babil Sürgünü (M.Ö. 586-M.Ö. 538)

Babil sürgünü çok uzun süre devam etmemiş, M.Ö. 538’de Babil’i yenen Pers kralı Kureş İsrailoğulları’na kendi anayurtlarına geri dönüş izni vermiştir. Bundan gaye, düşman Mısır’dan gelecek muhtemel saldırılara karşı arada bir tampon bölge oluşturma isteğiydi. İsrailoğulları dalgalar halinde Yehuda’ya geri dönmeye başlamışlardır. Fakat bazıları artık geri dönmemiş, Babil topraklarında kalmaya devam etmişlerdir. Geri dönenler, Pers kralının da desteğiyle Hz. Süleyman’ın yaptırdığı mabedin yerinde yeni bir mabet inşa etmeye girişmiş, M.Ö. 516’da mabet faaliyete başlamıştır. Tarihçiler bu yeni mabede atıf yaparak bundan sonraki dönemi II. Mabet Dönemi olarak isimlendirirler.

II. Mabet Dönemi (M.Ö. 515-M.S. 70)

Bu dönem, gerçekleşen dilsel, siyasal, teolojik, toplumsal vs. alanlardaki gelişmeler nedeniyle, Yahudi tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönem itibariyle İsrailoğulları günlük hayatta İbranice konuşmayı bırakmış, Aramice konuşmaya başlamışlardır. Samiriler’in mabette ibadet etmelerine izin verilmemiş, ilk çatışmalar bu dönemde yaşanmıştır. Pers vezir Haman’ın Yahudilere yapmayı hedeflediği suikast planı, kralın eşi gizli Yahudi Ester tarafından bozulmuş, rahatlığa kavuşmaları şerefine İsrailoğulları bu günü Purim bayramı olarak kutlamaya başlamışlardır. Büyük İskender’in Persler’i yenmesinin ardından bölge ona savaşsız teslim olmuştur (M.Ö. 331). Fakat kısa bir süre sonra onun vefatından sonra Mısırlı Ptolomeler hanedanına bağlanmıştır (M.Ö. 301-M.Ö. 198). Ptolomeler döneminde Yahudilerin durumu çok kötü olmamış, fakat Selefkiler döneminde (M.Ö. 198-M.Ö. 166) çok zor şartlar altında yaşamışlardır.

II. Mabet Dönemi’nde Yahudi teolojisinde önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bazı yeni inanışlar ve uygulamalar ortaya çıkmış, bazıları ise terk edilmiştir. Sürgün nedeniyle Babil’e giden Yahudilerin, bölgenin dini tesiri altında kaldığı ifade edilmektedir. Buna göre Mesih inancı, ahiret inancı gibi temel itikadi konular bile Babil inanç havzasının Yahudiliği etkilemesi sonucu ortaya çıkmıştır. İlaveten, pek çok noktada da önemli değişikler yaşanmıştır. Ezra ha-Sofer, Tevrat’ı yeniden kaleme almış ve İsrailoğulları eskiden kayıp Yahudi kutsal metinlerine kavuşmuşladır. Eskiden mabetteki din adamlarının otoritesini tartışmasız kabul eden İsrailoğulları, Babil’de mabet olmayınca din adamları olan kohen’lerin otoritesine karşı gelebilmiş, Harun soyu önemini kaybetmiş, ilmi ehliyet ve liyakate dayalı yeni bir başvuru odağı (rabbi) ortaya çıkmıştır. Yahudi kimliği alanında düzenlemeler yapan Ezra yabancı kadınlarla evlenmeyi yasaklamış, Yahudi kimliği ile yabancı kimliği arasında koyu çizgiler çekmiştir. Bu dönemde kutsal metinler büyük ölçüde derlenmiş ve diğer dillere çevrilmiştir. Hem Yehuda’da hem Babil’de ciddi ilmi faaliyetlerin yapıldığı akademiler kurulmuştur. Babil’deki ilmi faaliyetlerin yüksek düzeyde olması sebebiyle, Yeruşalim’in/ Kudüs’ün etkisi giderek zayıflıyordu.

Bu dönemde Yehuda bölgesi dışında Yahudilerin Mısır ve Babil topraklarında kolonileri vardı. Tarihçiler buradaki yaşamın müreffeh olduğunu belirtirler. Mısır Yahudileri Elefantin’de mabet kursalar da Yeruşalim/Kudüs’ün merkezi otoritesini kabul ediyorlardı. Fakat çevredeki inanç kültüründen etkilenmişlerdi ve Mısır Tanrısına da dua ediyorlardı. Kutsal metinleri tercümelerinden okuyan Mısır Yahudileri, Samirileri de dışlamıyorlardı. Babil’deki Yahudiler de müreffeh hayat sürüyorlardı. Yerli kadınlarla evlenen Yahudiler çevre kültüründen etkilenmiş, Yahudi kimliği tehlikeye düşmüş, Ezra bu yüzden sert tedbirler almak zorunda kalmıştı.

yahudi büyük sürgünü
Kudüs'ün Romalılar tarafından yok edilmesi [M.S 70] - David Roberts [1796-1849]

M.Ö. 198’de Yehuda bölgesinin Selefkiler yönetimine geçmesiyle Yahudilerin durumu kötüleşti. Selefkiler Helen kültürlerini yaymaya ve Yahudiliği bir inanç olarak yok etmeye çalışıyorlardı. Şabat gününü kutlama, erkek bebekleri sünnet etme, Yahve’ye tapma gibi Yahudiliğin temel taşları olan ritüeller yasaklandı. Kudüs bir Helen şehrine dönüştürüldü. Mabedin hazinesine el konuldu, mabede Jüpiter heykeli konuldu ve Yahudiliğe göre pis kabul edilen domuz kurbanı yapıldı. M.Ö. 168’de başkohen Matatyahu Zeus’a secdeye zorlanınca Yehudalılar ayaklandı. Bu ayaklanma tarihe Makkabiler İsyanı olarak geçmiştir. Başarılı gerilla taktiğiyle savaşan Yahudiler bağımsızlıklarını kazanabildiler ve bu yeni bağımsız devlet Haşmonaim Hanedanca yönetilmeye başladı. Bu zafer şerefine Hanuka Bayramı ihdas edildi. Haşmoniler mabedi putlardan temizlediler, devam eden yıllarda koyu dini politika benimsediler ve ele geçirdikleri bölgelerde yaşayan yabancılara Yahudiliği zorla kabul ettirdiler. Bu dönemde artık mezhepleşme hareketleri de başlamış ve şeriatçı temayüllü Sadukilik ve Ferisilik, mistik temayüllü Essenilik, militan temayüllü Kanailik ortaya çıkmıştır. Kraliçe Salome (M.Ö. 76-67) döneminde Yahudiler altın çağlarını yaşamış; yönetimde Sadukiler etkin olmuşlardır. Fakat iç çekişmeler neticesinde devlet çok zayıflamış, M.Ö. 63’te Pompei Yeruşalim’i / Kudüs’ü ele geçirmiş, Yahudiler fiili olarak Roma hâkimiyetine girmişlerdir. Bunu kabullenmeyip ayaklanınca Roma ordusu bu ayaklanmayı acımasızca bastırmış, M.Ö. 37’de Herod Yehuda kralı olmuştur. Helenleştirme siyasetini benimseyen Herod ülkeyi imar etmiş, yol ve su kemerleri çektirmiş, nitekim mabedi genişleterek etrafına sur ördürmüştür (günümüzde Ağlama Duvarı olarak bilinen duvar aslında bu surun kalıntısıdır). Ne var ki Herod’un koyduğu ağır vergiler nedeniyle halk huzursuzdu. Toplum sürekli kaynıyor, din adamları öncülüğünde ayaklanıyor, bir ilerleme kaydedince bu defa da hizipçilik baş gösteriyor, parçalanan gruplar güç kaybediyor, Roma da kolaylıkla onları alt ediyordu. M.S. 67’de Neron zamanında çıkan büyük isyan, Yehuda’yı yeniden özgürlüğüne kavuşturunca Roma imparatoru sorunun kaynağını yok etmek kararını aldı ve komutan Titus’un liderliğinde ordu göndererek M.S. 70’te Mabedi yıktırdı, bölgedeki Yahudileri civar ülkelere sürdü, Yahudilerin Kudüs’e girmelerini yasakladı. Civar bölgelerde çıkan ayaklanmalar da amansızca bastırıldı. Özellikle Masada direnişi Yahudi tarihinde üzerinde durulmalı bir öneme sahiptir. Üç yıl kuşatmanın ardından Roma ordusunun eline geçeceklerini anlayan direnişçiler, toplu şekilde intihar etmişlerdi. İmparator Hadrian döneminde imparatorluk sınırlarına dağılan Yahudilere baskı şiddetlendi. Pek çok temel dini ritüeller yasaklandı, putperestlik zorla dayatıldı. Kudüs bir Helen şehrine dönüştürüldü ve buraya Zeus’un mabedi inşa edildi. Tüm bu yaşananlar Yahudilerin Mesih inancını biledi. Onlar, kendilerini bu sıkıntılardan kurtaracak ilahi bir kurtarıcıyı beklemeye başladılar. Bu sosyal psikoloji içerisinde Şim’on Bar Kohba özgürlük savaşı başlattı. M.S. 132-135’te gerçekleşen Bar Kohba İsyanı, İsrailoğulları’nı kurtaracak olan Mesih hareketi olarak algılansa da bu isyan da amansızca bastırılınca İsrailoğulları’nın direniş umudu kırıldı. Artık dünyevi değil manevi kurtuluş ümidi hâkim oldu. Yahudi yaşamın merkezi Celile oldu.

M.S. 70’de mabedin yıkılmasıyla II. Mabet Dönemi sona ermiş oldu. Yahudiler için Büyük Diaspora dönemi başladı. Bununla da, 1948’de İsrail’in kurulmasına kadarki sürede Yahudiler devletleri olmadan, yabancıların egemenliğinde yaşadılar.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Eldar HASANOĞLU
  • eldarhasanoglu@gmail.com

Azerbaycan’da doğan Eldar Hasanoğlu, Lisans eğitimini Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde aldı ve Yüksek Lisans eğitimini Marmara Üniversitesi SBE İslam Hukuku Bölümü’nde tamamlayarak “İslam Hukuku ile Karşılaştırmalı Olarak Yahudi Hukukunda Zina ve Benzeri Cinsel Suçlar” başlıklı tezini sundu (2007). Doktora eğitimini yine Marmara Üniversitesi'nde SBE Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı’nda “Yahudi Ahit Geleneğinde Nuh Kanunları ve Nuhilik” tezi ile tamamladı (2012). Tez araştırmaları için Kanada’da Toronto Üniversitesi’nde bulundu (2009-2010). İsrail’de Hayfa Üniversitesi’nde İbranice eğitimini tamamladı. Hasanoğlu’nun telif ve tercüme kitapları, çeşitli uluslararası ve ulusal dergilerde telif ve tercüme makaleleri, Diyanet İslam Ansiklopedisi'nde maddeleri, uluslararası ve ulusal konferanslarda sunumları yayınlanmıştır. Katip Çelebi Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nde doçent doktor olarak görev yapmaktadır.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun