Kürt Hareketinin Tarihsel Gelişimi ve PKK

Kürt Hareketinin Tarihsel Gelişimi ve PKK

Cumhuriyet tarihinin en köklü meselelerinden olan ve kökenleri 19. yüzyılın ortalarına kadar dayanan Kürt sorunu ekseninde oluşan çeşitli örgütlerin siyasi faaliyetleri, isyanlar, terör faaliyetleri ve demokratik hak arayışı şeklinde değişerek günümüze kadar ulaştı. Yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi olan Kürt hareketi bu eksende ülke içerisinde olduğu gibi dünya çapında da örgütlendi ve mevzu uluslararası bir boyuta kavuştu. Günümüzde de tüm canlılığıyla devam eden Kürt meselesi ve bu eksende mücadele eden Kürt siyasi hareketlerinin ortaya ilk çıkışından günümüzdeki mevcut konumuna dönüşümü etraflıca anlamak ise soruna dair akılcı yaklaşımların net bir şekilde ortaya konabilmesi adına oldukça önemlidir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

19. yüzyıl ortalarındaki isyanlarla birlikte bir Kürt hareketlenmesi söz konusuysa da, bunun siyasi bir karaktere kavuşması esasen 19. yüzyıl sonunda olmuştur.  Bu dönemde İttihat ve Terakki Cemiyetinde yer alan kimi Kürtler, cemiyette Türkçülük akımının güçlenmesiyle kendileri de bir Kürtçülük hareketi başlatmaya çalıştılar. 1898’de Miktad Mithat Bedirhan tarafından Kahire’de “Kürdistan” adlı ilk Kürtçe gazetenin çıkartılması (Ballı, 1992: 52), Kürt kimliğinin siyasallaşmasında bir milat kabul edilebilir. Bundan sonra Kürt hareketinin örgütlenmeye başladığı görülmektedir.

Silopi’ye göre, ilk Kürt örgütü 1900’de kurulan Kürdistan Azm-i Kavi Cemiyeti’dir. Özellikle 1907 sonunda yapılan ve Kürdistan gazetesinden Abdurrahman Bedirhan ve arkadaşlarının da katıldığı İkinci Jön Türk Kongresi’nin ardından ayrı örgütlenme çabaları artmıştır. 1908’de Baban, Şemdinan ve Bedirhan ailelerinin etkili olduğu Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti kurulmuştur. Yine 1910’da kültürel etkinlikler yürüten Kürt Neşr-i Maarif Cemiyeti adlı bir başka örgüt kurulmuş, bunu 1912’de Cemilpaşazade Kadri ve Ekrem kardeşlerin öncülüğünde kurulan Kürt Hevi Talebe Cemiyeti izlemiştir.

Savaş yıllarında Kürt şeyh ve beylerinin “Kürdistan” kurulması için gerek Ruslar gerekse İngilizler nezdinde çalışmaları olmuşsa da, bunlar herhangi bir sonuç vermedi. I. Dünya Savaşı Kürtlerin daha örgütlü bir siyasi hareket oluşturma çabalarının artmasına yol açtı. Bunun sonucu Kürt önderler arasında bağımsızlık ya da özerklik isteyenlerin sayısı da arttı. Bu süreçte etkin olan Kürt önderler arasında Bedirhanlardan Süreyya, Kâmran ve Emin Ali Beyler, Diyarbakırlı Cemilpaşazadelerden Ekrem, Kadri ve Ömer Beyler, Seyit Abdülkadir, Seyit Taha ve Şeyh Mahmut Berzenci sayılabilir.

Savaşın sona ermesinin ardından Kürtler Aralık 1918’de Kürdistan Teali Cemiyetini (KTC) kurdular. Başkanlığına Seyit Abdulkadir’in getirildiği KTC’nin önemli bir özelliği, şimdiye kadar kurulan Kürt örgütlerine göre daha geniş bir tabana sahip olması ve aşiretler üstü bir yapıda kurulmasıydı. KTC, Kürt ulusal isteklerini Müttefiklerin gündemine sokarak bir “özerk Kürdistan” kurulmasını amaçlıyordu. Mütareke döneminde başka Kürt örgütleri de kuruldu. Bunlar arasında Kürt Tamim-i Maarif ve Neşriyat Cemiyeti, Radikal Avam Fırkası, Kürt Hevi Talebe Cemiyeti, Kürt Teşkilat-ı İçtimaiye Cemiyeti gibi örgütler.

Cumhuriyetin İlk Yılları: Kürt İsyan Hareketleri

Mütareke yıllarında Kürt hareketi, Sevr Antlaşması’na konan Kürdistan maddelerinin gerçekleşmesi çok zor bazı şartları içermesi nedeniyle büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Bu nedenle Seyit Abdülkadir’in yanı sıra, önemli Kürt şahsiyetlerinden Cibranlı Halit, İhsan Nuri, Bitlis Meb’usu Yusuf Ziya gibi kimseler Milli Mücadele’ye katıldılar. Bundan sonra Kürt hareketinin amacı yeni kurulan devlet içinde özerklik elde etmekti.

Fakat Lozan Antlaşması’nın ardından taleplerinin karşılanmayacağını gören bazı Kürt milliyetçileri ayaklanma çıkartarak amaçlarına ulaşabilmek için gizlice örgütlendiler. Bu doğrultuda Miralay Cibranlı Halit 1923’te kısa adı “Azadi” olan bir örgüt kurdu. Hedefi Kürt devleti kurmak olan Azadi, bunun için büyük bir isyan çıkartmayı planlıyordu. Bu amaçla 1924’te yapılan gizli toplantıya Cibranlı Halit’in de akrabası olan Şeyh Sait de katıldı. Bu haliyle Azadi, 1925’teki Şeyh Sait İsyanı’nın fikir babası ise de, örgüt 1924’te yaşanan Beytüşşebap İsyanı sırasında deşifre oldu ve liderleri Cibranlı Halit ve Yusuf Ziya tutuklandı. Bu örgütün deşifre olmasına karşın 1925’te Şeyh Sait önderliğinde Kürtlerin bir kısmı ayaklandı. Fakat geniş bir alana yayılamayan ayaklanma kısa sürede bastırıldı.

Bu isyan sonrası Kürt milliyetçilerinin önemli bir kısmı Suriye’ye geçerek orada 1927’de “Hoybun” adlı bir örgüt kurdular. Ermenilerle de işbirliği içinde Vanlı Memduh Selim, İhsan Nuri, Şükrü Mehmet, Celadet ve Kamran Ali Bedirhanlar gibi Kürt milliyetçileri tarafından kurulan Hoybun’un amacı “Türkiye Kürdistanı’nın kurtarılmasına çalışmak”tı. Bu çerçevede İhsan Nuri tarafından başlatılmış olan Ağrı Dağı İsyanları Hoybun’un desteğiyle 1930’da çok daha etkili bir ayaklanmaya dönüştürülmüşse de, Kürt hareketi amacına ulaşamamış ve nihayet 1937-38 Dersim Tedip Harekâtı’ndan sonra da 1960’a değin derin bir sessizliğe bürünmüştür.

1960-80 Arası: Kürt Hareketinin Yeniden Doğuşu ve PKK’nın Ortaya Çıkışı

1960’larda Kürtlerin yeniden bir kimlik mücadelesine girdikleri ve örgütlenmeye çalıştıkları görülmektedir. Bu yıllarda Kürt hareketinin başını çekenler genç üniversite öğrencileriydi. Bunlar küçük fakat etkin bir grup oluşturarak “Doğuculuk” akımını başlattılar. Özellikle Musa Anter ve arkadaşlarının çıkarttığı ve doğunun geri kalmışlığını işleyen İleri Yurt gazetesi önemli işlevler gördü. Sonraki yıllarda bu Kürtlerin basın-yayın alanındaki faaliyetlerini artırdıkları ve birçok dergi çıkarttıkları görülmektedir.

Bu dönemde Kürt hareketinin örgütlenme çabaları ise geleneksel-milliyetçi ve sosyalist olmak üzere iki akım etrafında şekillendi: İlkini, “Irak Kürdistan Demokratik Partisi”nin uzantısı olarak kurulan “Türkiye Kürdistanı Demokrat Partisi” (TKDP) temsil etmekteydi. Bu parti 1961’den beri faaliyet gösteren Barzani taraftarı bir grup tarafından 1965’te Diyarbakır’da kuruldu. Partide Faik Bucak, Sait Elçi, Sait Kırmızıtoprak (Şıvan) gibi önemli kişiler yer aldı. 1968’de Sait Elçi ve arkadaşlarının tutuklanmasının ardından parti kadrolarının önemli bir kısmı Irak’a geçti. Bu arada partide ayrılıklar oldu.

Bu dönemde yeniden canlanan Kürt hareketinin önceki dönemdekilerden farkı gelenekselliğin izlerini taşımakla birlikte, daha çok sol akımların etkisinde gelişmesiydi. Bu eksende siyasallaşan Kürt gençlerin önemli bir kısmı Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde yer aldı. Parti içinde “iç sömürge tezi” “ezen-ezilen ulus milliyetçiliği” gibi sol tezleri Kürt sorununa uyarlayan ve Kürt kimliklerini ön plana çıkartan bu gençlerden “Doğulular Grubu” olarak söz ediliyordu. Bu grubun en önemli faaliyetlerin başında 1967’de devletin doğudaki baskı politikasına tepki olarak başlatılan “Doğu Mitingleri” gelmektedir.

1960 sonlarına doğru doğudaki sorunun kökeni etnik değil, sınıfsal gören Kürtler, TİP’ten ayrılmaya başladı. Bunlar 1969’da cumhuriyetin ilk yasal Kürt örgütleri olan Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nı (DDKO) kurdular. Fakat 12 Mart Muhtırasından kısa süre önce açılan davalar sonucu DDKO’lar kapatıldı.

1971 sonrası kurulan Kürt örgütleri de esasen iki geleneğin ürünü olmayı sürdürdüler. Birinci grupta, Barzani yanlısı eğilimi temsil eden TKDP’nin ürünü olan, ama partinin geleneksel eğilimini reddederek sola kayanlar vardı. Bunlar özerklik-bağımsızlık arasında bir yerlerdeydiler. İkinci gruptaysa, Marksist-Leninist gelenekten gelenler vardı. Bunlarsa, sosyalist birlik ile bağımsızlık arasında bir yerlerdeydiler.

Bu dönemde geleneksel eğilimi temsil eden yine 1960’ların TKDP’siydi. Ama artık 1970’lerin TKDP’si hem milliyetçi-sol eğilimli bir örgüt haline gelmiş, hem de bölünme sorununu aşamamıştı. Özellikle 1977’de Şıvancılar olarak bilinen grup Kürdistan İşçi Partisi adıyla, bir diğer grup da, Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK) adıyla ayrılmıştı.

Marksist-Leninist gelenekten doğan Kürt örgütleri ise iki ayrı gelenekten geliyordu: TİP ve Dev-Genç. İlkini, kapatılan DDKO’ların devamı sayılabilecek ve 1974’te kurulan DDKD (Devrimci Demokratik Kültür Derneği) temsil etmekteydi. 12 Eylül darbesiyle kapatılan dernek çok etkili olamamışsa da birçok örgüte kaynaklık etmişti. 1976’da Rızgari dergisini çıkartanlar DDKD’den ayrılmış, 1978’de de bu örgütün içinden bir de Ala Rızgari (Kurtuluş Bayrağı) doğmuştu. 1976’da DDKD’den ayrılan bir başka grupsa Kawa’ydı. Kürt milliyetçiliğine en yakın örgütlerden olan Kawa, Talabani’den çok, Barzani’ye yakın duruyordu ve nihai hedefi bağımsızlıktı. Örgüt 1977’de Denge Kawa ve Red Kawa olarak bölündü.  

TİP geleneğinden gelen bir başka örgüt ise 1975’te Kemal Burkay önderliğinde kurulan Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisiydi (TKSP). TKSP, daha çok demokratik mücadeleyi ve federasyon amacını benimsiyordu.

Dev-genç geleneğinden gelen en önemli örgütse kuşkusuz Partiya Karkeren Kurdistan’dı (PKK-Kürdistan İşçi Partisi). PKK’nın temelleri, Abdullah Öcalan önderliğinde bir grup tarafından 1974’te Ankara Tuzluçayır’da atıldı. 1976’da kendilerini Kürdistan Devrimcileri olarak tanıtan bu grup, bir süre Apocular olarak anıldı. Eylül 1977’de yayınladıkları Kürdistan Devriminin Yolu adlı bildiriyle “bağımsız bir Marksist-Leninist Kürdistan kurmak için ulusal demokratik devrim gerekliliği”nden söz ederek silahlı mücadele başlattıklarını duyurdular. 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Fis köyünde yapılan toplantıyla da PKK adını aldılar. Öcalan parti genel sekreteri oldu.

Görüldüğü üzere, bu dönemde Kürt hareketinin aslında nihai amacı bağımsız bir Kürt devleti kurmaktı, ama ortaya çıkan birçok örgüt vardı ve bunlar yöntemde anlaşamıyorlardı. 12 Eylül 1980’de darbe olduğu sıralarda PKK hariç diğer örgütlerin liderleri ve kadroları ülke içindeydi. Bu nedenle bu örgütler büyük bir darbe aldılar. Kaçabilenler Irak’a gittiler. İmkân bulanlar Avrupa’ya geçtiler ve orada yeniden örgütlendiler.

1980’lerden Günümüze: Kürt Hareketinde PKK Tekeli

1980 darbesi ve sonrasında yaşananlar Kürt hareketi açısından üç önemli sonuç doğurdu: (i) toplumsal tabanının güçlenerek kitleselleşmesi, (ii) PKK tekelinin oluşması ve (iii) yurtdışına açılarak uluslararası boyut kazanması.

Doğuşundan 1970 sonlarına değin ciddi bir toplumsal karşılığı olmayan Kürt hareketi 1980’lerde kitleselleşmeye başladı. Bunda askerî yönetimin Kürtlere yönelik baskı politikaları çok etkili olmuştur. Ortaya çıkan bu siyasal bilinçlenmenin zamanla PKK tarafından yönlendirilmesiyle Kürt hareketi belki de ilk kez bu dönemde ciddi anlamda kitleselleşmeye başladı.

Öte yandan, bu dönemde büyük darbe yiyen ve yurtdışına kaçan diğer Kürt örgütlerinin kalıntılarının hem yurtdışında iyi örgütlenememesi hem de yurtiçiyle bağlantı kuramaması, meydanın PKK’ya kalmasına yol açmış; yurtiçinde ve yurtdışında etkin bir örgütlenmeye giden PKK, Kürt hareketinin o güne değin elde edemediği halk desteğini elde etmeye ve Kürt hareketinde tekel oluşturmaya başlamıştır. Bu olgu 1990’lardaki iç ve dış gelişmeler sonucunda daha da pekişmiştir.

Hiç kuşkusuz PKK’nın Kürt hareketinde böyle bir pozisyon kazanmasında yurtiçinde ve yurtdışında eyleme dönük profesyonel örgütlenmesinin özel bir önemli vardır. “Uzun süreli halk savaşı” başlatmak için silahlı mücadeleden yana tavır koyan ve stratejisini “stratejik savunma, stratejik denge ve stratejik saldırı” aşamalarına dayandıran PKK yurtdışındayken bütün Marksist-Leninist gerilla tipi örgütlerde olduğu gibi “parti-cephe-ordu” ekseninde örgütlendi. “Parti” oluşumunu Türkiye’deyken sağlayan örgüt, yurtdışındayken de “cephe” ve “ordu” örgütlenmesini tamamladı.

Bu eksende örgüt 1982’de aldığı kararla Kürdistan Kurtuluş Birliği (Hezen Rızgariya Kurdistan-HRK) adıyla bir askerî birim oluşturarak ilk terör eylemini 15 Ağustos 1984’teki Eruh ve Şemdinli baskınıyla gerçekleştiren PKK, iç ve dış desteği artırmak için 1985’te Bonn’da Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (Eniya Rızgariya Netewa Kurdistan-ERNK) kurdu. PKK’nın siyasal kanadını oluşturan ERNK, örgütün uluslararası alanda propagandasını yapacak ve gereken lojistik desteği sağlayacaktı. Ekim 1986’da da HRK’nın yerini alacak Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu (Arteşa Rızgariya Gele Kurdistan-ARGK) kurularak “parti-cephe-ordu” yapısı tamamlanmış oldu.

Bu üçlü yapı ekseninde PKK birçok ülkede siyaset, kültür, spor, sanat, kadın, gençlik gibi çeşitli alanlarda yan örgütler oluşturarak faaliyetlere girişti. Bu çerçevede PKK hem Suriye, Irak ve İran Kürtleri içinde de örgütlenerek oralardaki Kürt hareketlerinin de önemli bir parçası olmaya, hem de Avrupa’da güçlü ve daha sofistike bir örgütlenmeye giderek diplomatik ve lojistik desteğini artırmaya çalıştı. Bu haliyle PKK, hem uluslararası bir örgüt olmuş hem de Kürt hareketine uluslararası boyut kazandırmıştır. Zaten örgütün bu kadar etkin ve uzun ömürlü olması da bu sayede mümkün olabilmiştir.

Öte taraftan, PKK’nın dış bağlantısının ve uluslararası niteliğinin bu denli güçlü olması bölgesel ve uluslararası etkilere açık olmasını beraberinde getirmişse de, örgüt genellikle pragmatik bir tutum takınarak uluslararası ve bölgesel dengelere ayak uydurmayı başarmıştır. Özellikle 1990 sonrası Irak eksenli gelişmeler PKK’nın bölgesel pozisyonunu güçlendirirken, uluslararası sistemdeki değişim de örgütsel, ideolojik ve stratejik değişimleri beraberinde getirmiştir.

Bundan sonra örgüt, bağımsızlık hedefi yerine federasyon gibi daha başka çözüm yollarının da mümkün olabileceğini dile getirirken, silahlı mücadeleye alternatif olacak sivil siyaset arayışına da girmiştir. Bu doğrultuda örgütün 1990 başından itibaren legal siyasi partiler yoluyla siyasi hayata katılma çabası içine girdiği görülmektedir. 1990’lar boyunca sürekli kapatılan ve yerine yenisi kurulan bu partiler (HEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTK, BDP) katıldıkları seçimlerde ortalama 2 milyon civarında (Türkiye genelinde yaklaşık % 6) oy almayı başarmıştır. 2010 sonrası seçimlerde duruma bakıldığında bu oranın ortalamada ’un üzerine çıktığı ve 4 milyon civarında olduğu görülmektedir. Genel olarak bu oranın Kürt yoğun illerde %35 civarında olması PKK’nın dolaylı da olsa Kürtlerden yaklaşık bu oranda bir desteğe sahip olduğu, yani kitleselleştiği anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte 1993’ten itibaren PKK’nın devletle temas çabaları da söz konusudur. Fakat 17 Mart 1993’te tek taraflı ateşkes ilanıyla birlikte devletle kurulan dolaylı temasın akamete uğraması ardından terör eylemleri artmıştır. Ama yine de 1990 sonrası asıl çabalar hep örgütün siyasallaşmasına yönelik olmuştur. Özellikle 1996’da siyasal eylemleri genişletme kararından sonra Öcalan’ın sürekli ve her fırsatta ateşkes, barış ve siyasal çözüm için diyalog çağrısında bulunduğu görülmüştür.

Öcalan yakalandıktan sonra PKK, dönemin koşullarına uygun olarak silahlı gruplarını yurtdışına taşımış ve teröre ara vererek 1990 başlarında benimsenen sivilleşme stratejisini hayata geçirmeye yönelmiştir. Bunun için de örgütsel yapıda ve kullandığı çeşitli örgüt adlarında değişikliklere gitmiş, Nisan 2002’de Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi (KADEK) ve Aralık 2003’te Kongra-Gel adını almıştır. İsim değişiklikleri, PKK’nın Batı’daki terör örgütü listelerinden çıkma çabası olduğu kadar, yeni yapılanma ve yeni stratejilerinin de bir yansımasıydı.

Bu örgütsel yapıda varılan nihai nokta 2007’de Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (KCK) kurulması olmuştur. KCK, içinde PKK, Kongra-Gel ve diğer bağlı kuruluşları barındıran bir çatı örgütlenme olduğu kadar, Öcalan’ın 2004’te belirttiği “demokratik konfederalizm”i (2010’da “demokratik özerklik” adını aldı) hayata geçirmeye çalışan bir siyasi yapılanmadır. Böylece örgüt 2004-2013 arası terör eylemlerine yeniden başlamakla birlikte “demokratik özerklik”i hayata geçirecek bir anlayışı esas almış, örgütlenme açısından görünürde BDP ve DTK, gerçekteyse KCK aracılığıyla sivil siyaset ve siyasi yapılanma arayışlarını sürdürmüştür. 21 Mart 2013’te ise başlatılan “çözüm süreci” ekseninde Öcalan’ın çağrısıyla silahlı mücadele yerine “demokratik mücadele” anlayışını benimsediğini duyuran örgüt, “demokratik özerklik” hedefine farklı bir yoldan ulaşma çabasına yönelmiştir.

PKK Kürt hareketinde bu kadar etkin bir örgüt olsa da, yurtdışında ve yurtiçinde PKK dışında kalan örgütler hep olmuştur. Ama bunlardan hiçbirisi PKK kadar geniş bir örgütlenmeye ve taraftar kitlesine sahip olamamıştır. 1980’ler ve 1990’lar boyunca adları duyulan TKSP (sonradan KSP), Kawa ve Denge Kawa (sonradan Kürdistan Proleterya Birliği), Rızgari (sonradan Kürdistan Kurtuluş Örgütü) ve Ala Rızgari, KUK, Kürdistan Öncü İşçi Partisi gibi yurtdışındaki yapıların varlıkları zamanla iyice belirsiz hal alırken, yurtiçinde 2000’ler boyunca palazlanmaya çalışan KADEP, HAK-PAR, HÜDA-PAR gibi siyasi oluşumlar ise önemli bir etkiye sahip olamamışlardır. Dahası yurtdışında “Sürgünde Kürdistan Parlamentosu” (PKDW) ve ardından onun yerini alan “Kürdistan Ulusal Kongresi” (KNK) gibi şemsiye örgütler kurarak Kürt hareketindeki tekel pozisyonunu güçlendirmeye ve kendini tek temsilci haline getirmeye çalışmıştır.

Sonuç

Yaklaşık yüzyıllık bir geçmişi olan Kürt hareketi, dünyada ve Kürt bölgelerinin bağlı olduğu ülkelerde yaşanan siyasi gelişmelere paralel olarak değişik yapı ve yöntemlerle varlığını sürdürmüştür. Türkiye’de Osmanlı sonrası oluşan yapıya ve uygulamalara tepki olarak gelişen Kürt hareketi zaman zaman siyasi ve kültürel direniş/mücadele yöntemlerini kullanmışsa da, esasen ve genellikle isyan, terör gibi şiddet yöntemleriyle kendini ifade etmiştir. Bununla birlikte Türkiye’de 1980’lere değin kitle desteği zayıf kalan Kürt hareketi, ancak PKK’nın yürüttüğü propaganda ve silahlı mücadeleye paralel olarak özellikle 1990’larda önemli bir kitle desteğine mazhar olmaya başlamıştır.

Öte yandan, Türkiye’de Kürt hareketinin Osmanlı döneminde legal zeminde faaliyet yürütürken, cumhuriyetle birlikte Kürt kimliğinin inkâr ve baskı altına alınmasına paralel olarak illegal zemine kaydığını, 1960’larda yeniden legal zeminde var olma mücadelesi vermeye çalıştığını ve fakat 1970’lerin ikinci yarısından itibaren yeniden illegal ve şiddet içeren bir mücadele yöntemini benimsediğini görüyoruz. 1990’larda ve 2000’lerde legal ve illegal zeminin birlikte kullanıldığı görülmekle birlikte, devletin demokratikleşme çabalarına paralel olarak Kürt hareketinin de legal zemine kayma çabasında olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Tüm bunlarla birlikte günümüzde binlerce silahlı militanı, on binlerce aktif taraftarı ve milyonlarca destekçisiyle legal ve illegal yapılar içinde ulusal ve uluslararası düzeyde faaliyet gösteren PKK’nın, Kürt hareketindeki tekelini sürdüğünü ve bu haliyle Kürt hareketinin silahların vesayeti altında olduğunu da söylemeliyiz.

Son olarak, Kürt hareketinin başlangıçtan 1990’lara değin bağımsızlık ve özerklik hedefini öne çıkarttığını, 1990 sonlarından itibaren Kürt kimliğinin tanınması ve güvence altına alınması talebine yönelmekle birlikte Kürtlere ve Kürt bölgelerine statü arayışından hiç vazgeçmediğini görüyoruz. Bu haliyle Kürt hareketinin self-determinasyon arayışında olan tipik bir etnik milliyetçi hareket niteliğini her zaman taşıdığını vurgulayabiliriz.

 
beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Erol KURUBAŞ

Kırklareli Üniversitesi’nde Prof. Dr. unvanıyla akademik çalışmalar yürüten Erol Kurubaş, Uluslararası ilişkiler, Dış Politika Stratejileri, Ortadoğu ve Kürt Sorunu üzerine çalışmalarına devam etmektedir.

Kaynakça

Ballı, R. (1992). Kürt Dosyası, 3.B., İstanbul, Cem Yayınevi,.

Birand M. A. (1992), Apo ve PKK, 5. b., İstanbul, Milliyet Yayınları.

Bruinessen, M. V. (2003). Ağa, Şeyh ve Devlet, Kürdistan’ın Sosyal ve Politik Örgütlenmesi, Ankara, İletişim Yayınları.

Bulut, F. (1991). Devletin Gözüyle Türkiye’de Kürt İsyanları, İstanbul, Yön Yayınları.

Burkay, K. (1978). Kürdistan’ın Sömürgeleştirilmesi ve Kürt Ulusal Hareketleri, İstanbul, Özgürlük Yolu Yayınları.

Ekrem Cemil Paşa (1991). Muhtasar Hayatım, 2.B., Brüksel, Brüksel Kürt Enstitüsü Yay.

Göktaş, H. (1991a). Kürtler-I, İsyan-Tenkil, 3.B., İstanbul, Alan Yayıncılık.

Göktaş, H. (1991b). Kürtler-II, Mehabad’dan 12 Eylül’e, 2.B., İstanbul, Alan Yayıncılık.

Halfin (1992). XIX. Yüzyılda Kürdistan Üzerine Mücadeleler, 2.B., Komal Yayınları.

Hasretyan, M. A.; Ahmed K. M.; Cıwan, M., (1985). 1925 Kürt  Ayaklanması, (Şeyh Sait Hareketi), Uppsala, Sweden, Jına Nû Yayınevi.

İmset, İ. G. (1993). Ayrılıkçı Şiddetin 20 Yılı, PKK (1973-1992), 5.B., Ankara, Turkish Daily News Yayınları.

Kaplan H. (1992). İstanbul’dan Botan’a: “Olağanüstü” Bölge Notları, İstanbul, Sel Yayıncılık.

Kurubaş, E. (2004a). Kürt Sorununun Uluslararası Boyutu ve Türkiye, C.1 (Sevr-Lozan Sürecinden 1950’lere), Ankara, Nobel Yay. Dağ.

Kurubaş, E. (2004b). Kürt Sorununun Uluslararası Boyutu ve Türkiye, C. 2 (1960’lardan 2000’lere)Ankara, Nobel Yay. Dağ.

Kutlay, N. (1991). İttihat Terakki ve Kürtler, 2.B., İstanbul, Koral-Fırat Yayınevleri.

McDowall, D. (1996). A Modern History of the Kurds, London, I. B. Tauris Co. Ltd.

Özcan, N. A. (1999). PKK (Kürdistan İşçi Partisi): Tarihi, İdeolojisi ve YöntemiAnkara, ASAM.

Rambout, L. (1978). Kürdistan (1918-1946), İstanbul, Komal Yayınları, 1978.

Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi (1988). C.7. İstanbul, İletişim Yayınları.

Tunaya, T. Z. (1986). Türkiye’de Siyasal Partiler, Cilt I, 2.B., İstanbul, Hürriyet Vakfı Yayınları.

Yıldız, H. (1991). Fransız Belgeleriyle Sevr-Lozan-Musul Üçgeninde Kürdistan, İstanbul, Koral Yayınları.

Zinar Silopi (1991). Doza Kürdistan, Kürt Milletinin 60 Yıllık Esaretten Kurtuluş Savaşı Hatıraları, Haz.: M. Bayrak, Ankara, Özge Yayınları.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun