Türk Korsanlığının Doğuşu: Gazi Umur Efsanesi

Türk Korsanlığının Doğuşu: Gazi Umur Efsanesi

Anadolu’ya düzenlenen Moğol baskınlarının, Türkmen beyliklerini Batı Anadolu sahillerine yayılmalarına neden olması, Bizans ile karadan mücadele eden Türkleri denizde de etkin hale getirerek yeni bir mücadele alanı oluşturdu. Menteşe, Saruhan, Karesi ve özellikle de Aydınoğlulları’nın birer sahil beylikleri kurması, Türk denizciliğinin gelişmesinin önünü açtı. Oluşmaya başlayan Türk deniz korsancılığına Rum gemici ve denizcilerinin para karşılığı destek ve eğitim vermesi Türklerin usta denizcilere dönüşmesine vesile oldu. Bu durum ortak deniz seferlerine çıkarak Bu durum ortak deniz seferlerine çıkarak Akdeniz’de korsanlık yapmaya başlayan Türkmen korsanları için önemli bir fırsat doğurdu. Türk denizciliği ve korsanlığı üzerindeki tüm bu gelişim, Türk denizciliğinin en önemli isimlerinden Umur Bey’in tarih sahnesine çıkmasını sağladı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Moğolların baskıları sonucu Batı Anadolu sahillerine kadar yayılan Türkmen beylikleri Bizans’a karşı giriştikleri gaza ve akınları denizlerde de sürdürdüler. Bunlar içerisinde Menteşe, Saruhan, Karesi ve özellikle Aydınoğulları yönlerini batıya (denize) çevirmiş, kısmen bağımsız bir şekilde teşkilatlanarak birer sahil beylikleri kurmuşlardı. Bunlar Türkmen savaş geleneğinden farklı olarak geniş ölçüde denize yönelmişler ve kısa sürede denizlere açılarak korsanlığa başlamışlardı. Genel kanaate göre Batı Anadolu sahillerindeki limanlarda bulunan yerli Rum gemici ve denizcileri Türkmen korsanlarına öncülük etmişlerdi. Bizans’ın zayıflamasıyla birlikte 1284’te tasarruf amacıyla donanmasını lağvetmesi, sadece korsanların denizlerde serbest kalmasına değil, işsiz kalan Rum denizci ustaların ve yerli gemi tayfalarının da korsancılık faaliyetlerine başlamasına neden oldu.1 Bu durum ortak deniz seferlerine çıkarak Akdeniz’de korsanlık yapmaya başlayan Türkmen korsanları için önemli bir fırsat doğurdu. Fetihlerle birlikte sahildeki deniz üsleri ve liman şehirleri Türklerin eline geçti.2

Üstelik IV. Haçlı Seferi’yle İstanbul’un Latinlerce işgalinden sonra işsiz kalmış Rum denizciler kendilerine daha çok ücret veren Türkmen beylerinin hizmetine girerek denizcilik tecrübe ve bilgilerini Müslümanların istifadesine sunmaktan çekinmediler. Türkmen beyleri ile bu limanlardaki Rum gemiciler ve korsanlarıyla işbirliğine girerek ortak düşman Latinlere karşı birlikte mücadele etmeye başladılar. Türkmenlerin hizmetine giren yerli unsurların ekserisi, zamanla yeni efendilerinin dinine girdiler ve gaziliği tercih ettiler.3

Bu deniz gazileri (korsanları) Ege denizinde ve Balkan tarihinde yeni bir dönem açtıkları gibi Osmanlı deniz gücünün çekirdeğini oluşturmuşlardı. Osmanlı denizciliği, 13.yy'a kadar inen Batı Anadolu deniz gaziliği geleneğine dayanır.4 Küçük bir kara beyliği olarak kurulmasına rağmen sahillere ulaştıktan sonra denizcilik bilgi ve tecrübesini devamlı şekilde arttırmaya çalışan Osmanlılara, bu konuda ilk katkıyı coğrafi yakınlığından dolayı Karesi Beyliği sundu.

Çağdaş kaynaklardan el-Ömeri, sahilde kurulmuş Türkmen beylikleri için ‘guzat fi’l-bahr’ (deniz gazileri) tabirini kullanır. Denizci Türkmen beyleri gaza ve ganimet ideolojisiyle hareket etmeyi pratik olarak kendileri için daha uygun bulmuş olmalılar; çünkü etrafı ada ve karşı sahillerle kuşatıldığı için, Osmanlıların yaptığı gibi, ana topraklarından buraya göçmen nakli yapmayı elverişli bulmadıkları için korsancılıktan başka yapacakları bir iş kalmamıştı.

Ege sahillerine yerleştikten sonra deniz işlerine vakıf olan Batı Anadolu sahil beylikleri, diğer Latin korsanları gibi Akdeniz’de de korsanlığa başladılar. Korsanların gemileri, genellikle ticaret gemilerini yakalamaya ve kıyı boyları ile adalara akınlar yapmaya elverişli küçük süratli kürekli teknelerden oluşmaktaydı. Akınlar sırasında küçük gemiler kıyıya çekilir ve ana güçler içerlere giderken küçük bir azap grubu ile bu gemiler korunurdu. Bunlar bazen tek başına bazen birlikte hareket ederek Ege denizinde Latinlere karşı yoğun bir gaza faaliyeti içine girmişlerdi. Cenevizlilerin amansız düşmanı olan Levanten Cumhuriyetler, onları Balkanlardaki Türk ilerleyişinin sorumlusu olarak görürlerken, Cenevizlilere, İtalyalı Türkler diyorlardı. Rumlara düşman olan Doğu’nun Latinleri, Osmanlıları, Levanten dünyanın yokluğunu hayal bile edemeyecekleri ayrılmaz bir parçası olarak görmüşlerdi.5

İlk Türk korsanları / deniz gazileri

Denizcilikle ilgili edindikleri bilgilerini kullanan Türkler, çok erken bir dönemde Çaka Bey, Gazi Umur gibi denizlerde nam salan efsanevi korsanlar çıkardılar. Mesela Aydınoğlu Gazi Umur’la ilk Osmanlı deniz gücü ve donanmasında profesyonel tayfa yerli Rumlardan, savaşçı gaziler (leventler) Türklerden oluşmaktaydı. Böylece karada batıya doğru devam eden gaza faaliyetleri, denizlerde de -korsancılık adıyla- devam etti.    

Ali Rıza Seyfi, Türk korsancılığının başlangıcıyla ilgili olarak şunları söyler:

O koca sarıklı eğri kılıçlı babalarımız yalnız kürekle (arma) demeye kesb-i liyakat edemeyecek bir yelken parçasının muavenetine güvenerek asırlarca tabiata galebe etmişler, hem tabiatla hem bütün Avrupa’nın kuva-yı mecmuasıyla uğraşmışlar. Memlekette inşaat ağacı yok; yine Avrupalılardan zapteyledikleri teknelerin enkazından yeni gemiler yapmışlar, demir madeni yok; gemilerin çapalarını, çivilerini, cıvatalarını zorla, kılıçla, Avrupa tersanelerinde döktürmüşler, haraç yerine İtalyanlardan, İspanyollardan…, aldıkları barutu yine onlara karşı yakmışlar; külleri yine onlara atmışlar…! Hafif ve deniz kuşları gibi seri kadırgaları, fırkataları ile…6

Tarihte korsanlık, meşru ve saygıdeğer bir meslek olarak görülen belli kuralları ve kanunları olan bir faaliyettir. Savaş zamanında düşmanın deniz ticaretini sekteye uğratmak için devletler tarafından geçici olarak göreve alınan gemiler ve kaptanlar bir izin belgesi alarak hizmetine girdikleri devletin bayrağını taşıyarak bir çeşit ticaret savaşı yaparlardı. Selçuklu ve Bizans imparatorluklarının çökmeye başlayıp denizden el-etek çekmesiyle Ege ve Akdeniz’de korsanlık faaliyetleri daha da önem kazanmaya ve merkezi devletler arasındaki rekabete eklemlenerek geniş bir coğrafyada önemli siyasi roller üstlenmeye başlamıştı.7

İslam’ın gaza anlayışının bir gereği olarak karada sınır boylarında öncü kuvvet göreviyle mücadele veren akıncıların benzeri denizlerde korsanlık şeklinde devam etmiştir. 14.yy'ın başlarında Karesi topraklarında kaleme alınan ‘Gazilik Tarikası’ adlı bölümüyle dikkat çeken bir ilmihal kitabında gazilik, en helal kazanç yolu aynı zamanda ticaret, ziraat, sanat vb. meslek dallarının en başta geleni sayılmıştır. Aynı şekilde Osmanlılar zamanında da Akdeniz’de korsan faaliyetleri, beyliklerden tevarüs edildiği kadarıyla çoğu isimsiz deniz korsanları olarak yarı resmi faaliyetleri ile devam etmiştir.8

Braudel’in ifadesiyle denizciliğin tarihi kadar eski olan korsancılık, Doğu-Batı dünyası arasında (Hristiyanlık-İslamiyet’in ortasında) bulunan Akdeniz ve Ege’den başka yerlerde olandan daha doğal bir tavırdır. Ona göre Akdeniz’de korsanlığın dini, mezhebi, milleti yoktur.9

Korsan kavramı (İng. corsair), deniz eşkıyası, haydudu (İng. piracy), kelimesinden farklı bir anlam taşır. Ortaçağlarda Türk korsan kelimesini de türeten corso ve corsair kavramları kullanılırken, denizcilik faaliyetlerinde pirate yani eşkıya ve haydut kelimeleri kullanılmazdı. Pirate kelimesi, pejoratif bir anlam taşımakta ve faaliyetlerinin arkasında herhangi bir meşru otorite bulunmayan, uluslararası anlaşmalara aldırış etmeyip hiçbir kural tanımayan deniz eşkıyası için kullanılmaktadır. Korsanlık meşru bir faaliyeti tanımlıyordu. Bir siyasi otoritenin koruması altında hareket eden ve etseler de uluslararası anlaşmalara uymakla mesul Akdeniz korsanlığının töre ve adetlerine saygılı denizcilere korsan denilmekteydi. Braudel’in deyimiyle, “korsanlık, canlı adetleri, nizamları ve tekrar eden diyalogları ile yerinde olgunlaşmış kadim bir deniz eşkıyalığıdır. Hırsızlar ve soyulanlar adeta mükemmel bir oyun gibi önceden anlaşmamışlarsa da hep tartışmaya ve uzlaşmaya hazırdırlar”. Bu tartışmalar ve uzlaşmalar ile oturmuş adet ve gelenekler korsanlığın esaret, fidye ve ganimetin paylaşımı gibi birçok alanını düzenlemekte ve Akdeniz’in bu çok eski mesleğini belli sınırlar içine oturtmaktadır.10

Korsan kavramını Hristiyanlara ait gören Osmanlılar, kendi korsanları için levent ya da gönüllü levent tabirini kullandılar ki bu korsanlar, hukuk dışına çıktıkları zaman ‘harami levent’ olarak adlandırılmış ve cezalandırılmıştır. Faaliyetlerinin arkasındaki meşruiyeti bir hükümdardan alan Hristiyan korsanlardan farklı olarak Osmanlılar, korsanlarını her Müslümanın boynunun borcu olan gaza ve cihat yani İslami bir görev yerine getirir bir şekilde sunmaktaydı. Levent ile korsan arasındaki bu fark Fas kralının 17.yy'da imzaladıkları bazı anlaşmalarda da gözlenmektedir. Arapça’da korsan kelimesi aynen bulunmakla birlikte deniz eşkıyası için ‘lissü’l-bahr’, Müslüman leventler için de ‘gaziü’l-bahr’ terimleri kullanılmaktaydı.11

Mesela I. Haçlı Seferi ile ortaya çıkan ve Katolik Kilisesi tarafından onaylanan Saint Jean tarikatına bağlı korsanlar Akdeniz ve Ege kıyılarında gelişen politik ve ekonomik durumlardan yararlanarak Bizans toprağı olan adaları üs haline getirip Ege’de artmakta olan Türk denizciliğini engellemeyi yeni misyonları edindiler. Saint Jean şövalyelerinin (Hospitaller) temel işlevi, Haçlılara sağlık hizmeti sunmaktan öte Hristiyan donanmasına yardım ve tecrübeli denizci askerler yetiştirmekti. Müslümanlara karşı yürütülen kutsal savaşın meşruiyeti gereği faaliyetleri denetim altına alınmıyordu. Onlar kutsal toprakların zaptına kadar bitmeyen bir savaşın parçası olarak sürekli faal durumdadırlar.12

Deniz gazilerinin Kuzey Afrika’yı Hristiyan işgalinden kurtardığını savunan Prof. İnalcık, Osmanlı korsanlarını deniz gazileri olarak anar. Prof. Bostan, karanın gazileri gibi Osmanlı korsanlarının İslam hukukuna uygun bir kutsal savaş yaptıklarını savunmuştur: “Bu korsan denizciler/deniz gazileri düzenledikleri akınların şeri hukuka uygunluğunun bir delili olarak elde ettikleri beşte birden oluşan hissenin ulu’l-emr’e ait olan kısmını düzenli olarak padişaha teslim ediyorlardı. Denizde görülen korsanlar aslında Osmanlı ordusundaki gazi akıncılar gibidir ve sadece gaza ruhu ganimet arzusu ile hareket ederek karadaki benzerleri gibi düzenli teşkilata sahiptirler”.13

Bu korsanlar, karanın gazileri gibi daha sonra gelişen Osmanlı donanmasına önemli bir destek teşkil etmiştir. Osmanlıların Akdeniz’de güçlenmesiyle birlikte korsan gemileri devlet donanmasına katılmıştır. Bu korsanlar savaş zamanları dışında bağımsız hareket ederlerdi. Ünlü birer denizci olarak gördüğümüz Kemal Reis, Turgut Reis ve Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) aslında birer korsandılar ve sonradan devlet hizmetine girmişlerdi. Batılıların Barbarossa dedikleri Hızır Reis, İstanbul’a geldikten sonra yazdırdığı Gazavat-ı Hayreddin Paşa adlı eserde Hızır ve Oruç kardeşlerin gazi kimliği işlenmekte, Hristiyanları İslamlaştırma faaliyetleri mistik bir ruhla anlatılmaktadır.  

Batı Anadolu sahillerine ulaşan Selçukluların derhal denizlerde faaliyete başlaması önemlidir. Süleymanşah’ın ölümünden sonra İznik emiri olan Ebulkasım, fethettiği kıyı kenti Gemlik (Kios) limanında Bizans’la denizlerde mücadele edebilmek amacıyla gemi yapımını başlatmıştır. Kios’a Gemilik (Gemlik) adının verilmesi dikkat çeker. Ebulkasım’ın ünlü Türk denizcisi Çaka Bey ile de ilişkiler kurduğu bilinmektedir. Selçukluların Alanya ve Sinop’ta kurdukları tersaneler, sadece ticari değil, Akdeniz ve Karadeniz’de karşı sahillere kadar ulaşan korsancılık faaliyetleri ve askeri hedefler için de birer üs vazifesi görmüştü. Akdeniz kıyılarında Tekeoğullarının, Manavgat Emirliğinin, Alaiye Beyliğinin deniz korsanları Kıbrıs ve Rodos’u hedef alan birçok seferi olmuştur.  

Anadolu’da Türk istilası ve fethi gerçekleşirken Selçuklulardan bağımsız olarak hareket eden ve tam bir korsan profili çizen Çaka Bey (1081-1097), Anadolu’da Türk denizciliğinin ve korsancılığının öncüsü sayılır. İlk açık deniz Türk donanmasını inşa etmiş, Bizans donanmasını mağlup etmiştir. Çaka Bey’in İzmir, Urla, Foça, Ege Adaları ve sahillerinde kurduğu hakimiyeti çok kısa sürse de olsa kendisinden sonra gelen Gazi Umur, Turgut Reis gibi efsanevi Türk korsan ve denizcilerine örnek olmuştur.

14.yy'dan itibaren Türklerin korsancılık faaliyetlerinde etkin oldukları, Menteşe ve Aydın beylerinin Venedik, Girit Dükalığı, Kıbrıs Krallığı ile imzalanan daha sonra Osmanlıların Venedik ve Cenevizlilere verdikleri ahitnamelerde (imtiyaz) görülen Türk korsanları ile ilgili maddelerin çokluğundan anlaşılmaktadır.14

Gazi Umur, sahil bölgesinde gaza seferlerini örgütleyen ve bağımsız hareket eden bir gaza lideri durumundaydı. Diğer sahil beyliklerinden gelen deniz gazileriyle işbirliği halindeydi. ‘Gazi ve sultan es-sevahil’ unvanlarını taşıyan Menteşe beyi Ahmed Gazi,15 Saruhan ve Karesi sahil beyleriyle birlikte, Gazi Umur ile ittifak ederek Trakya’yı yağmalayıp dönüyorlardı. El-Ömeri, Balıkesir beyi Demirhan’ın Rum sahillerinde giriştiği korsancılık faaliyetlerini, “gemileri denizde rüzgârın önünde sanki uçarak gider, şehirler o gemilerden titrerdi” ifadesiyle sitayişle bahseder.16  

Candaroğulları zamanında Karadeniz’in ünlü korsanı Gazi Çelebi, Sinop’tan hareketle karşı sahilde Kırıma akıyor, Ceneviz kolonilerini yağmalayıp dönüyordu. Trabzon’u yangına çevirmişti. 1313’te en az 8 kadırgası olduğu söylenen Gazi Çelebi, deniz çarpışmaları sırasında sivri uçlu demir bir çubukla suya dalıp düşman gemilerinin gövdelerinde delik açmak suretiyle batmalarını sağlaması meşhurdur.17    

Aydınoğlu Gazi Umur

Yazıcızade Ali, Gazi Umur’dan Melik ül-guzat ve’l-mücahidin Gazi Umur Beg diye söz eder. Kendisinden haraç isteyen İlhanlı Timurtaş’a, “siz ne milletsiz ki biz size haraç virevüz. Biz haracı küffardan alırız. Siz Müslüman ve biz Müslümanız. Bizden haraç ne veçhile istersiz” dedi. Bu söz Timurtaş Paşa’ya hoş geldi; “Sayurgayub gazi yiğitmişsin var gaza kılmakda ol deyü gönderdi” ifadeleri, O’nun korsan ve gaza faaliyetlerini, efsanevi kişiliğiyle karışık anlatan Enverî’nin Düsturname’sinde geçmektedir. Bir gazi ve beylik sıfatıyla ilk icraatı bir Bizans şehri olan Alaşehri kuşatıp haraca bağlamasıdır. Eserde, Balkanlar’da fetihlerin başlaması sadece İslam gazilerinin başarısı olarak takdim edilir. Destana göre 18 yaşından itibaren 26 gaza yapan Gazi Umur, bütün hayatını gaza meydanlarında geçirdi. Batılı tarihçilerce Morbassan diye anılan Umur Bey, ayrıca Umur Paşa, Bahaeddin ve Gazi lakaplarıyla anılır.18

Aydınoğlu Mehmed Bey, Aydın ve çevresini aldıktan sonra yönünü denize çevirerek ele geçirdiği Ayasluk’ta (Efes-Selçuk), ilk donanmayı inşa etmişti. İzmir’in art bölgesini ve Yukarı Kalesini ele geçirerek bölgedeki Bizans hakimiyetine son vermiştir. Yukarı Kale bir süre Müslüman İzmir diye anılacak daha sonra Kadife Kale diye ünlenecektir. Aşağı İzmir’in deniz kıyısındaki Liman Kalesi bir süre daha Haçlılarda kalacaktır. Böylece İzmir’in tarihinde Müslüman İzmir ve Gâvur İzmir olarak ikili bir durum ortaya çıkacaktır. Oğlu Gazi Umur, Yukarı Kaleyi üs edinerek korsanlık faaliyetlerine başlamış, ilk ciddi askeri faaliyetini henüz 18 yaşında iken İzmir’e karşı yapmıştı.

Bizanslılar, Cenevizlilerin de yardımıyla İzmir’i bir ticaret ve kültür şehri yapmışlardı. Ayasluk, Efes, Artemis ve Balat gibi önemli dini merkezler bu bölgedeydi. İzmir Hristiyanlığın Anadolu kıyılarındaki son kalesiydi. Gazi Umur, kardeşi Hızır ile birlikte geliştirdiği donanmasıyla 1319’da Sakız Adası’na yaptığı bir baskınla İzmir’in çevresine hakim olmuştu. İzmir’deki Hristiyan hakimiyeti kesintisiz değildi. Bir ara Çaka Bey ve Selçuklular şehirde hakimiyet kurmuşlardı. Dolayısıyla İslam hukukuna göre burası darü’l-cihattı ve fethi gerekiyordu. Gazi Umur, iki buçuk yıllık bir kuşatmadan sonra Cenovalıların elindeki İzmir Liman Kalesi’ni ele geçirdi (1322).19 Böylece şehrin iki kesimi de Türklerin eline geçmiş oluyordu.

1334 yılında babasının ölümüyle ulu-beg sıfatıyla Aydınoğullarının başına getirildiğinde 25 yaşındaydı. Onun dönemi aralıksız gazalarla geçmiştir. İzmir’de takviye ettiği tersanede kurduğu güçlü donanma ile Adalar denizi hakimiyetini elde etmiş, Girit ve Kıbrıs’a seferler düzenlemiş, Gelibolu’dan Balkanlara çıkmış, Boğazlardan geçerek Karadeniz sahillerinde yağma akınlarında bulunup dönmüştür. Düsturname-i Enverî’ye göre Umur Gazi, 350 yelkenli gemi ve 2600 leventten oluşan donanmasıyla Boğazlardan geçip Karadeniz’e çıkmış, Kili ve Eflak ülkelerini yağmalayıp İzmir’e dönmüştür (1340). Bölgenin önemli bir askeri gücü olan Gazi Umur, Bizans’la da anlaşmıştı. İstanbul’da taht mücadelelerine müdahil olmuş, İmparator Kantakuzen’e karşı çıkan isyanları bastırmıştır. Bu yardımının karşılığında Trakya’dan Selanik’e kadar olan bölgeyi yağmalamış, Bizans’ı haraca bağlamış, yeni donanması için gerekli malzemeler, birçok hediye ve gazilere dağıttığı muazzam ganimetle dönmüştür. O, anlaşmaya sadık kalarak Rumeli’ye yerleşmeyi düşünmemiştir.

Gazi Umur, leventlerine bey fermanı ile denizci yaptığını, sonradan ‘Umurca oğlanlarıyız’ diye kendilerine üstünlük hissi duyacak olan Türk askerlerini deniz gazalarına teşvik etmişti. Onun kürekçilerinin Müslüman olduğu, Destan’da, Ya Muhammed! diyerek kürek çekmelerinden anlaşılmaktadır. Adı gazi ve korsan kelimeleriyle özdeşleşen Umur, babasıyla yaptığı bir tartışmada, kâfirlere karşı gazayı önlemenin, Tanrının emirlerine karşı gelme anlamına geleceğini söylüyordu.20 Gazi Umur, Destan’ında da geçtiği üzere İzmir’i alınca Hoca Salman’a adını ‘Gazi’ koyacağı büyük bir kadırga inşa etmesini istemişti. Gazi, bir kadırga ile yedi kayıktan oluşmaktaydı.21    

Destan’a göre İmparator ile Umur, kardeş oldular. Kantakuzen’in ‘sadık dostu’ Gazi Umur, bu sayede Ege’deki rakipleri Venedik ve Ceneviz’e karşı stratejik adaları elde ederek üstünlük sağlamıştır. Umur’un Adalar denizindeki faaliyetlerinin artması ve İzmir’in kaybı Latinler için ölümcül bir darbeydi. Bu nedenle bir Haçlı organizasyonu başlatan Latinler, şehri belli aralıklarla kuşatıyor ancak ele geçiremiyorlardı.

En son 1344 yılında Papa öncülüğünde harekete geçen Hıristiyan koalisyonun donanması Kadifekale dışında bütün Aşağı İzmir’i almıştır. Umur Bey, kıyı İzmir’i kaybettiği gibi tersane ve donanması da tahrip edildi. İzmir Liman Kalesinin düşmesinden sonra Umur ve Hızır kardeşler bütün güçleriyle yukarı İzmir’i savundular. Bundan böyle İzmir’i geri almak için savaşmaya devam eden Gazi Umur, diğer sahil beyliklerden ve Eretna Emirliğinden takviye alarak İzmir’i yeniden kuşattı. Ancak başarılı olamadı. Üstelik orada şehit düştü (1348).22 21 yıl din uğruna mücadele eden Umur’un son seferinde genç yaşta (39) şehit düşmesinin hazin öyküsü Enveri’nin Destan’ında uzun uzun anlatılır;

Onsekiz yaşı ata oldu suvar

Hem yeğirmi bir yıl etdi kar-zar

Eylemişdir ol yeğirmi altı gaza

Rahmet anun ruh-i pakine seza

Yediyüz hem kırk sekiz idi sal

Yaşı otuzdokuz etdi intikal

Hak anın ruhunu kılsun şadıman

Ravza-i cennet içinde her zaman  

Bu büyük Türk korsanının kaybından sonra İzmir Latinlerin eline geçtiği gibi Türklerin sahildeki faaliyetleri de akamete uğramıştır. Bu arada sadık dostunu kaybeden Kantakuzen, Gazi Umur’u aratmayacak güçlü bir müttefik arayışına girmişti. Bu defa yeni ve güçlü bir Türkmen beyi olan Orhan Gaziyle dostluk kurmuş, kızını onunla evlendirmişti.23

Artık Balkanlarda gaza bayrağını Osmanlılar devralıyor ancak bir farkla ki Umurca Oğlanları ve Osmanlı gazileri, Balkanlara bir daha dönmemek üzere yerleşeceklerdi. Kantakuzen gerçekten saf ve sadık bir dostunu kaybetmiş, yeni dostu ve damadı, Çimpe Kalesinden çıkmayarak farklı olduğunu göstermişti. Kaynaklarda Gazi Umurla Orhan Gazi arasında bir ittifak yapıldığına dair kayıt olmamakla beraber iki ayrı gazi komutan iki ayrı cephede savaşmakla birlikte bir ittifak görüntüsü vermişlerdi.

Sonuç 

Gazi Umur’un denizlerde kazandığı başarılar ve bu uğurda şehit olması Osmanlı denizcileri arasında efsanevi bir kişilik kazanmasına neden olmuştur. Osmanlı korsanları için timsal olmuştur. Geç devrin Osmanlı kaynakları onu minnet ve hayranlıkla anmaktadır. Balkanlara yerleşmiş olan Osmanlılar, Gazi Umur’un izinde olmaktan gurur duyar. 1350’lere gelindiğinde Osmanlı gazileri kendilerine Umurca Gazileri diyecekler, Umur Balkanların ilk fatihi olarak anılacak ve burada gaza akınlarının manevi önderi kabul edilecektir. Gelibolu’yu fetheden Süleyman Paşa’nın Gazi Umur’la görüştüğü kaydedilir. Saldılar küffarı hem Gazi Umur / Andan ol Aydın eline azmider / Anda geldi görüşür oldu sürur / pes Magalkara’ya gaziler gider27   

Son tahlilde Osmanlıların Rumeli’ye atlama taşı olan Gelibolu, yıllar önceden Gazi Umur ve diğer sahil beyliklerine ait gazilerin Avrupa’ya açılan kapısıydı. Çanakkale Boğazı’na ilk kaynaklar Gelibolu Boğazı demişlerdi. Bu yüzden Gelibolu, Osmanlıların ilk deniz üssü olmuş, ilk ciddi Osmanlı tersanesi ve donanması da burada inşa edilmişti. I. Mehmed zamanında Gelibolu tersanesinde yetişen deniz kurdu Çalı Bey, 1415’te Venedik’e karşı şehit olana kadar denizde savaşmıştır. Kemalpaşazade, tarihinde bu deniz gazilerinden bahsederken; “mevlid-i daru’l-guzat Geliboluydı ki ol diyarın doğan oğlanları timsah gibi su içinde büyürler, beşikleri ecel tekneleridir…”25  demiştir.

Rumeli gazisi iki Türkmen şehidi, Süleyman Paşa ve Gazi Umur’un hatıraları sözlü anlatımda bir geleneğe dönüşür. Özellikle Gazi Umur’un denizdeki gazaları, Osmanlı leventlerine ilham kaynağı olmuştur. Piri Reis’in Bahriye Teşkilatı, Tursun Beg, Oruc Beg gibi Osmanlı tarihleri, sözlü anlatım geleneğinden hareketle her iki şehidi velayet derecelerine çıkarır. Tursun Beg, Osmanlı donanması Kefe’ye çıkarken; “Eğer göre anı Gazi Umur Beg / Diye olmaya bu donanmadan yeğ…”26 diyerek Gazi Umur’un hatırasını yad eder. Osmanlı leventleri, bir kült gibi kutsiyet atfettikleri Gazi Umur üzerine yemin ederlerdi; “Aydın Beg oğlu Gazi Umur gemilere binüb gazalar iderdi. Al-i Osman beglerinden gemi ile gaza eden evvel Umur Paşadır. Nice kere velayeti zahir olmağın gaziler Umur Paşa canı içün deyü yemin iderlerdi….”27

Destan, Gazi Umur’un yeşil sancağından bahsederken Mora Seferi’nde 30 atlı ile on bin düşmanı bozması, bir kadırga ile on kadırgayı bozması gibi olağanüstü kahramanlılarından bahseder. Destan ve Mevlevi kaynağı Eflaki, Gazi Umur’un Mevlana’nın manevi himayesinde olduğunu ve çarpışmaların en şiddetli zamanında ortaya çıkarak hayatını kurtardığını belirtir.28

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Selahattin DÖĞÜŞ

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde Osmanlı sosyal tarihi üzerine çalışmalar sürdüren Selahattin Döğüş profesör doktor olarak öğretim üyeliği yapmaktadır.

Dipnotlar

1Paul Wittek, Menteşe Beyliği, çev. O.Ş.Gökyay, TTK Basımevi, Ankara 1999, s. 44.

2İdris Bostan, Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği, Kitap yayınevi, İst. 2006, s. 14.

3Halil İnalcık, ‘Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikleri, Bizans ve Haçlılar’, Türk Denizcilik Tarihi I, ed. İ. Bostan-S.Özbaran, İst. 2009, s. 32.

4İnalcık, a.g.m., s. 31.

5Anthony Luttrel, “1389 Öncesi Genişlemesine Latin Tepkileri”, Osmanlı Beyliği, Tarih Vakı Yurt yay., İst. 1997, s. 148.

6Tuhfetu’l-Kibar fi Esfaru’l-Bihar’dan naklen Ali Rıza Seyfi, Turgut Reis, İst. İkbal Ktp., Numro 2, 1327, s. 5. Gazi Umur gibi adı efsane ve mitlere konu olan en önemli Türk korsanlarından biri de Turgut Reis’tir. Turgut denilince akla Avrupalıları 50 sene mütemadiyen titreten bir mücahit geliyor. Katib Çelebi, Turgut reisin doğrudan levent yani korsanlık mesleğine girdiğini söyler; ‘derya levendine karışub şecaatle iştihar bulmağın..’ s.22. Batılılar Turgut’u ‘Dragut, The Corsair’ diye anar. Dragut ejderha anlamına gelen dragon’dan gelir. İslam kaynakları kendisini denizlerin aslanı, mücahidin-i şehid vb. adlarla anar. Turgut denilince her Osmanlı’nın hatta birçok ecnebinin nazar-ı tahayyülünde ‘korsan ve mücahidin-i şehit gazi’ hatıra geliyor. s.18. Bkz. Özlem Kumrular, “Turgut Reis’in 1550Yılındaki Faaliyetleri: Mit ve Gerçek Arasında Bir Denizci Figürü”, I.Turgut Reis Türk Denizcilik Tarihi Sempozyumu, Bodrum, 2011, s. 59-67. 

7Emrah S. Gürkan, “Batı Akdeniz’de Osmanlı Korsanlığı ve Gaza Meselesi”, Kebikeç, Sayı 33, Ank. 2012, 173.

8Şinasi Tekin, “XIV.yy.da Yazılmış Gazilik Tarikatı Gaziliğin Yolları Adlı Bir Eski Anadolu Türkçesi Metni ve Gaza / Cihad Kavramları Hakkında”, Journal of Turkish Studies, V/13, İst. 1989, 139.

9Fernand Braudel, II.Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası II, çev. M.A.Kılıçbay, Ank. 1993, 77.

10F.Braudel, II, s. 191.

11Gürkan, a.g.m., 175; Uğur Altuğ, “Osm. İmp.nun Akdeniz Siyasetinde Korsanların Rolü”, Doğu Batı, Yıl 9, S. 34, 2005, 291.

12Ayşe D. Atauz, “Haçlı Korsanlar: Saint Jean Şövalyeleri ve Akdeniz’de Haydutluk”, Kebikeç, 33, 2012, 206.

13 İ.Bostan, Adriyatik ve Korsanlık: Osmanlılar, Uskoklar, Venedikliler, 1575-1620, Timaş, İst. 2009, 20.

14Melek Delilbaşı, “Ortaçağlarda Türk Hükümdarları Tarafından Batılılara Ahitnamelerle Verilen İmtiyazlara Genel Bir Bakış”, Belleten, XLVII/185, 1983, s. 95.

15Paul Wittek, Menteşe Beyliği, TTK Basımevi, 1999, s. 121.

16El-Ömeri’den naklen, Zerrin G. Öden, Karası Beyliği, TTK Basımevi, 1999, s. 5.

17Selahattin Döğüş, ‘Batı Anadolu Sahillerinde Türk Korsanları / Deniz Gazileri’, Abdülkadir Yuvalı Armağanı, C.2, Kayseri 2015, s. 1236.

18Tuncer Baykara, Aydınoğlu Gazi Umur Bey (1309-1348), KB Yay., Ank. 1990, s. 9.

19Düsturname-i Enveri, haz. M.H.Yinanç, İst. 1928,  s. 19; E. Merçil, “Aydınoğulları”, TDV İA, Cilt 4, 239.

20İnalcık, Osmanlılar, Timaş, İst. 2010, s. 18.

21Yapdı bir ulu kadırga oldu şad / ol gemiye verdi paşa Gazi ad…” ,Enveri, s. 20.

22Düsturname-i Enveri, 98; Dukas Tarihi, Çev. VL. Mirmiroğlu, İst. Matbaası, 1956, 16.

23Destan’a göre Kantakuzen daha önce kızını Umur’la evlendirmek istemiş ancak o, kardeş oldukları için bunu reddetmişti, s. 85; Dukas Tarihi, 16;

24Düsturname-i Enveri, s. 83.

25Bostan, “İlk Osmanlı Deniz Üssü: Gelibolu”, Türk Denizciliği Tarihi, Boyut Yay., İst. 2009, s. 73.

26Tursun Bey, Tarih-i Ebu’l-Feth, haz. M. Tulum, İst. 1977, 169.

27Yusuf b. Abdüllatif’in Subhatu’l-Ebrar adlı eserinden naklen, Himmet Akın, Aydınoğulları Tarihi Hakkında Bir Araştırma, Ankara1968, 50.

28Eflaki, Menakıbu’l-Arifin, II, trc. T.Yazıcı, İst. 1989, 342.

 

Kaynakça

Baykara, Tuncer, Aydınoğlu Gazi Umur Bey (1309-1348), KB Yay., Ank. 1990.

Bostan, İdris, “İlk Osmanlı Deniz Üssü: Gelibolu”, Türk Denizciliği Tarihi, Boyut Yay., İst. 2009.

Bostan, İ., Adriyatik ve Korsanlık: Osmanlılar, Uskoklar, Venedikliler, 1575-1620, Timaş, İst. 2009.

Delilbaşı, Melek, “Ortaçağlarda Türk Hükümdarları Tarafından Batılılara Ahitnamelerle Verilen İmtiyazlara Genel Bir Bakış”, Belleten, XLVII/185, 1983.

Döğüş, Selahattin, ‘Batı Anadolu Sahillerinde Türk Korsanları / Deniz Gazileri’, Abdülkadir Yuvalı Armağanı, C.2, Kayseri 2015.

Düsturname-i Enveri, haz. M.H.Yinanç,  Türk Tarih Encümeni Külliyatı, İst. 1928.

Dukas Tarihi, Çev. VL. Mirmiroğlu, İst. Matbaası, 1956.

İnalcık, Halil, ‘Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikleri, Bizans ve Haçlılar’, Türk Denizcilik Tarihi I, ed. İ. Bostan-S.Özbaran, İst. 2009.

Wittek, Paul, Menteşe Beyliği, TTK Basımevi, 1999.

Zerrin G. Öden, Karası Beyliği, TTK Basımevi, 1999

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun