Sarı Saltuk Baba: Balkanlar'da Bir İslam Öncüsü

Sarı Saltuk Baba: Balkanlar'da Bir İslam Öncüsü

"Sarı Saltuk, hayatının sonuna kadar Dobruca’da bir Türkmen babası olarak İslâmlaştırma gayretinde olan bir Alperen-gazi derviştir."

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Alevî Bektaşî geleneği içerisinde Hacı Bektaş-ı Veli’den sonra aktüalitesini en fazla sürdüren Türkmen babası olarak kabul edilebilecek1 Sarı Saltuk,XIII. yüzyılda yaşamış, gerçek kimliği menkıbe ve efsanelerle iç içe geçmiş bir şahsiyettir.3 Sarı Saltuk hakkında ilk bilgi veren kitabı4 kaleme alan İbn Serrâc'ın 5; “Şeyh Saltuk, evliyanın büyüklerinden, tarikat önderlerinden ve seçkinlerden olup, pek çok kerametleri, açık burhanları, muazzam halleri, sayısız ve her zaman geçerli güzel menkıbeleri vardır”, 6 ifadeleriyle tanımladığı Sarı Saltk, gayrimüslimlerle mücadele eden bir alperen, gazi-derviştir.7

İbn-i Serrâc, Sarı Saltuk’ın şemaili hakkında da -kumral/sarışın olduğu gibi- bazı bilgiler vererek kendi eserini Şeyh’in8 (Sarı Saltuk) vefatından yaklaşık on sekiz yıl sonra yazdığını belirtmiştir. İbn-i Serrâc’ın "kendisine Şam’da çokça nasihat ettik" gibi ifadelerinden ve aktardığı bilgilerden Sarı Saltuk’ı çok iyi tanıdığı ve Saltuk’ın Deşt-i Kıpçak bölgesine gelmeden önce Suriye’de bulunduğu ortaya çıkmaktadır.Bu bağlamda Sarı Saltuk’ın özellikle de gençlik yıllarında Memluklular’la bir irtibatının olabileceği iddia edilmektedir.10

Saltuk’ın yaş itibariyle ve ilmi yönüyle meşhur İbni Teymiyye’ye benzediğini ifade eden11 İbn-i Serrâc, eserinde “Saltuk et-Türkî” başlığı altında,  Sarı Saltuk’ın Kıpçakça “Sakçı” denilen bir beldede oturduğu12, küffara karşı sefere çıktığı, birçok kerametinin olduğu, etrafındaki insanlara liderlik yaptığı, Rifaî tarikatı geleneğine mensup, gayrimüslimlerin içinde faaliyet gösteren, birçok kişinin ihtidasına vesile olan bir zat olduğu, sufiyane bir hayat yaşadığı,13 müvelleh14 bir derviş olduğu, 70 yaşlarında hicri 697 (miladi 1297/1298) tarihinde vefat ettiği, vefatından sonra na’şını farklı ülkelere götürmek isteyenlerin olduğu gibi Sarı Saltuk’la ilgili aydınlatıcı birçok önemli tarihi bilgi aktarır.15

Sarı Saltuk’ın Dobruca iskânı öncesi ve sonrası dönemde yaptığı faaliyetler hakkında fazla bilgi bulunmuyor. Hakkında ilk bilgileri -ilk verilere göre- İbn Batuta vermiştir. Onun hakkında daha sonra bilgi verenler, Yazıcıoğlu’nun Tevârih-i Âl-i Selçuk’u, Seyyid Lokman’ın Oğuznâme’si, Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’si, İbn Kemal’ın Târih-i Âl-i Osmân ve Müneccimbaşı Derviş Ahmed’in Câmiu’d-Düvel’idir.16 Machiel Kiel, İbn Batuta Seyahatnâmesi’nden çok önce 1316 yılında kaleme alınmış bir yazma esere ulaşarak bu konuda eser verenler arasında İbn Batuta’yı ikinci sıraya düşürmüştür17 ki bu eser İbn es-Serrâc’ın eseri olan Tuffâhul’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbâh isimli eseri olsa gerektir.18

Türkiye’de tarihi kaynakların dışında, bilimsel anlamda Sarı Saltuk’tan ilk bahseden kişi Şemsettin Sami’dir. Kamûsu’l-Âlam’ında Sarı Saltuk’ın Rumeli’de kerametler gösteren ve gazalarda bulunan bir evliya olduğunu söylemektedir.19 Evliya Çelebi’ye göre Buhârâ’lı olan20 Sarı Saltuk’ın soyu Battal Gazi’ye dayanmaktadır.21 M. 1210-1215 yıllarında Batı Karadeniz Bölgesi’nde doğup, XII. yüzyılın sonlarına doğru 1296-1300 yıllarında bugünkü Romanya’nın Dobruca bölgesinde şehit edildiği tahmin edilmektedir.22 Saltuk-nâme’ye göre ise Sarı Saltuk, doksan dokuz yıl yaşamış ve düşmanları tarafından zehirlendikten sonra hançerlenerek şehit edilmiştir.23

Sarı Saltuk’a izafe edilen on altı makamının bulunduğu bilinmektedir. Bunlar Tunceli-Hozat; Diyarbakır, Niğde-Bor; Kütahya-Tavşanlı; İznik; İstanbul-Rumeli Feneri; Kırklareli-Babadağı; Edirne; Sinop; Denizli-Nazilli; Romanya-Dobruca; Kırım; Lehistan; Bulgaristan; Bosna Hersek ve Dimatoka’daki türbelerdir.24

Babasının adı Seyyid Hasan olup, Melik Danişmend Gazi’nin25 gazalarından biri olan Amasya Kalesi Kuşatması’nda şehit düşmüştür.26 Üç yaşındayken babasız kalan Saltuk'ın yetiştirilmesini Seravil adındaki bir lala üstlenmiştir. Bu şahıs onu devrin ulemâsından Abdülaziz adındaki bir zata teslim etmiş, Saltuk da ondan ilim tahsil etmiştir. Babasının ölümüyle birlikte kesilen “dirlik” sebebiyle geçim sıkıntısına düşer. Sebüktekin soyundan gelen Sultan Süleyman Şah’tan ona dirlik bağlaması rica edilir. O da babasının dirliğini o sırada on dört yaşına ulaşmış olan Sarı Saltuk’a bağlar.27

Saltuk’ın tarih sahnesinde ilk görünüşü, Anadolu Selçuklu Devleti’nin Moğol hâkimiyeti altına girmesinden itibaren baş gösteren saltanat mücadeleleri dönemine rastlar. 1240 yılındaki Babaîler İsyanı’nın28 akabinde zayıflama emareleri gösteren Anadolu Selçuklu Devleti, 1243 Kösedağ savaşı ile fiilen Moğollara yenik düşer. O sırada tahta oturan II. Gıyaseddin Keyhusrev acz içerisindedir. Moğollar, Anadolu topraklarını peyderpey almaya başlarlar. 1246’da ölen II. Gıyaseddin Keyhusrev, arkasında üç şehzade bırakır. II. Gıyaseddin Keyhusrev’in küçük oğlu Alaaddin’i veliaht tayin etmesine rağmen, dönemin dirayetli veziri Celaleddin Karatay’ın önerisiyle üç şehzadenin birlikte tahta oturmasına karar verilir. Vezir Celalettin Karatay da saltanat nâibi olur. Ancak diğer devlet adamlarının bazıları taht konusundaki farklı düşüncelerinden dolayı kargaşa başlar. Bunun akabinde Anadolu Selçuklu Devleti’nde uzun bir müddet devam edecek olan taht kavgaları baş gösterir.29

Dönemin bazı devlet adamları Rükneddin’i (II. Kılıçarslan), tek başına tahta çıkarmak için harekete geçerler. Celaleddin Karatay ise ağırlığını İzzeddin’den (II. İzzeddin Keykavus) yana koyar. En küçük şehzade olan II. Alaaddin Keykubat ise Moğolların desteğiyle tahta tek başına oturma planı yaptığı şüphesiyle ağabeyleri tarafından öldürtülür. Böylece Selçuklu tahtı iki sultana kalmış olur. Ne var ki, iki devlet adamının arasının açılması sonrasında taht kavgası devam eder. Uzun mücadeleler ve savaşlara sahne olan -toplam on altı sene- taht kavgasından sonra, Moğolların desteğiyle IV. Rükneddin Kılıçaslan galip gelir. Annesi Bizans imparatorluk ailesine yakın bir rahibin kızı olan II. İzzeddin Keykavus, karısı, iki oğlu, annesi ve meşhur iki dayısı Kir Haye ve Kir Kedid ile Antalya’ya geçer. Burada, anne tarafından yakınlığı olan Bizans İmparatoru VIII. Mihail Paleologos’a elçi göndererek kendisini, ailesini ve yakın adamlarını yanına alması için ricada bulunur. Talebi olumlu karşılanınca II. İzzeddin Keykavus, Bizans başkentine ayak basar.30

Bizans İmparatoru’ndan ciddi yakınlık ve iltifat gören II. İzzeddin Keykavus, belirli bir zaman sonra İmparator’un huzuruna çıkıp şehir hayatının kendilerini sıktığını, kendilerine kışın kışlayacak, yazın da yazlayacak bir arazi tahsis edilmesini ve buraya Anadolu’dan kendilerine tabi Türkmenleri getirtip birlikte yerleşmek istediklerini ifade eder. İmparator VIII. Mihail, Türkmen boylarının getirtilme talebinden şüphelense de, bu arzuyu kabul ederek onlara Bizans ile Deşt-i Kıpçak arasındaki -bugün bir kısmı Bulgaristan bir kısmı Romanya sınırlarında Karadeniz’e sahili olan- o vakitler gayri meskûn olan Dobruca arazisini tahsis eder. İşte yaşanan bu olaylardan sonra 1263-64 yıllarında Sarı Saltuk’ın liderliğindeki “Türkmen İskânı” başlamış olur.31

Yaklaşık on-on iki bin kişilik Çepnilerden oluşan bir Türkmen aşireti bu iskânı gerçekleştirir.32 Bu Çepniler, Balıkesir yöresinde Karasioğulları havalisinde yaşayan Türkmenlerdir.33 İşte Sarı Saltuk, bu grubun liderliğini yaparak II. İzzeddin Keykavus’un isteğiyle bu iskânı gerçekleştirmiştir. Ancak II. İzzettin’in neden Sarı Saltuk’ı bu konuda tercih ettiği hususunda kaynaklarda herhangi bir bilgi bulunmuyor. Bu konuda şöyle bir tahmin yürütülebilir: II. İzzeddin Anadolu’da Moğol hâkimiyetine karşı bir politikadan yana tavır takınmış olduğundan kendisi gibi Moğollardan hoşlanmayan Türkmenlerle yakınlık kurmuştur. II. İzzeddin’in Sarı Saltuk’ı seçmesi bu çerçevede gerçekleşen bir ilişkiden kaynaklanmış olabilir.34

Sarı Saltuk, yönetimindeki Türkmen aşiretiyle hemen Dobruca’ya gitmemiş, önce Konstantinopolis’e uğramıştır. İskân gerçekleştikten sonra II. İzzeddin, Bizans İmparatoru’na düzenlemeye çalıştığı komplodan dolayı tutuklanmıştır. II. İzzeddin, Altın Ordu Devletinin Han’ı Berke Han tarafından kurtarılmıştır. Akabinde II. İzzeddin ve Dobruca’daki Türkmenler, Deşti Kıpçak’a yerleştirilmiştir. Burası da tıpkı Dobruca gibi steplerle kaplı bir bölgedir. II. İzzeddin Altın Ordu Devleti’nin başkenti Saray’da on beş sene yaşadıktan sonra vefat eder. II. İzzeddin’in vefatından sonra Berke Han’dan müsaade alan Türkmenler Sarı Saltuk’ın liderliğinde Dobruca’ya geri dönerler, bu Türkmen grubunun  hem dinî hem de siyasî lideri yapan Sarı Saltuk'dır.35

Yukarıda belirtildiği üzere Sarı Saltuk hakkında ilk bilgi verenlerden biri olan İbn Batuta’nın Seyahatnâme’sinde konuyla ilgili kısa bir bölüm bulunmaktadır: “Nihayet Baba Saltuk adıyla tanınan Türklerin yaşadıkları toprakların sonu olan yere geldik. Baba, bütün Barbarlarda olduğu gibi aynı kavramı ifade etmektedir. Yalnız bunlar “ba”yı kalın söylemekte idiler. Kendi inançlarına göre Saltuk insanüstü birtakım güçlere sahip imiş. Ancak anlatılanların dinimizin kaideleri ve umdeleri ile bağdaşmasına imkân yoktur.”36

Sarı Saltuk hakkında fazla bir bilgi bulunmaması İbn Batuta’nın asıl notlarının kaybolmasıyla alakalı da olabilir. Batuta’nın yukarıdaki ifadelerinden, Sarı Saltuk’ın ölümünden yaklaşık elli yıl sonra onun yaşadığı yerlere gittiği ve Sarı Saltuk isminin de bu süreçten sonra bir kült haline geldiği görülmektedir.

Saltuk’ın bu bölgede itibar gören biri olması; Bizans İmparatoru tarafından rehin alınan ve rahip olarak yetiştirilmeye çalışılan II. İzzettin’in oğlunu rica edip geri almasıyla anlaşılıyor. Çocuk, Sarı Saltuk eliyle yeniden İslâm’a dönmüş ve onun müridi olmuştur. Daha sonradan Barak Baba diye ünlenen İsmailî derviş işte budur.37

Balkanlar’da Sarı Saltuk’ın faaliyetleri sonucu oluşan bir İslâmlaşma sürecinden bahsedilebilir. Bu zât iskân reisi olarak maiyetindekilerle birlikte etrafa birtakım gazalar düzenlemiştir. Ancak Sarı Saltuk sistemli bir şekilde İslâm propagandası yapan bir misyoner değildir. Saltuk, hayatının sonuna kadar Dobruca’da -diğer Türkmen babaları gibi- İslâmlaştırma gayretinde olan bir Alperen-gazi derviştir.38

 
beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar
[1]Ahmet Yaşar Ocak, “Balkanların İslamlaşması Sürecinde Sarı Saltık’ın Yeri ve Bazı Problemler Sarı Saltık’ın Kimliği ve Tarihsel Rolü”. Toplumsal Tarih c. 17, sy. 97 (Ocak 2002): 25.
[2] Sarı Saltık’ın isminin telaffuzu konusundan ortak bir kullanım yoktur. 
[3] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık: Popüler İslam’ın Balkanlardaki Destanî Öncüsü (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yay., 2002), VII.
[4] Bu eser Nejdet Gürkan, M. Necmettin Bardakçı, M. Saffet Sarıkaya tarafından yapılan bir çalışma dâhilinde tercüme edilip neşredilmiştir. Kitap Yayınevi, İstanbul, 2015.
[5 Muhammed b. Ali İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbâh, Haz. Nejdet Gürkan, M. Necmettin Bardakçı, M. Saffet Sarıkaya (İstanbul: Kitap Yay., 2015), 61.
[6] İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 324.
[7] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 71, 127; İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 67.
[8] İbn es-Serrâc, Sarı Saltık için bazen “Şeyh” ifadesini kullanıyor.
[9] İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 325-26.
[10] İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 65.
[11] İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 325.
[12] Bugünkü adıyla Byelgorod-Dinyestrovski şehri civarında. Bkz.: İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 65.
[13] İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 67.
[14] Bu kavram için bkz.: İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 48-51.
[15] Ayrıntılı bilgi için bkz.: İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 319-327.
[16] Kemal Yüce, Saltuk-Nâme’de …Efsanevî Unsurlar, 20; M. Fuad Köprülü, “Abu’l-Hayr-ı Rumi, Saltuknâme (XV. Asır)”, TTK, Belleten, VII/ 27, (Ankara 1943): 430.
[17] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, s. 4.
[18] Ayrıntılı bilgi için bkz.: İbn es-Serrâc, Tuffâhul’l-Ervâh, 18
[19] Kemal Yüce, Saltuk-Nâme’de …Efsanevî Unsurlar, 50.
[20] Franz Babinger-Fuad Köprülü, Anadolu’da İslâmiyet, çev. Ragıp Hulusî, haz. Mehmet Kanar, (İstanbul: İnsan Yay., 1996), 37; Kemal Yüce, Saltuk-Nâme’de Tarihî, Dinî ve Efsânevî Unsurlar (Ankara: Kültür Bakanlığı Yay., 1987), 77.
[21] Abülbaki Gölpınarlı, Vilâyet-nâme Manâkıb-ı Hünkâr Hacı Bektâş-ı Velî (İstanbul: İnkılap Kit., t.y.), VII.
[22] Kemal Yüce, Saltuk-Nâme’de …Efsanevî Unsurlar, 100.
[23] Şükrü Haluk Akalın, “Ebü’l-Hayr-ı Rûmî Saltuk-nâmesi”, Türk Kültürü Araştırmaları yıl- XXXII/ 1-2, 64.
[24] Talip Tuğrul, “Tunceli Alevîliğinde İnanç ve İbadet (Sarı Saltık Ocağı Örneği)”, (Yüksek Lisans tezi, Marmara Üniversitesi, 2006),  42.
[25] Melik Danişment Gazinin gazalarının merkez üssü olan Harcanevan olup, bugünkü Amasya şehrine tekabül etmektedir. Bkz.: Kemal Yüce, Saltuk-Nâme’de …Efsanevî Unsurlar, 83.
[26] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 39
[27] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 39
[28] Ayrıntılı bilgi için bkz: Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu’da İslam-Türk Heterodoksisinin Teşekkülü (İstanbul, Dergâh Yay., 2000).
[29] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 18-19.
[30] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 19, 26.
[31] Grace M. Smith, “Some Turbes/Maqams of Sarı Saltuq, An Early Anatolian Turkish Gazi-Saint”, Turcıca XIV, (1982), 216; Ahmet Yaşar Ocak, “Sarı Saltuk ve Saltuk-nâme”, Türk Kültürü XVII, sy. 197 (1978): 266; Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 26, 30.
[32] Franz Babinger“Sarı Saltık Dede” İslâm Ansiklopedisi, c. X (İstanbul: Milli Eğitim Bas., 1979), 220-221;  Abülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre ve Tasavvuf (İstanbul: İnkılap Kit., 1992), 28.
[33] Michael Kiel, “Sarı Saltık ve Erken Bektaşilik Üzerine Notlar”, trc. Fikret Elpe, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi sy. 9, (1980/2): 27; M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s. 55.
[34] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, s. 71.
[35] G. Leiser, “Sarı Saltık Dede”, EI2, IX: 62; Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 67.
[36] İsmet Parmaksızoğlu, İbn Batuta Seyahatnâmesinden Seçmeler (İstanbul: Milli Eğitim Bas., 1971), 102.
[37] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 80; ayrıca bkz.: Ahmet Yaşar Ocak, “Barak Baba”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, c. 5 (İstanbul: TDV Yay., 1992), 61-62.
[38] Ahmet Yaşar Ocak, Sarı Saltık, 127.
 

 

Kaynakça
Akalın, Şükrü Haluk. “Ebü’l-Hayr-ı Rûmî Saltuk-nâmesi”. Türk Kültürü Araştırmaları yıl- XXXII/ 1-2, 63-87, Prof. Dr. Zeynep Korkmaz’a Armağan Sayısı.
Babinger, Franz. “Sarı Saltık Dede”. İslâm Ansiklopedisi. X: 220-221. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1979.
Babinger, Franz - Köprülü, Fuad. Anadolu’da İslâmiyet. çev. Ragıp Hulusî, haz. Mehmet Kanar. İstanbul: İnsan Yayınları, 1996.
Gölpınarlı, Abdülbaki. Vilâyet-nâme Manâkıb-ı Hünkâr Hacı Bektâş-ı Veli. İstanbul: İnkılap Kitapevi, ts.
— Yunus Emre ve Tasavvuf. İstanbul: İnkılap Kitapevi, 1992.
İbn es-Serrâc. Muhammed b. Ali. Tuffâhul’l-Ervâh ve Miftâhu’l-İrbâh. Haz. Nejdet Gürkan, M. Necmettin Bardakçı, M. Saffet Sarıkaya. İstanbul: Kitap Yayınevi, 2015.
Kiel, Michael. “Sarı Saltık ve Erken Bektaşilik Üzerine Notlar”. trc. Fikret Elpe. Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi. İstanbul. sy. 9, (1980/2): 25-36.
Köprülü, M. Fuad. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 1991.
—  “Abu’l-Hayr-ı Rumi, Saltuknâme (XV. Asır)”, TTK, Belleten, VII/ 27, (Ankara 1943): 430-441.
Leiser, G.. “Sarı Saltık Dede”. EI2. IX: 62-63.
Ocak, Ahmet Yaşar. Babaîler İsyanı Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu’da İslam-Türk Heterodoksisinin Teşekkülü. İstanbul: Dergâh Yayınları, 2000.
— Sarı Saltık: Popüler İslam’ın Balkanlardaki Destanî Öncüsü. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2002.
— “Barak Baba”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.  5: 61-62. İstanbul: TDV Yayınları, 1992.
—  “Sarı Saltuk ve Saltuknâme”. Türk Kültürü XVII. sy. 197 (1978): 266-275.
—     “Balkanların İslamlaşması Sürecinde Sarı Saltık’ın Yeri ve Bazı Problemler Sarı Saltık’ın Kimliği ve Tarihsel Rolü”. Toplumsal Tarih c. 17, sy. 97 (Ocak 2002): 25-30.
Parmaksızoğlu, İsmet. İbn Batuta Seyahatnâmesinden Seçmeler. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1971.
Smith, Grace M.. “Some Turbes/Maqams of Sarı Saltuq, An Early Anatolian Turkish Gazi-Saint”. TURCICA XIV (Paris, 1982): 216-222.
Tuğrul, Talip. “Tunceli Alevîliğinde İnanç ve İbadet (Sarı Saltık Ocağı Örneği)”, Yüksek Lisans tezi, Marmara Üniversitesi, 2006.  
— “Sarı Saltık’ın Tarihî ve Menkıbevî Hayatı”, Türk Dünyası Bilgeler Zirvesi: Gönül Sultanları Buluşması Bildirileri, 26-28 Mayıs 2014, (Cilt 2, ss. 117-129), Eskişehir: Türk Dünyası Kültürü Başkenti Ajansı Yayınları.
—  “Sarı Saltık’ın Tunceli-Hozat Makamı ve Tunceli-Hozat Sarı Saltık Ocağı”, 2. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Hoşgörü ve Barış Sempozyumu Bildirileri,  8-10 Ekim 2015, (ss. 534-547), Nevşehir: Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi.
Yüce, Kemal. Saltuk-Nâme’de Tarihî, Dinî ve Efsânevî Unsurlar. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1987.
 
DİĞER MAKALELER
Sarı Saltuk Baba: Balkanlar'da Bir İslam Öncüsü
Osmanlı Tarihi
Osmanlı’da Şehzadelik Kurumu: Şehzadeler Nasıl Yetişirdi?

Osmanlı Devleti’nde hükümdardan sonra tahtın meşru varisleri olan şehzadeler, padişahların erkek çocukları olup, Osmanlı veraset anlayışı gereğince taht üzerinde yegâne hakka sahip kişilerdir. Bu hak şehzadelerin padişahtan sonra tahta geçebilmelerini sağlamış olup, bu konuda kuruluş yıllarından itibaren farklı uygulamalar yaşandı. Daha ziyade merkezi yönetim anlayışına dayalı bir devlet politikası içerisinde hareket eden Osmanlı Devleti’nde, şehzadelik makamına büyük saygı duyulmuş ve hanedanın en imtiyazlı sınıfı olarak kabul edilirdi. Bu durum şehzadelerin gelecekte tahta çıkması muhtemel bir padişah gibi yetiştirilmesini ve iyi bir eğitim almalarını gerekli hale getirdi. Bu eğitimler çocuk yaşlardan itibaren ve ilk olarak sarayda başlamaktadır. Yine XVI. yüzyılın sonlarına kadar sancaklara gönderilerek yönetim tecrübesi kazanan şehzadelerin yetiştirilmesindeki usuller, XVII. yüzyılın başlarından itibaren uygulanan yeni ekberiyet sistemi ve bu sisteme bağlı olarak getirilen kafes uygulamasıyla tamamen değişti. Bu sistem devletin yıkılışına kadar yine birtakım değişimler yapılmakla birlikte yürürlükte kalmış ve durum yönetim tecrübesinden yoksun padişahların başa geçmesine sebep oldu. Tüm bu durumlar bize Osmanlı tarihinin her döneminde oldukça önem verilen şehzadelik kurumunda zaman içerisinde dönemin şartları gereğince bir takım düzenleme ve değişikliklerin yapıldığını göstermektedir. Yazımızda bu değişimlerin ne zaman/nasıl ve niçin olduğuna dair soruların kısa cevapları verildi. Nitekim şehzadelik ile ilgili bu değişimlerin tespiti, kurumun işleyişi ve Osmanlı Devleti’nin geleceğini nasıl etkilediğine dair ipuçlarını bize göstermektedir. Bu sebeple yazımızda şehzadelerin doğumları ve bu süreçteki uygulamalar, çocukluk yılları, eğitimleri ile gençlik ve şehzadelik yıllarına dair bilgiler bulacaksınız.

Sarı Saltuk Baba: Balkanlar'da Bir İslam Öncüsü
Eski Çağ Tarihi
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü

Solunum, beslenme ve barınmadan oluşan zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yalnızca ikincisi bu denli seçici özelliklere tabi tutulmuştur, üçüncüsünün zorunluluk mu yoksa seçim mi olduğu konusu hala tartışmalı olmakla birlikte Neolitik Çağ’dan beri artan oranlarda seçime tabi tutulduğu ortadadır. Paleolitik Çağ’da yaşayan atalarımız protein ihtiyaçlarını başlarda karada ve suda yaşayan küçük boyutlu hayvanları avlayarak karşılıyordu, toplumsal yapıdaki gelişme ve artan nüfus daha büyük boyutlu hayvanların da avlanmasına olanak sağladı. Paleoantropologlar bu işin erkekler tarafından gerçekleştirildiği tezini ortaya atarken kadınların da çevreden toplayabildikleri kadar tahıllar, kök sebzeler, meyveler, fındık-ceviz gibi sert kabuklu yemişlerle menüyü zenginleştirmeye çalıştıklarını söyler. Onların bu faaliyetleri Neolitik Çağ’da tarımın doğuşuna ön ayak olmuş olabilir. Bu süreçte artık insanoğlu her yıl elde ettiği besin maddelerinin en iyi türünü evinin yanındaki tarlaya ekerek daimi besin kaynağına ulaşırken ağıllarına koyduğu et kaynaklarını uysal türler arasından seçmeye dikkat etmiştir. Mağara duvarlarındaki av sahneleri ile yerleşim yerlerinde ele geçen fosilleşmiş yiyecek artıkları tarih öncesi insanının beslenme alışkanlıklarına en açık şekilde tanıklık yapan izlerdir. İnsanoğlu yaklaşık 8 bin yıl boyunca arkasında tek bir satır yazılı iz bırakmadan bu şekilde yaşadı. Mısır ve Mezopotamyalılar yediklerini bir şekilde kayda geçiren ilk uygarlıklar oldular. Onlar hala tahıl temelli beslenip av hayvanları ile protein sağlıyorlardı. Ancak artık tapınaklarda tanrıları adına kestikleri kurbanlar da zengin bir kaynak oluşturdu. Daha sonraki uygarlıklar mutfak kültürleriyle ilgili daha fazla kayıt tutmaya başladılar. M.Ö. I. bin yıla gelindiğinde Anadolu ve batısındaki topraklarda zenginlikle doğru orantılı olarak gelişen bir mutfak kültürü oluşmaya başladı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun