Kadın Alplardan Baciyan-ı Rum'a Türklerde Kadın Savaşçılar

Kadın Alplardan Baciyan-ı Rum'a Türklerde Kadın Savaşçılar

Türk sosyal yaşantısında kadının çeşitli alanlarda elde ettiği aktif rol, İslam öncesi Türk toplum yapısında olduğu gibi İslam sonrası süreçte de devam etti. Askeri ve siyasi işlerde aktif rol alan kadınlar, binicilik, silahşorluk ve kahramanlık gibi erkeğe has görülen hususlarda önemli başarılar elde edip hayatın çeşitli alanlarında erkeğe denk bir karaktere büründü. Türklerin İslamiyeti kabulünden sonra, diğer Müslüman İran ve Arap toplumlarından farklı olarak bu dönemde de mevcut konumunun devamlılığını sağladı. Oğuznamelerde ve Dede Korkut hikâyelerinde yiğit kadın savaşçılar alp görevi üstlenirken, Osmanlı Devleti’nde Anadolu ve Balkanların Türkleşme ve İslamlaşmasında önemli katkıları bulunan Bacıyân-ı Rumlar Türk sosyal, askeri ve siyasal yaşantısında önemli rol oynadılar.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Ziya Gökalp’e göre eski Türklerde kadınlar, Amazon idiler. Erkekler kadar binicilik, silahşorlük ve kahramanlık hususunda ustadırlar. Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar gelen süreçte Türk toplumunda kadın önemli siyasi ve askeri roller üstlenmiştir. Türk destanlarından Orhun kitabelerine, Dede Korkut hikâyelerinden Anadolu’da yazılmış menkıbe ve vilayetnamelere, yazılı ve sözlü edebiyat ürünlerimize baktığımızda hayatın her alanında kadını aktif olarak görmek mümkündür. İslamiyet’ten sonra da Türk kadını, diğer Müslüman, İran ve Arap toplumlarından farklı olarak bu önemli mevkiini sürdürmüştür. Her dönemde Türk kadını (Hatun) protokolde hükümdarın yanındadır. İlk Müslüman Türk devletlerinde hanedan mensubu olsun olmasın Hatunların özel askeri birlikleri vardı. Hanedan mensubu Hatunlar ayrıca özel bir hazineye sahiptiler ve taht kavgalarında faal rol alırlardı. İranlı bürokrasinin etkili olduğu Selçuklularda ünlü vezir Nizamülmülk, Siyasetname’sinde kadınların siyasi ve askeri işlerden el çektirilmesi gerektiğini yönetime bildirdiğinde sözleri pek yankı bulmamıştır.

Orhun Kitabeleri’nde Hatun’un adı Hakan’dan hemen sonra gelmektedir. Hatun’un imzasının bulunmadığı bir anlaşma geçersizdir. Oğuznamelerde ve özellikle Dede Korkut Kitabı’nda yiğit savaşçı Alplar Teşkilatı içerisinde kadın alplar önemli bir yer işgal etmektedir. İyi bir binici ve at sırtında çok iyi ok kullanan kadın alp, ava çıkmakta ve gerektiğinde obasını düşman saldırılarına karşı koruma da aktif rol almaktadır. Eski Türklerde üst kimliği temsil eden Alp, farklı bir toplumsal sınıfı ifade eder. Atıyla bütünleşmiş örnek bir savaşçı olan Alp’la evlenebilmesi için kadının da aynı meziyetleri taşıması gerekir.

Alplar Teşkilatı varlığını Anadolu’da da uzun süre devam ettirmiştir. Fuat Köprülü’ye göre Aşıkpaşazade’nin Gaziyân-ı Rum (Anadolu Gazileri Teşkilatı) diye ifade ettiği zümre, Alplar Teşkilatı’ndan başka bir şey değildir. Aşıkpaşazade’den birkaç kuşak önce Anadolu’da Garibname’sini yazan Aşık Paşa da eserinde Alplar’dan ve mistik savaşçılar olan Alp-erenlerden sitayişle bahsetmektedir. Din savaşçıları olan Alperenler, farklı adap ve erkanı bulunan bir tarikat olarak ele alınırken, Gaziler sınıfı ile dini ve toplumsal anlamda hiçbir fark gözetilmemektedir. İslami kültürün etkisiyle zamanla Alplığın yerini Gaziliğin aldığı anlaşılmaktadır.  

Doğu’da Moğollar Batı’da da Haçlı saldırıları ile kendilerini Anadolu’da bir ateş çemberi içerisinde bulan Türkler arasında Alplık bir evrim geçirerek Alp-erenliğe ve Gaziliğe dönüşecektir. İslami-Arap literatüründe karşılığı bulunmayan kadın savaşçılar, Anadolu’da Bacıyân-ı Rum (Anadolu Bacıları Teşkilatı) olarak anılmıştır. Selçuklu kaynaklarında Moğol istilası sırasında Anadolu şehirlerinin savunmasında Bacıyân-ı Rum mensuplarının da bulunduğu kaydedilmektedir. Osmanlı Devleti’nin kurulduğu dönemde Bizans sınırlarında diğer askeri organizasyonlar gibi Bacıyân-ı Rum’un da çok önemli askeri roller üstlendiği görülmüştür. Ortaçağ Anadolu’sunda faaliyetlerini gördüğümüz Bacıyan-ı Rum, Asya menşeli İskit ve Saka gibi Türklerle organik bağı olan kavimler arasında bulunduğu öne sürülen Eskiçağ Anadolu’sunun kadın savaşçıları Amazonlarla karşılaştırılmıştır.

Türklerde Kadınların Siyasi ve Askeri Rollerine Kısa Bir Bakış

Sosyo-iktisadi hayatı hayvancılık, avcılık ve akıncılığa dayanan Türk toplumunda kahramanlık ve yiğitlik geleneği önemli bir değer taşır. Oğuzlar arasına çok önemli bir unvan olan Alp sözcüğü,  kahraman, yiğit, cesur, güç anlamlarına gelmektedir. Kadın örneklerinin de bulunduğu Alp, bir sıfat ya da isim ve kabile teşkilatı içerisinde savaşçı bir sınıfa verilen asalet unvanı olarak geçer. İslam’ın kabulünden sonraki dönemlerde de bu yeni dinin gaza ve cihat kavramlarına verdiği önemle Türkler kahramanlık seciyelerine daha da kutsal bir anlam yükleyecek ve başta halk edebiyatımızın ürünlerinde olmak üzere yazılı ve sözlü birçok kaynakta kahramanlık serüvenleriyle dolu eserler nesilden nesile aktarılarak, ilmihal kitapları gibi, en çok okunan eserlerin başında gelmiştir. Tabiat şartlarıyla olduğu gibi göçebe yaşam tarzından kaynaklanan durumundan dolayı Türk kavimleri sürekli olarak güçlü düşmanlarla mücadele içerisinde bulunmuştur.  Bu nedenle hayatta kalabilmek için alplık ve kahramanlık değerlerini sürekli olarak zinde tutmak zorunda kalmıştır. İmtiyazlı bir sınıf olan alp teşkilatına girebilmek için yiğitliğe dayalı ferdi bir meziyet gösterilmesi en önemli şarttı.1

Divan-ı Lügati’t-Türk ve Kutad-gu Bilig gibi eserlerde efsanevi Türk hükümdarı Alp er-Tunga’dan bahsedilmekte ve Türk hanedanları soylarını hep bu büyük Türk kahramanına dayandırmaktadır. Eski Türklerde kahramanların atlarına da alp unvanı verilirdi ki at, alpın en önemli aracıdır. Öyle ki alp atından tanınırdı. Atı ölen alp bir hiçtir artık. Orhun Kitabeleri’nde Kül-tigin’in atı, Alp-şalcı adını taşır. Köroğlu destanından da anlaşıldığı gibi Kır atı öldükten sonra ancak Köroğlu ölecektir. “At sahibine göre kişner” atasözü alplık dönemlerinden günümüze kadar gelmiştir.

En eski Türk inancına göre Han ile Hatun gök ile yerin evlatlarıdır.2 Eski Türk toplumlarında Kağan (Hakan) ve Kağatun (Hatun) müşterek bir şekilde ili (ülkeyi) idare ederlerdi. Bilge Kağan Kitabesi’nde “Türk Tanrısı, Türk milleti yok olmasın diye babam İl-teriş Kağan ile anam İl-Bilge Hatunu gönderdi” denmektedir3. Eski Türk devlet teşkilatında erkekler kağanlığa yükselirken olduğu gibi kadınlar da Hatunluk makamına yükselirken bir merasim uygulanır ve İl Bilge Hatun unvanı verilirdi. Uygur çağı kitabelerinde bu hususta devlet meclisi “Tengride Bolmış İl Etmiş Bilge Kağan” ve “İl Bilge Hatun atadığı” ifadesi kullanmaktadır.4 Hun İmparatoru Mete’nin eşi siyasete yön verdiği gibi, İmparatorluk adına Çin ile ilk barış anlaşmasını da Mete’nin eşi imzalamıştır. 585 ve 726 yıllarında Çin elçilerinin kabulünde Göktürk Hatunları da hazır bulunmuştu.5 Sabar Kağanı Balak Han ölünce yerine eşi Boarık Hatun geçmiştir. Boarık Hatun 100 bin kişilik Sabar ordusunu yönetmiş ve Bizans İmparatoru I. Justinyanus’u dize getirmiştir.6 İbn Batuta gezdiği Türk ve Tatar ellerinden bahsederken kadınların bu toplumdaki nüfuzları dikkatini çekmiş, Türk ve Tatar sultanları bir ferman çıkardıklarında onun üzerine hakan ve hatunların emriyle ibaresini yazdıklarını nakletmiştir.7 Yeni bir hükümdarın cülusunda oy sahibi olan hatunlar, toy ve şölen meclislerinde, kurultaylarda, ibadetlerde ve protokolde hükümdarın yanında bulunurdu.    

Uygur başbuğları savaşlarla meşgul olduklarında Uluğ hatunlar, iç davaları hallediyor, kanunları çiğneyenleri cezalandırıyorlardı. Türkler, girdikleri çeşitli kültür çevrelerinin etkileriyle erkek hükümdar unvanlarında olduğu gibi, kadınlar için de zamanla terken, bilge, sultan, begüm vd. sanları kullandıklarını görmekteyiz. Hatun, tarih boyunca Türklerle temas etmiş Asya ve Avrupa milletlerinin dillerine hükümdarın karısı, Türk kadını, saygın kadın, yönetici kadın anlamlarıyla geçmiştir.8

Eski Yunan ve Roma tarihçileri, Anadolu’da yaşamış kadın savaşçılardan Amazon adıyla söz ederler ki Yunanlılara büyük korku salmışlardı. Son zamanlarda yapılan kazı ve araştırmalarda Amazonların Orta Asya menşeli kavimlerden olduğu tespit edilmiştir. Ünlü tarihçi Heredot da Amazonları bir Asya kavmi olan ve Anadolu’da hüküm süren İskit kadın savaşçıları ile irtibatlandırmıştı. 9İskit ve Sakaların Proto-Türk unsurlar olduğu tezini hayalperestlik olarak gören J.P.Roux’a göre göçebelerin gelenekleri birbirine benzer. Buna rağmen Amazon kadın savaşçıların bir efsaneden ziyade gerçekliğini kabul eden Roux, Amazon ve İskitler’deki savaş kabiliyet ve tekniklerinin Orta Asya’daki Türk savaşçıları andırdığını söylemekten kurtulamaz.10       

Türklerde kadın İslami dönemde de İran ve Arap toplumlarından farklı olarak çok aktifti ve devlet işlerine doğrudan müdahil oluyordu. Daha kısa zaman önce İstemi Kağan, kızını Sasani kralı II.Hüsrev’e (Anuşirvan) verdiği zaman Sasani sarayı farklı bir prensesle karşılaştığını anlamıştı. İran tarih yazıcılığına göre bu koyun çobanının kızı sarayda yaşayan, yatağını ve yerini kendinden daha gösterişli olanlarla rahatlıkla bırakan öteki eşler gibi olmaz. Belli bir otorite kurar. Hüsrev’le ülkeyi yönetir ve bunu Hüsrev’e miras bırakır. IV. Hürmüz, Türkzade adıyla anılır.11 Nitekim İranlı Selçuklu veziri Nizamülmülk devlet işlerinde kadınlara yer verilmemesini savunur.12 Abbasilerin Türklerden devşirdiği vali ve komutanlar Alp unvanlı isimlere (Şam valisi Alp Tegin gibi) rastlandığı gibi ilk Müslüman Türk devletleri Gazneliler, Karahanlılar ve Selçuklular da komutan ve devlet adamları alp unvanı kullanırdı. 

İbn Fadlan, Volga boylarında Türkler arasında gezerken kadınların erkeklerle birlikte her türlü aktiviteye katıldıklarını, erkekler gibi muharebe ettiklerini, at üzerine sıçrayarak bindiklerini, kollarının çok kuvvetli olduğunu özellikle belirtirken Türk kadınlarının savaşçılık meziyetlerini anlatmaktadır. İbn Fadlan’ın Seyahatnamesinde erkeklerin güçlü kadınlara hizmet ettiklerine dair pasajlar dikkat çekmektedir.13

Orta Asya Türk Tarihi uzmanı J.P.Roux, Çin kaynaklarına dayanarak verdiği bilgilerde ok atıp atlı araba kullanan kadın savaşçılardan bahsederken, kocaları dama oynarken kadınların çevgan (bir nevi futbol) oynadıklarını anlatır. Kadınlar erkekler gibi davranır, kafirler üzerine dört nala at sürer, erkekleri öldürürlerdi. Ona göre bozkırların bu eski gelenekleri, Anadolu’da Amazonlar efsanesinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.14   

Altınordu ülkesinde gezen İbn Batuta saray kadınlarının askeri güçlerinden bahsederken, Ulu Hatun ve Hanın hacibi mertebesinde Küçük Hatun’a ait yüzlerce at, öküz ve deve tarafından çekilen arabalarda yüklü hazine ve müştemilatının bulunduğu, her birinin maiyetinde bir kısmı atlı yüzlerce cariye, köle ve hizmetkârların yürüdüğü bir merasimden bahseder. Hepsinin önünde de yüzlerce süvari ve piyadenin silahlı bir biçimde eşlik ettiğini anlatır.15

Selçuklularla Osmanlılar arasında ara dönem, tasavvuf cilasıyla parlatılmış gaza Müslümanlığının en coşkulu zamanını oluşturur ki F.Köprülü’nün Alplar devri dediği dönemdir. İlk Osmanlı hükümdarlarının yanında Abdurrahman Gazi, Gazi Mihal gibi gazi unvanlı silah arkadaşları yanında Turgut Alp, Konur Alp vb. birçok alp unvanlı savaşçı yoldaşlarına rastlamak mümkündür. Anadolu uçlarında Rumlara karşı savaşan Türkmen cengâverlerin şehirlerde oturan gazilerden farklı olarak alp unvanı kullandıklarını öne süren F. Köprülü, Aşıkpaşazâde’nin öneminden bahsettiği Anadolu Gazilerinin (Gaziyân-ı Rum) Müslüman Alplardan başka bir şey olmadığını söyler.16 Yazıcızade Ali de Selçukname’sinde 13. yy. Anadolu’sunu tasvir ederken gaza Müslümanlığını başlıca hayat biçimi olarak anmış, at ve silahlarıyla ayırt edici özelliklerinden bahsettiği Alpları farklı bir sosyal zümre olarak anlatır. Orta Asya’nın kahramanlık geleneklerine bağlı olan Alplar, at sırtında bir atışta okla uçan bir kuşu vurabilecek kabiliyette savaşçılar zümresi olarak Ortaçağ Anadolu’sunda önemini koruduğunu görmekteyiz.17   

1330 yılında Garibnâme’sini yazan Aşık Paşa, eserinde bu dönem Anadolu’sunda geçerli olan değerler sisteme ışık tutarken Alp’ı örnek insan tipi olarak gösterir. Kahramanlık olgusunu mistik bir eylem olarak niteleyen Aşık Paşa, Alplığı din ve dünya alplığı olarak ikiye ayırır. Ona göre Alp ya da Alp-eren olabilmek için dokuz vasfı taşımak gerekir. Bunlar; iyi bir at, iyi bir yoldaş, güçlü pazu, sağlam yürek, gayret, özel bir giysi, ok-yay, kılıç, süngü.18 Alp-erenliğin de geniş bir tarifinin yapıldığı bu eserden anlaşıldığı kadarıyla Anadolu’da kahramanlık, tasavvufi bir neşeyle canlandırılarak kurumlaşmış bir hale gelmiştir. Aşık Paşa, İslami Gaza terimi ile Alp’ı kaynaştırarak Alp Gazi şeklinde de kullanmıştır.     

İlk Müslüman Türk devletlerinde ve Osmanlılarda hatunlar ve hanım sultanlar önemli siyasi ve askeri nüfuza sahiplerdi. Selçuklu sultanı Tuğrul Beyin eşi Altuncan Hatun, daha Harzemşah sarayında iken cesaret ve kabiliyetiyle dikkatleri üzerine çekmiş, Selçuklu sarayına gelin gelmiştir. Altuncan, ata binen, kılıç kuşanan, askere komuta eden önemli bir Hatun idi. Bunun özel bir askeri birliği, hazinesi, özel bir idari teşkilatı ve maiyeti bulunmaktaydı. Tarihçi Abu’l-Farac, saltanatın bütün işlerini bu Hatun’un yürüttüğünü belirtmişti.19 Tuğrul Bey’in Bağdat’ta bulunmasını fırsat bilip isyan eden İbrahim Yinal’i bastırıp öz oğlu dahil şüpheli devlet adamlarını tutuklatan Altuncan, eşi sultan Tuğrul’u ve devleti güç durumdan kurtarmıştır. Altuncan Hatun, son nefesini verirken, eşine Halife’nin kızıyla evlenmesini vasiyet ettiği öne sürülür. Altuncan Hatun 1060 yılında vefat ettiğinde Tuğrul Bey, bu kahraman Türk kadınının ölümüne o kadar üzülmüştür ki cesedini tahnit ettirerek bir tabuta koydurtmuş başkent Rey’e getirerek burada defnettirmiştir.20

Eski Türklerde baş kadın yönetici unvanı İl Bilge, yerini zamanla Terken unvanına bırakmıştır. Hakanın hükümette ortağı anlamına gelen Terken/Türkan unvanı özellikle Karahanlılar, Harzemşahlar ve Selçuklularda çok sık kullanılmıştır. Terkenlerin de kendilerine özel iktaları, hazineleri ve askeri birlikleri bulunurdu ve yeri gelince askeri ve siyasi olaylara müdahil olurlar, saltanat işlerinde etkili olurlardı. Bunların başında Melikşah’ın eşi Terken Hatun gelirdi. 12 bin askeri bulunan Terken Hatun’un sadece eşi Melikşah’ın üzerinde değil veziri ve diğer devlet adamları üzerinde de nüfuzu vardı. Terken sultanlar, dünya melikesi unvanı ile de meşhurlardı. Harzemşah sultanı İl Arslan’ın eşi Terken Hatun da önemli nüfuz sahibi bir hatun idi. Alaaddin Muhammed Şah ile girdiği saltanat mücadelesini kaybeden Terken Hatun’un mühründe, “din ve dünyanın koruyucusu, Türklerin prensesi, bütün kadınların melikesi” ibaresi yazıldığı söylenir.21 Bu unvanlar dışında melike, büyük hatun, ulu hatun terimleri de kullanılmış, Osmanlı sarayında padişah eşi veya oğlu tahta geçen hatun, haseki sultan, sultan unvanı da kullanırdı ki bunların saraydaki nüfuzları Osmanlı kroniklerine geçmiştir.  

Türkiye Selçukluları ve Osmanlı sarayında da kadınların önemli nüfuzları kaynaklara ve seyyahların eserlerine geçmiştir. Anadolu’da Türkmen kadınların özgür yaşadıklarını ve cesarette erkeklerden geride kalmadığından sitayişle söz eden İbn Batuta, Osmanlı Beyliği topraklarına vardığında kendisini Orhan Bey’in eşi Nilüfer’in karşıladığını anlatır.22 Türkmen kadınların sağlam bünyeli oluşlarından bahseden Cl. Cahen, o dönemde Anadolu’da bulunmuş bir seyyahtan naklettiği bilgide, kadınların kervanı durdurmaya gerek duymadan çocuk doğurduklarını ve bu denli sağlıklı oluşlarına hayret ettiğini bildirmişti.23       

Kadın Alplar

Türk sosyal hayatında kadının mevkiini idealize eden Dede Korkut Kitabı’nda kadın, evün dayağı (direği)’dır.24 Dede Korkut vs. Oğuznamelerde kadın alpların faaliyetlerinden genişçe söz edilmektedir. Türk dünyası destanlarında gördüğümüz tipler, alp karakteri taşırken, kadın kahramanların da erkeklerle eş değer olduğu görülmektedir. Batı Türklerinin sosyal hayatlarını, mücadelelerini ve dünya görüşlerini mükemmel bir kurgulama ve üslupla anlatan Oğuzname nüshaları içinde en önemlisi, yazılı kültür ortamının bir ürünü olduğunu düşündüğümüz Dede Korkut kitabıdır. Oğuz Türklerinin destanı olan bu eserde kahramanlık konulu öykülerde kadın en çarpıcı bir şekilde burada ön plana çıkmıştır. Burada Türk kadını, hanların, hakanların, cengaverlerin önünde saygıyla eğildikleri bir şeref abidesidir. Eserde yer alan temaların çoğunda önemli rolleri olan kadın, evini ayakta tutması ve savaşlarda aktif rol alması beklenir.25

Anadolu’ya geldiklerinde Türkmen alplar, Gürcü, Ermeni ve Rumlarla mücadele eden bir alp gazidir. Alplar içerisinde ozanlar, şairler ve kadınlar da vardır. İslam kültür tabakası, Alpların İslam öncesi geleneklerini örtememiştir. Erkeklerde olduğu gibi kızlar da evlenmede binicilik, yiğitlik ve kahramanlık değerleri aranır. Kazan Bey Oğlu Uruz Bey’in esir olduğu destanında Burla Hatun, kılıç kuşanan, ata binen, korkusuzca düşmana karşı duran cesur bir ana ve eş olarak dikkat çeker. 16 yaşına gelen Uruz babası Salur Kazan’la beraber kafirle vuruşmaya gider. Ancak savaş sırasında düşmana esir düşer. Salur Kazan oğlunun bu durumundan habersiz eve döner. Eve tek başına dönen eşini gören Burla Hatun, oğlunu kurtarması için eşi Kazan’ı geri gönderir. Eşi de gidip dönmeyince Burla Hatun 40 ince belli kızı da yanına alarak eşini ve oğlunu kurtarmaya gider.26

Kadında kahramanlık ve yiğitlik özelliklerini arayan örneklerden biri de Kan Turalı ve Bamsı Beyrek’in hikâyeleridir. Babasının Kan Turalı’ya nasıl bir eş istediğini sorması üzerine Kan Turalı; “ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kâfir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı” diye cevaplamıştır. Bamsı Beyrek de babasından; “oğul sen kız istemiyorsun, kendine denk bir yoldaş istiyormuşsun”  cevabını almıştır. Bir başka hikâye olan Deli Dumrul Destanında Dumrul, canının yerine can bulma çabasına girince bunu kadınında aramış, kadını ona hiç çekinmeden canını vereceğini söylemiştir.27   

Dede Korkut kitabında geçen Alp kadın tipine uygun örnekler içerisinde Banu Çiçek ve Selcen Hatun savaşçılık karakteri en üst seviyede olan kadınlardır. Bu iki kahraman kadın, hem cesaret ve güç timsali hem de nişanlısına sadık, vefalı bir sevgilidir. Bu hikâyede Selcen Hatun, sağına soluna iki çift yay çeken, attığı oku yere düşmeyen, zırh kuşanıp ata binen, mızrak kullanan örnek bir kadın alp olarak resmedilir. Selcen Hatun, kendisine eş olacak yiğidin de boğayla, aslanla savaşıp yenmesini şart koşmuştu. Bu aşamalardan başarıyla geçen Kan Turalı, Selcen Hatunl’a evlenebilmişti. Selcen Hatun ise eşi uyuduğunda çadırında nöbet tutması, düşmanı karşılaması, kendi payına düşen düşmanı yendikten sonra Kan Turalı’ya yardıma koşması yiğitlik ve cesaret özellikleri açısından alp kadın tipine iyi bir örnektir.28

Bacıyân-ı Rum (Anadolu Bacıları Teşkilatı)

Aşıkpaşazade, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda rol alan zümreleri sayarken Türkmen kadınların sınırlarda kadın örgütlenmeleri şeklinde savaşan kadınlar örgütü olan Bacıyan-ı Rum’dan bahsetmiştir. Bu örgütün lideri olan Hatun Ana’nın da Hacı Bektaş’a mensup olduğunu belirtmiştir.29 Hacı Bektaş Veli’nin Vilayetnamesi’nde de Fatma Bacı, Kadıncık Ana, Fatma Ana’dan bahsedilmektedir. Hatun Ana’nın Bacıyân-ı Rum’un bilinen ilk lideri olduğunu Fatma Bacı (Kadıncık Ana) olduğunu öne süren Prof. M. Bayram, Bacıyan-ı Rum’un Ahiyyan-ı Rum’un (Anadolu Ahileri Teşkilatı) kadınlar şubesi olarak niteler.30 Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda olduğu kadar Anadolu ve Balkanların Türkleşme ve İslamlaşmasında önemli katkıları bulunan Bacıyân-ı Rum’un mensubu Türkmen kadınların kurmuş olduğu tekke ve zaviyelerden bazıları, Ö. L. Barkan tarafından yayınlanmıştır. Osmanlı Devleti, kuruluşunu tamamlayıp merkeziyetçi bir devlet haline döndükten sonra Bacıyân-ı Rum, varlığını mistik organizasyonlar halinde tekke ve zaviyelerde sürdürmüştür. Prof. Barkan’ın Kolonizatör Türk Dervişleri eserinde geçen Kız Bacı, Sakari Hatun, Hacı Fatma Zaviyeleri vd. kadın dervişler tarafından kurulan örneklerdir. Günümüzde bile halk arasında tarikat şeyhleri ve kadın mevlithanları ‘bacı’ unvanıyla anılmaktadır.      

Bacıyân-ı Rum’un kesin olarak ne zaman kurulduğu bilinmemekteyse de kökleri Orta Asya’ya kadar gittikleri anlaşılmaktadır. Anadolu’da Niğdeli Kadı Ahmet, Niğde ve çevresinde Taptuklu Türkmen savaşçı kadınlardan söz etmiş, Dulkadiroğullarının da 30 bin silahlı kadın askere sahip oldukları nakledilmiştir. Köprülü de silahlı ve cengaver Türkmen kadınların Anadolu’daki faaliyetlerini kabul ederken onların Bektaşi çevresiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirtmiştir.31 Dulkadiroğlu Alaüddevle’nin Kırşehir’deki Ahi Evren türbe ve zaviyesini onarması bu beylik döneminde Ahiler ve Bacılar Teşkilatının kurucularına duyulan ilgiyi göstermektedir.

Moğollar, Kayseri Kalesi’ni kuşattıklarında şehri savunanlar arasında Bacıyan-ı Rum mensubu kadınlar da vardı. Uç bölgelerde Türkmen savaşçılar arasında kadın savaşçıların bulunduğu bilinmektedir. Şüphesiz bunlar Bacıyân-ı Rum mensubu Türkmen kadınlarıdır. Osmanlı-Rus savaşlarında ön plana çıkan Nene Hatunlar, Kuvayı Milliye hareketinde rol alan Kara Fatmalar, Çanakkale’de ancak defnedilirken kadın oldukları anlaşılan mücahide kadınlar, Anadolu’nun Türk istilasından beri varlığını sürdüren kadın savaşçılara birer örnektirler.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Fuat Köprülü, “Alp”, MEB İA, Cilt 1, s. 379, 382.

2Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, C.I-II, Nakışlar Yay., İst. 1980, s. 204.

3Muharrem Ergin, Orhun Yazıtları, Boğaziçi Yay., İst. 2013, s. 69.

4Saadettin Gömeç, “Terken Unvanı Hakkında”, AÜDTCFTD, 17, 2 (2010), 107-114.

5İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yay., İst. 2007, s. 259.

6Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken yay., İst., 2007, s. 270.

7İbn Batuta, Büyük Dünya Seyahatnamesi, Yeni Şafak Yay., s. 168.

8Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, s. 204.

9Heredot Tarihi IV, çev. Müntekim Ökmen, Remzi Ktb., İst. 1973, 110.

10Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, s. 50.

11J.Paul Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, çev. Lale Aslan, Kabalcı Yay., İst. 2006, s. 135.

12Nizamülmülk, Siyaset-nâme, haz. M.Altay Köymen, TTK Basımevi, 1999, s. 132.

13İbn Fadlan Seyahatnamesi, haz. R.Şeşen, Yeditepe Yay., İst. 2010, s. 67, 77.

14Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, s. 270.

15İbn Batuta, 246, 248.

16Köprülü, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTK Basımevi, Ankara 1999, s. 88.

17Selahattin Döğüş, “Kadın Alplardan Bacıyân-ı Rum’a (Anadolu Bacıları Teşkilatı): Türklerde Kadının Siyasi ve Sosyal Mevkii”, KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 12, Sayı: 1 (2015), s. 130.

18Aşık Paşa Garib-name, II/2, haz. Kemal Yavuz, TDK İst., 2000, s. 551.

19Abu’l-Farac Tarihi, çev. Ö.R. Doğrul, TTK Basımevi Ankara 1987, s. 315.

20Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, s. 206; M.A.Köymen, “Devlet Kuran Örnek Bir Türk Anası”, Milli Kültür, Sayı 1, s. 45; Köymen, Tuğrul Bey ve Zamanı, İst. 1976, s. 70.

21Turan, a.g.e., 207; Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ankara 1982, s. 71; Gömeç, a.g.m., s. 110.

22İbn Batuta, s. 226.

23Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, E yay., İst. 1994, s. 158.

24Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi, İst. 2004, s. 18.

25Ergin, a.g.e., 13.

26Ergin, 95-116.

27Abdülkadir İnan, “Umay İlahesi Hakkında”, Makaleler ve İncelemeler I.Cilt, TTK Basımevi, Ank. 1999, 397.

28Ergin, a.g.e., s. 129-148.

29Aşıkpaşazade Tarihi, Ali Beg neşri, İst. 1332, s. 222.

30Mikail Bayram, Fatma Bacı ve Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları Teşkilatı), Konya 1994, s. 32.

31Köprülü, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTK Basımevi 1999, s. 94.

 

 

Kaynakça

Abu’l-Farac Tarihi, çev. Ö.R. Doğrul, TTK Basımevi Ankara 1987.

Aşık Paşa, Garib-name, II/2, haz. Kemal Yavuz, TDK İstanbul 2000.

Aşıkpaşazade Tarihi (Tevarih-i Al-i Osman), Ali Beg neşri, İst. 1332.

Bayram, Mikail, Fatma Bacı ve Bacıyân-ı Rum (Anadolu Bacıları Teşkilatı), Konya 1994.

Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, E yay., İst. 1994.

Ergin, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Boğaziçi Yay., İst. 2004.

Ergin, Muharrem, Orhun Yazıtları, Boğaziçi Yay., İst. 2013.

Döğüş, Selahattin, “Kadın Alplardan Bacıyân-ı Rum’a (Anadolu Bacıları Teşkilatı): Türklerde Kadının Siyasi ve Sosyal Mevkii”, KSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 12, Sayı: 1 (2015),

Gömeç, Saadettin, “Terken Unvanı Hakkında”, AÜDTCFTD, 17, 2 (2010).

İbn Fadlan Seyahatnamesi, haz. R.Şeşen, Yeditepe Yay., İst. 2010

Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yay., İst. 2007.

Köprülü, F., Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTK Basımevi 1999.

Köprülü, Fuat, “Alp”, MEB İA, Cilt 1.

Köymen, Tuğrul Bey ve Zamanı, İstanbul 1976.

Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, Ankara 1982.

Nizamülmülk, Siyaset-nâme, haz. M.Altay Köymen, TTK Basımevi, 1999.

Roux, J.Paul, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, çev. Lale Aslan, Kabalcı Yay., İst. 2006.

Turan, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi Tarihi, C.I-II, Nakışlar Yay., İst. 1980

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun