Doğu'nun ve Batı'nın Hükümdarı: Sultan Baybars

Doğu'nun ve Batı'nın Hükümdarı: Sultan Baybars

XIII. yüzyılın ortasında Mısır’da kurulan Memlûk Devleti'ne esas gücünü ve kimliğini kazandıran Sultan Baybars olmuştur. Sultan Baybars daha tahta çıkmadan önce sadece bir emir iken kendisini tarihe geçirecek başarısına imza atmış tüm dünyayı kasıp kavuran Moğol ilerleyişini durdurmuştu. Onun başarıları sadece bununla sınırlı kalmamış Akdeniz’deki son haçlı kalıntılarını da bertaraf etmeyi başarmıştı. Böylece o hem Batılıların hem de Doğuluların önünde saygı ile eğildikleri bir Türk hükümdarı olarak tarihteki yerini almıştı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

XIII. yüzyılın ortalarında hala ayakta olan Eyyübi Devleti hem iç işlerinde çok karışık ve başarısız bir dönem geçirmekteydi hem de dışarıdan gelen ataklara karşı kayıtsız bir politika izlemekteydi. Bu da Eyyübilerin askeri gücünü oluşturan ve Memlûkler olarak anılan Türk kökenli askerileri ziyadesi ile rahatsız ediyordu. Turanşah ile birlikte Eyübi emirleri ile Memlûk askeri arasında sürtüşme başlamıştı. En nihayetinde 1250 yılında Sina Yarım Adası’na yanaşan bir Fransız haçlı donanmasına karşı Eyyübilerin kayıtsız kalması, dahası bu Haçlılar ile antlaşma yoluna gitmesi Memlûk askerlerini rahatsız etmiş harekete geçerek önce Haçlıları püskürtmüşler ardından da Eyyübi Hanedanı’nı iktidardan uzaklaştırarak kendileri yönetime geçmişlerdi. Kıpçak Türklerinden oluşan Türk donanmasının bu kalkışması neticesinde Memlûk Devleti kurulmuş oluyordu. Deniz askeri oldukları için bunlar Bahrî Memlûkleri olarak alınacaklardı. Ardlarından gelen Çerkez Memlûkler ise kara askeri oldukları için Burcî Memlûkleri olarak anılıyorlardı. Bu Memlûklerin öncülüğünü ise daha önceki komutanlarının da annesi olan ve sarayın güçlü cariyelerinden biri olan Şecer - üd – Dür diğer adı ile İsmet Türk yapmıştı. Fakat Sünnî siyaset geleneğine göre kadının hükümdarlığı pek makbul görülen bir şey olmadığından İsmet Türk Aybek ile evlenmiş ve idareyi onun üzerinden birlikte ellerinde tutma yoluna gitmişlerdi. Bu durumda köle kökenli oldukları için meşruiyet problemi oryaya çıkmıştı. Bunu aşmak için de Eyyübi ailesinden birini tahta çıkartıp onun üzerinden meşruiyet sağlama yoluna gitmişlerdi. Daha sonra Eyyübilere karşı büyük zaferler kazanan Aybek gittiği yasal düzenlemeler ile de bu gölge sultana ihtiyacı kalmamış ve 1252 tarihinde tüm Mısır’ın hakimi durumuna gelerek Memlûk Devleti’nin kurucusu olmuştu. 

Tarihi Değiştiren Savaş: Ayn-ı Câlût ve Moğollar

Aybek’ten sonra Memlûk tahtına Kutuz geçmişti. Kutuz zamanında Baybars Suriye ve Filistin bölgesinin emiri durumundaydı. Bu tarihlerde Moğolların batıya doğru ilerleyişi devam ediyordu.  Hülâgü’nün kalabalık bir ordu ile Müslüman beldeleri teker teker zapt ederek batıya doğru ilerlemesi Memlûk ordusunu da harekete geçirmişti. 1258 senesinde Hülâgü’nün Bağdat’ta büyük bir kıyım yapması ile hilafete son vermesinin ardından daha batıda ki topraklara da yönelmiş ilerleyişini devam ettirmişti. Bu dönemde Memlûkerin Suriye Emiri Baybars kalabalık bir ordu ile Kuzeye yönelmiş Gazze şehrini ele geçirmişti . İslam orduları arasında Moğol vahşetini anlatan hikâyeler dolaşması askerin moralini düşürmekteydi. Bu durum karşısında, Memlûk Komutanı “Ey Müslümanlar, yıllarca Beyt’ûl-mâl’ın nimetlerinden faydalanıyorsunuz. Şimdi de savaşmak istemiyorsunuz. Ben şavaşa gidiyorum benimle savaşmak isteyenler peşimden gelsin savaşmaktan sakınalar ise evlerine gitsinler. Allah hepimizi görmektedir. Müslümanların vebali evde kalanların üzerindedir” diye haykırdı. Neticede birbirine doğru yönelmiş iki ordu 3 Eylül 1260 tarihinde Ayn-ı Câlût mevkiinde karşılaşmışlardı. Memlûklerle İlhanlılar arasında yapılan savaşta Hülâgü’nün ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. Böylece Moğol orduları Cengiz Han ile başlayan ilerleyişlerinde ilk defa durduruldular.  Moğol gücünün bozguna uğramasını ve Hülâgü’nün de Karakurum’a dönmesini fırsat bilen Baybars, daha kuzeye ilerledi, Suriye’deki toprakları kendi siyasi hâkimiyeti altında toplayarak Suriye ile Mısır’ın birleşmesini sağladı. Artık Fırat Nehri iki devlet arasındaki sınırı oluşturmuş oluyordu. Yenilgiye alışkın olmayan İlhanlılar, sonraki yıllarda da Memlûk üzerine seferler düzenleyeceklerdi. Memlûklerin İlhanlıları yenmesi İslam dünyasında Moğollara karşı direniş umutlarını yeniden yeşertmişti. İlhanlılar, Baybars zamanında el-Birre/Birecik kalesine saldırmışlardı. Ancak Baybars bu kaleyi savunmayı ve İlhanlı ordusunu püskürtmeyi başarmıştı.  Bundan sonra İlhanlı-Memlûk savaşları uzun bir süre devam edecek fakat Moğollar hiçbir başarı elde edemeyeceklerdi.  Hülâgü’nün ölümünden sonra İlhanlı tahtına çıkan Abâkâ Han, giriştiği birkaç seferin başarısız olmasından sonra Memlûklerle iyi geçinmenin yollarını aramıştı.  Barış yapmak Baybars’ın da işine geliyordu bu durum neticesinde 1271 tarihinde İki sultan arasında antlaşma imzalanmıştı. Fakat bu antlaşma kalıcı ve uzun ömürlü olmayacaktı. Gücünü toparlayan Abâkâ Han bir müddet sonra tekrar Memlûklerin üzerine yürüyecekti. Netice alamasa da barış ortamını sonlandırmış oluyordu. İlhanlı-Memlûk ilişkileri bundan sonra hep rekabet ve çatışma koşulları gelişecekti.

Haçlılar ve Baybars

Akdeniz’de güçlü bir Müslüman devletin belirmesi Batılıları ziyadesi ile rahatsız ve tedirgin etti. Bu durum karşısında Batı kendince bazı tedbirler alma yoluna gitti. Baybars’ı daha fazla güçlenmeden ortadan kaldırma umudunu taşıyan Batılılar Baybars’a karşı harekete geçmişlerdi. Müslümanları kasıp kavuran Moğol ilerleyişi Batı'nın tabir caizse avuç ovuşturarak izlediği bir durumdu. Fakat Baybars’ın Moğollar karşısındaki başarısı Batı’nın tüm kurgularını alt üst etmişti. Baybars’ın Batı’da oluşturduğu korku ve kaygı Hristiyan dünya ile İlhanlılar arasında bir diplomatik yakınlaşma arayışını başlatmıştı. Böylelikle İlhanlı siyaset dünyası ile Batı Hristiyan dünyası arasında mektuplaşmalar dönemi başlayacaktı. Bu mektuplaşmalar Olcâytu Han dönemine kadar sürecekti. Batılıların yazdığı mektupların temel içeriği Kudüs’ün Hristiyan âlemine takdimi vaadiyle Memlûk sultanlarına karşı ittifak kurmak yönündeydi. Diplomatik temaslara dair ilk mektup,  Latince yazılmış ve Hülâgü’nün oğlu Abâka’nın elçilerince (1265-1282) Lyons Konseyine 1274’te sunulan rapordur. Bu belgeden öğrendiğine göre Moğollar 1260’daki seferlerinde Ürdün’e girdiklerinde Havari Elçileri ve Kudüs Krallığı Naib’i amaçlarını öğrenmek için elçiler göndermiştir. 1267’de yazılan bir mektubun metni bulunamasa bile IV. Clement’in yazdığı cevap üzerinden içeriği tahmin edilebilmektedir. Abâka, Papa’yı Anjou’lu Charles’ın Manfred ve Benevento’ya karşı galip gelmesinden dolayı tebrik etmekte, Batı güçlerinin üvey babası Michael Paleologus ile bir olup Memlûkleri Moğollar ile aralarında tuzağa düşürmelerini önermekte ve Hristiyan prenslerin Filistin’e giderken hangi yolu izleyeceklerini sormaktadır.

Baybars karşısında oluşan Haçlı ittifakları en nihayetinde Baybars’ı da harekete geçirmiş ve Sultan Haçlılara karşı atağa geçmişti. Haçlıların kendisi hakkında gerek Moğollar ile gerekse kendi aralarında yoğun bir diplomasi içinde olduğunu gören Baybars Haçlılara hitaben bir mektup kaleme aldı ve Papa başta olmak üzere Avrupa’nın kritik adreslerine yolladı. Mektuptan çarpıcı bir pasaj ise şöyle idi:

Size bildirdiğimiz Tanrı’nın emirleridir. Bunları duyduğunuzda eğer bize itaat etmeyi arzu ederseniz elçilerinizi bize gönderin ki savaş mı yoksa barış mı istediğinizi bilelim. Yüce Tanrı kudreti ile güneşin doğduğu yerden battığı yere dek tüm dünyada huzur ve barış egemen olacak ve bizim yapmayı amaçladığımız şeyler aşikâr olacaktır. Tanrının emrini işitip anladığınız zaman dikkate almaya ve inanmaya meyletmeyip ‘Bizim yurdumuz uzak, dağlarımız ulu denizlerimiz uçsuz bucaksız’ diye düşünürseniz üstümüze bir ordu göndereceksinizdir. Biz ne yapabileceğimizi, bunu yapanın güçlü ya da zayıf, uzak ya da yakın oluşuna bakmaksızın ulu Tanrı’nın bildiği gibi biliyoruz.

Bunun ardından atağa geçen Sultan Baybars Doğu Akdeniz kıyılarında bulunan son Haçlı kırıntılarını da temizlemeye başladı. Kısa süre içinde Suriye ve Filistin bölgesi Haçlılardan temizlendi. Aynı şekilde Akdeniz’de Haçlı donanmalarının hakimiyeti de kırılmaya başladı. Memlûkler Baybars ile birlikte Akdeniz’in yeni belirleyici gücü haline geldiler. Bununla da yetinmeyen Baybars, ticaret yollarının kesiştiği ve Anadolu'nun Suriye'ye açılan kapısı olan Antakya'yı, 1268’de Haçlıların elinden alarak Anadolu’ya doğru sokulmuştu. Daha sonraki adımımda ise Ön Asya’da Haçlıların en büyük müttefiki olan Ermenilerin üzerine yürüyerek Klikya Ermenilerini ziyadesi ile sıkıştırmıştı. Onun bu hamlesi hem Haçlıların tüm beklentilerini sonlandırdı hem de Moğolları da tehdit eder hale geldi. Böylece Baybars Kılınçarslan ve Selahaddin’den sonra Haçlılara korku salan ve onların emellerine mani olan Batı dünyasının önünde saygı ile eğildiği hükümdarlar arasında yerini almıştı.

Bir Devlet Kurucusu Olarak Sultan Baybars

Tarihte güçlü devletlerin pek çoğunun bir resmi anlamda devletin siyasal faaliyetlerini başlatan bir kurucusu vardır. Bunun yanında bir de o devlete tarihteki ağırlığını kazandıran bu manada devletin kurumlarına ve misyonuna çeki düzen veren bir kurucusu vardır. Osmanlılarda ki Osman Gazi ve Fatih mukayesesi örneği Memlûklerde de Sultan Baybars ile Aybek arasında görülmektedir. Memlûk Devleti’ne tarihe mâl olmuş konumunu kazandıran hükümdar Baybars olmuştu.  Sultan Baybars, devletin başına geçtiği zaman Memlûkler siyasal anlamda oldukça sıkıntılı bir durumdaydılar.  Moğollar, doğudan ve kuzeyden Memlûk memleketlerini baskı altına almışlardı. Suriye ve Filistin'de kalan Haçlı artıkları ile Ermeniler, Moğollarla işbirliği yapıyorlardı. Kutsal yerleri almak için, her zaman Haçlı seferleri bekleniyordu.

Bu tehditlerin ötesinde daha köklü ve büyük bir sorun olarak, Memlûkler etrafında ciddi bir meşruiyet tartışması devam ediyordu. Memlûk hükümdarlarına, Eyyûbiler'den iktidarı zorla almış hırsız gözüyle bakılıyordu. Eyyûbî ailesinden birisi çıkıp her zaman sultanlığını iddia edebilirdi. Bu devlet için ciddi bir kaygıydı. Daha da kötüsü Memlûkler bir boyun temsilcisi komutanları da boy beyi olmadığından Türk töresi uyarınca bir hanedan da ortaya çıkmıyordu. Bu da Memlûklerin yaşadığı çok daha ciddi bir meşruiyet sıkıntısıydı. Gerek Aybek gerekse Kutuz saltanatı boyunca bu tartışmaların gölgesinde hüküm sürmüşlerdi.  İşte Sultan Baybars giriştiği hamleler neticesinde bütün bu zor problemleri ortadan kaldırmıştı.

Bu bağlamda Baybars’ın attığı en önemli adım Abbasi halifeliğini kendi bünyesinde devam ettirecek bir organizasyona gitmesiydi. Bunun için, 1261 yılında Abbasi oğullarından Kahire'ye kaçan El - Mııstansır Billah Ebu'l - Kasım Ahmet'i Halife ilân etti. Böylece kendisini İslâm dünyasının lideri olarak tanıttı. Tuğrul Bey gibi dünya işleri ile din işlerini ayırdı, halifeler, din işleriyle uğraşacaklar, fakat sultana bağlı kalacaklardı. Böylece İslâm dünyasında ikinci kez, din işleri ile dünya işleri ayrılmış ve halifeler sultanların buyruğuna girmiş oluyordu. Halife de ilk iş olarak eski geleneklere uyarak, Baybars’ı Mısır'ın, Suriye'nin ve alacağı bütün memleketlerin hükümdarı ilân ederek, sultanın, hakkıyla devlet başkanı olduğunu cihana duyuruyordu. Böylece Memlûklerin yaşadığı meşruiyet sorunu kökünden çözülmüş oldu.

Baybars’ın bir diğer önemli hamlesi ise ağır vergileri kaldırmak oldu. Bununla birlikte Şiîler'e siyasi blokoaj uygulayarak Sünnî bir tabanı olan halka kendisini sevdirdi. Moğollar’ı defalarca kez yenen ülkesinden uzaklaşan ve Haçlı artıklarından kalan beyliklerin çoğunu kaldırdı. Ermeni Krallığını, yaptığı seferlerle ordularını yenerek, şehirlerini yakıp yıkarak, zararsız hale sokan Baybars bütün bu hamlelerin sonucunda korkulan, sevilen ve herkesçe önünde saygı ile eğinilen bir hükümdar oldu. Sultan Baybars zamanında halifelik Memlûklerin himayesinde bir güç olarak yeniden tesis edilmişti. Kahire’de el-Muta’sım’ın soyundan gelenlerin Memlûklü sultanlarının himayesinde 779/1397 tarihine kadar halife sıfatını kullandıkları görülmektedir .

Baybars Anadolu’da

Moğol istilası neticesinde hem Selçukluların bağımsızlıklarını kaybetmeleri hem de Bağdat’taki Abbasi halifeliğinin Moğollar tarafından hunharca katledilmesi neticesinde Memlûkler neredeyse tek bağımsız Müslüman devleti olma sıfatı ile Müslümanların hamiliğine soyunmuşlardı. Ayn-ı Câlût Zaferi ile de artık bütün Müslümanların umutla gözlerini diktiği bir güç haline gelmişlerdi. Bu çerçevede Türkiye Selçuklu devlet adamlarından bazıları Moğolların yaptıklarına dayanamayarak Baybars’tan yardım istediler. Baybars soydaşlarını Moğollar'dan kurtarmak için 1277 tarihinde Anadolu’ya geldi. Karşısına çıkan Moğol ve Selçuklu kuvvetlerini, Elbistan Savaşı'nda yendi. Oradan da Selçuklularının ikinci başkenti konumunda olan Kayseri’ye gitti. Orada da adına hutbe okuttu, bir hafta kendisini çağıranları bekledi, kimsenin gelmediğini görünce geri döndü.  Bu Baybars’ın son seferi olmuştu. Sefer dönüşü hastalanan Sultan Şam’da hastalandı ve 1277 tarihinde vefat etti.

Son Söz

Baybars, büyük bir devlet adamı, çok güçlü bir askerdi. Moğol ve Haçlı tehlikelerini önlemekle kalmamış, sınırlarını genişleterek ve sağlam bir şekilde örgütlendirerek imparatorluğun uzun bir süre yaşamasını garanti altına almıştı. Hecin develerinden ve posta güvercinlerinden faydalanarak yeni bir haberleşme örgütü kurdu. Bu araçlar sayesinde ülkesinde olup bitenleri en kısa zamanda haber aldı. Ordu'ya yeni bir düzen verdi. Orduyu devrinin modern araçları ile donatarak ve modern eğitim usulleri ile yetiştirerek çok güçlü, düzenli ve vurucu birlikler kurdu. İçte ve dışta çok iyi çalışan casusluk teşkilâtı kurarak, lehinde ya da aleyhinde olup bitenleri zamanında duyarak, gelecek her türlü tehlikeleri önledi.

Osmanlılar bir tarafa bırakılırsa Türkler içinde en düzenli yönetimi Memlûkler kurmuşlardı diyebiliriz.  Memlûkler, yönetimlerinin temellerini ise Büyük Selçuklular ve Moğollara yani töreye dayandırmaktaydılar. Bu mekanizmayı oluşturan da kuşkusuz Sultan Baybars olmuştu.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Kemal Ramazan HAYKIRAN

Kaynakçalar
Alâeddîn Atamelik Cüveynî, Tarih-i Cihân-guşâ,  I-III,  çev. Mürsel Öztürk, Ankara 1988. Amitai, Preiss, Mongols and Mamluks: The Mamluk-Ilkhanid War: 1260-1281, Cambridge University, Cambridge 1996.
Bausani, A., “Religion Under The Mongols”, The Cambirdge History of Iran, vol V, ed. J. A. Boyle, London 1968.
Beyanî, Şirin,  Din-i Devlet: Der İran Asr-ı Moğol, II, Tahran 1385.
Boyle, John. A., “The Il-Khans of Persia and Christian West”, The Mongol World Empire 1206-1370, London 1977.
Curt, Alınge, Moğol Kanunları, çev. Çoşkun Üçok, Ankara 1967
Ebul Ferec, Tarih-i Ebûl Ferec,  II, nşr. Ömer Rıza Doğrul, Ankara 1999.
Erdem, İlhan “Türkiye Selçuklu-İlhanlı İktisâdî, Ticarî İlişkileri ve Sonuçları”, Tarih Araştırmaları Dergisi, 33 (2003), 49-67.
Erdem, İlhan, “Olcâytu Han’ın Ölümüne Kadar İlhanlılarda Yaşanan Siyasal-Kültürel Gelişmeler ve Yakın-Doğu’ya Etkileri”, Tarih Araştırmaları Dergisi, XX/31, (2000), s. 1-36.
Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, (çev. Dr. M. Reşat Uzmen), İstanbul 1993.
Haykıran, Kemal Ramazan, Moğollar Zamanında Yakındoğu, Ötüken Yayınları, İstanbul 2015.
Hodgson, M. G. S., İslam’ın Serüveni, III,  (çev. Fethi Gedikli),  İstanbul 1993.
Hondmir, Habibu’s-Siyer, Nşr. W.M. Tahackson, Harvard 1994.
Howorth, Sir Henry H., History of the Mongols, III, Taipei 1970.
İbn Battûta Seyahatnâmesi, çev. Muhammed Şerif Paşa, sd. Mümin Çevik.
İmam İbn Teymiyye, Hapishane Mektupları, çev. Mehmet Emin Akın, Ankara.
Jamal, Nadia Eboo, Survining The Mongols, Nizârî Quhistânî and The Continuity of Ismaili Tradition in Persia, London 2002.
Kanat, Cüneyt, “Baybars Zamanında Memlûk-İlhanlı Münasebetleri (1260-1277)”, Tarih İncelemeleri Dergisi, XVI (2001), 31-45.
Kanat, Cüneyt, “İlhanlı Hükümdarı Teküdar’ın Müslümanlığı Kabulü ve Bunun Memlûk Devleti’ndeki Yankıları”, Türklük Araştırmaları Dergisi, 12 (2002), 233-247.
Kaşanî, Abdullah, Tarih-i Olcâytu, nşr, Mehin Bambly, Tahran 1348.
M, A. K. S. Lambton, B. Levis, The Cambridge History of Islam,  I-IV, London 1978.
Ocak, Ahmet Yaşar, “Ortaçağlar Anadolusu’nda Toplum ve Kültür ve Entelektüel Hayat (1071-1453)”, Ortaçağlar Anadolusu’nda İslam’ın Ayak izleri: Selçuklular Dönemi, İstanbul 2011.
Ostrogorsky,  George, Bizans Devleti Tarihi, (çev. Fikret Işıltan), Ankara 1999.
Önder, Mehmet,  Hazreti Mevlânâ (Hayatı ve Eserleri), İstanbul 1987.
Özdemir, H. Ahmed “Tâhirü’l-Mevlevî ve Cengiz ve Hülâgü Mezalîmi Adlı Eseri”, S.Ü., İlahiyat Fakültesi Dergisi, s.11, 2005.
Özdemir, H. Ahmet, Moğol İstilası, Cengiz ve Hülâgû Dönemleri, İstanbul 2005.
Özgüdenli, Osman Gazi, Moğol İran’ında Gelenek ve Değişim: Gâzân Han ve Reformları(1295-1304), İstanbul 2009.
Petrushevsky., J I. P., “The Socia–Economic Condition of Iran Under The Il-Kans”, The Cambridge History of Iran, V, The Saljuq And Mongol Periods, ed. A. Boyle, London 1968.
Reşîdüddîn Fazlullâh Hemâdanî, Tarîh-i Mubârek-i Gâzân Han,  (nşr. Karl Jhan), London 1940.
Reşîdüddîn Fazlullâh, Câmiu’t-Tevârih (İlhanlılar Kısmı), (çev. İsmail Aka, Mehmet Ersan), Ahmed Hesamipour Khelejani, TTK, Ankara 2013. 
Roux, Jean Paul, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, (çev Lale Arslan), İstanbul 2001.
Roux, Jean Paul, Türklerin ve Moğolların Eski Dini, (çev. Aykut Kazancıgil), İstanbul 1994.
Rubruck, Willem Von, Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk, (ed. Peter Jackson), (çev. Zülal Kılıç), İstanbul 2010.
Saunders, AJ.J., Muslims and Mongols, New Zealand 1977.
Schimmel, Annamarie, Dinler Tarihine Giriş, İstanbul 1999.
Sefâ, Zebihullâh,  İran Edebiyatı Tarihi, (çev. Hasan Almaz), Ankara, 2005, II.
Spuler, Barthold, The Müslim World II: The Mongol Period, London 1960.
Spuler, Berthold, İran Moğolları, çev. Cemal Köprülü, Ankara, 1987.
Şahin, Hanifi, İhanlılar Döneminde Şiîlik, İstanbul 2010.
Togan, A. Zeki Velidi, “Moğollar Devrinde Anadolu’nun İktisadi Vaziyeti”, Türk Hukuk ve İktisat Tarihi Mecmuası, I (1931), 1-42.
Togan, Zeki Velidî, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981.
Uyar, Mustafa, “İlhanlı Devletinde Yahudi Bir Vezir: Sa’düddevle”, TAD, s.33, XXI, Ankara 2003.
Vardapet, Vardan “Ermeni Müverrihine Göre Moğollar”, (terc. M. Ed. Dulaurier), Türkiyat Mecmuası, V (1935).
Viladimirtsov, Boris Y., Moğolların İçtimâi Teşkilâtı, (çev. Abdülkadir İnan), Ankara 1995.
Yuvalı, Abdülkadir,  İlhanlı Tarihi I, Kayseri 1994.
 
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun