Denizlerde Gazi Bir Türkmen: Gazi Umur Bey

Denizlerde Gazi Bir Türkmen: Gazi Umur Bey

XIII. yüzyıl başlarında, II. Beylikler Dönemi’nde Batı Anadolu’da kurulan Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Karesioğulları, Saruhanoğulları gibi Türkmen beylikleri, ‟denizci Türkmen beylikleri” olarak tarih literatürüne geçen beyliklerdir. Aydınoğulları Beyliği, denizlerdeki hakimiyetlerinin Ege adaları, Yunanistan ve Trakya’ya kadar uzanmasının yanı sıra, Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) ile kurdukları ilişki ve ittifaklarla ve Gazi Umur Bey’in (1334-1348) döneminde gerçekleşen askeri faaliyetlerle yukarıda adını zikrettiğimiz diğer beylikler arasından sıyrılarak ön plana çıkmıştır.

BEYAZ TARİH / HABER

Umur Bey, Yukarı İzmir Beyi olduktan sonra ilk askerî faaliyet olarak, şehrin kıyı kesimini oluşturan ‟Aşağı İzmir”i kuşattı. Birkaç yıl sürdüğü anlaşılan kuşatmanın ardından 1329 yılında, Latinlerin elindeki kale fethedildi. Bu fetih, onun büyük bir gazi olarak nam salmasının başlangıcı oldu. Aşağı İzmir’in fethinden sonra kısa sürede kurdurduğu tersanelerde yapılan donanması ile 1329 yılı içerisinde tekrar harekete geçerek ilk deniz seferine Bozcaada üzerine çıktı. Denizde yapılan savaşta düşmanlarına üstün geldi ve düşman gemilerini geri çekilmeye zorladı. Aşağı İzmir elinden Latinler, bundan sonra Sakız Adası’na giderek yerleşti ve Aydınoğulları Beyliği’ne vergi verdiler. Ancak Bizans İmparatoru bölgeye gelerek Latinlerin kendi ada valisini görevden alarak yerine başkasını tayin etmesi üzerine haberi alan Umur Bey, ağabeyi Hızır Bey ve kardeşi İbrahim Bey ile birlikte yaklaşık 50 parçadan oluşan donanması ile denize açıldı ve adaya saldırdı. Denizden ve karadan kuşatılan ada ele geçirilemese de tüm adayı yağmalayan ve pek çok ganimet elde eden Umur, İbrahim ve Hızır Beyler, memleketlerine döndüler. Tüm bu deniz gazâları, Umur Bey’in şöhretini günden güne arttırdı; nitekim, Âriflerin Menkîbeleri adlı eserin müellefi olan ve Mevlânâ’nın torunu Ulu Arif Çelebi ile Türkmen beyliklerini gezen Eflâkî, Umur Bey’in mevlevîliğe olan ilgisinden ve denizlerdeki kahramanlıklarından dolayı eserinde ondan büyük bir övgü ile söz eder.

Ege Denizi’nde Bir Gazi Türkmen

Aydınoğlu Mehmed Bey ve Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleogolos (1328-1341), 1329 yılında saldırmazlık anlaşmasında bulundular; ancak Umur Bey, 1331 senesinde Gelibolu üzerine deniz seferine çıktı, çevre kale ve şehirleri yağmalayarak bol esir ve ganimet ile İzmir’e döndü. Bunun üzerine, oğlunu başkent Birgi’ye çağıran Mehmed Bey, burada oğlu ile görüştü. Yaptığı seferin gerekçelerini açıklayan Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir’e döndü.

Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir tersanesinde büyük bir donanma inşasına girişti, hazırlıklar tamamlandıktan sonra da 1332 yılında donanması ile birlikte denize açıldı. Önce İşkopelos, İşperos, İpsara adalarını fethetti, ardında da Tuzla ve Mondonico kalelerini kuşattı ve anlaşma karşılığında kuşatmayı kaldırarak geri çekildi. Sonrasında tekrar denizlere açılan Umur Bey, Eğriboz Kalesi ve şehrini haraca bağlayıp Menevşe Kalesi’ni ele geçirerek ve bir takım başka adaları da yağmalayıp bol ganimet ve esir ile İzmir’e döndü. Bu başarılarından ötürü Mehmed Bey yanında diğer oğulları olduğu halde bizzat İzmir’e gelerek oğlunu başarılarından dolayı tebrik etti.

Uluğbey Olarak Umur Bey

Umur Bey, normal şartlarda en büyük oğul olarak Hızır Bey’in hakkı olmasına rağmen ağabeyi Hızır Bey, diğer kardeşleri ve amcalarının müttefiken Ulubeyliğe kendisini seçmesinin sonucunda babasının ardından 1334 yılında Aydınoğulları Beyliği’nin ikinci Ulubeyi oldu. Aydınoğulları Beyliği ve Umur Bey’in Ege Denizi ve adalarındaki faaliyetlerinden en büyük ticari zarara Latinler, yani İtalyan cumhuriyetleri ve özellikle de Venedik uğramaktaydı. Bunun sonucunda 1332 yılından bu yana bir Haçlı savaşı düşüncesi Latinlerde belirmişti. Bu düşünce çerçevesinde bir Haçlı donanması kuruldu ve kendisinin Birgi’de, babasının yanında bulunduğu sırada bu Haçlı donanması İzmir’e bir saldırıda bulunsa da Umur Bey İzmir’e dönmeden bu saldırı Aydınoğulları Beyliği’nin İzmir’deki asker ve yöneticileri tarafından bertaraf edilmiş ve donanma geri çekilmek zorunda bırakılmıştı. Bu kez de babasının ölümü dolayısıyla Birgi’de bulunduğu sırada Haçlı donanması İzmir’e tekrar saldırdı. Haberi aldıktan sonra Ulubey olarak ivedilikle İzmir’e dönen Umur Bey, Haçlıların bu saldırısını da boşa çıkardı. Haçlı saldırılarını boşa çıkaran Umur Bey, donanmasını hazır hale getirip hazırlıklarını tamamladıktan sonra misilleme amacıyla Saruhanoğlu Süleyman Bey ile ittifak yaparak öncekilerden çok daha büyük bir donanma ile Ege Denizi’ne açıldılar. Ege Denizi’ndeki pek çok adaya akınlar düzenleyip, yağmalayıp, haraca bağladıktan sonra Mora Adası’na saldırdı ve buradan elde ettiği önemli bir ganimet ile birlikte 1335 yılında İzmir’e döndü.

Gemileri Karadan Yürüten Bir İlk Denizci

Bizans ile yapılan ittifak çerçevesinde Aydınoğlu Gazi Umur Bey ve donanması, Bizans İmparatorunun ayaklanan Arnavutlar üzerine yaptığı sefere katıldı. Epir ve Tuna Seferi de denilen bu iki sefer esnasında Umur Bey, Düsturnâme’deki anlatıma göre Mora’nın Korint (Germe) körfezinde geldiğinde gemilerini karadan yürüterek karşıya geçirmiş, oradan da hareketle Konstantinopolis (İstanbul) önlerine gelmiş ve buradan hareketle donanma ile Karadeniz’e geçerek kuzey Epir bölgesindeki isyanı bastırmış ve bölgedeki bazı yerleri de asi Arnavutlardan temizlemişlerdir. Karadeniz’e ulaştıktan sonra bu denize kıyısı olan Kili çevresini iki müttefik güç yağmaladıktan sonra bol ganimet ile geri dönüldü. Dönüş yolunda tekrar Korint körfezinden gemiler karadan yürütülerek karşıya geçildi ve İzmir’e dönüldü. Ancak sefer güzergâhının mesafesi, zamanı ve seferin gelişme şekli içerisinde bu bilgiye dair önemli kuşkular barındırır; bu eserde Epir Seferi önceden yapılmış bir deniz seferi, gemilerin karadan yürütüldüğü yer de Gelibolu Yarımadası olmalıdır. Ayrıca, Düsturnâme’de bu iki sefer, tek bir sefer olarak verilmektedir.

Yolculuk esnasında Süleyman Bey’in ölmesi üzerine derin bir üzüntü yaşayan Umur Bey, geri dönme kararı aldı ve Kantakuzenos’a da bu kararını bildirdikten sonra 1346 yılında İzmir’e geri döndü. Bu sırada, Umur Bey ve diğer beylerin tekrardan denizlerde ve Rumeli’de faaliyet göstermelerinden büyük bir rahatsızlık duyan, korkan ve zarara uğrayan Latinler, papanın öncülüğünde yeni bir Haçlı donanması oluşturdular. Haçlı donanmasının İzmir’e saldırmasından sonra Umur Bey, kuvvetleri ile Haçlıları Aşağı ve Yukarı İzmir kaleleri arasındaki bölgede karşıladı. Yapılan savaşta iki taraf adına da kesin bir sonuç çıkmayınca önemli Haçlı komutanları, kuvvetleri ile birlikte ülkelerine döndüler.

Umur Bey’in, yeniden Mora Seferine çıktığı Düsturnâme’de belirtilir. Bizans tarihçilerine göre III. Andronikos’un asi Arnavutlar üzerine yaptığı sefere Umur Bey’in askerleri de katılmış, bunlar Kuzey Epir’deki asileri temizlemişler, Berat ve Kanina’yı Arnavut asilerin tasallutundan kurtarmışlardı. Ancak Düsturnâme ilginç bir şekilde Umur Bey’in Mora’da gemilerini Korint körfezinde (Germe) karadan çektiği, oradan İstanbul önlerine geldiği ve müttefiki olan imparator tarafından iyi karşılandığı, ardından Karadeniz’e açılarak Kili’ye ulaştığı, etrafı yağmaladıktan sonra dört günde türlü zorluklarla yeniden Germe’ye döndüğü, orada tekrar gemileri karadan çekip esirleri ve mallarıyla İzmir’e hareket ettiği belirtilir. Ancak bu anlatılanlar, coğrafya göz önüne alındığında oldukça şüpheli gözükmektedir.

Bazı tarihçiler gemilerin karadan yürütülme olayının Epir Seferi’nde olabileceğini, onun Germe hisarına ulaştığını ve buradan gemileri karadan çektirerek Korint körfezine indiğini ileri sürerler. Osmanlı tarihçiliğinde de gemilerin karadan yürütülme olayına yer verilmiştir. Fakat böyle bir hadisenin olmadığını bildiren modern yazarlar da vardır. Bunlar böyle bir sefer yapması için bir gerekçesi olmadığını beyan ederler. Ayrıca Bizans kaynaklarında da bir bilgi bulunmadığını eklerler. Gerçekten de Düsturnâme’de onun buradan İstanbul’a yönelerek imparatorla birlikte hareket ettiği ve oradan Karadeniz’e çıkıp Kili’ye sefer yaptığı yolundaki bilgi bünyesinde önemli problem barındırır; dolayısıyla aynı zaman sürecinde böyle uzun bir harekâtın mantıken yapılamayacağı açıktır. Eserdeki mesafeler dikkate alındığında bu Epir Seferi’nin daha önce yapılan bir harekâtın anlatımı olduğu, gemilerin ise karadan yürütüldüğü yerin Karadeniz seferi sırasında Çanakkale boğazına gelindiğinde Gelibolu yarımadasının aynı adı taşıyan mevkiinde gerçekleştirilmiş bulunduğu ileri sürülür.  Gerçekten de bunun tek bir sefer olma ihtimali yüksektir.

Son Kuşatma ve Şehadet

Tüm bunların ardından Umur Bey, diplomatik temaslarda bulundu. 1347-48 yılı içerisinde Latinler ile elçiler aracılığıyla yapılan görüşmelerde Aşağı Kale’nin yıkılması ve bazı ticarî imtiyazlar karşılığında Latinler ile anlaşmaya varılsa da Papa bunu kabul etmedi. Anlaşmanın kabul edilmemesinin ardından Gazi Umur Bey, 1348 yılı içerisinde ordusunu toplayarak Aşağı İzmir Kalesi’ni kuşattı. Cesurca, yiğitçe ve askerlerine cesaret vermek için en ön saflarda bizzat çarpışan Umur Bey, kale surlarına tırmanırken vücuduna saplanan bir ok sonucu şehit düştü.

Umur Bey’in çarpışma sırasında hayatını kaybetmesi, onun gazi olarak şöhretinin daha da yayılmasına vesile oldu. Bizans tarihçisi Dukas bile yaklaşık yüz yıl sonra onu nasıl kahramanca hayatını kaybettiğine temas etmek lüzumu hissetmişti. Düsturnâme’de ise onun yirmi bir yıl gazada bulunduğu, bu sürede yirmi altı sefer yaptığı ve vefatında 39 yaşında olduğu belirtilir.  Onun gaza şöhreti tabii olarak geç tarihli Osmanlı kaynaklarında da yankı buldu. Denizcilik geleneğinde adı özellikle öne çıkmış, XV. ve XVI. asra ait bazı kaynaklar onu Osmanlı denizcilerinin atası bile saymışlardır. Tursun Bey’in Kefe’ye hareket eden donanmadan söz ederken Umur Bey’e atıf yapması dikkat çekicidir. Gazilerin, “Gazi Umur Bey canı için” yemin ettikleri, yeniçerilerin önceleri “Umur Bey kısbetidir” diye onun giydiği tarzda başlık takındıkları rivayet edilir. Yanındaki azap ve askerlerinin kendilerine “Biz Umurca oğlanıyız” diye tanıttıkları da belirtilir. Oruç Bey, deniz gazilerini “Umur Bey müridleri” diye anar.  Onu yakından tanıyan Bizans İmparatoru Kantakuzenos, hatıratında son derece akıllı ve mantıklı düşünen biri olduğuna temas eder. Vakıf kayıtlarında Hundi Melek, Azize Melek ve Gürci Melek adlı üç kızının adı geçer.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

AHMED TEVHİD, Meskukat- ı Kadime-i İslamiye Kataloğu 4. Kısım, Türkistan Hakanları, Selçuklular, Anadolu Beylikleri, İstanbul 1321.

AHMED TEVHİD, Aydınoğullarından Mehmed Bey, Umur Bey, İsa Bey, ve Cüneyd Beye Ait Paralar, TOEM, c.10. İstanbul.

AKIN HİMMET, Aydınoğulları Tarihi, Ankara, 1946; İkinci ve Genişletilmiş Baskı, Ankara, 1968.

AKSARAYÎ, Kerimüddin Mahmud; Müsameret el- Ahbar ve Müsayeret el- Ahyar (Yay. Osman Turan), Ankara 1944; Kerimüddin Mahmud b. Muhammed (öl. 1320), Selçuki Devletleri Tarihi – Aksaraylı Kerimeddin Mahmud'un Müsameret al ahyar adlı Farsça tarihinin tercümesi, (çev. M. Nuri Gencosman, Önsöz ve notlar. Feridun Nafız Uzluk), Ankara 1943.

ANONİM, Anadolu Selçukluları Devleti Tarihi (Tarih- i Âl-i Selçuk der- Anatoli) tıbkı basım ve (Çev. F. Nafız Uzluk), III, Ankara 1952.

AŞIKPAŞAZADE, Ahmet Aşıkî, Tevarih-i Âli Osman, Düzenleyen: Çiftçioğlu N. Atsız, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1947.

BAYKARA, Tuncer, Anadolu’nun Tarihi Coğrafyasına Giriş: Anadolu’nun Türk Devrindeki İdari Taksimatı, Ankara, 1988.

BAYKARA, Tuncer, Aydınoğlu Gazi Umur Bey (1309-1348), Ankara, 1990.

BAYKARA, Tuncer, ‟XIII-XIV. yüzyıllarda Batı Türklüğünde Şehirleşme Eğilimi: Yeni-şehirler” İÜEF Tarih Enstitüsü Dergisi, S.16, Istanbul, 1998.

EFLAKİ, Şemsu'd-din Ahmed el- Arifi, Menakib ûl- Arifin, I- II, neşr Tahsin Yazıcı, Ankara 1980; (çev. Tahsin Yazıcı, Ariflerin Menkıbeleri), I- II, İstanbul 1989.

EL- ÖMERİ, Al- Umari's Bericht Über Anatolien usw, F. Taescher Neşri, Leibzig 1991.

ENVERİ, Düstur-name-i Enveri, neşr. M. Halil Yınanç, İstanbul 1929.

 

 


GÜNAL, Zerrin, ‟Aydınoğulları Beyliği”, Türkler, C.6, İstanbul, 2002, s.1384-1391.

İBN BATTUTA, Ebu Abdullah Şemseddin Muhammed b. Abdullah (öl.1368), Rihletu İbn Battuta; (çev. Suat Aykut), İbn-i Battuta Seyahatnamesi I-II, İstanbul, 2004.

İBN BİBİ, Tarih-i Âl-i Selçuk, neşr Th Houstma, Leiden, 1902.

İBN BİBİ, el- Evamilü'l alaiyye fi'l- umuri'l- alaiyye: Selçukname, (haz. Mürsel Öztürk)., Ankara Kültür Bakanlığı, 1996.

İNALCIK, HALİL, ‟Batı Anadolu’da Yükselen Denizci Gazi Beylikler, Bizans ve Haçlılar”, Türk Denizcilik Tarihi, ed. İdris BOSTAN-Salih ÖZBARAN, İstanbul, 2009.

KONUKÇU, Enver, ‟Aydın İli’nin Gelişiminde Aydın Bey”, Tire Araştırmaları Sempozyumu Bildiriler, C.2, (ed. Mehmet Akif Erdoğru-Şule Pfeiffer Taş), 12-13 Mart 2015, İzmir, s.109-117.

LEMERLE, P. l’Emirat d’Aydin, Byzance et l’Occident, Paris, 1957.

MERÇİL, Erdoğan, ‟Aydınoğulları” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1991.

OSTROGORSKY, Geoge, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Ankara, 1991.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun