Batı'nın Efendisi Attila

Batı'nın Efendisi Attila

Türk ve dünya tarihinin şahit olduğu en büyük liderlerden olan Hun İmparatoru Attila için lider olarak doğduğunu söylesek abartmış olmayız. Devletin başına geçtiği günden itibaren batı yönlü politikalarını şekillendirmeye başlayan, stratejik zekası ve savaşçı kişiliğinin birleşmesiyle geniş sahalarda at koşturarak başarıya ulaşan Attila, gerek askeri-siyasi kişiliğiyle gerek ise liderlik vasıflarıyla ön plana çıktı. Doğu’da ve Batı’da, iki dünya arasında namı göğe yükselen, gücü ve kudretiyle “Tanrı’nın Kırbacı” olarak anılan Attila, kısa süren hükümdarlık hayatına sığdırdığı büyük başarılarla tarihe adını altın harflerle yazdırdı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Devletlerin devlet olma sürecinde toplumların edindiği rol ne denli önemliyse, bu toplumları tek bir amaç etrafında toplayan ve büyük hedeflere koşulmasında motivasyon kaynağı olan liderler de o denli önemlidir. Yaşadıkları dönemin sınırlarını aşarak tarih üstü yapıya bürünen liderler farklı toplumlarca takdir görmüş ve geriye bıraktıkları olgun liderlik ve yöneticilik mirasıyla tarihe yön vermişlerdir. Bu liderlerden bazıları, askeri dehası, stratejik planlamaları ve devlet yönetme kabiliyetleriyle ön plana çıkarken bazıları da savaş meydanlarındaki cengaverlikleriyle hafızalara kazınmıştır. Ancak bu tür özelliklerin tek bir kişide toplanması pek rastlanır bir durum değildi. Türk ve dünya tarihine damga vuran, günümüz Avrupa’sının şekillenmesini sağlayan Hun İmparatoru Attila ise zekası ve gücünü aynı doğrultuda kullanan önemli bir liderdi. Bu nedenle de büyük önem arz etmekteydi.

Attila’nın kökenine dair tartışmalar

Türk hükümdarı Attila'nın doğum tarihi, yeri, gençlik yılları ve yetişmesi hakkında kapsamlı bir malumat bulunmamaktadır. Babası Muncuk ile onun ölümünden sonra amcası Rua'nın yanında yetiştiği tahmin edilmektedir. Kaynaklarda Mundiuchus (Priskos), Mundzuco (Jordanes) şeklinde geçen Attila'nın babası Muncuk’un ismi Türkçe olup "inci, boncuk, bayrak, sancak" mânâlarına gelmektedir. Ancak ne yazık ki Muncuk'un hayatı hakkında da bilgi bulunmamaktadır.  Devlet idaresinde hangi makamda bulunduğu, Hun tahtına çıkıp çıkmadığı meçhuldür. Attila ile Bleda'nın küçük yaşlarda babasız kalmaları ve onların Rua'nın yanında yetişmeleri, Muncuk'un genç yaşta ölmüş olabileceği ihtimalini güçlü bir şekilde akla getirmektedir. Attila’nın, isminden dolayı Hunların İtil (Volga) Nehri kıyılarında bulunduğu zamanlarda dünyaya geldiği (390- 395 yılları), yazılan romanlarda onun gençlik yıllarında Roma sarayında rehin olarak kaldığı, bu sayede Romalıları çok iyi tanıma fırsatı elde ettiği iddia edilmişse de, bu bilgiler hiçbir kaynak tarafından teyit edilmemiş ve ileri sürülen bir iddia olmaktan öteye gidememiştir. Attila’nın isminin kökenine dair ileri sürülen iddialar uzun yıllardan beri tartışma konusu oldu. Kimi çevreler ismin Gotça olduğunu ileri sürerken kimileri ise Türkçe olduğunu ileri sürmüştür. Attila adının Gotça "Babacık, Atacık, Sevimli, Ağabey" mânâlarına geldiği söylenerek, Hun dönemi Türkçe bir kelimenin Germence yorumu olarak gösterilmiştir. Ayrıca Macarca, Slavca; Toharca olarak da kabul edilmiştir. Genellikle Attila isminin İtil Nehri’nin bir diğer adı olan İtil-Etil'den geldiği de düşünülmüştür. Ayrıca Göktürk Türkçesi’ndeki Attay= "şöhretli İmparator" ile de bağlantı kurulmuştur. F. Altheim, Attila kelimesinin aslının Ata-la olduğunu ve "benim atam, atacık" mânâlarına geldiğini söylemiştir. Bunların yanında Gy. Németh ayrı bir bakış açısı getirerek Attila'nın olgunluk çağı ismi olduğunu, gençliğinde ise başka bir ad taşımış olabileceğini ifade etmiştir ki, bu eski Türk ad verme geleneğine de uygundur. Attila, şahıs isminin ötesinde belki de Hun hükümdarının unvanıdır. En son olarak O. Pritsak ise ismin Türkçe olduğunu ve Es-til-ä ~ As-til-ä ~ At-til-a = Attila şekliyle "Büyük deniz, okyanus" veya "her şeye gücü yeten hükümdar" mânâlarına geldiğini söylemiştir.

Ve Attila tarih sahnesine çıkıyor      

Takvimler 434 yılını gösterdiği sıralarda Attila’nın amcası Rua, Romalılar ile barış görüşmesi yapılması için hazırlık içerisindeydi. Ancak Rua’nın bu önemli görüşmenin arefesinde vefat etmesi beklenmedik bir gelişmeydi. Rua’nın vefatının ardından devletin yeni bir lidere ihtiyacı vardı. Bu görevi ise Attilakardeşi Bleda ile birlikte üstlendi. Attila, liderlik vasıflarını ilk dönemlerinden itibaren sergileyerek dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Kardeşi Bleda’nın devletin diğer yöneticisi olmasına rağmen, idari ve askeri bütün işleri yürüten Attila, Bleda’nın vefatının ardından devletin tek hakimi oldu. Attila, hükümranlığının daha başlangıcında Rua zamanında başlayan Doğu Roma ile barış görüşmelerini onun ölümü üzerine imzalanan Margus Barış Anlaşması’yla neticelendirdi(434).   Tarihte Margus Barışı olarak bilinen antlaşmanın maddeleri şunlardır:

1- Esir edilmiş Romalılarla ve daha önce Roma'ya kaçmış olan birçokları ile birlikte, Hunlardan kaçanlar Roma hududuna kabul edilmeyecekler.

2- Romalı mülteciler ve esir alınmış olanların her biri için 8 altın kurtarma ücreti ödenecek. Ancak bu fidyeyi verdikten sonra esirler geri dönebilecekler.

3- Romalılar Hunlar’ın hâkimiyeti altında olan kabilelerle ortaklık yapmayacaklar.

4- Ticaret yapmak için eşit şartlar içinde bir araya gelinecek.

5- Romalılar ve Hunlar emniyet içerisinde olacaklar.

6- Yapılan antlaşma devamlı olacak ve bu antlaşmaya riayet edilecek.

7- Romalılar tarafından Hun kralına daha önce 300 altın libre ödenen vergi yerine 700 altın libre ödenecek   

Attila, Doğu Roma ile barış anlaşması yaptıktan, dahilde bazı boyların isyan teşebbüslerini bastırıp birliği sağladıktan ve çevredeki birçok topluluğu hakimiyet altına aldıktan sonra geleneksel Hun dış siyasetine göre hareket etti. Nitekim temelleri 400’lü yıllarda atılan politikanın nihai hedefi “Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar her tarafı fethetmek”ti. Bunu gerçekleştirebilmek için şartlar gereği evvela Doğu Roma baskı altına alınarak hâkimiyet tesis edilecek, Batı Roma ile ise münasebetler iyi tutulacaktı. Doğu Roma politikası başarıya ulaşınca hesaplaşma sırası Batı Roma’ya gelecekti, akabinde ise Sasaniler üzerine askerî harekât yapılacaktı. Nitekim Doğu Roma’nın içerisinde bulunduğu siyasî, malî, askerî zorluklar, karşı karşıya kaldığı isyanlar ve tabi afetleri göz önünde bulundurarak 441 ve 447 yıllarında iki Balkan seferi gerçekleştirdi. Bunun sonucunda Balkanlar’da birçok yeri ele geçirerek İstanbul yakınlarına kadar ilerledi.  Harekatlarının neticesinde Doğu Roma için sosyo-ekonomik sonuçları ağır olan ve tarihte Anatolius Barışı diye bilinen antlaşma imzaladı(447). Antlaşmanın maddeleri ise şu şekildeydi:

1- Kaçaklar derhal Hunlara iade edilecek.

2- Geçmiş vergiler karşılığında 6000 libre altın Hunlara ödenecek.

3- Hunlara ödenen senelik vergi 2100 altına çıkarılacak.

4- Parasını ödemeden Romalılar’ın ülkesine kaçmış olan her Romalı esir başına 12 altın ceza ödenecek ve bu ödenmediği takdirde esir sahibine iade edilecek.

5- Romalılar, Hun ülkesinden kendi tarafına kaçanları bir daha kabul etmeyecek yüksek harp tazminatı ve vergi ödemeye mecbur bıraktı.

Attila’nın savaş meydanlarındaki zaferleri

Attila’nın gerçekleştirdiği iki Balkan seferi arzu edilen sonuçlara ulaşmanın önünü açtı. Bu seferlerle Tuna boyundaki Roma savunma mekanizması tamamen çökertilerek, Doğu Roma Hun Devleti için tehlike olmaktan çıkartıldıAttila’nın bu süreçteki liderlik kabiliyeti ise dilden dile dolaşıyordu. Priskos’un ifadesiyle “ Romalılar her şeyde Attila’nın sözünü dinliyorlardı. Onun talimatlarını bir efendinin talimatları kabul ediyorlardı”. Romalı tarihçinin de tespitiyle Doğu Roma’nın içine düştüğü durum Türk devlet geleneğine göre onların Hun hâkimiyeti alanına girmesi için kâfiydi. Attila Doğu Roma’dan vergi olarak aldığı altınlarla Hun hazinesine büyük bir gelir sağladı ve Balkanlar’daki sınırlarını da oldukça genişletti.

Askerî ve siyasî bakımdan Attila karşısında çaresiz kalan, ekonomik olarak iflasın eşiğine gelen Doğu Roma imparatoru II. Theodosius (408-450) Attila’yı ortadan kaldırmak için suikast planladı. Bunun ortaya çıkması ile çok zor durumda kalan Theodosius, Attila’nın askerî olarak karşılık vermesinden korkarak hemen yeni bir elçilik heyeti gönderdi. Attila gelen heyeti oldukça sakin karşıladı. Büyük bir öfkeyle hareket etmesi beklenen Attila’nın bu tavrının sebebi onun Batı Roma’ya karşı izlediği siyaseti değiştirerek askerî planlar yapmasıydı. Bu bağlamda Galya Bölgesi'ndeki karışıklıklar ve Batı Roma imparatoru III. Valentinaus (425-455)’un İstanbul’a gönderdiği kız kardeşi Honoria’nın Attila’dan yardım isteyip ona nişan yüzüğü göndermesi Attila’ya Batı Roma’ya karşı planlarını hayata geçirmek için fırsat oluşturdu. Attila, Honoria’nın teklifini kabul ederek başlık olarak Galya Bölgesi'ni ve Roma hâkimiyetinin yarısını talep etti. Bu teklifin reddedilmesi üzerine Attila Galya Bölgesi'ne doğru harekete geçti. Frankları ve Burgundları mağlup ederek Galya Bölgesi'nin büyük bir kısmını ele geçirerek müstahkem bir kale olan Metz şehrini fethetti (7 Nisan 451). Batı yönlü ilerleyişinde dur durak bilmeden devam eden Attila Campus Mauriacus Bölgesi'nde Aetius idaresindeki Batı Roma ordusu ile karşı karşıya geldi. Avrupa tarihinde derin izler bırakan ve döneminin en kanlı savaşlarından biri olan bu karşılaşmada gerek Attila’nın ordusu gerekse Batı Roma ordusu büyük kayıplar verdi. Fakat savaşta iki taraf açısından tam bir netice alınamadıysa da Attila atının eyerini batı yönünden geri çevirmedi (Haziran 451). Ordusunu kısa sürede ülkesine döndüren Attila,  bir yıl geçmeden Batı Roma üzerine yeni bir sefere çıktı. Bu kez doğrudan Batı Roma başkentini hedef aldı. Büyük Hun ordusunun başında Alp dağlarını aşarak 452 yılında İtalya’ya girdi. Aetius Attila’nın ilerleyişine hiçbir karşılık veremedi, sadece barış ümidiyle Papa I. Leo’nun da içinde bulunduğu bir elçilik heyetini Attila’ya gönderdi. Papa bu görüşme için özel törenlerde kullandığı muhteşem bir elbise giymişti. Attila, Po ve Mincio ırmaklarının birleştiği yerde elçileri kabul etti. Görüşmeler neticesinde Attila barış teklifini kabul etti ve ordusunu geri çekti. kuvvetle muhtemel Attila İstanbul’da yaptığı gibi, Roma gibi önemli medeniyet merkezinin tahrip olmasından kaçınarak kuşatmayı kaldırdı.

“Tanrı’nın Kırbacı”nın vefatı

Türk ve dünya tarihinin en büyük liderlerinden olan Attila, ordusu ile Kuzey İtalya'da bulunurken, Doğu Romalılar Tuna'yı geçti ve Hun sınır birliklerine saldırdı. Ayrıca Aetius'a da yardımcı birlikler gönderdi. Bu sebeple vakit geçirmeden ülkesine dönen Attila ordusunu Tuna –Tisa arasına çekti. Doğu Roma tahtına yeni çıkan İmparator Marcianus (450-457)’a haber göndererek Theodosius zamanından kalma vergi paralarının derhal ödenmesini istedi ve savaşla tehdit etti. Ayrıca kendisinin Roma önlerinde bulunmasını fırsat bilerek isyana teşebbüs eden Kafkasya Alanları üzerine de ordu göndererek, onları te‘dib etti. Attila, İmparator Marcianus'a karşı askerî sefer düşündüğü ve önündeki son güç Sasaniler üzerine büyük bir harekâta hazırlandığı sırada, İldiko ile yaptığı evliliğin zifaf gecesinde ağzından, burnundan kan boşalması suretiyle öldü (453 ilkbaharı).

Attila’nın vefatının ardından ailesi ve Hun Devleti'nin çöküşü

Attila’nın üstün liderlik vasıflarının getirisi olarak dünya sahnesinde söz sahibi olan Hun Devleti, ne yazık ki Attila’nın vefatıyla birlikte çöküş sürecine girdi.  Her ne kadarAttila’nın birkaç hanımının olduğu biliniyorsa da bunlardan dünyaya gelen çocukları hakkında rivayetler dışında sahih bilgiler bulunmamaktadır. Fakat bunun yanında tarihî kaynaklarda kesin olarak ilk Hatunu Arıkan ile onun dünyaya getirdiği çocukları ve hukukî olarak Hun tahtının varisleri olan İlek, Dengizik, İrnek tanınmaktadır. Bunun yanında daha sonraları Romalı bir hanımdan doğan Emmetzur, Uzendur ile Gepid kralı Ardarik'in kızından olan Gheism isimli üç oğlunun daha olduğu, bunların daha sonraları Doğu Roma sarayına kaçarak orada yaşadıklarından bahsedilmişse de, Jordanes bunlardan ilk ikisinin Attila'nın oğulları değil akrabaları olduğunu yazmıştır. Destan ve efsanelerde tasvir edilen abartılı olaylar dışında, sahih kaynaklarda Attila'nın eşleri ile İlek, Dengizik, İrnek dışındaki çocukları hakkında başka bilgi bulunmamaktadır. Zaten Attila'dan sonraki Hunların tarihî hadiseleri de bu üç oğlunun etrafında cereyan etmiştir.

Attila’nın sosyal ve siyasi kişiliği     

Jordanes’in yazdığı gibi devlet idaresinde Attila; "Kavimlerin sarsılması, bütün dünyanın korkması için doğmuş bir adam; hakkında yayılan korkunç haberler nedeniyle herkesin kendisinden korktuğu kişi idi. Kibirle iki kat yürür, gözleri ışık saçar, gururlu gücünü vücudunun hareketleriyle de hissettirirdi. Savaşı her şeyden çok sevmesine rağmen düşünerek hareket eder, birçok şeyi aklıyla başarırdı. Kendisinden aman dileyenlere merhamet gösterir ve kendine sadık olanlara karşı çok lütuf gösterirdi…. Akıllı ve kurnazdı. Tehdit ettiği yerin dışında başka bir yerden saldırırdı". Priskos'un anlattığı gibi günlük hayatında Attila; ‘‘Her cihette mutedil ve kanaatkâr idi. Sarayındaki ziyafet masalarında Misafirlere altın ve gümüş kadehler, tabaklarda ikramlar edildiği halde onun kadehi, yemek yediği tabağı tahtadan idi. Sırtındaki elbiseleri, ayakkabıları, kılıcının kabzası ve atının takımları askerlerininkinden hiç de farklı değildi. Buna karşı diğer İskit komutanlarının bu eşyaları altın ve kıymetli taşlarla süslü, göz kamaştırıcı idi. Kendisininki böyle değildi. Herkesten daha temiz idi".

Devlet ve ordu idaresindeki mahareti, üstün vasıflarıyla dikkat çeken Attila, zamanından günümüze kadar tarihî bir figür, kahramandan öte mânâlar ifade etmiştir. Eğitimi, şahsiyeti, mütevazılığı, ciddiyeti, kararlılığı, takip ettiği akılcı politikalarıyla yalnızca tarih kitaplarına değil romanlara, masallara, destanlara, efsanelere mevzu olmuş; şairlere, ressamlara, bestekârlara ilham vermiştir. Günümüz Batı medeniyetinin temellerini oluşturan Roma'nın yıkılışından sorumlu tutulan Attila etrafında oluşan-oluşturulan algı, etkisini bugün de devam ettiren zihni farklılaşmalara yol açmıştır. Doğu-Batı Roma, Sasani, Çin devletleri arasında, asrımızda stratejik teorilere konu olan Avrasya'nın kalpgâgahı olan sahalarda hâkimiyet tesis eden Attila; aynı zamanda dil, din, tefekkür dünyaları birbirinden hayli farklı dünyalar karşısında, içinden çıktığı  ''Hareketli Hayat tarzı''nın inşa ettiği ve kökleri binlerce yıl geriye dayanan bir medeniyetin varlığını, farkındalığını ortaya koyan kudretin en önemli sembollerinden birisi haline geldi.  Kısa süren fakat çağdaşlarına göre sonsuz görünen Attila'nın hükümranlık dönemini kaynaklar ''Avrupa'yı yetim bırakan'' savaşlar tarihi olarak görmüşlerdir. Karşısında sadece orduların değil Roma imparatorlarının çaresiz kaldığı, Papa'nın ayağına kadar giderek aman dilendiği Attila; korku, acziyet ve teslimiyetin kılıfı olarak Tanrı'nın Kırbacı (Flagellum Dei) ve günaha batan Hristiyanları cezalandırmak için Tanrı'nın gönderdiği bela ve felaketin temsilcisi olarak görüldü. Satır aralarında bazı hakikatlerin de yer aldığı Avrupalıların hayal ve telakkilerindeki Attila imajında hakikatlerden çok korkular ve önyargılar belirleyici oldu.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

AHMETBEYOĞLU, A., Avrupa Hunları, İstanbul 2014

___________, Attila’nın Sarayında Bir Romalı, İstanbul 2014.

AHMETBEYOĞLU, A., Atlı Şehirliler, İstanbul 2016.

ALTHEIM, F., Attila Et Les Huns, Paris, 1952.

BÓNA, I., Das Hunnenreich, Stuttgart 1991.

CHRONİCAN PASCHALE, bk. Corpus Scriptorum Hıstorıae Byzantinae, neşr. L. Dindorf, Bon

1832.

DE CAEN, V., Attila, Normandie 1990.

Excerpta De Lagationibus, ed. C. De Boor, s.121-155, 575-590, Berolini 1903.

GİBBON, E., Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihî, 2-3, İstanbul 1987-1988.

HELMUT DE BOOR, Tarihte Efsanede ve Kahramanlık Destanlarında Attila,  Çev. Yaşar

Önen, Ankara 1981. 

HOMEYER, H., Attila, Berlin 1951.

IORDANES, Romana et Getica, (neşr. Th. Mommsen), Berolini 1882.

JOHANNES DE THUROZCZ, Chronıca Hungarorum, Budapest 1985.

KELLY,ch. Attila, Hunlar ve Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü, çev. T. Kaçar, İstanbul 2009.

MALALAS, A Translation by Elızabeth Jeffreys, Mıchael Jeffreys and Roger Scott, Melbourne

1986.

MARÁCZ, LÁSZLÓ, “Batı Şuurunda Hun Tasavvuru: Tasvirler, Temsiller ve Medeniyet”, Çev. Kadir Yılmaz, Turan Dergisi, Sayı 11, 2013, s. 1-17.

MARCELLINUS COMES, Chronicon, Chronica Minora, II, Th. Mommsen: MGH. AA. XI. 2.

Berolini 1894.

NÉMETH, Gy., Attila ve Hunları, Ankara 1982.

MULLER C., Fragmeta Historicorum Graecorum, IV, Paris 1851.

ORKUN, H.N., Attila ve Oğulları, İstanbul 1933.

OSTROGORSKY, G., (Türk. terc. F. Işıltan), Bizans Devleti Tarihî, Ankara 1986.

PROCOPIUS, Corpus Scrıptorum Hıstorıae Byzantinae, G. Dındorf, Bonn, I-III, 1833-1838.

PROSPER TIRO, Epidoma Chronicon, Chronico Minora, I, bk. Monumenta Germania

Hıstorıca, AA. IX, Th. Mommsen, Berlın 1891.

SIDONIUS APPOLİNARIS, Epistulae et Carmina, bk. Monumenta Germaniae Historica, neşr.

Leutjohann, VIII, Berlin 1887.

SZASZ, B., A Húnok Története, Attila Nagykıraly, Budapest 1943.

THOMPSON, E. A., Hunlar, çev. M. S. Dinçel, İstanbul 2008.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun