Asya Fatihi Mete Han

Asya Fatihi Mete Han

Asya Hun Devleti’nin kurucusu olan Teoman’ın ve onun birinci eşi Ulu Hatun’un oğlu olan Mete Han, Hun Türklerini bir çatı altında toplayarak devleti merkezileştiren önemli bir Türk lideridir. Babası Teoman’ın ikinci eşi tarafından etkilenmesi üzerine Yüeçilere rehin verilen, ancak üzerinde çevrilen entrikaları öğrenmesinin ardından beyaz atıyla kaçmayı başaran Mete Han, bu süreçten sonra Türk tarihine damga vuracak önemli faaliyetlerde bulundu.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Büyük Hun Devleti’nin Asya’nın en büyük gücü haline getiren ve bugüne kadar devam eden devlet geleneklerinin temelini atan Mete’nin (Mo-tun) şehzadelik öncesi hayatı hakkında bilgi bulunmamaktadır. Veliahtlık ve tahta çıkış sürecini kuruluş ve güçlenme aşamasındaki devletin dahilinde yaşanılan hadiseler ile komşularla münasebetler belirlemiştir. Hunların ilk döneminde etraflarında devlet olarak güneybatıda Yüeçiler, doğuda Tung-hular, güneyde ise Çin bulunmaktaydı. Yüeçiler, Çin’i Orta Asya’ya bağlayan yollar ile mühim ticari şehirler üzerinde oturuyorlardı. Nen-şan sıradağlarına (Güney sıradağları) dayanan yaylalarda, bu ulu dağların kuzey eteklerinde hayvanlarını besliyorlardı. Atlı ve savaşçı kavim olan Yüeçiler İpek Yolu’nu ve bu yol üzerindeki şehirleri kontrollerinde tutarak büyük gelir elde ediyorlardı. Tunghular ise, Hunlara nazaran sosyal ve kültürel açıdan oldukça geri olmalarına rağmen askeri olarak Hunların ilk döneminde daha güçlü idiler.

Mete Han Öncesi Çin’in Durumu

Çin topraklarında bugünkü Çin ülkesine ismini veren Çin Beyliği, Şi-huangdi idaresinde; Han, Cao, Wei, Çu, Yan ve Çi beyliklerini kanlı savaşlar sonunda yıkarak M.Ö 221 yılında Çin’i tek bir idare altında birleştirerek kendi Çin sülalesini tesis etti. İdari, hukuki ve ekonomik alanlarda önemli reformlar yaptı. Ülkenin genelinde tek bir hukuku geçerli kıldı. Derebeyleri merkeze bağlayarak, merkezden illere, bucaklara doğru yeni bir teşkilatlanmaya giderek merkezi otoriteyi güçlü hale getirdi. Devlette önemli ıslahatlar yapan İmparator Şi-huangdi, Hun tarzında kıyafetleri, silahlarıyla süvarileri birliklerinin de yer aldığı yeni tesis ettiği ordu ile harekete geçerek M.Ö 214 yılında Hunların elinden ekonomik açıdan önemli olan Ordos bölgesini geri aldı. Aynı zamanda eskiden Çin (Ch’in), Han ve Yan zamanlarında yapılan surları birleştirerek Çin Seddi’ni inşa ettirmeye başladı(M.Ö. 800-700’lerda başlayan Çin Seddi’nin inşası Çin hanedanı döneminde 247-221 yılları arasında tamamlanmıştır). Böylece kuzeyden gelen akınlara karşı ülkeyi koruma altına aldı.

Mete Han Öncesi Hun Devleti ve Mete Han'ın Sahneye Çıkışı     

Yüeçiler, Çin ve Tunghular tarafından sıkıştırılan Hunlar, Ordos bölgesinin Çin tarafından alınmasından sonra siyasi ve ekonomik kaosla karşı karşıya kaldı. Bu durum her ne kadar T’u-man Tanhu1 (Teoman Han) idaresinde Hunları çevresindeki devletlere karşı zor durumda bırakmış ise de, birlikte hareket ettikleri toplulukların aynı sıkıntıları yaşamaları sebebiyle Hunlar etrafında daha da kenetlenmelerine yol açtı. Fakat bu arada M.Ö 210 yılında İmparator Şi-huangdi’nin ölmesi Çin’de iç karşılıklara sebep oldu ve bu durum Hunlara yeni fırsatlar doğurdu. Teoman Han (Tanhu) fırsattan istifade ederek kuzey Çin’e sefer açtı ve kaybettiği otlakları geri aldı. Böylece eski itibar ve gücünü tekrar kazandı. M.Ö 209 yılında güçlenme aşamasındaki Hun Devleti Teoman’ın oğlu Mo-tun (Mete)’un darbesi ile sarsıldı. Daha ayakları üzerinde yeni yeni durmaya başlayan Hun Devleti kısa süre içerisinde Tanhu’nun yanlış tercihiyle varlığını kaybetme tehlikesi ile karı karşıya kalmıştır. Tanhu Teoman, Ulu Hatun yani ilk eşinden olan büyük oğlu Mete’yi töre gereği tahtın varisi olmasına rağmen, kendi oğlunu hakan yapmak isteyen ikinci eşinin etkisi ve entrikalarıyla veliahtlıktan uzaklaştırmak istemiştir. Bunu da açıkça değil bir komplo ile yapma yoluna gitmiştir. Teoman’ın ikinci eşi büyük gayeleri olan son derece muhteris bir kadındı. O, kendi amacı doğrultusunda eşinin fikrini ve davranışını değiştirmiştir. Amacı kendi oğlunu veliaht yapabilmekti. Fakat buna töre engel teşkil etmekteydi. Çünkü eski Türk devletlerinde taht veraset hukuku ancak hükümdarın ilk eşinden olan oğluna tahta çıkma hakkı tanıyordu. Eğer, hükümdarın ilk eşinden doğan oğulları çok küçük yaşta, hasta veya malûl iseler, tahta hükümdarın diğer kardeşlerinden biri çıkmaktaydı. Bu duruma göre, tahta bulunan hükümdarın birinci eşinden oğlunun hatta kardeşlerin bulunmaması halinde ikinci eşinden doğan oğlunun tahta çıkma şansı olabilirdi. Türk töresi böyle emretmesine rağmen ikinci eşinden doğan oğlunu veliaht yapabilmek için Mete’yi feda etmek istemiştir. Fakat o, bunu açıkça yapmamıştır. Törenin, beylerin ve halkın baskısını kendi üzerinde hissettiğinden niyetini gizlemek zorunda kalmıştır. Bunun için Mete’yi devrin büyük güçlerinden Yüeçi Devleti’ne yapılan barış anlaşmasının teminatı olarak rehin gönderdi. Akabinde de Yüeçiler üzerine sefer için hazırlıklara başladı. Teoman’ın bu hareketi anlaşmanın bozulması ve Mete’nin öldürülmesi demekti. Çok iyi yetişen, hukuki olarak tahtın varisi olan ve gerek devlet erkânı gerek beyler gerekse ordu üzerinde büyük bir etkisi bulunan, aksakallıların kendisindeki cevheri gördüğü Mete, Hun başkentindeki sadık adamları ve devletin asli unsurları beyler tarafından babasının niyetinden haberdar edilmiş, Hun ordusu Yüeçi sınırına yaklaştığında meşhur beyaz atının çevikliği sayesinde kaçarak ülkesine dönmüş ve bu sayede babasının komplosundan kurtulmuştur. Artık Mete herkesin gözünde bir kahramandır. O, gösterdiği olağanüstü başarıyla sadece hayatını değil, devletin ve milletin itibarını da kurtarmıştır. Oğlunun konumu, beylerin, halkın nezdinde düşeceği durum karşısında Teoman geri adım atarak onu ordu komutanlığına getirmiş, böylece hadiseyi unutturmak, kapattırmak istemiştir. Mete ve devlet içerisindeki derunîler ise bu meseleyi asla unutmadılar. Artık Teoman’a olan güven sarsılmış, örtülü bir iktidar mücadelesi başlamıştı. Büyük bir birikimin ve uzun mücadelelerin sonunda kurulan devletin kaos yaşamasına müsaade edilmeyecekti.

Mete Han’ın Yükselişi ve Tahta Çıkışı    

 Ordunun sorumluluğunu üstlenen Mete, Hun sarayında üstü örtülü otorite ve hâkimiyet tesis etmeye başladı. Rütbeli rütbesiz askerlerin de tam güven ve itaatini sağlamak için orduyu barış zamanlarında savaşa hazırlayan sürek avlarını fırsat bildi. Mete (hedefe giderken) ıslık çalan bir ok imal etti. Ucuna delik açılmış bir kemik takılarak yapılan ok atıldığında ıslığı andıran ses çıkarırdı. Atlı – okçu birliğinin eğitimi esnasında kendisi bu oku nereye atarsa, erlerin de hep birlikte o maddeyi vurmaları gerektiğini emretti. Bunu yapamayanın başını kesecekti. Avda, ıslık çalan ok nereye atılırsa orayı vurmayan kimsenin başı hemen gövdesinden ayrılacaktı. Bizzat Mete, ıslık çalan okunu değerli atlarının birinin vücuduna attı ve bu anda maiyetinden okunu atmaya cesaret edemeyenleri idam ettirdi. O, kısa bir süre sonra oku ile kıymetli cariyelerinden birini vurdu. Bu defada maiyetinden bazıları (bu durum karşısında) donup kaldılar ve oklarını atmaya cesaret edemediler. Bunlar da Mete tarafından idam edildi. Bir süre sonra Mete, av sırasında ıslık çalan oku ile babasının değerli atını vurduğu zaman, maiyeti istisnasız hep birlikte aynı hedefe ok attı. Bu durum üzerine Mete, maiyetine tamamen güvenebileceğini öğrendi. Sonra o, babası ile ava gitti ve Hun Hükümdarı olan babasına ıslık çalan okunu attı. Bütün maiyeti de aynı istikamete nişan aldı ve böylece Hun Hükümdarı Teoman öldürüldü. Bunun üzerine Mete, üvey annesini ve üvey kardeşini, kendisine itaat etmek istemeyen devlet büyüklerini idam ettirdi ve kendisi yeni Tanhu olarak Hun tahtına çıktı (209-174).

Mete idareyi ele aldığı zaman, Tunghular güçlerinin zirvesinde bulunuyorlardı. Mete’nin babasını öldürdüğünü ve bizzat tahta oturduğunu öğrenen Tunghular, (Mete’nin babası) Teoman’a ait ‘bin li’ ( bir günde 500 km )2 koşan ata sahip olmak istediklerini bir elçi vasıtasıyla bildirdiler. Mete konuyu devlet meclisine getirdi. Onlar, Hunlar için böyle bir atın verilemeyecek kadar değerli olduğunu söylediler. Fakat Mete söyle konuştu:

  • Ben nasıl bir atı komşu bir devletten üstün tutabilirim?

O, ( bir günde) ‘bin li’ koşan atı ( Tunghu elçisine ) teslim etti. Artık Tunghular, Mete’nin kendilerinden korktuğuna kani oldular. Onlar, Mete’nin cariyesini de istediklerini bildirmek için bir elçi ( daha ) gönderdiler. Mete tekrar danışmanları ile görüştü. Hepsi sinirlenmiş olarak bağırdılar.

  • Tunghularda ahlâk diye bir şey yok. Biz, onlara ( hemen ) saldırmayı teklif ediyoruz. Bunun üzerine Mete söyle konuştu:
  • Ben nasıl bir kadını komşu devletten üstün tutabilirim?

O, sevgili cariyesini tutu ve Tunghu elçisine teslim etti. Fakat Tunghu hükümdarının haksız istekleri daha da arttı. İki devlet arasında kullanılmayan büyük bir toprak parçası vardı. Burada sadece iki devletin askeri birlikleri bulunuyordu. Tunghular batıya doğru ilerlediler ve Hunlar ile aralarında bulunan ihmal edilmiş bu ülkeye saldırdılar.

Tunghu hükümdarı gönderdiği elçi vasıtası ile Mete’ye “benim ve senin sınırlarında askeri birlikler dışında insan bulunmayan bu toprak parçası, Hunlara çok uzak; ben bu toprak parçasına sahip olmak istiyorum” dedi. Mete tekrar danışmanlarına sordu: Bazılarının fikri, bu boş toprak parçası hem verilebilir hem verilemez şeklinde idi. Bunun üzerine Mete, hiddetle parladı ve şöyle söyledi:

Devletin temeli olan toprağı biz nasıl verebiliriz?

“Hem verilebilir hem verilemez şeklinde öğüt verenlerin hepsi, başlarını ayaklarının önünde buldu”.

Bu hadise ile dahilde tamamen otoritesini pekiştiren ve güçlü bir lider olarak milletlerarası arenaya çıkan Mete birbiri ardınca fetihlere girişir. İlk önce Çin yıllıklarında anlatıldığı üzere “Mete, hemen atına atladı. Devletin içerisinde kendisinden geri kalanı ölümle tehdit etti; doğuya doğru ilerledi ve Tunghulara saldırdı. Tunghular Mete’yi öyle küçümsediler ki, daha kendilerini bile hazırlayamadılar. Mete, ordusuyla yaklaştı ve hücum etti. Tunghu hükümdarını imha edercesine ağır bir bozguna uğrattı, malını ve servetini yağma etti” Tunghuları mağlup etti. Bu zaferle artık doğuda Hunların önünde hiçbir engel kalmamış oldu. Tunghular hâkimiyet altına aldıktan sonra Mete, kendilerini ve ülkelerini yakından tanıdığı Yüeçilere yöneldi. Yüeçiler Kansu bölgesinde Hunların Çin’e giriş yollarını kapatıyorlardı. Mete ordusunu tahkim ettikten sonra Yüeçiler üzerine hücum etti. Ağır bir hezimete uğrayan ve kralları öldürülen Yüeçiler topraklarını terk ederek batıya kaçtılar. Bu sayede İpek Yolu üzerinde kontrolü ele geçiren Mete asıl hedefi olan Çin için teşebbüse geçti. Evvela devletin kuzey ve kuzey batısında bulunan kavimleri de itaat altına alarak, arkasını emniyet altına aldı. Büyük at ve koyun sürülerini besleyen ve Hunların daha önce Çinlilere kaptırdıkları kuzey Çin’deki otlaklarını geri almak için Kuzey Çin’e girdi ve Ordos bölgesini ele geçirdi. Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden Mete, Sarı Nehir’in doğusunda bulunan Yen ve Tai ülkesini kontrol altına aldı. Bu askeri harekâtın sonucunda hemen hemen bütün Kuzey Çin Hunların hâkimiyetine geçti. Ayrıca Çin’in kuzey bölgelerindeki bütün ticaret ve askeri ikmal yollarının denetimi Hunlara geçti. Bu durum, Kuzey Çin’in kaderini tayin için Mete ile Çin İmparatoru’nun karşı karşıya gelmesini kaçınılmaz kıldı. Nitekim Han sülalesinin kurucusu İmparator Kao, yaya olan 320 bin kişilik ordusuyla Mete’ye karşı harekete geçti. Bu, Çin’i yenerek Asya’nın en büyük gücü olduğunu göstermek için Çin’i yenmesi gereken Mete’nin aradığı fırsat oldu.

İmparator Kao, Mete’ye on kişiden oluşan bir elçilik heyeti gönderdi. Bu, gerçek bir elçilik heyeti değildi; bu heyette bulunanlar birer casus ve gözlemci idiler. Bu casus ve gözlemcilerin asıl görevi, Hun ordusunun durumunu öğrenmekti. Bu elçilik heyeti, imparatoru saldırıya özendirmek için ona durumunu zayıf göstermek isteyen Mete’ye, aldatma ve yanıltma taktiğini uygulama imkanı verdi. Esas askeri, ekonomik gücünü ve ağırlığını ormanlarda gizleyerek, karargâhında yaşlılar, çocuklar ile zayıf ve sıska atları bıraktı. Mete’nin bu yanıltma taktiğini anlamayan heyet döndüklerinde İmparatora gördüklerini anlatılar. Bu habere göre hareket eden İmparator daha sonra bunun bir aldatma olduğu ikazlarına rağmen harekete geçti. Mete’nin taktiği hedefine ulaşmış oldu. Akabinde Mete Çin ordusunu yıpratma, yıldırma ve pusuya düşürme yoluna gitti. Çin ordusunun üzerine on bin kişilik seçme bir birlik gönderdi. Bunların görevi Çin ordusunu yormak, yıpratmak ve pusuların kurulduğu mevkie çekmekti. Bu birlik beklenmedik zaman ve yerlerde Çin ordusunun karşısına çıkarak ani ve şaşırtıcı darbeler vurup onları yıpratıyor ve ansızın ortadan kayboluyordu. Çinliler Hunların darbe vurduktan sonra geri çekilmesini bir kaçış sanıyor ve onları hemen kovalamaya başlıyordu. Böylece yıpratılan Çin ordusu asıl pusunun kurulduğu yere çekilmiş oluyordu. Bu hileden haberi olmayan İmparator ise zafer kazanmış edası ile ilerlemeye devam ediyordu. Hem Mete’nin öncü birliği karşısında yıpranan, hem de o esnada hüküm süren ağır kış şartları nedeniyle Çin ordusu ağır ağır büyük bir felakete sürükleniyordu. Vur kaç taktiği ve soğuklar yüzünden oldukça yıpranan ordusuyla İmparator inatla ilerlemesine devam etti. İyi halde olmayan Çin ordusunun atlı birlikleri Pe-teng Dağı eteklerindeki yaylalara geldiği halde yay birlikler çok geride kalmıştı. Bu büyük hata Çin ordusunu acı bir sonuca götürdü. Hun ordusunun nerede olduğundan habersiz ve tehlikeye açık Pe-teng yaylasındaki İmparator Mete’nin hilelerinin farkında değildi. Hızlı ve doğru hareket eden Mete ise mükemmel bir strateji ile Çin ordusunu adım adım takip etmiş ve onları istediği yere çekmişti. Abartılıda olsa Çin yıllıklarının kayıtlarına göre sayısı dört yüz bin atlı olan dört bir taraftan kare içine almıştır. Hun ordusunun her bir yönde bulunan atları farklı renkte temsil edilmiştir. Kuzeydeki birliğin atları kara(yağız), doğudaki birliğin atları demir kırı(göğümsü), güneydeki birliğin atları al(doru) ve batıdaki birliğin atları da ak(beyaz) idi.

Çin yıllıkları bu kuşatma sırasında İmparatorun nasıl bir tavır sergilediği hususunda bilgi vermemişler ise de, bütün yardım kaynakları kesilen İmparator büyük bir şaşkınlık yaşamıştır. Çin ordusunu avucunun içine alan Mete bütün orduyu inha etme ve Çin’i ele geçirme fırsatı yakaladı. Yedi gün süren kuşatmada morali tamamen çöken Çin ordusunda büyük bir yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Yedi günün sonunda Mete hiç kimsenin beklemediği bir hareket yaparak Hun ordu saflarının birleştikleri yerden bir koridor açtı, büyük bir zillet ve utanç içindeki İmparatorun ordusu ile yavaş yavaş dışarıya çıkmasına izin verdi. Psikolojik olarak ezdiği İmparatoru teslim almak ve Çin ordusunu tamamen yok ederek Çin’i ele geçirmek mümkün iken Mete’nin bu davranışı büyük bir merak konusu olmuştur. Oysa kalabalık ve geniş Çin ülkesinde Türk kavminin kimliklerini kaybederek Çinlileşmesi endişesini taşıyan Mete Çin’i ezmeyi ve tahakküm altına almayı yeterli bulmuştur. Bu seferden sonra M.Ö 197 bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre:

  1. Mete’nin kuzey Çin’de ele geçirdiği topraklar Hunlara terk edilecektir.
  2. Çin her yıl Mete’ye ipekli kumaş, pirinç ve diğer yiyecek maddelerinden mümkün olduğunca çok gönderecektir.  

Böylece kendisine gönderilen Prenses ile evlenen Mete Çin’i yıllık vergiye bağlamış, iki ülke arasında uzun yıllar sürecek ticari ilişkiler tesis etmiştir.

Mete ile birlikte kuruluşunu tamamlayan Hun Devleti güçlenmeye ve otoritesini Orta Asya coğrafyasına kabul ettirmeye başladı. Mete kısa sürede güçlü komşuları Yüeçiler, Tunghular ve Çinlileri yenerek devletini imparatorluk haline getirip ülkenin sınırlarını doğuda Kore’ye, kuzeyde Baykal gölüne ve Ob, İritiş, İşim nehirlerine, batıda Aral Gölü’ne, güneyde Çin’deki Wei Irmağı, Tibet Yaylası, Karakurum dağları hattına kadar genişletti. Bu durum Çin kaynaklarında şöyle ifade edilmiştir: ‘‘…Tanrının lütuf ve inayeti, subay ve askerlerimizin mükemmelliği ve dayanıklı atlarımızın üstün gücü ile düşmanlarımıza baş eğdirdik; Yüe-çileri mağlup ettik; bazılarının kafasını kestik, bazılarına diz çöktürdük (bazılarını tâbi hale getirdik). Bundan başka Lo-lan (Jo-jan), Vu-sun, Hu-chie (Oğuz) topluluklarıyla civardaki 26 krallığı egemenliğimiz altına aldık ve düzene kavuşturduk. Böylece, bunların hepsi büyük Hun ailesin bir parçası, yani ‘Hun’ oldu. Yay çekebilen ve kullanabilen bütün kavimler, bir tek aile halinde birleştiler. (Şimdi) bütün kuzey ülkesi barış içinde. Artık, silâhlarımı bırakıp, askerlerimi dinlendirmek ve atlarımı otlağa çıkarmak (besiye almak) arzusundayım. (Ayrıca) geçmişte olan olayları unutmak (eski hesapları kapatmak), eski antlaşmalarımızı tekrar yürürlüğe koymak istiyorum. Devletlerimizin sınırlarında oturan halklar güvenlik ve barış içinde yaşasın. Çocuklarımız korkusuzca ve serbestçe oynayıp büyüsün. Yaşlılarımız da endişesiz ve üzüntüsüz bir hayat sürsün. (Böylece) halkımızın, nesilden nesle böyle barış ve mutluluk içinde yaşamasını arzu etmekteyim. İç saray vezirimi (Hsi-fu Ch’ien), bu mektubu size sunması için gönderiyorum. Mektupla birlikten zat-ı devletlerinize bir deve, iki binek atı, iki takım araba atı sunmak istiyorum. Eğer imparator bundan sonra Hunların, Çin savunma duvarlarına yanaşmalarını istemiyorsa, subayları ile orada yaşayan halkın, (duvarlardan, yani Çin Seddi’nden) biraz daha uzakta oturmaları için, emir buyursun”.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Kaynaklarda T’u-man Tanhu olarak geçmesine rağmen, günümüzde yaygın olarak kullanıldığı Teoman Han şekliyle yer almıştır. Tuman, Duman demektir. Aynı durum oğlu Mo-tun(Mete) için de söz konusudur. Mete (Mo-tun) adının aslı kahraman yani Bagatur olup, ünvan olarak Bey Soyu manasındadır.

2Bir atın günde bu kadar mesafe koşması imkansız olmasına rağmen, Çin kaynaklarındaki ifade Çinlilerin Hun atlarını algılamaları bakımından önemlidir.

 

Kaynakça

Ahmetbeyoğlu, A., Altaylardan Kafkaslara Türk Devletleri, İstanbul 2017.

Baykuzu, T.D., Asya Hun İmparatorluğu, Konya 2012.

Beckwith, C. I., İpek Yolu İmparatorlukları, Çev., Kürşat Yıldırım, Ankara 2011.

Czegledy, Karoly, Bozkır Kavimlerinin Doğudan Batıya Göçü, Çev. E. Çoban, İstanbul 1998.

Eberhard, W., Çin Tarihi, Ankara 1987.

Gumilëv, L.N., Hunlar (terc.A.Batur), İstanbul 2003.

Kafesoğlu, İ., Türk Millî Kültürü, İstanbul 2003.

Koca, S., Büyük Hun Devleti, Türkler, Cilt 2, Ankara 2002.

Ligeti, L., Bilinmeyen İç Asya, Ankara 1986.

Mızrak, E.Ç., Bozkır Kavimleri, İstanbul 2017.

Németh, Gy., Attila ve Hunları, Ankara 1982.

Onat, A.-Orsoy, S.- Ercilasun, K., Han Hanedanlığı Tarihi, Bölüm 94A/B Hsiung-nu

(Hun) Monografisi, Ankara 2004.

Ögel, B., Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, I-II, Ankara 1981.

Sinor, D., (Derleyen),Erken İç Asya Tarihi, İstanbul 2002.

Vásary, I., Eski İç Asya Tarihi, Çev., İ. Doğan, İstanbul 2007.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun