SORULARLA TARİH
Çaka bey nasıl öldü?
Mehmet ERSAN
Çaka bey nasıl öldü?

1071 yılında meydana gelen Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’ya gelen Türkmen beylerinden biri olduğu düşünülen Çaka Bey, Bizanslılara esir düştüğü için 1081 yılına kadar ikamet etmek zorunda kaldığı Bizans sarayına ve siyasî kültürüne hâkim olması ile diğer Türkmen beylerinden ayrılan özel bir yöne sahiptir. Bu açıdan bakıldığında, denilebilir ki, bu Türkmen beyinin Bizans Devleti’ni iyi tanıması, sözü edilen devletin siyasî kültürü üzerinde belirleyici olan iç ve dış dinamiklere vâkıf olması, onun 1081 yılında sonra Batı Anadolu’da güçlü bir siyasî aktör olarak ortaya çıkabilmesine zemin hazırlamıştır. İzmir ve civarında hâkimiyet tesis eden Çaka Bey, gerek Bizanslıları iyi tanıması gerekse Türklerde o dönemlerde pek bulunmayan denizcilik deneyimi ile İstanbul’u tehdit etmeye başlamış, hatta kızını kendisine verdiği Türkiye Selçuklu hükümdarı I. Kılıçarslan ile sıhriyet ve ittifak kurup Trakya’da bulunan Peçenek Türkleri ile de anlaşarak muhtemelen Bizans’ı kontrol altına alma, belki de İstanbul’u fethetme planları yapmaya başlamıştır. Onun bu yöneliminin, sonunu hazırlayan gelişmeleri başlattığını söyleyebiliriz. Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos, Çaka Bey liderliğinde kendisine karşı kurulan planın doğurabileceği vahim sonuçları fark ederek vakit kaybetmeden harekete geçmiş ve Türkiye Selçuklu hükümdarı Kılıçarslan ile iletişime geçerek Sultan ile Çaka Bey’in arasını bozmayı başarmış, onu, kayınpederinin asıl hedefinin Bizans değil de Selçuklu ülkesi olduğuna ikna etmiştir. Bunun üzerine Çaka Bey’e tuzak kuran I. Kılıçarslan, evvela onun üzerine yürümüş, daha sonra meselenin aslını öğrenmek için yanına gelen kayınpederini, onuruna düzenlediği bir ziyafet esnasında katlettirerek ortadan kaldırmıştır.   

Türkiye Selçuklu Devleti neden yıkıldı?
Mehmet ERSAN
Türkiye Selçuklu Devleti neden yıkıldı?

Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkılışı meselesi, tarihimizin en netameli başlıkları arasında yer almaktadır, öncelikle bu noktanın altını çizmek gerekir. Devlet, bilindiği üzere 1243 yılında meydana gelen Kösedağ Bozgunu ile birlikte Moğolların tahakkümü altına girmiş, söz konusu bozgunun ardından da bir daha toparlanamamıştır. Türkiye Selçuklu Devleti’ni tabir yerindeyse özellikle yıkmayan ve devletin mevcut kurumlarını Anadolu coğrafyasını iliklerine kadar sömürmek için kullanan Moğollar, coğrafyayı çeşitli idarî ve malî birimlere ayırmış, devleti mutlak manada kendi denetimleri altında bulunan etkisiz bir uydu devlet haline getirmişlerdir. Saray ve devlet teşkilatı 1308 yılına kadar varlığını devam ettirmiş, bir diğer ifadeyle devlet resmî olarak varlığını muhafaza etmiş olsa da, Türkiye Selçuklu Devleti Moğol istilası ile birlikte giderek ivme kazanan bir dağılma sürecinin sonunda bütün hayatiyetini yitirmiştir.   Kösedağ hezimetinden kısa bir süre önce Sultan Alâeddîn Keykubâd döneminde en parlak çağını yaşayan Türkiye Selçuklularının Moğolların güdümü altına girmesi ve giderek bütün sosyal, siyasal ve ekonomik kaynaklarını yitirerek cisimsiz bir hayalet haline gelmesinde en az istilacı Moğollar kadar, belki onlardan daha fazla kendi geleceklerini Moğollara yakın olmakta gören liyakatsiz, hatta zaman zaman da hain olarak nitelendirilebilecek olan devlet adamlarının da rolü büyüktür. Bunlar adeta Moğolların gönüllü hizmetkârları olmuş, kişisel ikbal uğruna devletin yeniden toparlanabilmesine katkı sağlayabilecek imkânları heba etmişlerdir. Kişisel çıkarlarını devletin çıkarının üzerinde tutan bu tür devlet adamları Moğolların işini kolaylaştırmış, ülkenin adeta iliklerine kadar sömürülmesi bunların sefil duruşu ile hız kazanmıştır.      

Türkiye Selçuklu Devleti nasıl kuruldu?
Mehmet ERSAN
Türkiye Selçuklu Devleti nasıl kuruldu?

Türkiye Selçuklu Devleti, Selçuklu hanedanının Arslan Yabgu koluna mensup olan Kutalmışoğlulları’ndan Süleymanşah’ın Batı Anadolu’ya gelerek İznik’e hâkim olması ile kuruldu. Bu devletin kurulmasını, Selçuklu hanedanı içerisindeki iki iktidar damarından birinin, kendisine, siyasî hükümranlığı tahkim edebileceği yeni bir alan bulması şeklinde değerlendirmek gerekir. Sultan Tuğrul Bey ve Alparslan dönemlerinde merkezî Selçuklu coğrafyasında iktidarı ele geçirme girişimlerinde bulunmalarına rağmen başarılı olamayan Yabgulular, özellikle Anadolu’yu Türkmen yerleşimlerine açan Malazgirt zaferinin ardından bu coğrafyaya gelmek suretiyle kendilerine yeni bir vatan edinmiş, bu şekilde atalarından kalan devletleşme mirasını da kullanmak suretiyle Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurmuşlardır. Süleymanşah ve kardeşlerinin Anadolu’ya ne zaman ve nasıl geldikleri meselesi tartışmalı olmakla birlikte, meseleye devletin kurulması açısından temas edildiğinde bunun bir önemi yoktur. 1071 yılından sonraki süreçte önce Urfa ve Birecik, daha sonra ise Konya havalisinde Bizanslılara karşı gaza faaliyetlerinde bulunan Süleymanşah önderliğindeki Kutalmışoğulları, 1070’li yılların ortalarına gelindiğinde Marmara bölgesine ulaşmış ve bir süre sonra da Bizans İmparatorluğu’nun iç işlerine müdahale edebilecek kadar kuvvetli bir askerî güç haline gelmişlerdir. Bizanslı asker, komutan ya da imparatorlarla kurulan şu ya da bu düzeydeki ilişkilerin ardından bölgede egemen bir güç haline gelen Süleymanşah, Azîmî’nin kaydına göre 1075’te, farklı kaynak okumalarına göre ise 1070’li yılların ortalarında İznik’e hâkim olarak Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurmuştur.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa nasıl başarılı oldu?
Fatih GENCER
Kavalalı Mehmet Ali Paşa nasıl başarılı oldu?

Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın başarılı olmasının en önemli sebebi Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu kriz haliydi. Her şeyden önce Babıâli’nin Kavalalı'yı durdurabilecek bir ordusu yoktu. Sultan Mahmut 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldıysa da Mansure Ordusu'nu güçlendirmeye fırsat bulamadı. Üstelik 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında var olan derme çatma birliklerin önemli bir kısmı kaybedilmişti. Bunun yanında Navarin Baskını sonrasında Osmanlı Devleti neredeyse donanmasız kaldı. Tüm bu olumsuz gelişmeler yaşanırken ölüm kalım mücadelesi veren Babıâli, halkından her defasında daha çok vergi ve daha çok asker talep etmiş, yetkililerin sonu gelmeyen istekleri neticesinde insanlar ellerindeki ve avuçlarındaki her şeyi yitirmişlerdi. Dahası eyaletleri yöneten valilerin önemli bir kısmı liyakat sahibi olmadığından fakir ahaliyi olabildiğince ezmiş, kişisel çıkarlarını devlet menfaatinin ve milletin refahının üstünde tutmuşlardı. Kısacası Kavalalı isyan ettiği zaman, Osmanlı Devleti ordusunu, donanmasını, parasını ve hatta halkının muhabbetini bile kaybetmiş bir durumdaydı. Dikkat edilirse Kavalalı harekete geçmek için mükemmel bir zamanlama seçmişti. Disiplinli ordusu ve eğitimli topçularıyla her defasında karşısına çıkarılan ve orduya benzetilmeye çalışılan insan kalabalığını kısa sürede dağıtmayı başardı. Kavalalı'nın oğlu İbrahim Paşa propagandaya çok önem vererek gittiği her yerde her kesin üç yıl boyunca vergiden muaf tutulacağını vaat etti. Bu nedenle Mısır birlikleri ilerledikçe ağır vergilerden dolayı yatak ve yorganlarını bile satmak zorunda kalan ahali, Osmanlı yönetimine başkaldırarak Anadolu'nun hemen her yerinde isyanlar çıkardı. Bu açıdan bakıldığı zaman Mısır ordusunun kısa sürede Bursa önlerine kadar ulaşmasını sadece İbrahim Paşa'nın marifetiyle açıklamak doğru olmaz. Kavalalı'nın başarılı olmasını Osmanlı Devleti'nin yeterli derecede askeri güce sahip olmamasıyla ve Anadolu ahalisinin Babıâli’ye başkaldırmasıyla izah etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.  

Kavalalı Mehmet Ali Paşa neden isyan etti?
Fatih GENCER
Kavalalı Mehmet Ali Paşa neden isyan etti?

19. yüzyılın en kurnaz ve hırslı devlet adamlarından biri olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır Valiliği'ni elde ettikten sonra buradaki konumunu Osmanlı yönetimine rağmen muhafaza etmek istemişti. Kavalalı güçlenmeye çalıştığı sırada, Osmanlı tahtına oturan Sultan II. Mahmut, Rumeli ve Anadolu'da devletten bağımsız hareket eden yerel güçleri ortadan kaldırmaktaydı. Bu gelişmeleri yakından takip eden Kavalalı, aslında sıranın bir gün kendisine de geleceğinin farkındaydı. Bu nedenle askeri ve ekonomik yönden çok daha güçlü olması gerektiğini biliyordu. Ancak planlarını tam olarak hayata geçirebilmesi için Mısır'ın kaynakları yeterli değildi. Örneğin donanma için gerekli olan keresteyi Mısır'dan temin etmesi mümkün değildi. Ayrıca hayalindeki orduyu oluşturmak ve daha güçlü bir ekonomiye sahip olmak için Mısır'da bulunan insan sayısından çok daha fazla insan kaynağına ihtiyaç duymaktaydı. Bu nedenle Suriye ve Filistin bölgesine göz dikmiş ve buraları ele geçirmek için uygun fırsatları kollamaya başlamıştı. 1831 yılında beklediği ortam oluşunca Sayda Valisi Abdullah Paşa ile aralarındaki problemleri bahane edip, Osmanlı topraklarını istila etti. Aslında onun tam olarak nereleri ele geçirmek istediğini şu anki bilgilerimizle tespit etmemiz mümkün değildir. Ancak Kavalalı'nın Suriye'den çok daha fazlasını istediğine işaret eden belgeler bulunmaktadır. Onunla birlikte; Lübnan Dürzîlerinin lideri Mir Beşir, Adana'da Menemencioğlu Aşireti önde gelenlerinden Ahmet Bey, Nevşehir'de Pehlivanlı Aşireti Beyi Halit Bey, Kastamonu'da Tahmiscioğlu Mustafa gibi etkili insanlar Osmanlı yönetimine isyan etmişlerdi. Yukarıda ismi geçenlerin hepsinin ortak özelliği isyandan yıllar önce bir şekilde Mısır'a gidip, Kavalalı ile iletişime geçmiş olmalarıydı. Muhtemelen Kavalalı söz konusu müttefiklerinden alacağı desteği de hesaba katıp, belki de o dönemde hiç kimsenin tahmin edemeyeceği boyutta geniş bir istila hareketi başlatmıştı.

Hristiyanlar için Kudüs neden önemlidir?
Eldar HASANOĞLU
Hristiyanlar için Kudüs neden önemlidir?

Yahudiler içerisinde ortaya çıkan Hristiyanlık, doğal olarak onların kutsal saydığı şeyleri önemli görmek durumundaydı. Kutsal mekân bağlamında Yahudiler için Filistin toprakları, Kudüs, Süleyman Mabedi ve Süleyman Mabedi’nin içinde bulunan “Kodeş ha-Kodaşim” denilen bölüm kutsal ve önemli sayılmaktaydı. Ancak Hristiyanlık bu tarihi reddederek kendisini var ettiği için erken dönemlerinde Kudüs’e de mesafeli bir bakış oluşturdu. Hz. İsa’nın Kudüs’teki mabette Yahudilerin yaptıklarıyla ilgili söylemleri, çarmıh olayı sırasında mabetteki “Kutsalların Kutsalı” bölümünün perdesinin ortadan ikiye parçalanması gibi olgular sebebiyle, erken dönem Hristiyanları artık bu şehrin kutsallığının kalmadığını düşünmüşlerdir. Fakat IV. yy.’da Bizans İmparatoru Konstantin’in annesi Helena Hristiyanlığı kabul ederek Hz. İsa’nın yaşadığı yerleri görmek için Kudüs’e seyahat etmiş, burada haçın kalıntılarını bulmuş, böylece Kudüs şehri kutsal olarak algılanmış ve hac mekânına dönüşmüştür. Dolayısıyla Kudüs’ün Hristiyanlar için önemi IV. yy.’dan itibaren başlamıştır denebilir. Kilise babaları, dinî duyguyu pekiştireceği kanaatiyle Kudüs’e ve çevresine yapılan ziyaretleri faydalı görmüşlerdir. Haccın amacı İsa Mesih (ve Kutsal Ruh) ile ilgili hatıraların canlandırılması ve canlı tutulması olmuştur. Hac ibadetinin yapıldığı yer olan Kudüs’e, İsa Mesih’in şehre gelişi, şehirdeki vaaz yeri, çarmıha gerilmeye götürülürken geçtiği yol, çarmıhta öldükten sonra gömüldüğü yer, ölümünden sonra dirildiği ve havarilerine göründüğü yer gibi noktaları barındırması dolayısıyla Hristiyanlar tarafından özel bir dini önem atfedilmiştir. Bu kutsal noktalar, “Tanrı’nın beden içinde kaldığının” işaretlerini ve “bizatihi Tanrı’nın ayak izlerini” barındırdığı için, İsa Mesih ile bağları nedeniyle Hristiyanlar için özellikle kutsal olmuştur. Kudüs’ün Hristiyanlar için kutsallığı, Ortaçağlarda Haçlı Seferleri’nin düzenlenmesine sebep olmuştur. Haçlılar 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü ele geçirmiş ve burada Latin Krallığı kurmuşlar. 02 Ekim 1187’de Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Hristiyanlardan geri almıştır.

Yahudiler için Kudüs neden önemlidir?
Eldar HASANOĞLU
Yahudiler için Kudüs neden önemlidir?

Yahudi kaynaklarında Yeruşal(ay)im diye bilinen Kudüs Yahudilerin kıblesi, kutsal şehridir. Yahudilere göre Kudüs ile Yahve arasında özel bir bağ vardır. Tanrı bu şehri kendi şehri olarak seçmiştir ve ebedilik bu şehirde yaşar. Yahudi kutsal metinlerinde Kudüs şehrini ifade etmek için pek çok isim ve sıfat mevcuttur. Yahudi ibadet ve dualarında Kudüs önemli yer tutmaktadır. Kudüs kıbledir ve tüm Yahudilerin ibadet sırasında Kudüs’e yönelmeleri gerekmektedir. Günlük dualarda Kudüs sürekli hatırlanır. Rabbiler Kudüs’ün dünyanın merkezi olduğunu, tüm dünyanın Siyon’dan yaratıldığını, göklerin kapısının Kudüs olduğunu, Hz. Âdem’in yaratılması için yeryüzünden alınan toprağın Kudüs’ten alındığını belirtmişlerdir. Yahudiler gelecek bir zamanda Mesih’in geleceğine ve Yahudilerin yeniden Kudüs’ü ele geçirerek devlet kurarak Kudüs’ün yeniden eski ihtişamına kavuşacağına inanırlar. Kudüs’le ilgili eskatolojik bilgiler, Yahudi düşüncesinde ahir zamanda evrensel egemenlik ve Kudüs’ün dünyanın kraliyet başkenti olduğunu anlatmaktadır. Başlangıçta Kudüs İsrailoğulları için sıradan bir şehir olmuştur. Hz. Musa’nın halefi Hz. Yuşa bu şehri ele geçirse de sonra onu, uğrunda savaşılacak bir şehir görmediğinden olmalı ki bırakmıştır. Kudüs, İsrailoğulları’nın gündemine Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman ile birlikte girmiştir. Hz. Davut şehri ele geçirmiş ve onu başkent yapmıştır. Hz. Süleyman zamanında şehre mabet yapılmış ve Yahudiler için kutsal sayılan sandık buraya getirilerek mabedin “kutsalların kutsalı” adlı odasına konmuştur. Bununla da Kudüs dini bir anlam ifade etmeye başlamış, yalnızca siyasi merkez değil aynı zamanda dini bir merkeze dönüşmüştür. Kudüs’ün kutsallaşması Hizkiya (M.Ö. 727–697), Yoşiyahu (M.Ö. 640–609) ve Babil Sürgünü (M.Ö. 586-538) zamanında aşamalı olarak gerçekleşmiştir. Bir zamanlar Yehuda Devleti’nin başkenti olup sadece bu devletin vatandaşları için özel olan Kudüs, vatanı sembolize eden bir şehir kimliğine bürünerek Yahudilerin tamamı için manevi bir merkeze, kıbleye dönüşmüştür.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun