Selçuklu'nun Parlayan Yıldızı: Alaeddin Keykubad

Selçuklu'nun Parlayan Yıldızı: Alaeddin Keykubad

Anadolu’nun fethi ile burayı kendilerine yurt edinen Türkler kültürleri ve inançları ile çok kısa süre içerisinde ortak yaşamı sağlayacak bir kültür ortamını bu coğrafyada oluşturmayı başardılar. Kültürel yaşamları, ilmi canlılıkları ile Türkler bu coğrafyayı yeniden şekillendirdiler. Kısa süre sonra haritalarda da Türkiye olarak anılamaya başlayan Anadolu her manada artık bir Türk yurdu olmuştu. İşte bu sürecin en önemli aktörü de kuşkusuz Selçuklulara büyük bir ikbâl dönemi yaşatan Sultan Alaeddîn Keykûbad idi.

BEYAZ TARİH / MAKALE

II. Kılıç Arslan eski Türk devlet geleneğine göre devleti 11 oğlu arasında paylaştırmış, en küçük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’i de veliaht tayin etmişti. Bunun üzerine büyük oğlu Rükneddin Süleyman Şah kendisi büyük olduğu gerekçesiyle buna itiraz etti ve Gıyaseddin’in üzerine yürüdü. Böylelikle Gıyaseddin Keyhüsrev’in birinci saltanat dönemi bitti, sürgün hayatı başladı.

Rükneddin Süleyman Şah ile yaptığı mücadeleyi kaybeden Gıyâseddîn Keyhüsrev Bizans’a sığındı. Ancak giderken çocuklarını yanına alamadı. Yokluğunda Rükneddin Süleyman Şah yeğenlerine çok iyi baktı, istekleri doğrultusunda da babalarının yanına gönderdi. Uzun bir yolculuktan sonra 1200 yılında İstanbul’a vardı, İmparator III. Aleksios Angelos(1195-1203) sultanını ve beraberindekileri çok iyi karşıladı. İstanbul’da iken İmparator’un teşviki ile Bizans’ın önde gelen bir şahsiyeti olan Mevrozomes’in yanına gitti. Daha sonra Mavrozomes’ in kızıyla evlenip, tekrar tahta çıkana kadar uzun bir müddet çocuklarıyla birlikte burada yaşadı. Kardeşinin ölüm haberini aldıktan sonra hakkı olan tahtı almak için Konya’ya döndü.

Bir Sultanın Doğuşu

Türkiye Selçuklu Devleti'ne en parlak devrini yaşatan Alaeddin Keykubad Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’ in ortanca oğlu olarak kesin olmamakla birlikte 1189-1190 yıllarında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Annesinin kim olduğuna dair kesin bilgi bulunmamaktadır. Keyhüsrev sürgün olduğu yılarda Bizans tekfuru Mavrozomes’e sığındı ve onun kızı ile evlendi. Bu evlilikten Keyhüsrev’in üçüncü oğlu olan Celâleddin Keyferudun dünyaya geldi. İlerleyen zamanlarda Keyferudun’un Hristiyan bir anneden doğması eleştirildi, fakat Keykavus ve Keykubat için böyle bir eleştiri söz konusu değildi. Bu doğrultuda her ikisinin de annesinin Türk ve Müslüman olduğunu söyleyebiliriz.

 Amcaları Rükneddin Süleyman Şah, saltanatı Gıyâseddin Keyhüsrev’den alınca Gıyâseddîn apar topar şehri terk edip Konya’nın Lâdik köyüne kaçtı. Kaçarken çocukları Alaeddin ve İzzeddin’i geride bıraktı. Lâdik’te Gıyaseddin Keyhüsrev’ e hakaret ettiler. Bunu duyan Rükneddin’in kardeşlik duyguları kabardı ve çok sinirlendi. Ladik’te bundan sorumlu kim varsa cezalandırdı. Amcaları Rükneddin çocukları kucağına oturtup (Buradan Alaeddin’in o dönem yaşının küçük olduğunu anlıyoruz.) istedikleri takdirde kendilerini babalarının yanına göndere bileceğini söyledi. Alaeddin ve İzzeddin babalarının yanına gitmeyi tercih etti. Sultan da istekleri doğrultusunda babasına yolladı. 

Keyhüsrev, kardeşi Melik Muguseddin Tuğrulşah’ın hüküm sürdüğü Elbistan’a oradan da diğer kardeşi Malatya meliki Muizeddin Kayserşah’ın yanına gitti. Kardeşlerini zor durumda bırakmak istemediği için yanların pek fazla durmadı. Daha sonra Şam ve Amid’e gitti fakat Rükneddin’in baskısı yüzünden hiçbir yerde uzun süre kalamıyordu. Bu yüzden İstanbul’a III. Aleksios Angelos’un yanına gitti. Haçlı komutanlarının ve Bizans’ın ileri gelen devlet adamlarının baskısı yüzünden orada da fazla duramamış Aleksios onu ileride kayın pederi olacak Mavremezos’un hüküm sürdüğü adaya yollamıştır. Dokuz yıl burada kalmışlardır. Rükneddin ölünce küçük yaşta ki oğlu Kılıçarslan tahta geçti bunu duyan Keyhüsrev Konya’ya hareket etti ve tahta oturdu. Böylece ikinci saltanatı başlamış oldu.

Sultan Keyhüsrev’in yerine kimin geçeceği belli değildi. Sultan Alaeddin’i Danişment iline, İzzeddin’i ise Malatya’ya melik olarak tayin etti. En küçük kardeş Keyferudun İbrahim ise babaları öldüğü zaman Antalya’daydı. Keykubad’ın meliklik dönemiyle ilgili bilgi yok denecek kadar azdır. Sultanın ölümüyle kardeşler arasında taht kavgası baş gösterdi. Devletin ileri gelenleri veliaht olarak iki kardeş üzerinde yoğunlaştılar ancak ağırlık İzzeddin Keykavus’tu desteklemekteydi.  Tokat’ta bulunan meliki amcası Müguseddin, Klikya Ermeni kralı II. Leon ve Danişmentli Zahireddin İlig yanına alarak Kayseri’yi kuşattı. Mübarezeddin Çavlı, Zeyneddin Başera ve Celâleddin Kayzer gibi önemli devlet adamlarının desteğini alan İzzeddin Alaeddin Keykubad’ı Ağır bir yenilgiye uğrattı. Keykubat Ankara’ya çekilmek zorunda kaldı ve Seyfettin Ayaba tarafından Malatya’daki Kezibert Kalesi’ne hapis edildi.

Sultan Tahtında

İzzeddin Keykavus’un ölümü üzerine varisi olmadığı için taht kardeşlerine kaldı, hangi kardeşinin tahta geçeceği konusunda devletin ileri gelenleri fikir ayrılığına düştüler. Hristiyan bir anneden doğan Keyferudun’un tahta geçmesinin uygun olmayacağını düşünüp Alaeddin Keykubat’ın tahta çıkmasının doğru olacağına karar verdiler. Ankara’ya Keykubat’ı hapis eden Seyfeddin Ayaba, sultanın gönlünü almak için bu haberi kendisi vermek istedi.  Yola çıkan Ayaba, Malatya’da bulunan Keykubat’a Keykavus’un öldüğünü söyleyerek, sultan sıfatıyla Konya’ya davet etti.

Keykubat tahta çıkar çıkmaz büyük atılımlar yaptı. Moğolların yakıp yıkarak Anadolu’ya geldiğini öğrenen Keykubat, tahta çıkar çıkmaz Moğol tehlikesine karşı önlemler almaya koyuldu. İlk olarak Eyyubi prensesiyle evlenip akrabalık bağı kurmak suretiyle ittifak buldu, daha sonra Anadolu’da yeni kaleler yaptırdı, eski kaleleri de tamir ettirdi. Önlem almasına nazaran Moğollara karşı sert bir siyasi tavır takınmak yerine olabildiğince yumuşak bir politika izledi.

I.Alaeddin Keykubad tarafından Kıbrıs Krallığı’na bağlı Kyr Vart elinde liman-şehir iken 1220 tarihinde kuşatılıp fethedilerek bir Türk şehri olarak yeniden inşa edildi ve Bizans döneminde Kalonoros olan adı fatihinin adına izafeten Alaiye’ye adı verildi.  Alaeddin Keykubad’ın fethinden sonra imar edildi.

Sultan Alaeddin Keykubat ülkenin güvenliğini tam olarak sağlamıştır. Kıbrıs’taki Haçlıların Anadolu’nun güneyine yaptığı akınları önlemek ve Çukurova’daki Ermenilerin ihanetleri yüzünden Karadeniz sahili boyunca pek çok kale inşa ettirdi. Aynı zamanda Venedikliler ile ticari anlaşma imzaladı. Karadeniz ticareti için ilk iş olarak “Sudak” limanını ele geçirmek için harekete geçmiş, bunun için Hüsameddin Çoban komutasındaki bir orduyu Kırım’a göndermiştir. Kırım’ın ve Karadeniz limanlarının güvenliğini sağlayınca Trabzon’daki Komenosların üzerine sefer düzenlemiş ve yeniden haraca bağlamıştır.

Bir Büyük Sultanın İç Dünyası

I. Gıyaseddin Keyhüsrev, oğulları İzzeddin Keykavus ve I. Alaeddin Keykubad'ı da kendisi gibi yetiştirdi. Bu üç sultan da Arapça, Farsça ve Rumca biliyorlardı. Bilim sever idiler ve Anadolu'da birçok bilimsel müesseseler kurdular. Özellikle de Sultan Alaeddin Keykubad çok kültürlü bir sultan olarak tanınmaktadır.  Ahi Teşkilatı'nın baş mimarı olup Ahi Evran diye bilinen Şeyh Nasîrü'd-din Mahmud; "Yezdan-Şinaht", "Mürşidü'l-Kifâye" ve “Ahlâk-i Nasırî” adlı eserlerini ona ithaf etmiştir. Ahi Evran ona methiyeler dizmiştir.

“34. Abbas'i Halifesi Nasır Lidinillah, elçisi Şihabu'd-Din Suhrevertli ile gönderdiği Fütüvvet üniformasını muhteşem bir törenle giyerek Fütüvvet mesleğine girmiştir. Bu bakımdan Fütüvvet (Ahil Teşkilatı’na mensup şeyhlerle sıkı bir diyaloğu vardı. Sultan Alaeddin dindarlığı ile de tanınmıştır. Necmü'd-Din'i Daye, Meşhur Şeyh Sühreverdi ile Malatya'da vaki olan görüşmesinde "Gerçi Padişahlara yakın olmak alimler için iyi değil ama sen bu genç, dindar, ilimden nasibini almış, ilmi ve alimleri koruyan Sultanın hizmetine gir". Sühreverdi' nin bu 'öğüdü üzerine Necmü'd-Din-i Daye Kayseri'de Sultan Alaü'd-Din Keykubad'ın hizmetine girmiş ve "Mirsadu'l-İbad" adlı meşhur eserini O'na takdim etmiştir. Gene İbn Bibi Sultan Alaü'd"Din'in Eş'ari ve Şafii olduğunu ve dini vecibelerini titizlikle yerine getirdiğini yazmaktadır.”

Sultan Keykubad’ın ibadete riayet eden ve okumayı çok seven biri olduğunu Nizamü’lmülk’ün “Siyasetname”si ile İmam Gazzali’nin “Kimya-i Saadet”ini ve Kâbus-i Vuşmgir'in "Kâbus-nâme"sini okuduğu İbn Bibi tarafından zikr olunur. Astronomiye de ilgisi vardı, bu yüzden matematik ve geometriyle ilgilenen zatlarda himaye ettiği bilinmektedir.  Kültürlü bir sultan olarak bilinen Keykubat, Ahi Evran’a İbn Sina’nın bazı eserlerini tercüme ettirdi. Buradan onun tıp ilmine ve İbn Sina’ya ilgisi olduğu fikrine de varabiliriz. Bu yüzden ona eser itham eden kişilerin sayısı oldukça fazladır

Keykubâd Devri Türkiyesi

XII. yüzyıl,  Anadolu coğrafyasının kültürel manada bir dönüm noktası oldu. Moğol istilası sonucu Anadolu’ya yoğun bir göç dalgası başladı. Moğolların istila ettiği Türkistan, Maveraünnehir ve Horasan bölgeleri bu dönemde tasavvufi hayatın merkezini oluşturmaktaydı. Moğolların önünden kaçan önemli mutasavvıf, alim, şair ve zanaatkarlar Anadolu’ya gelmişlerdir.

Göç sonucu gelen ve yerleşen halklarda din farklı yaşanmıştır. Medreselerin ağırlıkta olduğu şehir merkezlerinde, köylü halka nispeten daha kültürlü insanlar yetişirken kırsal kesimlerdeki insanlar ise Türkmen şeyh ve dervişlerin etkisinde, dini bilgileri zayıf, eski Türk kültürüyle sentezledikleri bir din yaşamışlardır. Moğol istilası sonucu Anadolu’ya gelen farklı tarikatlara mensup bu şeyh ve dervişler gerek emniyet açısından gerek fikirlerini daha kolay yaymak maksadıyla Anadolu’yu kendileri için uygun bir ortam olarak görmüşlerdir. Bu kimseler genellikle şehir merkezlerine yetişmiş ve bürokraside etkin rol oynamışlardır. Kırsalda yaşayan göçebeler ise din adamlarına baba, dede ve abdal gibi unvanlar vermişlerdir. İslam öğretisi içerisinde bu zatların önderliğinde kendilerine özgü dinlerini yaşamışlardır. Özetle Anadolu Selçuklular Sünni İslam anlayışını bir devlet politikası olarak savunmuş, Türkmenler ise İslamiyet’i Müslüman olmadan önceki inanç ve geleneklerin etkisinde kalarak buna uygun tarzda zahiri bir İslam anlayışına tabi olmuşlardır.

İşte, Anadolu'ya gelen büyük mutasavvıf insanlara Selçuklu sultanlarının kucak açmasıyla, Moğollardan kaçarak Türkistan, Buhâra, Harezm, Irak ve İran'dan bu topraklara gelen önemli sufiler, burada kendi tasavvufi birikimlerini ortaya koyma imkanı bulmuşlar, böylece Anadolu'ya bu akımı yerleştirmişlerdir. Maveraünnehir ve Horasan bölgelerinden gelenler arasında Bahâeddin Veled, Mevlana Celaleddin Rûmî, Şems-i Tebrizî, Burhaneddin Muhakkık-i Tirmizî, Fahreddin Irakî gibi önemli simalar vardı. Eflâkî, Anadolu'ya yapılan sufi göçlerini, biraz da tarafgirlikle ele alarak şöyle anlatmaktadır:

"Mevlana'nın şöhreti her tarafa yayılınca Buhâra ve Deşt'in bilginleri ve şeyhleri ardı arkası kesilmeksizin Anadolu'ya geliyor, onun ziyaretinde bulunuyor, o manalar denizinden inciler elde ediyorlardı. Bir günde yirmi kişinin gelerek onun müridi olduğu ve Konya'ya yerleştiği söylenmektedir.”

Alaeddin Keykubad zamanında Ahi teşkilatı yanında Anadolu Bacıları Baciyan-ı Rum”, Anadolu gazileri “Gaziyan-'i Rum”, Anadolu Abdalları “Abdalan-ı Rum” Anadolu'da bulunan ahiler “Ahiyan-ı Rum gibi Türkmen halkı arasında kurulan sosyal, kültürel, iktisadi, siyasi ve askeri nitelikli örgütler faaliyetlerin en üst düzeyde yürütmekteydiler. Bu örgütler Alaeddin Keykubad'dan sonra da varlıklarını sürdürmüşlerdir. Fakat hiç bir devirde Keykubad zamanında olduğu kadar başarılı olamamışlardır. Bu örgüt mensupları devlete ve topluma hizmeti iman haline getirmişlerdi.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

Eflaki A. (1973). Ariflerin Menkıbeleri I.( Çev. Yazıcı T.) . İstanbul: Hürriyet Yayınları. (Eserin orijinali 1953’te basılmıştır.)

İbn Bibi, (2014). El- Evamirü’l Ala’iyye fi’l Umuri’l- Alaiyye. II. Tercüme,( Çev. Öztürk, M.).Ankara: Türk Tarih Kurumu.( Eserin Orijinali 1941’de basılmıştır.)

CAHEN,  C. (2000). Osmanlılardan Önce Anadolu, (Çev. Üyepazarcı E.). İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Turan, O.(2002)  Selçuklular Zamanında Türkiye. 7. Baskı, İstanbul: Boğaziçi Yayınları.

Burgu Y. S.(2010). Anadolu Selçukluları Alaeddin Keykubat ve Zamanı. İstanbul: Selenge Yayınları.

Sevim, A., MERÇİL, E.(1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset Teşkilat ve Kültür.  Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Cin, H.(1988) I. Alaeddin Keykubat Özel Sayısı. Konya:  Selçuklu Araştırma Merkezi Selçuk Dergisi. S.3.

Hacıgökmen, M. A(2015) Menâkıb-ı Şeyh Evhadü’d-Dîn-i Kirmânî’de Geçen Selçuklu Tarihi ile İlgili Bilgiler ve Değerlendirilmesi. , C. 34/58. Ankara: Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi

Turgut, H. N (2009) I. Alaeddin Keykubat Dönemi Bilim ve Düşünce Hayatı. (Yüksek Lisans Tezi). Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Konya.

Sevim, A., MERÇİL, E.(1995). Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset Teşkilat ve Kültür.  Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Özbek , S. (2001). Türkiye Selçuklularında Kültürel Hayat, (Mevlâna’nın Fihi Mâfih ve Mesnevi’sine Göre), Sosyal Bilimler Dergisi, C.3, S.1.

Kara, S.(2006) Selçukluların Dinî Serüveni-Türkiye’nin Dinî Yapısının Tarihsel Arka Plânı. Tarih Dizisi: 2. İstanbul: Şema Yayınevi.

Bozkuş, M.(2001).  Anadolu Selçuklularında sosyal, Dini ve Mezhebi Yapı, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 5, S. 2

Tunçbilek, H. H (2008).  Muhyiddin Arabi ve Vahdeti Vücut Terakkisi, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. S. 19, s.1-23

Ünver, M. (2009). Nesîmî ve Vahdet-i Vücûd, , Prof.Dr.Hüseyin Ayan Özel Sayısı,( ed. Pervin Çapan) Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. S.39. s.537-552.

Çatak, A. (2012) Şihabeddin Sühreverdi Hayatı, Eserleri ve Tasavvuf Anlayışı, Ankara: Afşar Matbaası.

Küçük, S.(2015) Tarih İçinde Mevlevilik ve Celvetilik. , Ed. Yılmaz, H. K. Aziz Mahmut Hüdai Uluslar Arası Sempozyum Bildirileri. İstanbul.

Bardakçı, M. N Türklerin Sosyal Kültürel Hayatında Tasavvuf ve Tarikatlar. C.7, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları.

Gökbulut, S.(2009).  Necmeddin Kübra ve Kübrevilik(Doktora Tezi), Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İzmir.

Gökbulut, S.(2012) Cüneyd’in Sekiz Şartı, Dokuz Eyül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, , Sayı 36, ss. 201–231.

Tatlılıoğlu, D. (1999). Kübrevi Tarikatının Türkmenistan’daki Etkisi, Cumhuriyet niversitesi İlahiyat. Fakültesi Dergisi. cilt.3, Sayı:1

Kara, M.(2006). Doğumunun 800. Yılında Mevlânâ ve Mevlevîlik. Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi C.15, S.1,s. 1-22.

Bilgin, A. A. (2008). “Mevlana ve Çevresi”, Çağdaşımız Mövlana, Bakü: Oğuz Eli.

Chittick, W. C(2005).“Rumi ve Mevlevilik.(Çev. Safi Arpagus). Tasavvuf, Ankara, sayı.14, ss.709-727

Altun, K.(1995). Seyyid Burhaneddin Hazretleri ve Dünya Görüşü, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.6. Kayseri.

Özköse, K. (2017). Mevlana’nın Hakikati Arayışında Şems Klavuzluğu. Marife Dergisi, S.3.

Yaşaroğlu, M.K. (2006). Mecdüddin-i Daye, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt 32. İstanbul.

Demirli, E. (2004).Sadreddin Konevi Sempozyumu, Konya Büyük Şehir Belediyesi, Konya.

Çelik, F. (2015) Sadreddin Konevi’ de Muhabbet, (yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun