Anadolu Selçuklu Devleti'nde İran Kültürünün Etkisi

Anadolu Selçuklu Devleti'nde İran Kültürünün Etkisi

Baskın kültürel yapıların etkileşimde bulunduğu diğer kültürel unsurları etkisi altına aldığı, bu etkileşim yoluyla başkalaştırıp kendileştirdiği bilinen bir gerçek. Tarihte birçok devlet ilişkisini incelediği sırada şahit olunan bu kültürel etkileşim, gerek iktisadi, gerek idari gerek ise inançsal olgular üzerinden gerçekleşmektedir. Türk tarihini incelediğimizde, bu hususta karşımıza çıkan en belirgin etkileşim örneği ise, Anadolu Selçuklu Devleti’nin üzerindeki İran kültürüne ait izlerdir. Sebepleri çok eski çağlara dayanan birlikte yaşama ve komşuluk ilişkilerinin getirdiği etkileşimin yanı sıra Abbasiler döneminde iyice güçlenen İran kültürünün İslam medeniyetine yaptığı katkıların Türkler tarafından benimsenmesi bu etkileşimin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Büyük Selçuklu Devleti’nin bir uzantısı olan Anadolu Selçukluları adını aldıkları coğrafyada kurulan ilk Türk siyasi teşekkülüdür. Birçok farklı unsurun bir araya gelmesiyle oluşan kültürel zenginlik daha sonra kurulacak olan Osmanlı Devleti’ne de zemin hazırlayacak, köklü bir birikim sahibi olan ve söz konusu edilen zaman diliminde en olgun çağlarını yaşayan İran kültürüdür. Sahip olduğu coğrafyanın jeopolitik konumu sebebiyle birçok kültürle karşılaşan, güçlü tesirler altında kalsa da özgünlüğünü koruyabilen İran kültürü özellikle Abbasi hilafeti döneminden itibaren İslam medeniyetini biçimlendiren en önemli unsurlardan biri oldu. İran ve Türk kültürleri arasında İslam öncesi devirlerde başlayan siyasi, ticari, dini etkileşim, İslami devirlerde de devam etti.  

Türk hanedanlarının hâkim olduğu Gazneli ve Büyük Selçuklu devletleri döneminde de İran kültürü ve İranlılar devlet teşkilatında dini hayatta ve edebi alanlarda etkili oldular. Başta belirttiğimiz gibi Büyük Selçuklu Devleti’nin bir uzantısı olan Anadolu Selçuklu Devleti’nde de İran kültürünün devlet teşkilatında, tasavvuf çevrelerinde, dil ve edebiyatta ve şehir kesiminin üzerinde oldukça etkili olduğu aşikârdır.

1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması, peşinden bu coğrafyaya yoğun bir göçün akmaya başlaması uzun bir zaman dilimine denk gelmektedir. Bu büyük göç dalgası haliyle peşinden kadim bir kültürü de getirdi. Bu kültürün Anadolu coğrafyası üzerindeki etkisini anlamak için Anadolu Selçuklu Devleti’nin siyaset anlayışında, idari yapısında, sosyal hayatında, dil ve edebiyat alanında İran’dan devlete sirayet eden unsurlar belirlenmelidir.  Fakat şu durumu da göz ardı etmemek gerekir, İran unsurunun Anadolu’ya nüfuzu bazı durumlarda olumsuz sonuçlar da doğurmuştur. Özellikle Moğolların Anadolu’ya gelip İran unsurunu daha da etkin hale getirmesi devletin yıkılış sürecini hızlandırmıştır.

1.Hükümdarlık ve Siyaset Anlayışında İran Etkisi

Anadolu Selçuklu hükümdarları Artuklular, Zengiler, Mengücekliler gibi Türkçe unvanlar veya Saltuklular ve Danişmentliler gibi Gazi unvanını kullanmamışlardır.1 Aynı zaman diliminde Anadolu coğrafyasına gelmeleri ve Oğuz soyundan olmalarına rağmen Selçuklular kendilerini farklı görmekteydiler. Bununla birlikte geleneksel Türk hakan tipinden önemli ölçüde sıyrılan Selçuklular, İslam medeniyetiyle biçimlenen yeni hükümdar tipini kendilerine uygun görmüşlerdi.2 Fakat şunu da belirtmek gerekir, Selçuklular Küçük Asya’da ilk dönemlerde Oğuz geleneklerini ayakta tutmak istiyorlardı. Şölenlerde, divanlarda, avda kısaca her yerde Oğuzların alışılmış hukuki töresini gözetmekteydiler. Akşamları ise işlerden ve askeri oyunlardan sonra dinlenmek için saraydaki köşelerine halvete çekiliyorlar, kendilerine yakın kişileri yakın çevresine toplayarak içki meclisleri kuruyorlardı. Bu bahsedilenler Selçukluların ilk dönemleriyle sınırlı kalmıştır.3 Daha çok Sâmâniler ve Abbasilerin eski İran hâkimiyet telakkisine ve devlet teşkilatına ait unsurları geliştirerek oluşturdukları müesseseleri ve gelenekleri devralmışlardır.

 Pers İmparatorluğu’nun yönetim şekli monarşiydi. Onların benimsediği bu yönetim şekli daha sonra kurulan devletler üzerinde etkili oldu. Sâsânilerde de aynı yönetim şekli uyguladı.Onlardan aktarıla gelen bu yönetim şekli Anadolu Selçuklu sultanı I. Alaeddin Keykubad devrinin sonuna kadar uygulanmaya devam etti. Onlardan daha önce Büyük Selçuklu döneminde Alparslan ve Melikşah dönemlerinde Nizamülmülk’ün çabalarıyla, Sâsâni ve Müslüman hükümet anlayışının etkisiyle devlet sürekli merkezileştirilmeye çalışılmıştır.5

Törenin Türk devlet geleneğindeki yeri oldukça önemlidir. Törenin bozulması demek Türk devleti ve halkı için felakete sebebiyet vermek demekti. Büyük Selçuklular döneminde Türkmen boylarının rahatsızlığının bir sebebi de töreye aykırı olarak İran hükümdar tipinin benimsenmesidir. Aynı durum Anadolu Selçuklu Devleti için de geçerli bir durumdu.6

Sultanlar, Şehname, Siyasetname, Kabusname gibi dönemlerinin klasikleri olan ve her biri bir sultan adına kaleme alınan bu eserleri çok iyi biliyorlardı. Böylece hem eski İran kültürü, Sâsâni devlet geleneği hakkında bilgi sahibi oluyorlar hem de bunları hayata geçiriyorlardı. Örneğin Nizamülmülk, Siyasetname’sinde eski İran hükümdarlarının yüksek yerlerde kürsüler yaptırarak mezalim divanı kurdurduğunu ve halkın dertlerini, davalarını dinlediğini anlatmaktadır.7 Aynı şekilde Sultan I.Gıyaseddin Keyhüsrev ve oğlu I. Alaeddin Keykubad’ın her gün dava sahiplerini makamlarına kabul edip kadıların huzurunda hüküm verdiği aktarılmaktadır.8 Sultanların en çok etkilendikleri eserlerden birinin İslam fetihleri sonrasında eski İran kültürünü dirilten Firdevsi’nin ölümsüz eseri Şehname’dir. Bu etki öyle büyük boyutlardaydı ki hanedanın tahta geçmiş on yedi sultanından dokuzu efsanevi İran hükümdarlarının isimlerini taşımaktaydı. II. Kılıç Arslan’ın en küçük oğlu olan Gıyaseddin’e Keyhüsrev adını vermesi sarayda o devirde Şehname okunduğuna ve İran tesirinin arttığı kanısına varılabilir. Gıyaseddin Keyhüsrev de üç oğluna Şehname’deki kahraman hükümdarların isimlerini vermiştir. Alaeddin Keykubad ise Sivas ve Konya surlarının yaptırırken duvarlarına ayetler ve hadisler yanında Şehname’den beyitler yazdırdığı ifade edilir.9

Orta Çağ İslam devletlerinde hükümdarın otoritesi ve kabul görmesi için bir takım saltanat alametlerine ihtiyacı vardı. Unvan ve lakaplar, sikke, hutbe, hilat, bayrak, saray, taht, taç, çetr, nevbet, tuğra, tevki, ok, yay, kılıç vb. unsurlar hükümdarım içte ve dışta tanınmasını ve meşru kabul edilmelerini sağlamaktaydı. Abbasiler döneminden başlayarak Anadolu Selçuklu Devleti de dâhil olmak üzere neredeyse bütün İslam devletlerinde bu semboller kullanıldı. Bunlardan bir kısmının eski İran özellikle de Sâsânilerde mevcut olup daha sonraki devletlere de sirayet ettiği iddia edilmektedir.10

 Anadolu Selçuklularının ilk dönemlerinde para (Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve I.Kılıçarslan ve Şehinşah) bastırılmamıştı. İlk para I. Mesud zamanında bakır olarak bastırıldı. Ondan sonraki sikkeler ise genelde gümüşten yapıldı. Sikkelerin bir yüzünde kendi ad, unvan ve lakapları diğer yüzünde ise Abbasi halifesine ait olanlar vardı. Bu paralarda en sık karşılaşılan motiflerden biri de aslan ve güneş motifleriydi. İslamiyet öncesi bazı İran şahlarının sikkelerinde görülen şir-i hurşid motiflerine Selçuklu sanatında ve paralarında rastlamak mümkündür. II. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemindeki paralarda bu durum mevcuttur.11

Hilat, hükümdarların bir kimseyi ödüllendirmek için üzerlerine kendi isimleri, unvanları ve lakaplarını işlettirdiği bir elbisedir. İslamiyet önceki devirlerde İran şahlarının elbiselerinin kenarları hükümdarın resimleri ve özel simgelerle işleniyordu.12 İslami dönemde Emevilerle başlayan hilat giydirme geleneği Abbasilerle devam etmiş Selçuklular döneminde de devam ettirilmiştir. 13

Çetr, bazı İslam ve Türk devletlerinde hükümdarlık alametlerinden biridir. Türkçe’ye Farsça’dan geçen ve şemsiye, çadır anlamına gelen çetrin aslı Sanskritçe çhattra, yani gölgeliktir. Hükümdar sefere ya da alayla birlikte bir yere giderken başı üzerinde tutulurdu. Bir mızrağın ucunda küçük bir kubbe şeklinde açılan bu saltanat şemsiyesi ilk önce Mezopotamya sanatında özellikle Asurlular’da kullanıldığı daha sonra eski İran ve Emeviler’den itibaren çeşitli İslam devletlerinde kullanıldığı bilinmektedir. Siyah olan Selçuklu çetri II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında mavi renge çevrilmiştir.14 Çetrin menşei hakkında çeşitli görüşler vardır. Uzunçarşılı ve Gordlevski’den edindiğimiz bilgilere göre İran kaynaklı bir hâkimiyet sembolü olduğudur. İran’da arkeolojik kalıntılarda taş üzerine işlenmiş, bir mızrak üzerinde yükselen ve havada küçük bir kubbe şeklinde açılan saltanat şemsiyesine sahip hükümdarlar bulunmaktadır. Bu alamet İran’dan doğu monarşilerine geçmiş hatta Ruslara kadar ulaşmıştır.15

Taç ve kemer de hâkimiyet sembollerinden biridir. Kaynaklarda keyan-i külah ve Feridun-i kemer olarak geçmektedir. Selçuklu sultanlarının Sâsâni şahları gibi kıymetli taşlarla süslü taçlar giyip giymedikleri hususunda kesin bilgi mevcut değildir. Fakat Aydın Taneri’nin ifade ettiğine göre Selçukluların olgunluk devrilerinde taçtan gittikçe daha çok söz edilmiştir. Bu durumun tacın daha çok İran kültürünün bir özelliği olmasıyla alakalı olabilir. Selçuklular’dan kalan seramik parçaları üzerindeki tasvirlerde sultan dolgun yüzlüdür, örgülü saçları ve zülüfleri önden ve yandan göğsüne kadar iner. Sağ kulağında halka bir küpe vardır. Bu gelenek de Sâsânilere dayandırılmaktadır. Alaeddin Keykubad’ın yazlık sarayı Kubadabad sarayı kalıntılarında da bu tür örneklere rastlanmıştır. Anadolu Selçuklu hükümdarlarının tasvirlerindeki giysiler Orta Asya, İran sanatlarının takipçisidir.16

Anadolu Selçuklu sultanları ilk dönemlerde ataları Selçukoğulları gibi tipik Türkmen beyi idiler. Fakat kısa zaman içinde Büyük Selçuklu tahtındaki soydaşları gibi kadim İran ve Abbasi hükümdar tipine dönüştüler. Sultan önemli bir sebep olmaksızın tebaasından birine kendini göstermez perdenin ardından konuşurdu. Bunlar Abbasiler tarafından da benimsenen Sâsâni hükümdarlarının adetlerinden idi. 17

Sultanların tahta çıkış, savaş ya da seferden dönüşlerinde yanlarında mevkib-i hümayun denilen muhteşem alayla birlikte şehre yaklaştıklarında hak tarafından coşkuyla karşılanırlardı. Alaydan ilk önce sultanın alametlerinden olan çetr belirirdi ve sultan yaklaştığında tâbi hükümdarlar dâhil herkes atından inerdi. Hükümdarın atını emir-i çaşnigir yürütürdü. Bu geçiş töreni sırasında halka saçılan dinar ve dirhemin haddi hesabı yoktu.18 Bu durum eski İran’da asırlarca devam eden gösterişli törenlerin daha sonraki devirlerdeki örneklerinden biriydi.19

2. Siyasi ve İdari Yapıda İran Etkisi

Saray Teşkilatında İran Etkisi

Selçuklu saraylarında saray hizmetinde görevlendirilmek üzere çeşitli milletlerden oluşan köleler satın alınıyordu. Bu görevler içinde en yüksek makam hacibü’l-hüccablık idi. Bundan başka atabey, candar, camedar, silahdar, emir-i alem, çaşnigir, emir-i meclis, emir-i şikar vb. vazife sahipleri vardı. Bu görevlilerin çoğunun unvanı Farsça idi ve bunlar eski İran saray teşkilatının İslami devirde yeniden oluşturulmuş şekliydi. Saray bölümlerinin isimleri de Farsça idi. Saray örgütlenmesi de İran ögelerine göre düzenlenmişti.20

Hacipler saraydaki organizasyon ve idare işleri, protokol düzenlemek, sultan ile divan, vezir ve ileri gelen erkan arasında vasıta olmak gibi görevleri vardı. Sâsânilerde de bulunan bu makam sırasıyla Abbasilere, Gaznelilere, Büyük Selçuklulara, Anadolu Selçuklularına ve diğer Orta Çağ devletlerine geçmiştir.

Emir-i Candar, saray muhafazasından sorumlu idi. Alaeddin Keykubad sultan olarak Konya’ya geldiğinde beraberinde seçme candar alayı bulunuyordu. İbni Bibi’de bu olayın anlatımı sanki Şehname’den aktarılmış izlenimi verir.21  Aralarından bir kısmı divan muhafızı olarak da görev yapmaktaydı. Önemli kişilerin idamını da gerçekleştirdikleri İbni Bibi’den nakledilmektedir.22 Samaniler, Gazneliler, Büyük Selçuklular ve ondan sonra gelen devletlerden bahseden vakayinamelerde zikredilen Çavuş ve Serhenkler, alaylarda sultanın önünde gidip halkı uzak tutmakla görevliydiler. Emir-i Silah, emir-i alem, camedar, çaşnigir gibi diğer tüm görevlilerin İran, Abbasi, Bizans saraylarında muadilleri bulunduğu düşünülmektedir.23

Merkez Teşkilatında İran Etkisi

Abbasiler kendileri için Sâsâni devri İran’ını ideal bir devlet modeli olarak görmüş, eski İran’da bulunan müesseseleri örnek almışlardır. Aynı şekilde Gaznelilerin, Karahanlıların ve Büyük Selçukluların hukuki müesseselerinde doğrudan ya da dolaylı olarak büyük ölçüde Sâsâni ve Abbasi tesiri altından kalan Samanilerin etkisi vardır. Kendinden önceki İslam devletlerinin siyasi varisi olan Büyük Selçuklular onların tecrübeleriyle çok sağlam bir devlet teşkilatına sahip oldu. Onların idari gelenekleri Irak ve Anadolu Selçuklularına tevarüs etti. 24

Divan, Abbasiler’den diğer İslam devletlerine ve oradan da Büyük Selçukluların devlet teşkilatına geçen müesseselerden biriydi. Devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı büyük bir divan vardı.  Buna Divan-ı Sultan denirdi. Büyük oranda Büyük Selçuklu Devleti’nin devamı sayılan Anadolu Selçukluları’nda devlet askeri, idari, mali, adli işler divan aracılığıyla görülürdü. Askeri işlerden beylerbeyi sorumlu idi. İdari ve mali işler ise vezir ve onunla birlikte çalışan büyük divanın diğer üyeleri olan naib-i sultan, atabey, pervane, müstevfi, tuğrai, emir-i arız, müşrif-i memalik ve emir-i dad sorumluluğunda idi.25

Anadolu Selçukluları’nda vezirlik kurumu ilk olarak Süleyman Şah tarafından tesis edildi. Fakat bu devirden bahseden vüzera kitaplarının bulunmaması sebebiyle vezirler hakkında fazla bilgi yoktur.26 Onların vezirleri de diğer Orta Çağ İslam devletlerindeki vezirler gibi çoğunlukla İran asıllıydı. Büyük Selçuklular’da olduğu gibi Anadolu Selçukluları’nda da vezirler sivil teşkilattan seçilmekteydi. Kösedağ Savaşı’na kadar Selçuklu soyundan gelen sultanlar devlet işlerinde tam anlamıyla hâkim iken Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın ölümünden sonra devletin kaderi çoğunluğunu İranlıların oluşturduğu üst düzey yönetici kesim hâkim olmuştu.27

Anadolu Selçuklu Devleti teşkilatı üzerinde İran-İslam medeniyeti yönetim geleneklerinin etkisi yalnızca kurumlar ve makamların aktarılması ile sınırlı kalmamış, hatta bu kurumlarda görev alanlar çoğunlukla Fars kökenli kişiler olmuştur. Vezirler dışında bürokrasinin diğer tüm elemanları çoğunlukla İranlı idi.28   Resmi yazışmalarda, kayıtlarda, arşivlerde yani bürokratik ve diplomatik yazıların hepsinde Farsça resmi dil olarak kullanılıyordu.

Selçuklu Devleti’nin tarihini Alaeddin Keykubad devrinin sonundan ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev’ den yıkılışına kadar iki kısma ayıracak olursak idareci İranlı zümrenin birinci dönemde devlet yönetiminde önemli faktör olmadığı görülür. Fakat daha sonraki dönemlerde baskın bir şekilde devletin yüksek kademelerinde İran unsurunun etkisi arttırdı.

XIII. yüzyıl İslam topraklarında derin izler bırakan Moğol istilası önünden kaçan birçok Türk boyu ve farklı unsurları içermekle birlikte önemli bir kısmını Fars kökenlilerin oluşturduğu heterojen insan grupları Anadolu’ya akmaya başlamıştı. Anadolu Selçuklu Devleti Moğolların yarattığı hezimetten sonra Türkmen boylarının yanı sıra Anadolu’yu kendi isteklerine göre idare etmesi için getirdiği İran kitlelerinin de yükünü üstlendi. 29 Konya, Kayseri, Sivas gibi şehirlerde koloniler oluşturacak kadar fazlaydılar. Bu durum Moğol istilasından sonra daha arttı. Devlet kadrolarına giren Fars kökenli kişiler bu dönemde yönetime tamamen hâkim oldu.30 Sivil devlet kadrolarını ellerinde tutan İranlılar askeri teşkilata da yavaş yavaş hâkim olmaya başladılar. Oysa başlangıçta askeri teşkilat kadroları devleti kuran zümre olan Türk beylerinin elindeydi. Selçuklu Devleti’nin siyasi bağımsızlığını sonlandıran Kösedağ Savaşı sonrasında Moğollar’dan dolayı İranlı unsurun önemi artmış ve bu imkândan faydalanan İranlılar askeri teşkilata da kendilerini dâhil ettiler.31

Vezirler memleketin asıl sahibi olan Moğol hanı tarafından tayin edildiği için sultandan bile daha güçlü konumdaydılar. Yüksek mevkilerdeki İran ricali Moğol hükümdarına tabi oluşlarını Selçuklu Devleti aleyhine ve kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan vazgeçmediler.32 Bunun yanında devletin menfaatini düşünen, adil, dürüst bir emir olan Celaleddin Karatay, kişisel menfaatleri için şehzadeleri kullanmaktan çekinmeyen bir kadroya karşı hem dâhili, hem Moğollar karşısındaki vaziyeti idare etmeye çalıştı. Fakat onun ölümü ile Selçuklu Devleti tamamen İranlı ricalin etkisi altına girdi.33

Anadolu Selçuklu Devleti’nin idaresinin tamamen İranlıların eline geçmesi çöküşü hızlandıran etken olarak görülmektedir. Bunlar yönetime dirayetli kişilerin gelmesini engellemişler, Moğol istilasını milli bir mesele olarak değil aksine kendi çıkarları için bir fırsat olarak gören İran ricali her fırsatta devlet ve hanedan adına olumsuz bir takım kararlar alması kendi İranlı olan İbni Bibi’yi bile rahatsız etmiştir.34

3.Sosyal Yapıda İran Etkisi

Anadolu’nun Türkler tarafından fethinin ardından bu topraklar üzerinde meydana gelen göçlerde ana unsur sadece Türkler değildi. Büyük Selçuklu Devleti’nin Harezmşah Tekiş tarafından ortadan kaldırılmasıyla bu sultanlığın tebaasından kardeş Anadolu Selçuklu Devleti topraklarına çok sayıda Farsi de gelmişti. Bu göçler İranlı unsurun bölgede etkili olmasında önemli rol oynadı.35 Anadolu’ya gelen unsurun yeni şehirler kurmak yerine özellikle Bizans döneminde önemli olan şehirlere yerleşmişlerdir. Bu şehirlerde eskiden beri yaşayan Rum, Ermeni, Süryani ve çok azı da Yahudi olan halka doğudan durmaksızın gelen Türk ve İran unsur da eklendi.

Kuruluş devrinde hâkim olmuş, savaşlarda çarpışan şehit düşen, gazi olan sultanlar eski Türk hükümdarlık anlayışına göre bir hayat sürerken devletin rahatlama döneminde başa geçenler Sâsâni ve Abbasi padişahlarından farksızdı. Siyasi ve idari yapılanmada İranlı unsurun baskın olduğu belirtilmişti. Farsça’nın devletin resmi dili olması sebebiyle idari işlerde bilgisi olup Farsça’ya hâkim her İranlı kolaylıkla iş bulabiliyordu.36

Fars dili ve kültürü saraya bu kadar hâkim olduğundan şehirlerde de büyük ilgi görmekteydi. Anadolu’ya tüccar, asker, memur, ilim ve tasavvuf ehli, şair ve sanatkâr olarak gelen İranlı unsur büyük şehirlerde yaşamaktaydı ve bu sebeple Farsça’yı günlük konuşma dili olarak kullanan bir zümre oluşmuştu.37 İbni Bibi bu dönemde Anadolu’da beş farklı dilin konuşulduğunu zikretmektedir. Bu dillerden biri ve hatta en baskın olanı şüphesiz Fars diliydi.  Yalnızca Konya, Kayseri, Malatya gibi şehirlerde değil, Ahlat, Bitlis gibi küçük köylerde de Türkler hakim olmadan önce Farsça konuşulduğu bilinmektedir.38

Anadolu şehir hayatının dini ve kültürel açıdan gelişiminde İranlı aydınların rolü büyük olsa da Maveraünnehir’in, Horasan’ın ve Azerbaycan’ın büyük şehirlerinden göç etmiş şehirli Türklerin de payı göz ardı edilmez.39

Selçuklu Devleti’ni kuran asıl topluluk olan Türkmenler ve Türk kültürü saraydaki İranlılar ve İran kültürü ile biçimlenmiş şehirli Türkler tarafından hor görülüyordu. Kırsal kesimde İran etkisi o kadar fazlaydı ki o dönemde söylenen bir atasözü bunun en önemli göstergesiydi. Türk’ün köpeğinin bile Farsça uluduğu söylenirdi. Devir hakkında bilgi veren İbni Bibi, Aksarayi Selçuknamelerinde devletin kötü gidişine dayanamayıp isyan eden Türkmen kitleleri hakkında ağır ifadelerde bulunurlar.4

I. Alaeddin Keykubad’ın ölümünden sonra II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yönetimi elinde tutan asıl kişi Sadettin Köpek idi.  Bu emir Keykubad nezdinde çok değerli olan Harezmli beyleri öldürmeye ve kendilerine baskı uygulanmaya başlayınca Selçuklu Devleti’ne bağlı bu beyler ayaklanmaya başladılar. Orta ve Doğu Anadolu’dan itibaren önlerine çıkan bütün yerleri yağmalayan bu kitleye önemli miktarda Türkmen eklenmişti. Bu esnada çok yakın bir bölgede Babai İsyanı patlak verdi. Bu isyanın sebeplerinden biri de elbette devletin kurucuları olan Türkmenlerin ikinci sınıf insan muamelesi görüp İranlılara nazaran daha az itibar görmeleri idi. Ayrıca devletin bu Türkmen gruplara ağır vergiler yüklemesi isyanın maddi boyutunu göz önüne sermektedir. Kısaca değerlendirmek gerekirse İran unsurunun etkisinin fazla olması sosyal yapıda bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirdi.

4. Dil ve Edebiyat Alanında İran Tesiri

Fars dilinin Anadolu Selçuklu Devleti’nin resmi dili olduğu daha önceki bölümlerde bahsedildi. Farsça yalnızca resmi yazışmalarda ve şehirli arasında değil edebiyat ve tarih yazıcılığında da kullanılıyordu. Saray İran edebiyatıyla uğraşan edebiyatçılarla doluydu. Ayrıca entelektüel çevrelerde Anadolu öncesinde yazılmış eserler sevilerek okunuyordu. Bunların başsında da Firdevsi’nin Şehnamesi gelmektedir. Anadolu Selçuklu saraylarında da revaçta olan bu eser devrin ünlü şairlerine de ilham vermekteydi.41

Sultanlardan bazıları Arapça bilmekti idi fakat Farsça konuşup yazdıkları hususunda İbni Bibi’den açıklamalar mevcuttur.42 İran Selçuklularının sona ermesiyle Anadolu’ya gelen Ravendi, Rahatü’s-Sudur adlı eserini I. Gıyaseddin’ takdim etmiştir.  Anadolu Selçukluları’nda yalnız sultanlar değil ileri gelen devlet adamları da şairdi. Münşi olarak görev yapan Muhammed b. Gazi Malatyavi, İranlı Marzban b. Rüstem’in Merzanname adlı eserini kendisi de birçok şey ekleyerek tercüme etmiştir.

Moğol istilası karşısında Harezm, Horasan, Irak ve İran’dan birçok sanatkâr ve ilim adamı ve şair Anadolu’ya yerleşti. Bu mutasavvıf ve şairlerden en önemlisi Anadolu tasavvuf edebiyatının en büyük isimlerinden biri olan Mevlana Celaleddin’dir. Eğitimini İslam hukuku alanında tamamlamış olan Mevlana Konya’da medrese dersi verirken karşısında çıkan İranlı Şems-i Tebrizi hayatını değiştirmiştir. Mevlana çok azı Türkçe ve birkaç mısrası Rumca olan şiirlerinin dışında kalanlarının hepsi Farsça ile yazmıştır.43

XIII. asırdan XV. Asra kadar Anadolu’da eserlerini Türkçe yazan bazı kişilerin zaman zaman Türkçe’nin yetersizliğinden ve bazılarının da Fars edebiyatının egemenliğinden yakınmaları bölgenin eski Türk edebiyatı alanına uzaklığı, bununla birlikte İslam kültürüne yön veren İran alanına yakınlığı Anadolu’ya gelen Türklerin eski yazı dili geleneklerini unutturmuştur. XIII. yüzyılın Türk edebiyatı açısından önemi Anadolu Türkçesi ile ilk ürünlerin verilmiş olmasıdır. Yine de Türkçe’nin Anadolu’da kültür ve edebi dil olması hayli zaman almıştır. Türk milli edebiyatının en özel örneği olan Yunus Emre, hem Türk vezninin hem de İran edebiyatından gelen gazel tarzının ve aruz vezninin bir arada görüldüğü bir tarz kullanmıştır. Yunus Emre’nin Farsça’ya ve Fars şiiri bilgisine sahip olduğu Fuad Köprülü tarafından ortaya konmuştur.44

Sonuç

Anadolu Selçuklu Devleti üzerinde İran etkilerinin sebepleri, çok eski çağlara dayanmakla birlikte yaşama ve komşuluk ilişkileri vesilesiyle Abbasiler döneminde iyice güçlenen İran kültürünün İslam medeniyetine yaptığı katkıların Türkler tarafından benimsenmesiyle ilgilidir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin teşkilatı, hükümdarlık anlayışı ve siyaseti üzerinde İran tesiri Sâsâniler’ den Abbasilere aktarılan geleneklerin bütün Orta Çağ Müslüman devletlerine yansımasının bir sonucuydu. Dönemin tasavvuf çevreleri üzerindeki İran etkisi yalnızca yüksek zümre mutasavvıfların çevreleriyle kısıtlı kalmamıştır. Orta Asya’da başlayan Türk-Fars etkileşimi göçebe ve köylü Türklerin dini hayatı üzerinde de etkili olmuştur.

Selçukluların Anadolu coğrafyasında karşılaştıkları Bizans kültürü ile İran coğrafyasından getirdikleri kültürü kaynaştırarak yüksek bir medeniyet oluşmasına ve bunun daha sonra kurulacak olan Osmanlı Devleti için bir örnek teşkil ettiği aşikârdır. Anadolu Selçuklu Devleti her ne kadar Bizans toprakları üzerinde kurulup onlarında kültürlerinden esinlendiyse de en baskın kültür İran kültürü olmuştur. Hatta bu kültür o kadar baskın olmuştur ki muhtelif Selçuklu sultanlarının adları da İran’ın efsanevi hükümdarlarının adlarından alınmıştı.

Türklerin İslamiyet’i ağırlıklı olarak İran yoluyla tanıdıktan sonra ve bu kültüre dahil olduktan sonra kendi kültürlerinden uzaklaştıkları gibi bir yargı söz konusudur. Fars dilini desteklemek, İranlıları devlet kademelerinde yerleştirmek tamamen o çağın gerekliliklerinden biri idi.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Esin KÜÇÜKBEKİR

Yüksek Lisans eğitimini Ordu Üniversitesi Tarih Bölümü Orta Çağ Tarihi alanında tamamlayan Esin Küçükbekir, doktora eğitimini yine aynı alanda Hacettepe Üniversitesi'nde sürdürüyor. Akademik çalışmalarını, Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu dönemi üzerinde yoğunlaştıran Küçükbekir, aynı zamanda Orta Çağ Avrupa Tarihi, sosyal ve kültürel tarih alanlarında da araştırmalar yapıyor.

Dipnotlar

1Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, Çev. Yıldız Moran, E Yayınları, İstanbul 1994, s.218.

2Bernard Lewis, Ortadoğu, Çev. Mehmet Harmancı, Sabah Kitapları Yayınları, İstanbul 1996, s. 84.

3V. A. Gordlevski, Anadolu Selçuklu Devleti, Çev. Azer Yaran, Onur Yayınları, Ankara 1988, s.287.

4Mahmut Aslan, “Eski İran Devlet Geleneği ve Siyasetnameler”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyolojı Dergisi, C.3, S.1, İstanbul 1989, s.233.

5Mehmet Fuad Köprülü, “Orta Zaman Türk İslam Feodalizmi”, Belleten, C.5, S.19, Ankara 1941, s.332.

6Halil İnalcık, “Kutadgu Bilig’de Türk ve İran Siyaset Nazariye ve Gelenekleri”, Reşit Rahmeti Arat’a Armağan, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1966, s.269.

7Nizamülmülk, Siyasetname, Çev. Nurettin Bayburtlugil, Dergâh Yayınevi, İstanbul 1987, s.35.

8İbni Bibi, el-Evamirü’l-Alâiye fi Umuri’l-Alaiye, Çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, C.II, Ankara 1996, s.114.

9İbni Bibi, s.273.

10Ayşe Asude Sosyal, XII. Ve XIII. Yüzyıllarda İran Kültürünün Anadolu’ya Nüfuzu: Anadolu Selçukluları Üzerinde İran Tesirleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, SBE, Ankara 1999, s.53.

11Köprülü, “Aslan”, İslam Ansiklopedisi, C.II, MEB Yayınları, İstanbul 1965, s.607.

12Aydın Taneri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı-Teşkilatı, A.Ü.D.T.F. Yayınları, Ankara 1978, s.60.

13Köprülü, Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri, Ötüken Yayınları, İstanbul 1981, s.186.

14İbni Bibi, s. 29; Taneri, “Çetr”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, C.8, İstanbul 1993, s.293-294.

15İbrahim Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.28; Gordlevski, s.289.

16Soysal, a.g.t., s.58.

17Gordlevski, s.288.

18İbni Bibi, s.231.

19Gordlevski, s.290.

20Gordlevski, s.291; Soysal, s.61.

21Soysal, s.62.

22İbni Bibi, s.35

23İlber Ortaylı, Türkiye İdare Tarihine Giriş, Turhan Kitabevi, Ankara 1996, s.162; Soysal, s.64

24Taneri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Devrinde Vezir-i Azamlık, A.Ü.D.T.C.F Yayınları, Ankara 1974, s.13; Soysal, s.63.

25Sosyal, s.64.

26Taneri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Devrinde Vezir-i Azamlık, s.13.

27Refik Turan, Türkiye Selçuklularında Hükümet Mekanizması, MEB Basımevi, İstanbul 1995, s. 45.

28Tuncer Baykara, Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1985,s. 125.

29Mükrimin Halil Yınanç, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara 1944, s.168-169.

30Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, C.I, s.7.

31Nejat Kaymaz, Anadolu Selçuklu Devleti’nin İnhitatında İdari Mekanizmasının Rolü, TTK Basımevi, Ankara 2011, s. 30.

32Kaymaz, s.31.

33Soysal, s.70.

34Kaymaz, s.13; Soysal, s.72.

35Soysal, s. 73.

36Kaymaz, s. 30.

37Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihi’ne Giriş, Enderun Yayınları, İstanbul 1981, s.212.

38Nasır-ı Hüsrev, Sefername, Çev. Abdülvehab Tarzi, MEB Yayınları, İstanbul 1994, s. 10.

39Soysal, s. 78.

40Soysal, s.79.

41Soysal, s. 99.

42İbni Bibi, s.99

43Soysal, s. 103.

44Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, DİB Yayınları, Ankara 1976, s. 273.

 

Kaynakça

Aslan, Mahmut, “Eski İran Devlet Geleneği ve Siyasetnameler”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi, C.3, S.1, İstanbul 1989, s.231-262.

Baykara,  Tuncer, Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1985.

Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, Çev. Yıldız Moran, E Yayınları, İstanbul 1994.

Gordlevski, V. A., Anadolu Selçuklu Devleti, Çev. Azer Yaran, Onur Yayınları, Ankara 1988.

İbni Bibi, el-Evamirü’l-Alâiye fi Umuri’l-Alaiye, Çev. Mürsel Öztürk, Kültür Bakanlığı Yayınları, C.II, Ankara 1996.

İnalcık, Halil, “Kutadgu Bilig’de Türk ve İran Siyaset Nazariye ve Gelenekleri”, Reşit Rahmeti Arat’a Armağan, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1966, s.259-271.

Kaymaz, Nejat, Anadolu Selçuklu Devleti’nin İnhitatında İdari Mekanizmasının Rolü, TTK Basımevi, Ankara 2011.

Köprülü, Mehmet Fuad,  Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri, Ötüken Yayınları, İstanbul 1981.                                                         

Köprülü, M. F.,  “Orta Zaman Türk İslam Feodalizmi”, Belleten, C.5, S.19, Ankara 1941, s.319-334.

Köprülü, “Aslan”, İslam Ansiklopedisi, C.II, MEB Yayınları, İstanbul 1965.

Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, DİB Yayınları, Ankara 1976.

Lewis, Bernard, Ortadoğu, Çev. Mehmet Harmancı, Sabah Kitapları Yayınları, İstanbul 1996.

Nasır-ı Hüsrev, Sefername, Çev. Abdülvehhab Tarzi, M.E.B. Yayınları, İstanbul 1994.

Nizamülmülk, Siyasetname, Çev. Nurettin Bayburtlugil, Dergâh Yayınevi, İstanbul 1987.

Ortaylı, İlber, Türkiye İdare Tarihine Giriş, Turhan Kitabevi, Ankara 1996.

Sosyal, Ayşe Asude,  XII. Ve XIII. Yüzyıllarda İran Kültürünün Anadolu’ya Nüfuzu: Anadolu Selçukluları Üzerinde İran Tesirleri, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, SBE, Ankara 1999.

Sümer, Faruk, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, C.I.

Taneri, Aydın, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı-Teşkilatı, A.Ü.D.T.F. Yayınları, Ankara 1978.

Taneri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş Devrinde Vezir-i Azamlık, A.Ü.D.T.C.F Yayınları, Ankara 1974

Taneri, “Çetr”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, TDV Yayınları, C.8, İstanbul 1993.

Togan, Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınları, İstanbul 1981.

Turan, Refik, Türkiye Selçuklularında Hükümet Mekanizması, MEB Basımevi, İstanbul 1995.

Uzunçarşılı, İbrahim Hakkı, Osmanlı Devlet Teşkilatına Medhal, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988.

Yınanç, Mükrimin Halil, Türkiye Tarihi Selçuklular Devri, Ankara 1944.

DİĞER MAKALELER
Anadolu Selçuklu Devleti'nde İran Kültürünün Etkisi
Osmanlı Tarihi
Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun