Yunanistan - PKK ilişkisi ve Avrupa'nın PKK siyaseti

Türkiye'nin önemli problemleri arasında yer alan PKK Terörünün iç problem halinden türlü söylemleriyle dünya gündemine getirilmesi ve Türkiye'nin hasımları tarafından bölgede çıkar çatışmalarından doğan problemlerle sopa olarak kullanılmasından doğan PKK'yı besleme siyaseti tüm hızıyla devam ediyor. Terör örgütleri listesinde yer alan PKK'nın açık yada gizli Avrupa'nın ileri diyebileceğimiz başkentlerinde eylemler yapıyor olması Türk kamuoyu tarafından takip edilmektedir. Türkiye'nin komşusu Yunanistan PKK için Avrupa'ya açılan bir anlama gelmenin dışında genel olarak Yunanistan'ın PKK'ya yaklaşımını Doktora araştırmalarına devam eden SETA’nın Avrupa Araştırmaları direktörlüğü araştırma görevlisi Oğuz Güngörmez ile konuştuk.

Yunanistan - PKK ilişkisi ve Avrupa'nın PKK siyaseti Yunanistan'ın Doğu Attika Bölgesine bağlı Lavrion kampında gerçekleştirilen ideolojik eğitimden bir kare - 2018

Öncelikle teşekkür ediyoruz. Okuyucularımızın sizi tanıyabilmesi için kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Tabii. Ben Oğuz Güngörmez. Lisans ve yüksek lisans eğitimimi Sakarya Üniversitesi’nde silahlanma ve Ortadoğu’daki güç ilişkileri üzerine tamamladım. Marmara Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora çalışmalarıma devam ediyorum. Genel olarak Avrupa siyaseti ve Avrupa Birliği, özelde ise İtalya ve Yunanistan gibi güney Avrupa ülkeleri merkezli bölgesel çalışmalarımı sürdürüyorum. Halihazırda Türkiye’nin önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan SETA’nın Avrupa Araştırmaları direktörlüğünde araştırma görevlisi olarak çalışıyorum.

PKK’nın Yunanistan tarafından himayesine girmeden önce PKK terör örgütünün Avrupa’daki yapılanmasında süreç nasıl işliyor. Genel olarak Avrupa devletlerinin PKK’ya bakışında ne var?

Bilindiği gibi terör örgütlerinin dış destek olmadan hayatta kalamadığı bir gerçek. Bu sebeple gerek ekonomik/siyasi destek bulma gerekse de propaganda açısından Avrupa kıtası PKK için yaşamsal öneme sahip konumda. Özellikle Soğuk Savaş dönemi sonrası Türkiye, Irak, Suriye gibi ülkelerden Avrupa’ya giden Kürt kökenli göçmenler, PKK tarafından hem eleman devşirme hem de ekonomik destek sağlama konusunda ciddi bir kaynak olarak görülüyor. PKK’nın yöneticileri bu fırsatı gördü ve 1980 yılından itibaren örgütün Avrupa’da yapılanmasına özel bir önem verdiler. KCK çatısı altında oluşturulan örgüt yapılanması Türkiye (PKK), Suriye (PYD), İran (PJAK), Irak (PCDK) gibi ülkelerin yanı sıra Avrupa’ya da KCDK-E adıyla bir kol olarak yayıldı.

Genel hatları itibariyle PKK, Avrupa ülkelerinde KCDK-E’ye bağlı paravan dernekler aracılığıyla faaliyetlerini sürdürüyor. Özellikle 2002 yılında AB terör örgütü listesine eklemesinden sonra PKK, farklı isimlerde çeşitli STK’lar üzerinden organize oluyor. Tüm Avrupa ülkelerinde benzer bir yapılanma karşımıza çıkıyor. Koordinasyonu sağlayan ve siyasi gündemi belirleyen bir çatı organizasyon ve bu yapılanmanın altında bulunan kadın ve gençlik örgütlenmeleri, öğrenci konseyleri, halk meclisleri ve Heyvasor gibi yardım kuruluşları.

Bu derneklerin karıştığı işler oldukça illegal ve çeşitli. Haraç toplama, adam kaçırma, uyuşturucu ticareti, militan devşirme, kara para aklama, terör propagandası yapma, kundaklama ve adam kaçırma gibi çok sayıda illegal faaliyetin yürütücülüğünü yaptıkları görülüyor. Bu faaliyetler AB ülkelerinde yayınlanan yıllık istihbarat raporlarında da kendisine yer buluyor. Bu yönüyle örgüt, sürekli ismi değişen STK’lar aracılığıyla Avrupa ülkelerinin sunduğu sivil ve demokratik hakları suiistimal ederek terör faaliyetleri için kullanıyor.

Avrupa ülkeleri ise Türkiye’nin sert itirazlarına ve PKK’yı da terör örgütü olarak tanımalarına rağmen kendi kamusal düzenlerini bozmadıkları müddetçe bu dernek ve vakıfların faaliyetlerini sürdürmelerinde bir beis görmüyor. Ciddi oranda bir görmezden gelme durumu mevcut. Hatta kimi zaman bu dernek ve vakıfların yerel yönetimlerden de maddi destek aldığı görülüyor. 2017 yılında yayınlanan Europol raporunda İsviçre’nin Alp dağı eteklerinde PKK’nın eğitim kamplarının olduğunun belirtilmesi ve Yunanistan gibi kamplara ev sahipliği yapan ülkelerde ideolojik eğitimlerin hala devam etmesi bence durumun vahametini gösteriyor.

PKK’nın Yunanistan devletiyle ilişkisi nasıl başladı ve devam etti?

Bu ilişki 1980’li yıllarda başladı, özellikle 90’larda altın yıllarını yaşadı. İki ülke arasındaki tarihsel husumetleri ve mevcut sorunları kullanarak Yunanistan yapılanmasına oldukça önem veren PKK elebaşı Abdullah Öcalan, bu ilişkinin kurulmasını stratejik gördü ve 5 Şubat 1988 tarihinde Atina’ya temsilci gönderdi.

qaw
(Nei Antropoi gazetesi o tarihte “Bir Yunan örgütünün davetlisi olarak Kürt ayrılıkçılar Yunanistan’da” şeklinde manşet atmıştır.)

Bunun akabinde Ekim 1988’de Yunan parlamenterlerden oluşan bir heyet, iade-i ziyaret ve iş birliğini somut çıktılara dönüştürmek amacıyla Öcalan’la görüşmek üzere Lübnan’a gittiler. Öcalan da yakalandıktan sonraki itiraflarında örgütün Yunanistan’la ilişkilerinin Bekaa vadisindeyken Yunan heyetin ziyaretiyle başladığını söylemiştir. Bu görüşmelerde PKK önemli bir Avrupa ülkesinin ekonomik, siyasi birçok alanda somut desteğini elde ederken Yunanistan, tarihsel husumetlere sahip olduğu ve bölgesel rakip olarak gördüğü Türkiye’ye karşı PKK’yı sopa olarak kullanma imkanı elde etti. Bu ilişkiler ise kısa sürede stratejik bir ortaklığa dönüştü ve özellikle PKK açısından Avrupa yapılanmasının geleceği için hayati bir önem arz etti. Zira Öcalan da 1998 yılında Yunan Eksusia gazetesine vermiş olduğu bir röportajda “eğer Yunanistan’la bu dostluğu kurmasaydık Avrupa’ya açılamazdık” ifadelerini kullanmış, örgüt için Yunanistan’ın verdiği desteğin öneminden bahsetmiştir.

90’lı yıllarda Yunanistan’la PKK arasındaki ilişkiler ise altın dönemini yaşadı ve oldukça güçlendi. Yunan karar vericiler, PKK’nın Türkiye’yi bölmeye yönelik yürütmüş olduğu mücadelenin Yunanistan’ın çıkarlarıyla uyumlu olacağını düşündüler. Dönemin PASOK milletvekillerinin “düşmanımızın düşmanı dostumuzdur”, “bölünmüş Kıbrıs’ın bütünleşmesi Kürdistan dağlarından geçer” gibi açıklamaları, Yunan devletinin PKK ile kurduğu ortaklığın amacını net şekilde ortaya koyuyor aslında. PKK da söz konusu ortaklıkla Kürt sorununu Avrupa’nın gündemine sokma, Yunanistan limanlarını silah nakli olarak kullanma, mühimmat temin etme ve Avrupa’dan elde edilen desteklerin Irak ve Suriye’deki kamplara lojistiğini sağlama gibi çeşitli amaçlar güdüyor.

Son 200 yılda etnik unsurlar arası ayrımla karıştırılmak istenen Türkiye’de bu dönem PKK ve ayrılıkçı Kürtler üzerinden yapılıyor. Batı PKK ilişkisini anlıyoruz ki bir çıkar ilişkisi mevcut. Abdullah Öcalan’ın Avrupa devletleri ve daha özelde Yunanistan ile ilişki boyutu nasıldı? Nasıl bir çıkar ilişkisi Yunanistan’la PKK arasındaki ilişkinin kurulmasını sağladı?

Uluslararası ilişkilerin sistemiyle ilgilenen biz araştırmacıların anlamaya çalıştığı en önemli parametrelerden biri “çıkar” kavramıdır. Her ilişkide olduğu gibi Yunanistan’la PKK arasındaki ilişkide de karşılıklı bir çıkar durumu mevcut. Elebaşı Öcalan da yakalandıktan sonraki itiraflarında “Yunanistan’ın bizimle iş birliğinin temel amacı bizi Türkiye’ye karşı kullanmak ve Türkiye ile ilişkilerinde koz durumunda olmamızı sağlamaktır” diyerek Yunanistan’ın bu iş birliğindeki amacına dikkat çekmiştir.

Örneğin PKK’nın Türkiye ile Yunanistan arasındaki turizm rekabetinde ön plana çıkarılan bir piyon haline geldiğini gördük. Özellikle 90’lı yıllarda Türkiye’deki turistik merkezlerde çıkan orman yangınları ve saldırılarda Yunanistan’da eğitilen militanların payı oldukça yüksekti. Yakalanan militanların turistik tesislerde eylem gerçekleştirmek amacıyla Yunanistan’daki kamplarda eğitim aldıklarını itiraf etmeleri, Yunanistan’ın PKK eliyle Türkiye’nin turizmini baltalayarak alternatif bir turizm merkezi haline gelmeyi amaçladığını gösterdi.

tr
Milliyet gazetesinin Marmaris, Fethiye gibi merkezlerdeki orman yangınlarındaki Yunanistan’ın rolüne dair yaptığı haberler

Bu iş birliğindeki kazanç elbette tek taraflı değildi. PKK’nın ise bu iş birliğinin kurulmasına yönelik Yunanistan’dan çeşitli istekleri oldu. Atina’da enformasyon bürosunun açılması, Yunanistan’ın ürettiği Aris tanksavar füzeleri, Meriç nehri üzerinden Türkiye’ye patlayıcı ve mühimmat sokulması, Yunanistan’ın limanlarının kullanılması, çeşitli eğitim kamplarının kurulması gibi istekler Öcalan tarafından Yunan yetkililerle paylaşıldı. Yunanistan’da kurulan eğitim kampları iki ülke arasındaki ilişkileri oldukça gergin bir noktaya getirirken bu kamplardan bazılarının günümüzde mevcudiyetini sürdürdüğü görülüyor.

Yunanistan, PKK için ne ifade ediyor. Finans ve Avrupa’ya açılan kapı noktası olarak PKK nasıl bir çıkar sağlıyor?

PKK için Yunanistan’ın anlamında yıllar içinde çeşitli dönüşümler yaşandı. Kimi zaman mali öncelikler belirleyici olurken kimi zaman eleman devşirme ve lojistik açısından Yunanistan ön plana çıktı. Örgüt 1990’lı yıllarda Türkiye ile Yunanistan ilişkilerindeki gerginliğe de sığınarak faaliyetlerini çok geniş bir alana yaydı. Fakat 2000’li yıllarda bu durum özellikle militan devşirme ve lojistiğe kaydı. Özellikle militanların eğitimi, mali kaynak oluşturma ve mühimmat elde etme açısından Yunanistan oldukça verimli bir ülke oldu. Öcalan itiraflarında örgütün Yunanistan’da kiliselerden ve sendikalardan ciddi miktarlarda para desteğini aldığını itiraf etmiştir. Ayrıca esnaf ve vatandaşlardan haraç toplanmış, para verenlere üzerinde “Kürdistan İhtilalci Komitesi” yazan bir makbuz dahi verilmiştir.

makbuzinho
Toplanan haraçların ve bağışların karşılığında verilen makbuz

STK’lar eliyle yürütülen yardım kampanyalarında dağıtılan broşürlerin üzerinde Yunan milli bankasına ait hesap numaralarının yer alması özellikle Yunan hükümetinin örgüte verdiği desteği somutlaştırmıştır. Alman Focus dergisi de 1996 Ekim ayında PKK’nın Yunan milli bankasında hesabı olduğunu, bu hesaptaki paralarla Bekaa vadisine gönderilen militanların yol masraflarının karşılandığını yazmıştır.

üü

Bunların yanı sıra insan kaçakçılığı da örgütün Yunanistan’daki önemli gelir kalemlerinden birini oluşturuyor. PKK sorumluları bizzat kendileri insan kaçakçılığı yaptığı gibi insan kaçakçılığı yürüten başka örgüt ve aktörlerden de haraç alarak mali kaynak sağlıyor. 1998 yılında Alman ARD kanalına konuşan bir insan kaçakçısının “bizim örgütümüzün PKK ile doğrudan bağlantısı yok ama birçok konuda işimizi yapabilmek için PKK’ya ödeme yapıyoruz” ile “benim örgütüm insanları yalnızca Yunanistan’a kadar ulaştırma işini yapıyor, Yunanistan’dan sonrası tamamıyla PKK’nın işi” şeklindeki açıklamaları Yunanistan’ın insan kaçakçılığı için PKK açısından önemini gözler önüne seriyor. Haliyle Yunanistan PKK açısından her zaman Avrupa’ya açılan bir kapı konumunda olmuştur.

Örgüt bu ilişkiyi günümüzde nasıl sürdürüyor?

Bu ilişki dönüşüm geçirdi. 15 Şubat 1999’da Öcalan’ın Yunanistan’ın Nairobi elçiliğinde yakalanması Yunanistan’daki örgüt yapılanması için dönüşümü kaçınılmaz kıldı. Yunan hükümeti, PKK’ya desteğinin alenen ortaya çıkmasıyla bunun devletin değil kişilerin politikası olduğunu göstermek amacıyla İçişleri, Dışişleri ve Kamu Düzeni Bakanlarını görevden aldı. Bu tarihten itibaren PKK, faaliyetlerini görünür olmaktan çıkararak paravan dernekler üzerinden varlığını sürdürdü.

Türkiye’nin büyük itirazlarına rağmen günümüzde Lavrion kampı hala aktif ve PKK buradaki ideolojik eğitimlerine devam ediyor. Yunanistan’daki Kürdistan Kızılay’ı bu kamplara erzak yardımı yapıyor. Kürdistan kültür merkezi, kadın ve gençlik meclisleri bu kampta etkinlikler düzenliyor. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki terör operasyonlarını protesto etmek amacıyla yürüyüşler düzenleyip, Yunan polisiyle çatışıyor bu gruplar. Yunan yetkilileri kampa hiçbir şekilde müdahale edemiyor. Türkiye’nin itirazları üzerine zaman zaman kampı denetleme adımları atılmaya çalışılsa da gerek Batı’dan gelen baskı gerekse kamptaki PKK militanlarının girişleri kapayarak açlık grevi gibi direniş yöntemlerini benimsemesi, yetkililere geri adım attırıyor.

zz
Lavrion kampında gerçekleştirilen ideolojik eğitimden bir kare. Yıl 2018

Günümüzde örgüt özellikle mülteci kamplarında etkinliğini artırma peşinde. Irak müdahalesi ve Suriye iç savaşı sebebiyle oluşan Yunanistan’daki Penteli, Patra, Girit, Selanik, Nafplio, Halkida gibi kampları eleman devşirme havuzu olarak gören PKK, bu kamplara sızarak PKK flamaları, Öcalan posterleri asıyor ve ideolojik propagandalar yaparak Türkiye karşıtı eylemler düzenlemeye çalışıyor. Bu durum kimi zaman çeşitli haber sitelerinde de kendisine yer buluyor. Ayrıca bu kamplar insan kaçakçılığı için de oldukça iyi bir pazar. Günümüzde hem Yunanistan hem de diğer Avrupa ülkelerinde insan kaçakçılığı ve uyuşturucu ticareti örgütün mali gelirleri arasında öncelikli yer edinir hale geldi. Bu tarz kaçakçılık ve ticaretler için en iyi müşteriler de elbette bu mülteci kamplarında yer alıyor.

Yunan medyasının PKK ile ilgili tutumunu ve günümüzde ürettiği Türkiye düşmanlığını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben Yunan medyasının söz konusu Türkiye karşıtlığı olduğunda Yunan hükümetlerini bile geride bıraktığını düşünüyorum. Özellikle Türkiye Yunanistan ilişkilerinin kötü olduğu dönemlerde Yunan medyasının da Türkiye ile ilgili haberlerinin oldukça eleştirel, suçlayıcı, hakaret içerikli bir hale geldiği görülüyor. Bu sebeple ilişkilerin oldukça sorunlu olduğu 90’lı yıllarda hükümet gibi Yunan medyası da PKK’ya kamuoyunda alan açmak için oldukça çabalamıştır. Elebaşı Öcalan sık sık çeşitli Yunan gazetelerine demeçler vermiş, hatta 1998 yılında özel bir kanal olan Mega TV Öcalan’la röportaj yaparak yayınlamıştır.

zxc
Mega TV 15 Eylül 1998 tarihinde Öcalan’la röportaj yaparak yayınlamıştır.

Günümüzde PKK konusunda mesafeli bir çizgide olsa da Yunan medyasının Kıbrıs ve Doğu Akdeniz sorunlarından dolayı Türkiye karşıtı çizgisi ve yayınları yeniden güçlendi. Toplumda ciddi bir korku oluşturulmaya çalışıyor. Türkiye’nin savunma sanayi alanında attığı adımları, yerli silahları ve terörle mücadele operasyonları haber kuşaklarından eksik olmuyor. Televizyonlarda eski askerlerin bu düşmanlığa çanak tuttuğu görülüyor. Özellikle bu haberler 15 Temmuz sonrası oldukça artmış durumda. Başarılı terörle mücadele operasyonları ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bir oldu-bitti siyasetine izin vermeyerek soruna yönelik kararlı politikalar izlemesi, bu haberlerin temel kaynağını oluşturuyor. Yunan hükümetinin Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Libya gibi meselelerdeki Türkiye ile iş birliğine yanaşmayan tutumu göz önünde bulundurulduğunda Yunan medyasında ve haberlerde de kısa vadede bir değişim beklenmemeli.

Genel olarak PKK’nın Avrupa’daki örgütlenmesini kısaca ele almak isterseniz son 40-50 yıllık geçmişte inişler çıkışlar nasıl oldu. Bugün çok etkinler mi?

Avrupa’daki karar vericiler PKK’nın bir terör örgütü olduğunun bilincinde. Fakat “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” şeklinde bir anlayış ve politika hala hüküm sürüyor. Örneğin PKK militanları 90’lı yılların ilk yarısında Almanya’da ciddi şiddet ve terör eylemleri gerçekleştirdi ve kamu düzenini tehdit ettiler. Alman devletiyle Öcalan’ın anlaşması sonucu bu şiddetin ve terörün Almanya’dan uzak tutulması karşılığında PKK’nın faaliyetlerine göz yumulacağı kararı alındı. Bu tutum günümüzde birçok Avrupa ülkesi için geçerli. Yunanistan Türkiye’nin de baskısıyla örgütün biraz üzerine gitmeye karar verse sokaklar yangın yerine dönüyor, militanlar sokaklarda polisle çatışıyor.

Günümüzde Avrupa’daki PKK yapılanması 90’larda olduğu kadar güçlü değil. Bunda Türkiye’nin siyasi ve diplomatik açıdan da çok daha güçlü bir ülke haline gelmesinin elbette payı mevcut. Fakat yasaların verdiği açıklardan yararlanarak örgüte bağlı dernekler sürekli ismini ve yönetim kadrosunu değiştirerek faaliyetlerine devam ediyor. Özellikle finans kaynağı açısından örgütün hazinesi konumunda Avrupa. Hükümetlere yönelik baskı grubu haline gelmek için çaba sarf ediyorlar. Türkiye’nin terörle mücadelesini sıkılaştırdığı dönemlerde sokaklara inmeleri, polislerle çatışmalarının sebebi bu. “PKK’nın orada rahat etmesini sağlamaz, Türkiye’ye baskı yapmazsanız burada rahat edemezsiniz” mesajı vermeye çalışıyorlar.

Hocam Teşekkür ederiz

Rica ederim. Derginizde yer almak benim için büyük onur. Ben teşekkür ederim.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
Ermeniler ve Türkiye’deki destekçileri sahte belgeler üzerinden tarih inşa ediyorlar
Taha Niyazi KARACA
Ermeniler ve Türkiye’deki destekçileri sahte belgeler üzerinden tarih inşa ediyorlar

19. yüzyıl itibariyle Osmanlı İmparatorluğu için yıkıcı etki yapan milliyetçilik hareketleri devletin gücünün zayıflaması nispetinde bastırılamaz hale gelerek etnik milletlerin isyanlar ve savaşlarla devletleşme yoluna girdiği görüldü. 1915 Ermeni olayları genelde 19. yüzyıldaki bu hareketlenmelerden bağımsız olarak ele alınmaktadır. Ermeni isyancılarının bu devletleşme fikrinden yola çıkarak tabii oldukları Osmanlı'ya karşı isyan ederek eylemlere girişmesiyle Avrupa kamuoyunun Türk düşmanlığını bu olaylarda kullanarak Türkler aleyhine yayınlara başlaması devletin düştüğü zor durumu gösteriyordu. 1915'e kadar gelen süreçte bitmeyen Ermeni isyanları İmparatorluğun Dünya Savaşı'na girmesiyle Ruslarla işbirliğine evrilerek bir cephe daha açılmasına sebep oldu bu da iç savaş yada çok kullanılan tabir ile arkadan vurma eylemiydi. Tarihsel olayları gerçekte ne oldu? söylemiyle soğukkanlılıkla ele almak zorundayız. 1915 Ermeni olaylarında karşılıklı öldürme savaş içinde bir savaş haliydi. Ölen Türklerin anılmaması ve sadece Ermenilerin anılarak üstüne bunun soykırım olduğu tezi Türkiye'nin siyasi arenada mahkum edilmesi için gerçeklerin çarpıtılması olduğunu düşünerek konunun Türkiye'deki uzmanlarından ve özellikle 19. Yüzyıldaki Türk düşmanlığıyla Avrupa'nın namlı adamı İngiliz başbakan Gladstone üzerine yazdığı hacimli eserin de sahibi Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca ile konuştuk.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun