Ramazan Minder: Kitabın merkeze alınması medeniyetimizin ortaya çıkışında önemli bir rol oynadı

25-31 Mart Kütüphaneler Haftası vesilesiyle bir araya geldiğimiz İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kütüphaneler ve Müzeler Müdürü Ramazan Minder ile kütüphanelerin toplumlar için önemi, İslam medeniyetinin inşasında kütüphanelerin rolü, 28 Şubat döneminde kaderine terk edilen II. Abdülhamit koleksiyonu vb. birçok konuya dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. 1995 yılından beri kurumun içerisinde bulunan 2011 yılından itibaren ise müdürlük görevini sürdüren deneyimli isim, kütüphanecilik ve müzecilik mesleklerine dair önemli ifadelerde bulundu.

Ramazan Minder: Kitabın merkeze alınması medeniyetimizin ortaya çıkışında önemli bir rol oynadı Ramazan Minder: "Avrupa neden ileride, Türkiye ve İslam ülkeleri neden geride diye baktığımız zaman kıyaslayacağımız ilk nokta kütüphaneler olmalı."

Ramazan hocam kütüphanecilik alanında oldukça deneyimli ve önemli projeler geliştirip hayata geçiren birisiniz. Bu anlamda röportaja başlarken işin erbabından duymak isteriz, toplumlar için kütüphaneler neden önemlidir?

Öncelikle kendi medeniyet perspektifimizden bakarsak tarihsel süreçte önemli kütüphaneler inşa edip faydalanmış durumdayız. Bunlardan ilk akla gelen Bağdat’ta kurulan Beytü'l -Hikme. Burası hem büyük bir kütüphane hem de önemli bir tercüme bürosu olarak kullanılıyordu. Halife Me'mun (830) döneminde tam anlamıyla aktif hale gelen bu merkezde 40’tan fazla mütercim çalıştı ve Grekçe'den, Farsada'dan, Sanskritçe’den tercümeler yapılıyordu. İslam dünyasının aydınlanması noktasında Beytü'l- Hikme çok kıymetli bir görev ifa etti. Matematik, astronomi, tıp, mantık vb. birçok alanda kitaplar tercüme edildi. Aslında kütüphanenin ve dolayısıyla kitabın merkeze alınması bizim medeniyetimizin ortaya çıkışında önemli bir rol oynadı. Batı karşısında aldığımız derin yenilgiden sonra başlayan tartışmalarda bizi geri bırakan şeyin ne olduğu konusunda tartışmalar yapıldı ve halen yapılıyor. Farklı görüşler var. Seküler görüşe göre bizi geri bırakan "Din"dir ve onu terk edersek kalkınırız. Tabi bu çok değersiz ve tarihi tecrübelere dayanmayan bir görüş.Tarihsel tecrübemizle gördük ki, Batı karanlık içindeyken İslam toplumları ilimle,fikirle aydınlık bir dönem yaşamışlar. Demek ki Müslüman toplumlar olarak tekrardan kitabı ve kütüphaneyi merkeze almamız gerekiyor. Çünkü, ilim, sanat, fikir, medeniyet dediğimiz olgular tam olarak buralarda oluşuyor. Dolayısıyla kütüphanenin bizim medeniyetimizin oluşumu açısından asli bir görevi olduğunu düşünüyorum. Zaten Kuran-ı Kerim’in de ilk emri oku. “İkra/ bi-ismi rabbike-lleżî ḣalak”(Yaratan Rabbinin adıyla oku) ayetiyle başlıyor. Tabi burada sadece seküler bir okumadan bahsedilmiyor. Kainatın bir yaratıcısı var. Bu yaratıcıyı merkeze alarak bir ağ örerek gerçekleştirilecek bir okumadan bahsediliyor esasen. Bizim medeniyetimizin temeli bu. Dolayısıyla kültürümüz gereği birçok noktada büyük kütüphaneler kurulduğunu görüyoruz. Osmanlı döneminde medreselerin ve camilerin içerisinde kütüphanelerin kurulduğunu biliyoruz. Geçmişten doğan kütüphanecilik kültürü zamanla farklı formlara bürünerek günümüze intikal ediyor. Bugün geldiğimiz noktada Batı ile bizim durumumuzu kıyasladığımız zaman önemli farkların oluştuğunu görebiliyoruz. Avrupa’da çok büyük kütüphaneler var. Harvard Kütüphanesi olsun, New York Halk Kütüphanesi olsun, Amerikan Kongre Kütüphanesi olsun veya Fransız Milli Kütüphanesi, buralar Türkiye’deki kütüphanelerle kıyaslayamayacağımız büyüklükte kütüphaneler. Bizim Milli Kütüphanemizin derme sayısı 2 milyon civarında. Oysa Avrupa’daki herhangi bir üniversitenin kütüphanesindeki kitap sayısı 5 milyon gibi rakamların üzerinde seyrediyor. Dolayısıyla Avrupa neden ileride, Türkiye ve İslam ülkeleri neden geride diye baktığımız zaman aslında ilk kıyaslayacağımız noktalar aslında buralar olması gerekiyor. Halil İnalcık hoca bir sohbetinde 'Amerika'yı Amerika yapan kütüphaneleridir' demişti. Burada ilme, kitaba, kütüphaneye verilen kıymetle, üniversitelerin bilim üretme gücüyle kıyaslandığı zaman Batı’nın açık ara önde olduğunu görüyoruz. Bizim kütüphanecilikte, yayıncılıkta ve üniversitelerimizde mevcut olan kaliteyi yükseltmediğimiz sürece gelişmiş bir ülke olma şansımız yok. Türkiye’de bugün kütüphaneler 20 yıl öncesine göre daha iyi konumda. Ancak Avrupa ile kıyasladığımız zaman övünebileceğimiz bir noktada değiliz. Cumhurbaşkanımız millet kıraathaneleri projesiyle sahaya güçlü bir giriş yaptı. Kütüphane son aylarda ülkemizde en çok konuşulan kavram oldu. Tüm siyasiler projeleri arasında kütüphaneyi de mutlaka koymaya başladılar. İlçelerde Halk Kütüphaneleri veya Millet Kıraathaneleri açılmaya başlandı. Aslında, toplumdan da ciddi derecede bir talep söz konusu. İktisadi olarak düşünürsek şu an talep fazlası var ancak arz noktasında yine sorunlarımız var. Toplum şu an kütüphane konusunda yöneticilerden çok daha önde. Bunu karşılamak için de belediyelerin ve devletin ilgili kurumları tarafından yeni kütüphane hamleleri başlamış durumda. Kütüphanelerde önemli olan tabii ki sadece mekan yapmak değil. Buraların koleksiyonlarını zengin tutmak, yeni çıkan yayınlara bu kütüphanelerde yer vermek, okuyucunun istediği kitapları bulundurabilmek, yapılan etkinlikler, sosyal kültürel ve sanatsal faaliyetlerle kütüphaneleri bir cazibe merkezi haline getirmek bir halk kütüphanesi için önemli. Bizim önemsediğimiz konu ise halk kütüphanelerinin yanında çocuk kütüphanelerinin de öne çıkması. Çünkü asıl hedef kitlemiz okul öncesi çocuklara yönelik hizmet yapabilmek. Biz şuan kütüphanelerimizde yetişkin insanlara hizmet verirken, diğer yandan da okul öncesi çocukları farklı etkinliklerle kütüphaneye çekmeye çalışıyoruz. Bu çocuklara okuma alışkanlığı kazandırabilirsek, kütüphaneleri ve kitabı sevdirebilirsek 15 yıl sonra toplumuzda kitapla ilişkili olan insan sayısında ciddi artışlar görmemiz mümkün. Burada yapılacak şey ise mahalle bazlı çocuk kütüphanelerini çoğaltmak.

Hocam şahsi düşüncelerinizden sonra biraz daha sahadaki işlerinize dönmek istiyorum. 28 Şubat sürecinde İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kitaplığı’nda bulunan II. Abdülhamit’in kitap arşivi yer sıkıntısı olduğu bahane edilerek kolilenip kaldırıldığını biliyoruz. İddialara göre bu kitapların bazıları çöpe atılırken bazıları ise satıldı. Ancak siz ve ekibiniz önemli bir hamlede bulunarak bu kitapların 4500 kadarını kurtardınız. Bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu döneminde (1997-2001) Üniversite bünyesinde çok sayıda bölüm kütüphaneleri vardı. Bölüm kütüphaneleri alınan ani bir kararla kapatılır ve buralarda bulunan çok kıymetli kitaplar hiçbir tedbir alınmadan, demirbaş sayımı yapılmadan alelacele toplatılır. Bu konuyu da içine alan Rıfat Bali’nin "Bir Kıyımın, Bir Talanın Öyküsü Hurdaya (S)Atılan Matbu ve Yazma Eserler, Evrak-ı Metrukeler, Arşivler" adlı bir kitabı var. Orada da İstanbul Üniversitesi’ndeki kütüphane faciasını anlatan bölümler var. Konu hakkında detaylı bilgi isteyenler bu kaynaktan da istifade edebilirler. O döneme ve o ortama şahitlik yapan insanların beyanlarıyla bu seminer kitaplarının toplanıp kolilendiğini, muhafaza altına alındığını değil de aslında bunların piyasaya sürüldüğü ve çöpe atıldığı yönünde beyanatlar var. Dolayısıyla bu kitaplardan önemli bir kısmı sahafların ve toplayıcıların eline geçmiş durumda. Bize de o kitapları toplayan bir kişinin müracaat etmesiyle bu koleksiyondan haberdar olduk. Bahsettiğiniz gibi 4500’ün üzerinde kitabı satın aldık. Bu satın aldığımız kitapları çok nadir kitaplar. Çok ciddi paralar ödeyerek satın alınabilecek kitaplardan bahsediyoruz. Bu kitapların içerisinde 400 civarında Yıldız Sarayı’ndan, Abdülhamit’in kütüphanesinden çıkma matbu kitaplar var. Dolayısıyla çok önemli bir koleksiyondu. Biz bundan haberdar olur olmaz derhal satın alma sürecini başlattık, belirli bir miktar ödeyerek bu kıymetli koleksiyonu kütüphanemize kazandırdık. Elbette bu satın alma sürecinde birtakım tereddütler yaşandı. Bu kitapları almanın yasal olarak bir sakıncası var mı? sorusunun üzerine düşündük. O dönemde üniversitedeki ilgili arkadaşlarla da görüştük. Kendilerine bu kitapları satın almamızın onlar açısından bir sorun olup olmayacağını danıştık. Bu süreçte bir suç duyurusunun bulunmadığını, yasal takibin başlatılmadığını belirttiler. Bunları da öğrendikten sonra gönül rahatlığıyla bu koleksiyonu satın alarak Atatürk Kitaplığı’na kazandırdık. Süreç içerisinde bu kitapların kataloglamasını yaptık ve kütüphane koleksiyonlarımıza dahil etmiş olduk. Ancak satın aldığımız bu koleksiyonun 10 katı kadar kitabın halen daha piyasada olduğunun duyumunu alıyoruz. Bence kütüphaneler bu koleksiyonlardan haberdar oldukça bu eserleri satın alıp kütüphanelerine kazandırmalı. Geriye dönecek olursak, tarihi değere ve öneme sahip kitapların bu denli tarumar edilmesi bir çeşit kültürel barbarlık. İstanbul Üniversitesi gibi köklü bir kurumun kütüphanelerinde yer alan kıymetli eserlerin bu şekilde çöpe atılması çok büyük bir katliam. Affedilebilir bir durum değil. Yine İstanbul Üniversitesi eski hocaların özlük dosyalarını da atmışlardı. Bunları Ali Birinci Türk Tarih Kurumu başkanı iken hoca satın almıştı. Bunlar da böylece kurtulmuştu. Türkiye arşivler konusunda çok ayıplı bir ülke. Bulgaristan'a satılan Osmanlı arşivlerinden tutun da siyasi partilerin arşivlerine, sendika arşivlerinden, kurum arşivlerine, üniversitelerin arşivlerine kadar millet olarak sınıfta kalmışız. Daha yeni yeni bunların kıymetini anlamaya başladık. Eski bizde değersizlik ifade eder, oysa eski tarihtir, hafızadır ve çok kıymetlidir.

ramazan minder

Peki buna benzer değerde ve büyüklükte örnek gösterebileceğiniz arşiv satın almalarınız veya satın alma projeleriniz mevcut mu?

Ben 1995 yılından beri bu kurumda çalışıyorum, 2011 yılında da Müdür olarak atandım. Özellikle 2011 yılından beri nadir eser ve özel arşiv alımlarımızı önemli bir seviyeye getirdik. Nadir eserler derken şunu kastediyorum; medeniyetimizin ürettiği el yazmaları bir dönem yurt dışına çok gitti. Türkiye’de bunun değerini bilen kurum ve insan sayısı çok az olduğundan çok önemli kitaplarımız bugün maalesef Avrupa’daki kütüphanelerde bulunuyor. Aslında bu durum bir yönden de sevinilecek bir şey. Çünkü bu kitaplar bir vesileyle Avrupa’da da olsa halen daha korunuyor. Biz 2011’den sonra çok büyük bir hamle yaparak el yazması kitapları toplamaya başladık. 4 bini aşkın el yazması kitabı satın alarak Atatürk Kitaplığı’na kazandırdık. Bunların içerisinde bine yakın Kuzey Afrika bölgesinde üretilmiş Magribi denen el yazması kitaplar da var. Mevcut yazma koleksiyonumuzu iki katına çıkardık. Yine nadir eser dediğimiz yabancı dilde yazılmış seyahatname, edebiyat, tarih ve coğrafyayla alakalı  kitapları da satın alıyoruz. 1827-1928 yılları arasında basılmış Osmanlıca kitapları da özellikle takip edip satın alıyoruz. Atatürk Kitaplığı olarak bu alanda ki hedefimiz bu dönemde basılmış tüm Osmanlıca kitaplara sahip almak. Bu dönemde yaklaşık 40 bin kitap basılmış ve bizim kütüphanemizde yaklaşık 30 bine yakın Osmanlıca kitap bulunmaktadır. Osmanlı coğrafyasını ilgilendiren haritaları ve kartpostalları da satın alarak koleksiyonumuzu zenginleştiriyoruz. Yurt dışından bir koleksiyonerden 63 bin parçadan oluşan büyük bir kartpostal arşivi satın aldık. Bu koleksiyonun özelliği Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerini kapsıyor oluşu idi. Yine fermanlar, beratlar, vakfiyeler gibi önemli evrakı da satın alarak koleksiyonumuza kazandırıyoruz. Bir de özel arşiv dediğimiz diğerlerinden bağımsız bir başlık var. Bu özel arşiv benim çok önemsediğim bir konu. Kişi arşivi veya özel arşiv dediğimizde bir kişi veya özel bir kurum tarafından üretilmiş tüm evrakı anlıyoruz. Bunların içerisinde mektuplar, hatıratlar, notlar, fotoğraflar, kartpostallar, kartvizitler gibi çeşitli evrak bulunduğu gibi kişiye verilmiş madalyalar, diplomalar da bulunmaktadır. Özel arşivler sayesinde o kişiyi, çevresini ve dönemini anlamamız kolaylaşmaktadır. Kişinin mesleğine göre bu özel arşiv sayesinde tarihi olayları daha iyi anlamamız veya edebiyat, mimarlık veya sanat çevresini ve olaylarını tanımamız kolaylaşmaktadır. Türkiye'de bunun kıymeti de henüz anlaşılmış değil. Bizim gibi büyük alımlar yapmasa da bir kaç kurum konu bazlı özel arşiv tutmaya başladı. Ama bizim yelpazemiz daha geniş ve sürdürülebilir bir proje olarak devam ediyor. Şu ana kadar Muhsin Ertuğrul, Laika Karabey, Pertevniyal Valide Sultan, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Medine Müdafii Fahrettin Paşa, Mahmut Şevket Paşa, Seyfettin  Özege, Hüsrev Tayla Celal Esat Arseven, İbnü’l-Emin Mahmut Kemal, Ernest Mambory, Asuman Arsan, Şefik Aker, Yassıada albümleri, Guillaume Berggren Fotoğraf arşivi, Çandarlı Gazi Halil Hayrettin Paşa Vakfı evrakı, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Evrakları, Sultan II. Abdülhamid’e ait tapuların yer aldığı arşiv,  Mimar Kemaleddin Evrakı, Şeyhu'l -İslam Fetvaları, yakın tarih arşivleri  ve daha pek çok kişinin özel arşivleri Atatürk Kitaplığımıza kazandırdık. Aldığımız özel arşivlerin öncelikle kataloklarını hazırlıyor sonrasın da sayısallaştırarak okuyucu hizmetine sunuyoruz.

Vefatından önce Prof. Dr. Kemal Karpat hoca verdiği bir röportajda şu ifadelerde bulunuyor: Üç tarihimiz var. Birincisi resmi tarihimiz, ikincisi Avrupalıların bizim hakkımızda yazdığı tarih, üçüncüsü ise gerçek tarih. Tabii ki resmi tarihe tamamen yalandır demek doğru değil. Ama içerisinde bir çok abartmalar ve yanlışlar ve adam kayırmalar bulunmaktadır. Avrupalıların ürettiği tarihten bir yere kadar yararlanabiliyoruz. Bunun dışında ise elimizde birincil kaynaktan bilgi sağlanması adına bu arşivler kalıyor. Bu birinci el belgeler birtakım konuların aydınlatılması açısından tarihçilerimize önemli imkanlar sunuyor. Biz sunduğumuz bu imkanın devamlılığını ve gelişimini sağlamak istiyoruz. Gayretimiz bu yönde. Bu gayretimizin sonucunu ise Atatürk Kitaplığının web sayfasında görebiliyoruz. 6 milyondan fazla görüntü var. Bu 6 milyon görüntü içerisinde Osmanlıca matbu kitaplar, el yazmaları, haritalar, kartpostallar ve özel arşivler bulunuyor. Tabi bu bitmiş bir çalışma değil. Edindiğimiz yeni eserleri sayısallaştırarak dijital ortama aktarmaya devam ediyoruz. Bitirdiğimiz her yeni çalışmayı e-bülten haline getirerek sisteme kayıtlı kullanıcılara düzenli olarak iletiyoruz. 30 binin üzerinde dijital üyemiz var. Bunların hepsi de ciddi araştırmalar gerçekleştirecek potansiyele sahip kişiler. Bununla birlikte sitemizden geçtiğimiz yıl 1 milyonun üzerinde pdf dosya indirimi söz konusu. Bu arada sayfamız tamamı erişime açıktır ve ücretsiz olarak hizmet vermektedir. (http://ataturkkitapligi.ibb.gov.tr)

İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’nde bulunan Osmanlı dönemi nadir eserlerin ve belgelerin güncel envanteri nedir? Mevcut kitap ve belgelerin ne kadarı kullanıma hazır durumda? Bununla birlikte İBB kütüphanelerinin sahip olduğu toplam kitap sayısını da öğrenmek isterim.

Nadir eserler başlığını şöyle ifade edeyim; tarihi değeri yüksek, çok kıymetli el yapımı 14 bin adet haritamız var. Bu anlamda Türkiye’deki en zengin harita koleksiyonu Atatürk Kitaplığı’nda bulunuyor. Bunların tamamının kataloglaması yapıldı. Büyük bir bölümü de internet erişimine açık durumda. Az önce de kartpostal konusuna değinmiştim. 63 bin kartpostal alımını sadece bir kerede yaptık. Şu anda 45 bin kartpostalımız internet üzerinden okuyucu erişimine açık durumda. Geri kalan 50 bin civarı kartpostalın kataloglama ve sayısallaştırma çalışmaları devam ediyor. Bu yıl sonuna kadar da geriye kalan kartpostalların tamamını bitirmeyi planlıyoruz. El yazması kitaplar konusunda ise yakın dönemde 4 binin üzerinde el yazması kitap satın almıştık. Bu eserlerin çoğunun kataloglama işlemi tamamlandı. Bu yıl içerisinde onlarla ilgili işlemleri de tamamlayıp okuyucuya sunmaya çalışacağız. Tabi bu kitaplara erişim için ille de sayısallaştırma sürecini beklemeye gerek yok. Bu süreçte de eserlerimizden istifade edebilirler. Özel arşivlerimizle ilgili de yeni ekipler oluşturduk. Dolayısıyla bu yıl içerisinde bunların dışında da birçok başlığı bitirmiş olacağız. Rauf Orbay arşivi çalışmamız devam ediyor, yarısından fazlasının tasniflemesi bitti. Haziran ayı gibi Rauf Orbay arşivini bitirmiş ve okuyucunun hizmetini sunmuş olacağız. Yüksek Mimar ve Restoratör Hüsrev Tayla’ya ait arşivi geçen yıl satın aldık ve geçen hafta itibariyle hizmet açtık. Bu arşivde Ülkemizin her yerindeki tarihi eserlerimizin fotoğrafları ve yüzlerce binanın da restorasyon ve restitisyon projesi bulunmakta. Çanakkale Savaşı’nda önemli görevler üstlenen ve Reşadiye Gemisi’nde hasta bakıcılığı yapan Türk hemşireciliğinin kurucu büyüğü Hüseyin Safiye Elbi’e ait de bir arşivimiz mevcut. Onun da tasnif çalışmaları devam etmekte bu yıl sonuna doğru onunla ilgili hem bir panelimiz hem de sergimiz olacak. Dolayısıyla çok çeşitli alanlarda çok çeşitli insan karakterlerini barındıran kişisel arşivlerimiz mevcut. Değişik kategorilerde insan hikayelerini biriktiriyoruz bir anlamda.

Her ne kadar sohbet Atatürk Kitaplığı üzerinden yürüse de biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğüyüz. Merkezimin Atatürk Kitaplığı, bu nedenle çok fazla üzerinde durduk. Şu an 21 kütüphanemiz var İstanbul’da. Bu kütüphaneler İstanbul’un çeşitli ilçelerinde halk ve çocuk kütüphaneleri olarak hizmet verir durumda. Bunun yanında 4 tane de müzemiz var. Bahse konu olan 21 kütüphanemizin 5 tanesi 7/24 esasıyla hizmet veriyor. Türkiye’deki ilk kez 7/24 kütüphane hizmetini Atatürk Kitaplığı olarak 2014 yılında biz başlattık. Elbette bu uygulama sonucunda çok olumlu geri dönüşler ve beklentiler oluştuğu için farklı kurumlara ait kütüphaneler de bu tarz uygulamalara başladılar. Biz bu sayıyı iki tanesi Anadolu Yakası’nda iki tanesi de Avrupa Yakası’nda olmak üzere 5'e çıkarttık. Atatürk Kitaplığı’nda şu an için 450 bin kitap mevcut. Diğer kütüphanelerimizi de ilave edersek toplamda 800 bini aşkın kitabımız mevcut. Geçen sene itibariyle de bütün kütüphanelerimizde 2 milyon 250 bin okuyucumuza hizmet verdik.

Hocam dediklerinizi göz önünde bulunduğumuzda mevcut envanterin sağlıklı bir şekilde erişime açılabilmesi adına İstanbul’un yeni ve büyük bir kütüphaneye ihtiyacı gibi duruyor. Bu anlama İstanbul’a yeni bir kütüphane kazandırma planı var mı?

Artık Atatürk Kitaplığı mekan olarak dar gelmeye başladı. Depolarımız dolmuş durumda, okuyucularımız kapıda sıra oluşturuyorlar. Fakat okuyucu ağırlama kapasitemiz bu anlamda kısıtlı durumda. Taksim İstanbul’un merkezi konumunda, gençlerin uğrak mekanı, bu nedenle de Atatürk Kitaplığı çok fazla tercih ediliyor. Okuyucularımıza daha geniş imkanlar sunmak için daha büyük alanlara ihtiyaç duyuyoruz. Tüm bunlarla birlikte İstanbul’un bir şehir kütüphanesine de ihtiyacı var. Biz bu anlamda İstanbul’a yeni bir kütüphane kazandırmak istiyoruz. Atatürk Kitapılığ'nın hemen bitişiğinde bulunan daha önce Asker Hastanesi olarak hizmet veren Gümüşsuyu'nda ki binaları Atatürk Kitaplığı'na katılmasını arzu ettik. Bununla ilgili bir gayretimiz var, önemli temaslarımız da oldu. Sayın Binali Yıldırım çeşitli televizyon programlarında açıkladı, bu binalar Atatürk Kitaplığı'na katılacak ve çok büyük bir Şehir Kütüphanesine dönüştürülecek. Bunun gerçekleşmesiyle İstanbul layık olduğu bir kütüphaneye de kavuşmuş olacak.

Atatürk Kitaplığı başta olmak üzere, İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğüne bağlı kütüphanelerin kitap yeterliliği ve çeşitliliği yerli araştırmacılar açısından büyük önem taşıyor. Peki yabancı araştırmacıların bu kütüphanelere ilgisi ne durumda?

Şöyle bir şey var; az önce dediğim gibi kütüphanemize ait eserleri nadir eserler de dahil olmak üzere internet erişimine açtık. Araştırmacılarımızın büyük bir kısmı, bu dijital mecrada araştırmalarını yapabiliyorlar. Eskiden Osmanlıca bir gazetenin veya kitabın fotokopisini almak için Erzurum’dan, Konya’dan ve farklı şehirlerden akademisyenlerin kalkıp İstanbul’a geldiğini, ertesi gün ise geri döndüğünü biliyorum. Bu durum akademisyenin bir kitap ya da gazete nüshasının fotokopisini almak için çektiği maddi ve manevi bir yüktü. Bugün için buna artık gerek yok. Şu an itibariyle dijital platformumuzda 25 bin başlıktan fazla Osmanlıca kitap ve tüm Osmanlıca süreli yayınlarımız mevcut. Biz bu eserleri araştırma yapan her insanın okuluna, evine, odasına kadar götürmüş olduk. Diğer eserlerimiz de aynı şekilde artık internette ücretsiz erişime. Web sayfamıza 30 binden fazla yerli ve yabancı kişi üye. Biz kütüphaneyi okuyucumuza götürüyoruz.

Tüm bu projeler halk nezdinde karşılık buluyor mu? Bu çalışmaların ardından İstanbulluların kütüphaneye olan ilgisi arttı mı?

Açtığımız her kütüphane çok yoğun bir kullanıcı kitlesine sahip. Şu anda bizim 21 kütüphanemiz var. Bu sayı 21 değil de 221 olsaydı yine aynı dolulukta hizmet edeceğimizi düşünüyorum. 2018 yılında kütüphanelerimizden 2 milyon 250 bin insan yararlandı. Kütüphanelerimize toplamda 230 bin üyemiz bulunuyor, geçen yıl içerisinde de 274 bin kitap ödünç işlemi yapmış durumdayız. Bunlar sadece İBB kütüphanelerinin verisi. Bir de ilçe belediyelerimizin kütüphaneleri var ki oralarda da aynı doluluğu görüyoruz. Ama son zamanlarda gençlerimiz kütüphaneleri etüt merkezi olarak kullanmaya başladı. Okul sınavları dahil olmak üzere çeşitli sınavlara hazırlananlar tarafından ders çalışmak için tercih edilir durumda. Bu durum bazı kişiler tarafından eleştirilebiliyor, kütüphaneler ders çalışma mekanları olarak görülmüyor. Ben öyle düşünmüyorum. Kütüphane ders çalışma mekanıdır aynı zamanda. Biz kütüphane içerisinde bu gençleri tutabilirsek, bazı şeylerin dönüşümü daha rahat olabilir. Gençlerimiz ders çalışmak için çeşitli kafelere gitmektense kütüphanelerimizde ders çalışmalı. Kütüphane gibi nezih ortamda bulunmaları, ders çalışırken kitaplarla iç içe olmaları mutlaka olumlu bir etki oluşturacaktır.  Sonuç itibariyle şunu belirteyim: Mevcut haliyle kütüphanelerimizde okuyucu eksikliğimiz yok, fazlalığımız var.

Yakın zamanda Atatürk Kitaplığı’nın yanına günün 24 saatinde hizmet veren kütüphaneler eklediniz. 7/24 faaliyet gösteren bu kütüphanelerin sayısında artış görecek miyiz?

Tabii bu mümkün. Yakın zamanda 4 kütüphaneyi daha 7/24 hizmete açtık. Bazı kütüphanelerimizin bulunduğu lokasyon icabı 7/24 hizmet verme imkanı yok. Çünkü bunlar gece 12’den sonra kütüphaneye gelinecek veya kütüphaneden dönülecek konuma sahip değil. Biz bu hizmeti seçerken lokasyonlara çok dikkat ettik. Çevresel güvenlik, ulaşıma yakınlık ve merkezilik gibi hususların üzerinde durduk. Bu değerlendirmeler sonucunda da bu dört kütüphanemizi de gece hizmetine açtık. Taleplere ve imkanlar bağlı olarak gerek İBB olarak biz, gerekse de İlçe Belediyelerimize bağlı kütüphaneler 7/24 hizmete geçmek konusunda gerekli gayreti göstereceğiz.

Kütüphane denilince birçoğumuzun aklına matbu eserler gelir. Ancak gelişen teknoloji birçok alanda olduğu gibi kütüphanecilik alanında da kendini göstermeye başladı. İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürü olarak sizin ve ekibinizin bu anlamda hayata geçirdiği veya hazırlık aşamasında olan projeler neler?

Tabi biz kütüphane olarak telif sorun olmayan yayınları dijital ortama aktarıyoruz. Yazarının vefatından 70 yıl geçmesi gerekiyor ki bir eserin telifi düşsün. Biz de zaten ağırlıklı olarak 1928 yılı öncesi Osmanlıca kaynakları ve belgeleri araştırmacıya açıyoruz. Telifli olan eserlerle ilgili bu tarz bir uygulamamız yok. Elektronik kitap yayıncılığı yapan bir kurum değiliz, yapmamız da doğru değil. Ama Türkiye’de bunu yapan kurumlar mevcut. Bizim de bu anlamda çalıştığımız bir kurum var, bu kurum bize de elektronik kitap servisi sağlıyor. Buradan sağladığımız kitapları da bütün kütüphanelerimizde okuyucuya sunuyoruz. Tüm üyelerimizin yararlandığı veri tabanında şu anda 22 bin elektronik kitap bulunmaktadır.

Şahsım adına kütüphanelerin kaynağa ulaşma noktasında taşıdığı önem kadar, içerisinde gerçekleşen kültür aktivitelerine de oldukça önem veren biriyim. İBB Kütüphaneleri bu noktada ne denli aktif? Ne tür aktiviteler gerçekleştiriliyor?

Atatürk Kitaplığı olarak biz çok büyük bir zenginliğe sahibiz. Az önce de dediğim gibi biz sadece kütüphaneler müdürlüğü değiliz, aynı zamanda müzeler bölümümüz de var. Müze envanterimizde Aşiyan Müzesi olsun, Atatürk Müzesi olsun ya da İtfaiye Müzesi olsun buralarda yer alan 15 binden fazla eser mevcut. Özellikle 18, 19 ve 20. yüzyıla ait etnografik eserler müzelerimizi zenginleştiriyor. Bunların yanı sıra Atatürk Kitaplığı’nın zenginliklerinden yararlanarak çeşitli yayınlar çıkartıyoruz, sergiler ve paneller düzenliyoruz. Kütüphane olarak önemsediğimiz bir proje var. Projemizin adı “Havadis”. Bu proje Beyaz Tarih okurlarını da ilgilendiren bir proje. İlk olarak 2012 yılında başladığımız projenin içeriği şu şekilde: Atatürk Kitaplığı’nda yer alan zengin gazete, dergi ve görsel arşivden yararlanarak tam 100 yıl öncesine giderek o yıl içerisinde önemli olayların haberlerini toplayıp bir sergi ve kitap olarak hazırlamaktayız. 2012 yılında başlayan bu projemiz her yıl devam etti ve bugüne ulaştı. Şu an 1919’u hazırlıyoruz ve 1923’e kadar bu şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Öncelikle geniş gazete arşivlerini tarıyoruz. Buradan bulduğumuz haberleri haritalarla, belgelerle, kartpostal ve fotoğraflarla zenginleştiriyoruz. Müze kısmımızdan da bu çalışma ile ilgili materyalleri temin ediyoruz. Bu şekilde okurumuzu 100 yıl öncenin atmosferini yaşatmaya çalışıyoruz. Bunun dışında “Hayal ya da Gerçek: Şeyh Küşteri’den Hayali Küçük Ali’ye Karagöz” adlı bir çalışma hazırladık. Ayrıca “Haremeyn” sergimiz oldu. Bu sergimizde arşivlerimizde ve müzelerimizde bulunan Mekke ve Medine görsellerinden yararlandık. Sakalı Şerif, Kabe örtüsü gibi kıymetli eserlerden yine bu çalışma kapsamında yararlandık. Elimizdeki eserlerin kataloglarını yayınladığımız gibi önemli arşivlerimizle ilgili paneller ve sergileri de hazırlıyoruz. Halk ve Çocuk kütüphanelerimizde neredeyse her hafta çocuklara dönük yazar söyleşileri ve masal saati etkinliklerimiz olmakta. Müzelerimizdeki tabloların hem sergisini yaptık hem de Resmemaneti adlı bir kitap yayınladık Kitap halen Kültür AŞ'nin işlettiği İstanbul Kitapçısı dükkanlarında satılmaktadır. Dolayısıyla biz bir yandan yayınlar hazırlarken, bir yandan da sergiler düzenlemeye çalışıyoruz. Kütüphanelerimiz sergiler, paneller, etkinlikler tertip eden bir kültür ve sanat  merkezi gibi de çalışmaktadır.

Farklı toplumsal çevrelere mensup, farklı görüş ve hassasiyetlere sahip bir okur kitlemiz var. Bu anlamda konuya dair ilgili olan okurlarımızın olduğunu düşünüyorum. Tarihi evrak ve kitap bağışlamak isteyen ya da naçizane katkıda bulunmak isteyen kişiler kütüphanelerinize nasıl bağışta bulunabilirler?

Belediye Kütüphanesi olarak 1939 yılında hizmete başlayan kütüphanemiz önemli kişilerin kütüphanelerini bağışlaması suretiyle ilk temelleri atıldı. Bu bağışçılarımızdan birkaçını söylemek gerekirse; Osman Nuri Ergin, Muallim Cevdet, Tarık Zafer Tunaya, Behçet Kemal Çağlar, Talat Bayrakçı, Ahmet Kutsi Tecer, Haşim İşcan, Cihat İren, Hüseyin Pektaş ve daha pek çok kişi o zamanki ismiyle Belediye Kütüphanesi’ne kitaplarını bağışladılar. Dönem içerisinde elbette başka bağışçılarımız da oldu. Bugün itibariyle de bağışta bulunmak isteyenler bize telefon ederek kitaplarını kütüphanelerimize bağışlamak istediklerini belirtiyor. Bu talep üzerine arkadaşlarımızı ve araçlarımızı göndermek suretiyle o kitapları kütüphanemize getiriyoruz. Bu aldığımız kitaplar eğer kendi dermemizde kullanacağımız kitaplarsa kütüphane koleksiyonlarımıza kaydediyoruz. Değilse bu durum için kurduğumuz müstakil bir kitap sağlama birimimiz var. Türkiye’nin her tarafından, okullardan, kütüphanelerden, vakıflardan, derneklerden bizden kitap bağışı talebinde bulunuyorlar. Biz de mümkün olduğu müddetçe onlara kitap göndermeye çalışıyoruz. Dolayısıyla biz burada bir sosyal sorumluluk projesi olarak bir yandan kitap toplarken bir yandan da kitap gönderimi yapıyoruz. Ama bunun haricinde çok daha nitelikli özel koleksiyon bağışı yapmak isteyen olursa, bu noktada biz gerekli kolaylığı zaten sağlıyoruz. Kişinin mekanına bu işle ilgili birimlerimizi yönlendirip, gerekli çalışmayı yapıyoruz. Kitapların listeleri hazırlandıktan sonra bağışçıya listenin bir nüshasını veriyoruz ve yaptığı katkılardan dolayı bir teşekkür plaketi sunuyoruz. Bu anlamda bugüne kadar bize bağışta bulunan kişiler oldukça memnunlar, çünkü eserlerinin sağlıklı bir şekilde muhafaza edilip okuyucuya sunulduğunu rahatlıkla görebiliyorlar. Yani bu eserler en doğru ve sağlıklı şekilde değerlendiriliyor. Tabi özel arşivler oldukça değerli, insanlar bunları bağışlamak istemiyor ve bunu bir kazanca dönüştürmek istiyor. Ancak biz buna da açığız. Kütüphanemize özel arşivleri için müracaat ederlerse biz bu şekilde de değerlendirmede bulunmak istiyoruz.

Hocam halk kütüphanelerinde yaptıklarınız ortada. Ben biraz daha özel bir soru sormak istiyorum müsaade ederseniz. Kişisel kütüphanenizde durum ne? Kitaba ve kütüphaneciliğe tutku duyan biri olarak kitap hayatınızın neresinde yer alıyor?

Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki kitap okumayı çok seviyorum. Ancak idarecilik yaparken çok fazla kitap okuma imkanım maalesef olmuyor. Tabi değişik kurumlardan ve yazar arkadaşlardan bize çok sayıda kitap geliyor. En azından kitabı şöyle bir karıştırmak, göze takılan yerleri okumak, dikkat çeken birkaç makaleyi okumak ya da prestij kitapsa içindeki resimlere bakmak şeklinde kitaplara temasımız devam ediyor. Yakın tarihle ilgili kitaplar, biyografiler, resim ve sanat tarihi kitapları okumaktan hoşlanıyorum. Gördüğünüz gibi burada güzel bir kütüphanemiz var, evde de bir kısım kitaplarım var ama bu kütüphane içerisinde olunca bütün kaynaklara rahatça ulaşma şansınız oluyor. Burada büyük bir kaynak zenginliği olduğundan kitaplarımı ben de buradan temin ediyorum diğer okuyucular gibi. Bu noktada daha çok Atatürk Kitaplığı’nı beslemeye çalışıyoruz.

Kıymetli paylaşımlarınızdan ötürü teşekkür ederiz

Ben de teşekkür ediyorum, Beyaz Tarih Dergisine yayın hayatında başarılar diliyorum.

Cevaplayan Hakkında
Ramazan MİNDER

Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde alan Ramazan Minder, 1991-1995 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğretmenlik yaptı. 1995 yılında İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürlüğü'ne Şef olarak atanan Minder, 1997 yılından itibaren aynı müdürlükte müdür yardımcısı olarak çalıştı. 2011 yılında İBB Kütüphaneler ve Müzeler Müdürü olan Minder, bu görevini sürdürmeye devam etmektedir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun