Prof. Dr. Mesut Uyar ile 25 Nisan 1915 Çanakkale Kara Muharebeleri üzerine söyleşi

Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen Müttefik kuvvetleri 25 Nisan 1915 günü kara harekâtına karar verir. Kuzeyde Arıburnu’nda şafak sökmeden sessizlik içinde bir baskın ile Anzak askerleri, güneyde ise bombardıman sonrası İngiliz birlikleri çıkarma yapar. 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu’nda Anzak çıkarmasını ilk karşılayan 27. Alay’ının birlikleri ve onun imdadına yetişecek Yarbay Mustafa Kemal emrindeki 57. Alay’dır. Seddülbahir’de ise 26. Alay daha sonra 25. Alay çıkan Müttefikleri karşılayacaktır. 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir’de ve Arıburnu’nda kahramanca mücadele ile bir vatan müdafaası verilir. 25 Nisan günü yaşanan bu mücadeleyi, amfibi harekâtı, kıyı savunmasını, savunma planını, yapılan taktik hataları, donanma ateşini ve tüm yaşananları Prof. Dr. Mesut Uyar ile konuştuk.

Prof. Dr. Mesut Uyar ile 25 Nisan 1915 Çanakkale Kara Muharebeleri üzerine söyleşi Mesut Uyar: Mustafa Kemal Bey kendi canı ve mesleki kariyeri pahasına riske girerek inisiyatif alıp komuta boşluğunu doldurmuş bu sayede düşman Arıburnu’nda dar bir cep içine hapsedilmiştir.

5. Ordu Komutanı Liman von Sanders göreve geldiğinde Gelibolu Yarımadası’ndaki savunma planını değiştirdi. Bu değişiklik hem Arıburnu hem de Seddülbahir çıkarmasında nasıl bir etkisi oldu?

Liman Paşa, kısa bir gezi ve denetleme sonrasında 1911’den beri geliştirilen Gelibolu ve Asya yakasının savunma planlarını çöpe attı. Eski plan Seddülbahir ve Kabatepe’yi olası çıkarma bölgesi olarak tespit etmiş, sahili kuvvetli tutma esasına göre birlikleri yerleştirdi. Liman Paşa ise tam tersine Bolayır, Saroz ve Anadolu’daki Beşige’yi olası çıkarma yerleri olarak görmekte ve sahilin zayıf örtme birliği ve gözetleme timleri ile tutulmasını asıl kuvvetin ihtiyatta tutulup çıkarmalar başladığında sevk edilmesini planlamaktaydı. 25 Nisan 1915’te eski planın doğru Liman Paşa’nın planının hatalı olduğunu ortaya çıkardı. Ancak Liman Paşa’yı da fazla suçlamamak lazımdır. Birinci Dünya Savaşı esnasında amfibi harekât ve kıyı savunmasının doktriner açıdan tam oturmamıştı. Kıyı savunması konusunda denenmemiş iki görüş vardı. Düşmanı sahile çıkmadan imha ile düşmanı çıktıktan sonra karşı taarruzlarla imha etmek. Liman Paşa, bunlardan ikincisinin doğru olduğu düşüncesindeydi. Bu konuda en büyük hatası özellikle Yarımada’da yolların az, kötü ve Osmanlı piyade tümenlerinin de hantal ve yavaş olduğunu dikkate almamasıdır.

Arıburnu’nda kıyı savunmasında sorumlu 27. Alay’ın ilk günkü savunmasını nasıl değerlendirirsiniz?

Öncelikli olarak 27. Alay bir Çanakkale birliğiydi ve askerlerinin çoğu Balkan Savaşlarına katılmış muharebe tecrübesi olan askerlerdi. Alayın en büyük şansı 10 Kasım 1914’te Yarbay Şefik (Aker)’in önce vekâleten müteakiben asaleten alay komutanlığına atanmasıdır. Aynı tarihte alay Ece Koyu ile Kabatepe arasının kıyı savunmasını üstlenmişti. Yani en başından itibaren alay çıkarmanın gerçekleştiği bölgedeydi. Şefik Bey, düşmanın tel örgü ve ağır silahla tahkim edildiği açıkça belli olan Kabatepe yerine Arıburnu civarına çıkarma yapacağına kâni olmuştu. Zaman içinde bu görüş onda saplantı haline geldi. Hatta 25 Mart’ta Arıburnu’nun sorumluluğu 25. Alay’a verildiğinde bu karara itiraz edip 31 Mart’ta tekrar Arıburnu bölgesini geri almıştı. 25 Nisan sabahı ilk silah sesleri geldiğinde çıkarmanın nereye yapıldığını biliyordu ve hemen alarm verdi. Düşman çıkarması esnasında Arıburnu bölgesinde 27. Alay’ın Binbaşı Mehmet İsmet komutasındaki 2. Taburu bulunmaktaydı. Ama tabur tümen emrindeydi ve asıl çıkarmanın gerçekleştiği bölgede Yüzbaşı Faik’in 8. Bölük’ü ve 7. Bölük’ten bir takım ile bir dağ topçu bataryası vardı. Bu zayıf örtme birliğinin tek başına düşman çıkarmasını durdurması tabii ki beklenemezdi. Ama ciddi hatalar da yapıldı. Örneğin Yüzbaşı Faik gece gözcülerinin ikazını önemsemedi. Teğmen Muharrem’in Haintepe’deki takımı çıkarmayı fark eder etmez asıl mevziilere geçmesi gerekirdi bunu yapmayıp bekleme mevziinde düşmanı karşıladıkları için düşman zayiatı az oldu. Oysa Balıkçıdamları bölgesindeki Asteğmen İbradalı İbrahim Hayrettin düşmana ağır zayiat verdirmeyi bildi. 7. Dağ Topçu Batarya Komutanı Yüzbaşı Sadık’ın atış isteklerini ve düşman çıkarmasını dikkate almayıp inatla kendisine önceden verilen emirleri uygulamaya kalkması ise bir kere bile atış yapmadan bataryanın imhasına neden oldu. Evet Osmanlı’nın Arıburnu’ndaki savunması başarılı olmuştur ama hatasız değildi ve herkes de görevini layıkıyla yapamadı. Alayın yerli birlik olup bu bölgede uzun süredir bulunuyor olması ve alay komutanı Yarbay Şefik faktörü sonuçta belirleyici olmuştur. Şefik Bey bağlı olduğu 9. Tümen’i zorlayarak saat 05.45’te bölgeye intikal müsaadesini almış ve Topçular Sırtı’na düşmandan önce ulaşarak düşmanın planına ağır bir darbe vurmuştur. Gün ve gece boyunca Şefik’in çok doğru kararlar alıp uyguladığını görüyoruz. Tabii emrindeki askerleri de canları pahasına bu emirleri yerine getirmiştir.

27. alay

19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in ilk günkü kritik müdahalesi muharebenin seyrine nasıl etki yapmıştır?

Mustafa Kemal Bey’in gelen haber ve bilgilere tepkisi talimnamelerde birlik komutanının yapması gerekenler listesinin tam kopyasıdır. İlk haber sahildeki 77. Alay 3. Tabur’dan geldi. Mustafa Kemal alarm verdi, Kolordu Komutanı Esat Paşa’yı haberdar etti ve çıkarma istikametine atlı keşif unsurları çıkardı. Bu aşamada en büyük sorun ordu ihtiyat tümen komutanı olduğu için harekete geçmesi için ordudan talimat gelmesi gerekirdi. Ama Liman Paşa herhangi emir vermeden Gelibolu’yu terk edip irtibatın olmadığı Bolayır mevziilerine gitmişti. Esat Paşa gelen haberleri inceledi. Asıl çıkarma bölgelerinin Seddülbahir ve Arıburnu olduğunu anladı ama inisiyatifi almak yerine emir almak için Liman Paşa’nın peşinden Bolayır’a gitti. Yani öğlene kadar ne ordu, ne de kolordu komutanı birliklere emir verebilecek durumdaydı. Alman sistemini uygulayan Osmanlı ordusunda bu durumda yapılacak belliydi emir-komuta boşluğunu doldurup harekete geçmek. Mustafa Kemal’de bunu yapmıştır. Durumu değerlendirip tümeni kendince durumunu daha acil gördüğü Arıburnu bölgesine sevk etmiştir. Sonuçta 25 Nisan’da meydana gelenler bu kararın doğruluğunu göstermiştir. Ancak düşmanın Seddülbahir çıkarması başarılı olsaydı, ordu ihtiyatı yanlış yerde kullanılmış ve Mustafa Kemal de bunun sorumlu konumunda olacaktı. Zaten Hamilton’ın Anzacları Arıburnu’na çıkartmasının nedenlerinden biri de Osmanlı ihtiyatını asıl çıkarma bölgesinden uzak bir bölgeye çekmekti. Dolaysıyla ciddi bir risk aldığını söyleyebiliriz.

Mustafa Kemal’in 57. Alayı hızla Arıburnu’na sevk etmesi doğru karardı. Alay vaktinde Conkbayır’a ulaşıp karşı taarruza başlamasa gün çok farklı sonuçlanabilirdi. Mustafa Kemal sadece kendi birlikleriyle değil bütün sorumluluk bölgesiyle ilgilenmek zorunda kaldığı için gün içinde bazı hatalar yapıldı. Örneğin Kumtepe bölgesine yeni çıkarma yapıldığı yönünde hatalı bir mesaj gelince 72. ve 77. Alayları o istikamete yönlendirmiş bu yüzden bu alaylar ilk taarruzlara katılamamıştır. Bu karar sonraları söylentilere konu olmuştur. Hatta Esat Paşa anılarında Mustafa Kemal geri çekiliyordu ben durdurdum diye yazmıştır. Sonuç olarak Mustafa Kemal Bey kendi canı ve mesleki kariyeri pahasına riske girerek inisiyatif alıp komuta boşluğunu doldurmuş bu sayede düşman Arıburnu’nda dar bir cep içine hapsedilmiştir.

25 nisan sabahı
25 Nisan 1915 sabahı Anzac askerlerinin Anzak Koyu'na çıkarma hakeratı

25 Nisan günü Arıburnu’na çıkan Anzac Kolordusu planları hangi ölçüde uygulayabildi, hata yaptıkları noktalar nelerdir?

Kolordu bir dizi taktik hata yapmıştır. İlk çıkarma dalgası birlikler ciddi bir direnişle karşılaşmadan sahile çıkmıştı. Acele ile içerlere düzensizce ilerlemek yerine yeniden tertiplenip düzenli olarak kademeler halinde ilerlenseydi en azında Topçular Sırtı’nı ele geçirmek mümkün olurdu. Benzeri şekilde topçu bataryaları ve mühimmatına öncelik verilmemesi büyük bir hatadır. 27. Alay’ın karşı taarruzu başlayınca plan hilafına son çıkan tugayın Koçaçimen bloğu yani kuzey istikameti yerine güneye sevki de başarı şansını tamamen ortadan kaldırmıştır. Bu hataların temelinde subay ve askerlerin deneyimsiz ve eğitimsiz olması, ama her şeyden önce amfibi harekât taktik ve tekniklerinin bilinmemesi gerekli araç ve gerece sahip olunmaması yer almaktadır.

Yalnız Kolordu Komutanı Birdwood ve Anzacları çok fazla da suçlamamak lazım. Hiç hata yapmadan hızlı bir şekilde Kocaçimen bloğunu ele geçirseler bile müteakiben Maltepe’ye el atıp yarımadayı ikiye bölmeleri ve ardından da güneye ilerlemeleri gerekiyordu. Bütün bunları gerçekleştirecek asker ve silah gücü olmadığı gibi birlikleri destekleyecek lojistik altyapıya da sahip değillerdi. Aslında aynı durum Seddülbahir çıkarması için de geçerlidir.

Çıkarma başladıktan sonra üst rütbeli komutanlarda karar verme ve savaşa müdahil olma konusunda bir gecikme yaşandı. Komuta düzeyinde yaşanan bu durum hakkında neler söylersiniz?

Yukarıda belirttiğim gibi Liman Paşa Çanakkale’ye geldiği andan itibaren asıl çıkarmanın Bolayır-Saroz bölgesine yapılacağını değerlendirmekteydi. Çıkarma haberini alır almaz hemen Bolayır’a gitti. Ama ne Esat Paşa’ya ne de karargâha bir talimat vermeden gitti. Esat Paşa ise durumu çok iyi anlamasına rağmen komuta boşluğunu doldurmak yerine sadık bir ast gibi hareket edip Liman Paşa’nın peşinden Bolayır’a gidip onu iknaya çalıştı. Sonuçta büyük bir komuta boşluğu ortaya çıktı. Mustafa Kemal ve Şefik Beyler büyük risk alarak bu boşluğu Arıburnu’nda doldururken 9. Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey bu sınavda başarısız oldu. Tümen komutanı olarak sorumluluğu alacağına işi alay komutanlarının sırtına yükledi. 26. ve 27. Alay komutanları sorumluluktan kaçmadı ve görevlerini layıkıyla yerine getirdi ama 25. Alay Komutanı Yarbay İrfan, Halil Sami gibi işi astlarına terk etti. Bu kez devreye tabur ve bölük komutanları girerek komuta boşluğunu doldurdu.

Halil Sami Bey’in önemli bir başka hatası veya eksikliği de kolordu ve orduya Seddülbahir bölgesindeki durumu aktaran düzenli raporlar göndermemesidir. Oysa Mustafa Kemal ve Şefik Arıburnu’nda düzenli rapor gönderip takviye birlik, silah ve mühimmat istiyordu. Bu yüzden Liman ve Esat paşalar asıl çıkarma bölgesinin Seddülbahir olduğunu oldukça geç farkına vardı.

Kısacası 25 Nisan’da başarılı olmamızın temel sebebi Alman tarzı komuta sistemi ve görev tipi yapılanmanın Osmanlı ordusuna iyi şekilde nüfuz etmiş olmasıdır. Komuta kademesinde hata yapıldığında veya boşluk doğduğunda bir alttaki komutan hemen sorumluluğu üstüne almasını bilmiştir. Aksi olsaydı sonuç felâketle sonuçlanırdı.

Sizce donanma ateşi 25 Nisan da önemli rol oynadı mı?

Kıyıdaki birliklerin çoğu gemi topçusuna alışıktı ve açıkta durmadıkça zarar görmeyeceklerini biliyorlardı. Ama gene de hiç değilse başlangıçta korkutucu etkileri olduğunu söylemek lazım.

Yalnız Seddülbahir’de bazı çıkarma bölgelerinde destroyerler emir hilafına kıyıya iyice yaklaşarak kendi birliklerine sorun çıkaran Osmanlı mevziilerini yakından bombardımana tabi tutarak sonuç elde ettikleri de vakidir.

Seddülbahir’de 29. Tümenin ilk gün hedeflerine ulaşmamasının en önemli nedenleri nelerdir?

Yukarıda belirttiğim gibi amfibi harekât henüz doktriner açıdan oturmamıştı. Gerekli taktik, teknik, silah, araç ve teçhizat geliştirilmemişti. Özel çıkarma botları olmadığı için adi filikalarla sahile çıkılmıştı. Deniz ve kara gücü arasında görev bölümü zayıftı. Komuta-kontrol ve muhabere oldukça zayıftı. Bu yüzden taktik başarılar kullanılamadı. İhtiyatlar başarılı kesimleri değil tam tersine mağlubiyeti takviye için kullanıldı.

Ancak asıl sorun planın baştan hatalı kabul ve olasılıklara dayandırılmasıdır. Planlandığı gibi Alçıtepe ilk gün ele geçse bile daha ulaşılması gereken çok hedef vardı. İngilizlerin yarımada içinde bir harekâtı muharebe destek (topçu ve istihkam) ve muharebe hizmet destek (ikmal, ulaşım, bakım, sıhhiye vs.) açısından destekleme kapasitesi yoktu.

Müttefiklerin Çanakkale’de başarılı olmalarının tek yolu Osmanlı askerlerinin Balkan Savaşı’nda olduğu gibi bozulup kaçmasıydı. Osmanlı birlikleri zayiata rağmen savunmaya devam ettiği sürece müttefiklerin stratejik başarıya yani zafere ulaşma şansları yoktu.

Anzacların sağ kanadının planladıklarından daha kuzeye çıkmasının harekatın seyrine etkisi olmuş mudur?

Aslında daha kuzeye çıktıkları iddiasını kabul etmiyorum. Arıburnu planlanan çıkarma bölgesinde yer alıyordu. Anzacların sorunu yanlış yere çıkma değil geniş cephede her birlik hedefi istikametinde çıkacakken dar bir cephede ve birlikler birbirine girmiş şekilde çıkmalarıdır. İlk hakim sırtı tuttuktan sonra yeniden teşkilatlansalar sorun çıkmazdı. Ama beklemeden bu dağınıklık içinde içerlere koşarak girince hem dağılma artmış hem de emir komuta tamamen bozulmuştur.

En çok hareket kabiliyeti (deniz taşıtı açısından) Pınariçi Koyu iken burada neden ilerleme emri gelmedi?

İngiliz planı oldukça muhafazakâr ve daha da kötüsü çok katıydı. Harekât esnasında ortaya çıkan fırsatları değerlendirecek esneklik olmadığı için Y Plajı yani Pınariçi Koyu’nda elde edilen taktik başarı çarçur edilmiştir. Çünkü hem burası baştan taktik aldatma amaçlı seçilmişti hem de iki farklı tabur emir-komuta bağları belirtilmeden karaya çıkarıldı. Bu kargaşaya ilave olarak çıkan birlikler elde edilen fırsatı doğru düzgün üst kamutaya bildiremedi. Çıkarmanın genel komuta-kontrol ve muhabere sorunları yaşadığını da unutmayalım. Hamilton başkomutandı ama Seddülbahir çıkarmasından sorunlu komutan 29. Tümen Komutanı Tümgeneral Aylmer Hunter-Weston’dı. O dönemin bütün İngiliz generallerinde olduğu gibi Hunter-Weston kendi sorumluluk bölgesine başkalarının müdahalesine sıcak bakmayan bir karakterdeydi. Kendine göre V ve W plajlarının daha önemli olduğunu değerlendirmiş son anda plana eklenen Y plajından rahatsız olmuştu. Hamilton ise doğrudan emir vermeyi sevmeyen komutayı astlarına bırakıp tavsiyelerle onları yönlendirmeye çalışan bir generaldi. Sonuçta bir nevi üvey plaj konumundaki Pınariçi fırsatından istifade edilemedi.

Cevaplayan Hakkında
Mesut UYAR

Savaş çalışmaları, özellikle savaş dışı harekât üzerine uzmanlaşan Mesut Uyar, on bir boyunca Kara Harp Okulu'nda uluslararası ilişkiler yardımcı doçenti çalışmıştır. Ayrıca beş yıl boyunca Harp Okulu Arşivi ve Müze Bölümü küratörlüğünü yapmıştır. Osmanlı askeri tarihi ile ilgili araştırmalarına bu dönemde başlamıştır. Bosna-Hersek'teki Barışı Destekleme Eğitim Merkezi'nde bir yıl öğretim görevlisi ve akademik danışman olarak görev yaptı. University of New South Wales Canberra-Avustralya’da Osmanlı askeri tarihi doçenti olarak beş yıl çalıştı. Halen Antalya Bilim Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü olarak görev yapmaktadır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun