Özlem Genç ile Orta Çağ Avrupasını kasıp kavuran Veba üzerine konuştuk: Kara Ölüm nasıl gerçekleşti?

Tarih'in çoğunlukla geçmişte yaşanan büyük olaylar, savaş ve kahramanlık hikayeleriyle anılıyor olması geçmişe bakışta bizi dar bir pencereyle sınırlıyor. Geçmiş insan yaşamının tüm olay ve değişimlerini kapsayan bu alan[tarih] salgın hastalıkların dünyayı nasıl etkilediği üzerine biraz sessiz kalıyor. Bugünlerde Asya'dan çıkan bir virüsün tüm dünyada insanları evden çıkamaz hale getirmesini gözlemlediğimizde bunun bir savaş anlatısından daha önemli olduğu var saymamız gerekmez mi? Biz dünyayı değiştiren şeyler olarak algımıza büyük adamlar, büyük hikayeler yada kahramanlıklar yerleştirelim, salgın virüs kim daha büyük göstersin demedik ve 1347 ile 1353 arasında Asya'da çıkıp Orta Çağ Avrupasını kasıp kavuran salgın hastalık olarak Veba'nın tarihini Orta Çağ Avrupa tarihçisi olan ve aynı zamanda Veba üzerine yazan Doç. Dr. Özlem Genç ile konuştuk. Orta Çağ da görülen veba Avrupa'ya dini ekonomik yada sosyal nasıl etki etti? Avrupa gelişmesinin önünü tıkadı mı? Orta Çağ insanı bu hastalığı nasıl tanımladı ve korunmak için neler yaptılar? soruları üzerine gerçekleştirdiğimiz röportaj için keyifli okumalar dileriz.

Özlem Genç ile Orta Çağ Avrupasını kasıp kavuran Veba üzerine konuştuk: Kara Ölüm nasıl gerçekleşti? Özlem Genç: Orta Çağ`da Avrupa`da çok yaygın bir fare popülasyonu olduğu bilinmektedir. Hastalık işte bu farelerin taşıdığı pireler yoluyla insanlara geçmiştir. Pirenin ısırığıyla lenf sistemine giden bakteri, lenf bezlerinin olduğu kasıklarda, boyunda ve koltuk altlarında, önce fındık büyüklüğünde başlayıp giderek tavuk ya da kaz yumurtası büyüklüğüne ulaşan ağrılı şişlikler oluşturmuş, içleri kanla dolu olan bu koyu renk şişlikler nedeniyle hastalığa Kara Ölüm ismi verilmiştir.

Hocam merhaba, Orta Çağ alanında çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Okurlarımızın daha iyi tanıyabilmesi için kendinizi tanıtabilir misiniz?

Elbette, genelde Erken Orta Çağ, özelde ise Frank tarihi üzerine çalışan bir Orta Çağ Avrupa tarihçisiyim. Yüksek Lisans`ta Fransiskenler, Doktora`da Charlemagne ve Karolenjler üzerine çalıştım. Roma Tarihi özel ilgi alanım. Uzmanlık alanımın kaynak dili olan Latince`yi hakkıyla öğrenebilmek için Ankara Üniversitesi DTCF Latin Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans programını tamamladım.  Şu an Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü`nde Orta Çağ Tarihi Bilim Dalı Başkanı olarak görev yapmaktayım.

Kara Ölüm ya da Kara Veba adı çok duyduğumuz bir kavram, Orta Çağ’da yaşanılan bu hastalıkta tam olarak ne olmuştur? Neden bu isim verilmiştir?

1346/7`de başlayan bu salgınla Doğu`dan gelerek Sicilya ve İtalya yoluyla 1348`den itibaren Avrupa`ya yayılan bir felaket dönemi yaşanmıştır. Aslında veba salgını ilk kez görülmemiş daha önce de yaşanmıştır ancak 1348 salgınının diğerlerinden farkı çok hızlı yayılmasıdır. Kısa süre önce yaşanan büyük kıtlık döneminden sonra yeni yeni toparlanmaya çalışan halk, feodal sistemin getirdiği parçalı yapının kapsamlı tedbirler alınmasını imkansız kılmasının da etkisiyle, bir kez daha büyük bir buhrana sürüklenmiştir. 1353`e kadar süren bu salgın Rusya`ya da geçmiş Moskova grandükü ve yedi çocuğu bu nedenle hayatını kaybetmiştir.

Orta Çağ`da Avrupa`da çok yaygın bir fare popülasyonu olduğu bilinmektedir. Bu fareler sadece ahşap gemilerin karanlık ambarlarında değil pek çok ahşap evde de rahatlıkla saklanabilmektedirler. Ayrıca bu evlerin toprak zeminleri ve saman tavanları farelerin üremeleri için son derece müsait yerlerdir. Hastalık işte bu farelerin taşıdığı pireler yoluyla insanlara geçmiştir. Pirenin ısırığıyla lenf sistemine giden bakteri, lenf bezlerinin olduğu kasıklarda, boyunda ve koltuk altlarında, önce fındık büyüklüğünde başlayıp giderek tavuk ya da kaz yumurtası büyüklüğüne ulaşan ağrılı şişlikler oluşturmuş, içleri kanla dolu olan bu koyu renk şişlikler nedeniyle hastalığa Kara Ölüm ismi verilmiştir. Hastalığa yakalanan kişilerde titreme, ateş ve baş ağrıları görülmüş, bazıları çok kısa sürede, bazen kimse fark etmeden ölürken, az bir kısmı kurtulabilmiştir.

kara veba, kara ölüm
Pieter Bruegel'in Orta Çağ Avrupa'yı harap eden vebadan sonraki toplumsal kargaşayı ve dehşeti yansıtan 'Ölüm Zaferi' çalışması - [1562]

1347-1353 Veba Salgını dini, ekonomik ya da sosyal olarak Avrupa’da ne gibi sonuçlara yol açmıştır?

Salgın pek çok alanda Avrupa`yı etkilemiştir. En büyük etkisi nüfus oranınadır çünkü bazı köyler haritadan silinmiştir. Genel olarak bakıldığında üç kişiden biri hayatını kaybetmiştir. Ölüm oranlarına örnek vermek gerekirse Venedik`te nüfusun %70`i, Ceneviz`de % 68`i, Fransa`da % 60`ı, İngiltere`de % 62.5`i, İspanya`da % 60-65`i ölmüştür. 1351`de ölü sayısı 23.840.000 olarak hesaplanmıştır. 1340`da nüfus 76.000.000 iken, 1450`de 50.000.000 olarak kaydedilmiştir. Görüldüğü üzere yüz yıl sonra bile nüfus kendini toparlayamamıştır.

Ölenlerin arasında ruhban sınıftan olanların sayısı oldukça fazladır çünkü bu kişiler hem manastırlarda hasta bakmakta hem de hasta cesetler gömülürken yanlarında bulunmaktadırlar. Nüfus tespiti konusunda daha çok kayıt tutulduğu için İngiltere`den örnek verecek olursak Northamptonshire`da 64 keşişten 62`si, Norwich`de hepsi ölmüştür. Buna bağlı olarak bazı yerlerde ruhban sınıftan olmayanlar dini görevlere getirilmiş, örneğin vebadan karısını kaybeden orta yaşlı erkeklere rahiplik görevi verilmiştir. Bu durumun kilisede kalitenin düşmesine sebep olduğu da düşünülmektedir.

Ekonomiye etkisi de büyüktür. Çalışacak insan sayısı azaldığı için hayatta kalan potansiyel işçilerin ücretleri artmış, çalışma şartları iyileşmiştir. Arazileri kiralayacak ya da satın alacak kişi olmayınca hem kiralar hem satış bedelleri düşmüştür. Böylece fakir köylüler arazi kiralayabilmiş ya da satın alabilmiştir. Seslerini daha çok duyurur hale gelmişlerdir. Arazi sahiplerinin zenginleşmesi durmuş ve bir kısmı yoğun iş gücü gerektiren tarımdan, az emek gerektiren koyun yetiştiriciliğine dönmüştür. Bu durum uzun vadede dokumacılık endüstrisinin gelişmesini kolaylaştıracaktır.

Salgın feodal sistemi de olumsuz yönde etkilemiştir. Önceden az bir ücret karşılığı çalışan ve angarya mecburiyeti olan insanlar artık aranan iş gücü haline gelmişlerdir. İşçi bulamayan toprak sahipleri toprakları bölerek köylülere kiralama yoluna gitmişler, feodal sistemin getirdiği mutlak bağımlılık ilkesi önemini kaybetmiştir.

Ürün fazla, yiyecek kişi az olunca fiyatlar düşmüş, halkın yaşam standartları yükselmiş, alt sınıftan orta sınıfa geçişler yaşanmıştır. Öte yandan doktor, cerrah, noter ve mezar kazıcıların  ücretlerinde artış olmuştur. Ekonomiye bir diğer etkisi hem deniz hem kara ticaretinin durma noktasına gelmesidir. Gemiler limanlara yanaştırılmamıştır.

İnsanlar hastalık bulaşması endişesiyle birarada bulunmaktan çekindikleri için sosyal ilişkiler zayıflamıştır. Aynı gerekçeyle bir çok ayin iptal edilmiş, meclisler dağılmış, belediyeler iş göremez hale gelmiştir. Hastalığın cesetlerden bulaştığı bilindiği için cenaze törenleri de yapılmamş, hatta ölenler evlerin kapılarının önüne, sokaklara bırakılmış ve belediyeler tarafından toplanarak şehrin uzak bir yerine gömülmüşlerdir.

Dini açıdan bakıldığında ruhban sınıfa büyük bir güvensizlik oluşmuştur çünkü halkın her anlamda güvendiği bu kişiler hastalığın önlenmesinde ya da iyileştirilmesinde çaresiz kalmışlardır. Ayrıca bazı ruhban sınıf üyelerinin günah çıkarma, ölü gömme gibi faaliyetleri reddetmesi ve hatta kaçmaya kalkışması da bu güvensizliği tetikleyen unsurlar olmuştur. Sonuç olarak kilise itibarını kaybetmiş ve bu durum Reform hareketlerine zemin hazırlamıştır.

1348 salgınının yeni eğitim kurumlarının açılması gibi bazı yararları da olmuştur. Ölümden korkan halk kendi şehrinden çıkmak istemediği için eğitimin devamlılığını sağlamak amacıyla, buralarda daha küçük yerel üniversiteler kurulmuştur. Bu okullarda verilen eğitim Latince`dir ancak Orta Çağ`da Latince`yi sadece ruhban sınıf bildiğinden ve sayıları azaldığından bu okullardaki eğitimde Latince`nin yanısıra yerel diller de kullanılmıştır. Bazı tarihçiler bu çift dilliliğin Rönesans`a yol açtığını düşünmektedirler. Latince bilen ruhban sınıfta azalma olmasının bir diğer sonucu, mahkemelerde, eğitimde, sağlıkta ve dini alanda ulus dilini bilenlerin görevlere gelmeye başlaması olmuştur. Bu sayede Machiavelli İtalyanca, Luther Almanca konuşabilmiştir.

Hijyenin öneminin fark edilmesi, yerel idarelerin şehir temizliğine daha çok eğilmesi ve asker azlığı nedeniyle savaşlara kısa süreliğine de olsa ara verilmesi salgının iyi sonuçları arasındadır. Yüzyıl Savaşları`na 1355`e kadar ara verilmiştir çünkü hem Fransa hem de İngiltere orduları salgından çok etkilenmiştir. Cinsiyet açısından bakacak olursak erkeklerin ölmesiyle birlikte kadınlara iş hayatında yer açıldığını, bazıları yeni işlerde çalışırken bazılarının eşlerinin işini sürdürdüğünü görmekteyiz. Bu durum, ikiz doğurması halinde çocuklardan hangisinin önce doğduğu bilgisi dışında şahitliği kabul edilmeyen, nüfus sayımlarında dikkate alınmayan ve daha pek çok kısıtlama altında yaşayan Orta Çağ Avrupa`sı kadınları açısından iyi bir sonuç olarak değerlendirilebilir.

Avrupa'da yaşanan 'Kara Ölüm:Veba' Avrupa ilerleyişini geciktirdi diyebilir miyiz?

Kimi tarihçiler kabul etmese de bana kalırsa diyebiliriz. İşçilerin hareketliliğinin önlenmesi, işçi ücretlerinin ve mal fiyatlarının düzenlenmesi için devletler yasalar çıkarmak zorunda kalmışlardır. Kentlerdeki nüfus azaldığı için, vergilerin toplanmasını ya da atıkların şehirden uzaklaştırılmasını sağlamak için yeni tüzükler yapılması gerekmiştir. Malum köylülerin kısa bir süre Londra`yı ele geçirdiği 1381 İngiliz Köylü İsyanı veba salgınının uzun vadeli etkilerinin sonucudur. Ayrıca başka isyanlar da söz konusudur. 1200-1348 arasında isyan sayısı 470 iken veba sonrasında bu sayı dört katına çıkmıştır. Fransa ve İtalya isyan çıkan yerlerdendir. Fransa`da 1358`de 30.000`den fazla insan isyan yüzünden ölmüştür.

Sadece üyelerinin baba, kardeş ya da amcalarını kabul eden esnaf loncaları veba salgınından sonra, güçlenmek için ihtiyaçları olan sayılara ulaşmak amacıyla kalifiye olmayanları da aralarına kabul etmişler ve bu durum mesleki açıdan kalitenin düşmesine neden olmuştur. Örnekler artırabilir, sonuç olarak salgın yaşanan her yerde olduğu gibi Avrupa`da da ilerleyiş sekteye uğramıştır.

Orta Çağ Avrupa insanı bu hastalığı nasıl tanımlamış ya da nasıl algılamıştır?

Bu dönemde yaşayan halk her ne kadar yavaş yavaş dinin dogmalarını ya da kilisenin buyruklarını sorgulamaya başlasa da halen tam olarak bunu başarabilmiş değildir. Dolayısıyla, din adamlarının yönlendirmesiyle, düşündükleri ilk şey bunun Tanrı tarafından verilmiş bir ceza olduğudur. Tanrı günahkârları cezalandırmak istemiştir. En yaygın kabul bu olmakla birlikte, Mars, Satürn ve Jüpiter`in birleşmesi, depremler, kötü hava ya da volkanların hareketlerinin bu salgına sebep olduğu da düşünülmüştür. Volkanların sebep olduğunu düşünenler salgının Sicilya yoluyla geldiğini ve burada Etna yanardağının bulunmasını buna kanıt olarak göstermişlerdir. Yahudiler kuyuları zehirlemek suretiyle salgına sebebiyet vermekle suçlanmış ve yüzlercesi öldürülmüştür. Hiç kimse salgının nedenini tam olarak anlayamamış ve farklı şeyler düşünmüştür ancak kesin olan şudur ki nüfusun çoğunluğu dünyanın sonunun geldiğine inanmıştır.

Konuyla ilgili ‘Kara Ölüm’ makalenizde hastalığın Asya’dan Avrupa’ya yayıldığını ve İtalya’yı çok etkileyerek sarstığı okuyoruz. Bugünlere benzemesi tesadüf mü?

Ne yazık ki kötü bir tesadüf olduğunu düşünüyorum. 1348 salgınının Avrupa`da ilk görüldüğü ve en çok zarar verdiği yer İtalya ancak bunun sebebi o dönemde Akdeniz`de önemli, işlek bir liman olmasıdır. Bugün yayılmasının sebebinin ise konumuyla bir ilgisi yok. Takip edebildiğim kadarıyla fazla önemsenmemiş, önlem almakta geç kalınmış ve bu yüzden bu kadar çok yayılmış.

Kara ölüm
'Kara Ölüm' salgınının Asya'dan çıkıp yayılma rotası. Kaynak: Britannica Ansiklopedisi

İnsanlar vebadan korunmak için neler yaptılar, bugünle kıyaslayabilir miyiz?

Tavsiyelere uymaya çalıştılar. Kalabalık yerlere girmemek gibi mantıklı tedbirlerin yanısıra hastalıktan korunma yolları bugüne göre oldukça farklı idi. Örneğin aşırı yemek ve içmekten kaçınmanın, banyo yapmamanın, çok az ya da hiç meyve yememenin, soğukta ya da yağmurlu havalarda şöminede hafif ateş yakmanın, daha çok et yemenin ve baldan uzak durmanın hastalığı engelleyebileceğini düşünüyorlardı. Hastalığın soluma yoluyla bulaştığına inandıkları için tedbirlerin çoğu bu konu üzerineydi. Konunun uzmanları güzel kokulu çiçek demetlerini taşımanın, bunları ara sıra koklamanın, yatarken pencereleri kapatıp dumanı ve güzel kokusu odayı sarsın diye ardıç dalları yakmanın ya da toprak bir kaba dört adet yanan kömür koyup üzerine biraz toz barut serperek dumanını solumanın iyi olacağını öneriyordu.

Korona virüsü ile kıyaslandığında tedbirlerde benzerlik görünüyor. Örneğin bugün de kalabalık yerlere gitmemek, insanlarla yakın temas kurmamak öneriliyor. Enfekte olanlar ya da olmaktan çekinenler maske takıyorlar, doktorlar da kendilerini tıpkı XIV. yüzyıldaki gibi maske, eldiven, gözlük ve farklı kıyafetler ile korumaya çalışıyorlar. Yine de bugün insanlar hastalığın neden kaynaklandığını, nasıl yayıldığını ve nasıl korunabileceklerini net olarak biliyorlar. Dolayısıyla salgın hastalık konusunda Orta Çağ ile kıyaslanamayacak kadar şanslıyız.

Bugünden geriye baktığınızda Covid-19 [Korona] virüsü ile Veba mukayesesi açısından ne söylemek istersiniz?

Benzerlikleri açısından ilk olarak çıkış yerini söyleyebiliriz. Genel kabule göre XIV. yüzyıl vebası da Çin`de ortaya çıkmıştır. Hastalığın belirtilerine bakıldığında yüksek ateşin ve virüsün akciğerlere yerleşip zatürreye sebep olmasının ortak olduğu söylenebilir. Bugün siyasi otoriteler bilim kurulları oluşturulup görüş almaktayken, o zaman da sivil idareler doktorlara başvurmuştur. Örneğin Kral IV. Philippe Paris Üniversitesi Tıp Fakültesi`nden vebanın sebepleriyle ilgili bir rapor istemiştir. Yukarıda belirttiğim gibi, temasın kesilmesi, kalabalığa girilmemesi, kalabalık aktivitelerin durdurulması, dini ayinlerin yapılmaması gibi alınan tedbirlerde de benzerlik görünmektedir. Korona virüsü bugün zengin fakir ayrımı yapmamakta, Monaco Prensi ya da Canada Devlet başkanının eşi de enfekte olabilmektedir. Bu durum az da olsa vebada da görünmektedir. Veba salgınında ölen zengin sayısı azdır çünkü onlar ahşaptan ziyade taş evlerde oturmakta ve farelerden uzak yaşamaktadırlar. Yine de İngiltere Kralı III. Edward`ın 15 yaşındaki kızı Prenses Joan, danışmanı Oxfordlu John ve Ioannes Kantakuzenos`un 13 yaşındaki oğlu vebadan ölmüştür. Navarre Kraliçesi Jeanne, Fransa Kralı VI. Philippe ve Leon-Kastilya Kralı XI. Alfonso Ekim 1349 ile Ağustos 1350 arasında bu hastalıktan ölenler arasındadır.

Karantina uygulaması o zaman da işe yarar görülmüş ve ilk kez Floransa`da uygulanarak bir miktar başarı sağlanmıştır.

Halkın güvensizlik ve korku yaşaması, sosyal ilişkilerin zayıflaması, bugün kolonya ve dezenfektanlarda olduğu gibi belirli ürünlerin fiyatlarının artması da benzerlikler arasındadır. O dönemde bazı meslekler önem kazanırken, bugün meslek olarak değil ama sektör olarak ilaç ya da temizlik gibi sektörler önem kazanmış ve daha çok rağbet görmeye başlamıştır. O zaman pek çok bölge ile ticaret kesilirken bugün de ülkeler arası ticari olsun olmasın uçak seferleri iptal edilmektedir.

Orta Çağ`da vebadan ölenlerin cenaze törenleri yapılmamış hatta ölenler yakınlarına verilmeden yetkililer tarafından toplanıp uzak yerlerde gömülmüş ya da yakılmıştır. Bugün de özellikle Kuzey İtalya`da aynı şeyin yapıldığını, ölülerin ordu tarafından toplanıp şehrin uzağında yakıldığını görüyoruz. Ayrıca bugün yine İtalya sokaklarında banklarda tek başına ölenleri gördüğümüz gibi veba salgını sırasında da aniden ve tek başına ölümler yaşanabiliyordu. Ev halkından birisi hastalandığında diğerleri yardım getirme gerekçesiyle evden çıkıp bir daha hiç gelmeyebiliyordu ve hastayı ölüme terk edebiliyorlardı. İtalya ile başka bir benzerlik bir günde yaşanan ölü sayısında da görülebilir. Veba salgını sırasında Paris`te bir günde 800 kişinin öldüğü bilgisi verilirken, İtalya`da 793 kişinin öldüğü kaydedilmektedir 

Farklı olarak bugün hastalıkla ilgili pek çok şey biliniyorken Orta Çağ`da doktorlar bile ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bu nedenle bugünün aksine meyve yememeyi önerenler vardı. Dönem yazarlarına göre vebaya yakalanmış kişi, hastalık belirtileri görünür görünmez ya aynı günde ya da birkaç gün içerisinde ölebilmekteyken Korona virüsünde bu kadar çabuk bir ölümden bahsedilmemektedir. Etkilenen kişilerin yaşları konusunda da farklılık vardır. Veba yaşlı-genç ayrımı yapmazken Korona virüsünün çoğunlukla yaşlıları etkilediği belirtilmektedir.

Sonuç olarak virüsün türü ne olursa olsun, hangi dönemde yaşanırsa yaşansın insanların, hayatları söz konusu olduğunda, çağ fark etmeksizin, önlenemez bir endişe içerisinde oldukları, bazıları bundan rant elde ederken bazılarının oldukça zarar gördüğü bir gerçektir. Salgınlar tarih boyunca yaşanmış ve yaşanmaya devam edecektir. Belki de en önemlisi tıbbın her çağda son derece gerekli ve insan sağlığının her şeyden önemli olduğudur.

Cevaplayan Hakkında
Özlem GENÇ

Erken Orta Çağ ve Frank tarihi üzerine çalışmalar yapan Doç. Dr. Özlem Genç, Latince (MA) ve İngilizce bilmektedir. Roma Tarihi özel ilgi alanıdır. Şuan Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümü Orta Çağ Tarihi Bilim Dalı başkanı olarak görev yapmaktadır. omu.academia.edu/ozlemGenc

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun