Mehmet Berk Yaltırık:Kabadayılığın en belirgin olmaya başladığı dönem Sultan Abdülaziz dönemidir

Günlük yaşantımızda hiddetli insanları gördüğümüz anda aklımıza hemen gelen kabadayılık kavramını çok sık kullanırız. Kullanırız ancak kabadayılık denen olgunun gerçekten ne olduğunu ne kadar biliyoruz. Kabadayılar gerçekten tarihi bir figür müydü? Kimlere kabadayı deniyordu? Günümüzde hala kabadayılık denen bir kurum var mı? Konu üzerine akademik çalışmalar yapan, tarihçi ve hikaye yazarı Mehmet Berk Yaltırık ile konuştuk.

Mehmet Berk Yaltırık:Kabadayılığın en belirgin olmaya başladığı dönem Sultan Abdülaziz dönemidir Mehmet Berk Yaltırık: “Kabadayılığın tarihini inceleyebilmek için eğlence alt kültürlerindeki dönüşümleri de takip etmek gerekir.”

Mehmet Bey öncelikle farklı bir iş yapıyorsunuz, Türkiye’de halk kültüründe yer alan korku, cadı, vampir, kabadayılık gibi konular üzerinde araştırmalar yapıp akademik çalışmalarla birlikte bu temel üzerine roman ve hikâyeler inşa ediyorsunuz. Merak ediyorum, sizi bu konulara yönlendiren şey nedir?

Aile içinde dinlediğim eski hikâyeler ve söylencelerle alakalı. Gerek çocukluğumda denk geldiğim eski-yeni korku filmleri, gerekse hikâyelerin cazibesi beni korkuya yönlendirdi. Kabadayılık, eşkıyalık ve bunlarla bağlantılı konular da yine bilhassa dedemin anlattığı aktardığı hatıralar ve anekdotlar arasındaydı. Doğrudan kaynaklarını bulup okuma imkânı bulamadığımdan, hep dağınık bilgilerle karşılaştığımdan bu tür hikâyeleri, yerel anlatıları kurgulamak kadar mutfak kısmına yani folklora ve başka alanlara da eğilmek durumunda kaldım. Büyük bir ilgiyle yaptım, önceleri hobi gibiydi. Sonrasında planlı ve hedefli bir araştırma arzusuna dönüştü.

mehmet

Tabi bu konuların hepsi ayrı ayrı değerli ve merak uyandıran konular. Ancak ben halen daha yaşamımıza dokunan ve dilimizden düşmeyen kabadayılık konusuna değinmek istiyorum. Nedir bu kabadayılık mevzusunun evveli? Ne işle meşgul olurlardı?

Çoktan tarihe karışmış, eski şehir yaşantısının artık folklorik bir nüveleri diyebiliriz kabadayılar için. Asayiş temelli şikâyetlere konu oldukları kadar bazen bozulan asayiş konusunda merkezi otoritenin bile temas ettiği örfi bir anlayışın ve alt kültürün temsilcileri. Lübnan, Mısır ve Ege adalarında da örnekleri var ancak “kabadayı” denildiği zaman “eski İstanbul” ile müsemma hale gelmiş, sonra da dönüşen ve değişen koşullarla birlikte Ramazan’dan Ramazan’a hatırlanan bir folklor unsuru haline gelmişlerdir. İstanbul’da sipahi zorbaları ile yeniçeri zorbaları arasındaki çekişmeler esnasında ortaya çıkan, 1700’lere doğru asayiş sıkıntılarının kaynağı haline gelen yeniçeri arasındaki sivrilmiş mahalli güç odaklarına dek dayanıyor kökleri. Yeniçerilerin kıdemli, itibarlı olanlarına “dayı” denmesinden mülhem “kabadayı” tabiri çıkıyor. Aslında ilk anlamı hakaret gibi biraz. Çünkü “kaba” takısıyla anılıyor, “dayının kabası” yani “taslakçısı” manasında. Dayı olmadığı halde bilek gücüyle zorbalık eden yeniçeri neferlerine deniliyor. Fakat isyanlar ve II. Mahmud dönemine dek uzanan asayiş problemlerine karşın şehirdeki külhanbeyi, tulumbacı vb. alt kültürler gibi kendine has bir yaşayış ve kabul haline dönüşüyor, şehir kültürünün ayrıksı da olsa bir parçası oluyor kabadayılar. Tanzimat sonrasında mahallelerin dönüşmesi, ocak ve ortaların ortadan kalkması sonrasında “mahalle” ve “mahallenin namusu” ekseninde kabadayılar görünmeye başlıyor. En belirgin olmaya başladıkları dönem Sultan Abdülaziz dönemidir. Kabadayılığın tarihini inceleyebilmek için eğlence alt kültürlerindeki dönüşümleri de takip etmek lazım. Yeniçeriler zamanında kahvehane, iskele ve kayıkhaneler, yerine göre meyhaneler uğrak yerleri oluyor. Sultan Abdülaziz döneminde kahvehaneler ve bazen de meyhaneler yine yeniçerilik zamanında görüldükleri yerler arasında olsa da artık ortaya çıkan yeni eğlence yerleri, balozlar, birahaneler, tiyatrolar ve Beyoğlu çevresindeki eğlence mekânları da kabadayılık vakalarının yaşandığı yerler haline geliyor. Sultan II. Abdülhamid döneminin meşhur Tiranlı Gani Bey, Fehim Paşa, Arap Abdullah Paşa, Arnavut Tahir Paşa gibi simalarından görülebileceği gibi sayıları ve görünürlükleri artıyor. 1920’lere gelinceye dek görünürlükleri azalsa da varlıkları sürüyor. Ancak 20’nci yüzyılın sonlarına gelinceye dek sadece ismen kalıyorlar. 1950’lerde başlayan uluslararası yasal ve gayri yasal ilişkiler neticesinde daha organize oluşumlar ortaya çıkarken, 1970’lerde son kabadayılar görünüyor. Bugün artık bir tabir ve eski kültürün bir parçası olarak hatırlanıyor.

Kabadayılık zihinlerimizde az çok oturmuş bir kalıp. Ancak Osmanlı’da külhanbeyi ve efe denen kişiler de var. Kabadayılar, külhanbeyleri ve efeler aynı kişiler mi?

Araştırmacı Murat Çulcu, Alman kriminolog Henner Hess’ten hareketle “merkezi otorite”ye rağmen varlığı sürdüren “yerel ahlak” ve “yerel hukuk”un temsilcilerinin, örfi otoritenin unsurlarının aynı havzadan çıktığını ifade ediyor. Kabadayılık, tulumbacılık, külhanbeyliği, efelik yörelerine ve dönemlerine kendilerine has alt kültürler. Ancak oluştukları ve beslendikleri havza aynı.

mehmet2

Az önce Yeniçeriler üzerinden bir kabadayılık değerlendirmesinde bulundunuz. Ancak birçoğumuzun zihninde kabadayı figürü mahalleyi kollayan, namus bekçiliği yapan, bir omuzu düşük gezen bir tipleme. Bu canlanmada Kemal Sunal’ın Osmanlı dönemini konu alan komedi filmlerindeki figürleri etkili olabilir. Filmlerdeki dönem de aşağı yukarı Tanzimat sonrasına denk gelir. Şunu sormak istiyorum. Kabadayılar üzerinden bir mekansallaştırma yapmak ve bu mekansallaştırma üzerinden kabadayılık figürünün şekillendiğini ve değiştiğini söylemek mümkün mü?

Kesinlikle. Bunu eğlence yerlerindeki dönüşüm haricinde mahalle ve semt kültürünün dönüşümde de görebiliyoruz. Ben kabadayılığı tarihsel olarak iki döneme ayırıyorum. İlki yeniçeriler zamanı “orta”-“ocak” dönemi. İkincisi ise Tanzimat sonrasına tekabül eden “mahalle” dönemi. İlk dönemde bilek gücüne güvenenler için dayandıkları otorite ve meşruiyet gerekçesi mahallelerindeki yeniçeri ortasının kolluğu olurken ikinci dönemde mahallenin namusu ve mahalle oluyor. Yeniçeriler arasında “ayakdaş”-“yoldaş” mefhumu vardır. Mahalle döneminde de kabadayılar gençliklerinde genelde tulumbacılık yapıyorlar bir dönem, bunlar arasındaki kavgalarda sivriliyorlar. Tulumbacılar arasında da “omuzdaşlık” mefhumu söz konusudur. Yine yeniçeri kolluğu misali her tulumbacı takımı belli bir semti, bölgeyi temsil eder.

Peki kabadayılık denildiğinde aklınıza ilk hangi isim geliyor? Bu isim hangi özelliğiyle sizin için ön plana çıkıyor?

Genelde söyleşi ve sunumlarda anlattığım birkaç isim var ama en tipik örneği Arap Abdullah. Bir kere hayatı bir kabadayının nasıl yetiştiğini, hangi aşamadan geçtiğini gösteriyor. Âleme girdiği yer bir dönem yeniçerilerle müsemma, onların kültürel tesirinin sürdüğü yerlerden Aksaray. Tulumbacıların uğrağı semai kahvehanelerinde deste güreşlerine katılıyor, gücü ve ataklığıyla tulumba takımlarına giriyor. Tulumbacı kavgalarından sıyrılıp birçok olaya karışan adı duyulmuş bir kabadayı olduktan sonra da Kilercibaşı Osman Bey’in desteğiyle paşalığa (sivil paşalık, mir-i miran) dek yükseliyor.

Kabadayılık erkeklere mahsus bir şey mi? Bir ara sosyal medyada Osmanlı’nın ilk kadın kabadayısı Baltalı Hano diye bir paylaşım görmüştüm. Kadın kabadayılar da var mıydı?

Baltalı Hano kurgusal bir karakter, en azından ben gazete ve hatıratlarda denk gelmedim. Kadınlar genelde eğlence alt kültürü içinde oldukları dönemde kavgaların mevzusu olabilmektedir. Bununla birlikte yine dönemin hatırat ve gazetelerine binaen devrinin kabadayılarının diş geçiremediği Madam Bela’ya, yeniçeriliğin son dönemlerinde bir destana konu olan Tırnovalı Benli Behiye gibi kadın figürleri var. İsim yapmasalar dahi eğlence yerlerinde ölüm ve kaçırılma tehlikeleriyle karşılaştıklarından gerektiğinde gözünü budaktan sakınmayacak kadınlar muhtemelen vardı.

Günümüzde kabadayılık geleneğini devam ettiren kişiler var mı? Eğer yoksa bu sürecin son evreleri nereye dayanıyor?

Belirttiğim gibi 1970’lerden itibaren kabadayılık alt kültür olarak yetiştiği mahalle ve dönemin değişimi itibarıyla ismen yaşatılıyor. Bilinen anlamda kabadayılar eski İstanbul folklorunun bir unsuru olarak hatırlanmakla birlikte 70’lerin 80’lerin son kabadayıları da yâd ediliyor. Bugün o dönemleri yaşamış olanlar –kendilerine asla böyle demezler, çevrelerinin takdiridir daha çok- var ancak gelenek olarak tarihe karışalı bir hayli olduğunu görüyoruz.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun