İngiliz tarihçi Gemma Masson ile İstanbul'un fethi II. Mehmed ve Yeniçeriler üzerine konuştuk

Birmingham Üniversitesi'nde Osmanlı tarihi üzerine çalışmalarıyla İngiltere'de yeni nesil tarihçilerden olan Gemma Masson, 18. yüzyıl kentli Yeniçeriler üzerine doktorasını tamamladı. Osmanlı tarihi araştırmalarında Bilkent'in önemli hocalarından, şimdi Birmingham'da bulunan Dr. Rhoads Murphey başkanlığında gerçekleştirdiği araştırmalarında özellikle Yeniçerilerin bozulma fikrine karşı çıkarak bunu değişen zamana uyum sağlama olarak değerlendiriyor Gemma Masson ile Osmanlı tarihinin önemli konularına el attık. Avrupa'da Osmanlıların ve İstanbul Fethi'nin nasıl algılandığı, II. Mehmed'i nasıl tanımladıkları, Osmanlı iktidarının meşruiyet aracı evlat katlinin nasıl değerlendirildiğini, Yeniçerileri ve İstanbul'u tarih ve popüler kültür araçlarındaki tanımlarını konuştuk. İyi okumalar dileriz.

İngiliz tarihçi Gemma Masson ile İstanbul'un fethi II. Mehmed ve Yeniçeriler üzerine konuştuk Gemma Masson: Bence [İstanbul'un] Osmanlı fethi olmasaydı İstanbul'un bugünün ziyaretçilerine bile açık olan zengin, katmanlı tarihi olmazdı.

Öncelikle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz Sayın Gemma. Kendinizden ve çalışmalarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Çocukken hikâyeleri çok severdim, tarihe olan aşkım o zamanlardan geliyor. Tarih hiç bitmeyen bir hikâyedir, her zaman keşfedilecek daha çok şey vardır. İngiltere'de Portsmouth Üniversitesinde Sosyal Bilimler okuduktan sonra yine bu üniversitede Savaş, Kültür ve Toplum yüksek lisans programına kaydoldum. Bu sırada Osmanlı tarihiyle ilgilenmeye başladım. Yüksek lisans eğitimimden sonra, hem doktora konumu hem de kurumları araştırmaya zaman ayırdım, nihayetinde Birmingham Üniversitesinde Dr. Rhoads Murphey başkanlığındaki Osmanlı Çalışmaları programına kaydoldum. Bu vesileyle, TÜBİTAK araştırma bursu sayesinde İstanbul'da bir yıl yaşayıp çalışma fırsatına eriştim. Ortaya çıkan tez yeniçerilerin "bozulma" fikrini irdeliyordu. Daha doğrusu, şu anki tarihsel fikir birliği saflık/bozulma paradigmasının on sekizinci yüzyılın İstanbul’undaki yeniçerileri incelemek için artık yararlı bir çerçeve olmadığı gösteriyor; yeniçerileri ve o dönemdeki eylemlerini nasıl değerlendirdiğimizi yeniden tanımlamaya çalışıyordum. Bulgularım beni yeniçeri eylemlerinin on sekizinci yüzyıldaki yeniçeri kurumunda bir bozulmadansa uyum sağlamalarının yansımaları olduğu iddiasına götürdü ve bu fikir tezimin argümanı oldu. Aralık 2019'da mezun oldum, şimdi de Birmingham Üniversitesinde Cadbury Araştırma Kütüphanesinde bulunan Mingana Koleksiyonuyla çalışmayı umduğum yeni projeme başlamak için dört gözle bekliyorum.

gemma
Gemma Masson

Osmanlı Tarihi üzerine çalışmaya nasıl başladınız?

Hikâyelere olan düşkünlüğümden bahsetmiştim. Lisans eğitimime başladığım yıl, Elizabeth Kostova'nın "The Historian" (Tarihçi) adlı romanını aldım. 18 yaşındaki ben, bu kitabı aldığım için çok mutlu olmuştum. Bence benim tarihçilik yolculuğum o an başladı. İşin garip tarafı, derslerim o kadar yoğundu ki kitabı anca lisans eğitimim ve yüksek lisans eğitimimin arasındaki yaz tatilinde okuyabildim. O zamanki derslerim çocukluğumdaki İngiltere ilkokul müfredatları gibiydi, son derece Batılı ve Avrupa merkezliydi, birkaç istisna haricinde hep İngiltere’yle ilgiliydi. Bu yüzden, detaylı bir biçimde çalıştığım tarihle ilgili olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun hep "oralarda bir yerlerde" olduğundan emindim ama nihayet Tarihçi'yi okuduğumda, Osmanlı tarihinin potansiyelinin farkına vardım. Bu kitabı okuduktan sonra, bu zengin ve benim için tarihin nispeten bilinmeyen bölümüyle ilgili öğrenebileceğim her şeyi öğrenmeye kafaya koydum. Bir yazımı kütüphanede bulabildiğim her şeyi okumakla geçirdim ve yüksek lisans çalışmalarıma geri döndüğümde, hem bağımsız bir çalışma hem de Osmanlı tarihinden yüksek lisans tez konuları çıkardım. Sonra, doktorama Osmanlı çalışmalarıyla devam ettim.

Osmanlı tarihi ve kültüründe sizi ne etkiledi?

Benim için başta keşfedilecek zengin hikâyeleri olan yeni bir dünyaydı. Osmanlı tarihiyle ilgili şeyler okudukça, tarihçi olarak olmak istediğim yerde olduğumu hissettim. Ayrıca, Osmanlı tarihini İngiltere'nin ana akım tarihi bilincine katmak istiyorum. Osmanlı ve Avrupa tarihi arasındaki olayların birçok paralelliği beni etkiledi. Hem Osmanlıların hem de İngilizlerin uzun zaman boyunca büyük imparatorlukları vardı; bağlamı anlamama yetecek kadar benzerlerdi. Osmanlı tarihi daha fazla keşfetmek istediğim olaylarla ve karakterle dolu ve bana büyük bir entelektüel zevk verdiğinden başkalarına da Osmanlı tarihini katmak istiyorum.

İngiltere'de İstanbul'un düşüşü ya da fethi nasıl yankılar uyandırdı?

Terminoloji çok önemli, Osmanlı'nın düşüşü ya da fethi demek doğru olacaktır ve herkes bu olay hakkında birçok şey söyleyebilir. Ayrıca, Avrupa Rönesans tarihinde Konstantinopolis İstanbul olduğunda Bizanslı düşünürlerin ve âlimlerin Konstantinopolis'ten ayrılıp çalışmalarını ve eserlerini Avrupa'ya getirdiği ve böylelikle Avrupa Rönesansı’na büyük katkıda bulunduğu düşünce ekolü vardır. Şahsen, tarihsel figürler ve olaylar üzerinde ahlaki yargılama yapmaktan kaçınmak için elimden geleni yapıyorum. Bazen insan kendini tutamıyor ama bu tip olaylara karşı bilimsel tarafsızlığımı korumayı ve her açıdan argümanları ele almaya çalışıyorum. Bence Osmanlı fethi olmasaydı İstanbul'un bugünün ziyaretçilerine bile açık olan zengin, katmanlı tarihi olmazdı.

mehmed
Şiblizade Ahmet'e ait olduğu düşünülen II. Mehmed'in gül koklarken yapılmış portresi

II. Mehmed’i nasıl tanımlarsınız?

II. Mehmed, büyük ilgi duyduğum başka bir tarihsel figür olan III. Vlad'a karşı duruşuyla beni çok etkiliyor. Aslında Vlad çocukluğunu küçük kardeşi Radu ile birlikte Osmanlı sarayında geçirdi ve II. Mehmed ile ikisi de gençken tanıştı. III. Vlad hakkında romanlar yazan bir arkadaşımla çalışırken bu ilişkiyi ve iki figürü de hem genç hem de yetişkin erkekler olarak incelemek için sebeplerim oldu. II. Mehmed her zaman inanılmaz kararlı, şevkli ruhuyla ve tarihe damgasını vurmaya hevesli haliyle, ki bunu gerçekleştirmiştir de, beni her zaman şaşırtmıştır. Bence Osmanlı o zamanlar sadece göçebe değil yerleşik bir halk olduğu için İmparatorluğun hak ettiği başkenti İmparatorluğa vermeye kararlıydı. Ayrıca çocuklarına hayatta en iyi fırsatları sunmayı isteyen bir ebeveynin aksine, gelecekteki yöneticilerin çalışmalarının üzerine başarılı bir şekilde bir şeyler katma potansiyelini gördüğüne inanıyorum.

Sizin de çalışma konunuz olan Yeniçerilerden bahsedelim. Yeniçeriler kimdir? Bu seçkin birlikte bozulma mı gerçekleşti? Kent yaşamı, evlilik ya da işsizlik bozulmada etken miydi?

Ben yeniçerilerin bozulduğunu düşünmüyorum. Onların eylemlerini tezimde uyum sağlama olarak savundum. Yeniçerilerin bozulduğu fikri, çağdaş Osmanlı kaynaklarından gelmektedir, çünkü yazarların düşüncesi bu yöndeydi. Öte yandan, modern tarihsel söylemde ahlaki yönden bu kadar yüklenilmiş bir terminoloji kullanmak, yeniçerilere karşı olumsuz bir önyargıyı devam ettirmiştir. Evet, bazı yeniçerilerin kötü şeyler yaptığı doğru ama birkaç üyesinin bu davranışları yüzünden tüm yeniçerilik kurumunu suçlamayı doğru bulmuyorum. Ayrıca, on sekizinci yüzyıldaki yeniçerilerin alımındaki değişiklikler, ticaret ve ailelerindeki çeşitlikler yüzünden her zamankinden daha kalabalık bir topluluk oluşturduklarını düşünüyorum. Dahası, hakkında çalışma yapacağımız, bazıları bürokrasiye ve yönetime giren ve asker olan devşirme çocuklar arasında da gerginlikler olurdu. Subay sınıfı ve üyeler arasında bir bölünme söz konusuydu. On sekizinci yüzyılda devşirmenin sona erişiyle alınan yeniçeriler ve devşirme sisteminde eğitilmişler ile başka yollarla kolorduya alınan kişiler arasında gerilimlerin olduğunu düşünüyorum. On sekizinci yüzyıl hakkında yaptığım çalışmamda yeniçerilerin yaptıklarının sıra dışı olmadığını, sadece diğer gruplara fazla odaklanmış olduklarını gördüm. Mesela, vezir hanelerinin yükselişi daha önce olmuştu. Mesleklerinin sıkı çizgilerinin dışına çıkan ve tarihçi Linda Colley'ın da bahsettiği gibi,  birden fazla rol üstlenen on sekizinci yüzyıl İstanbul'unun yeniçerileri sıra dışı değildi; birçok insan düşük maaş aldıkları birden çok rol üstlenmişti, sonuçta hayatlarını idame etmek için para gerekiyordu. Bence çoğumuz birden fazla işe sahip olmaya aşinayız ki benim de birden çok işim var! Nihayetinde, bazı yeniçeri eylemleri o dönemin Osmanlı kanununa göre yasadışı olsa da genel olarak kabul görmüşlerdi. Yasallık ve ahlak ne şimdi ne de başka bir zaman yan yana olamamıştır.

Batı kültüründe yeniçeriler nasıl anılıyor?

Bu konuda bir ikilem söz konusu. Bir yandan güçlü, yetenekli ve savaşmaya korkulan elit askerler olarak tanınıyorlar. Öte yandan, özellikle eski Osmanlı topraklarındaki köle ordusu imajı da öne çıkıyor. Hem çocuğun hem de ailenin iradesine karşı çıkarak aileden çocukları korkunç birer katile dönüştürmek için alma fikri, bazı Doğru Avrupa ülkelerinin popüler kültüründe gördüğüm bir şeydir. Bence Batıdaki her ülkenin yeniçeriler hakkında kendi bakış açısı vardır; bu düşünce de büyük ölçüde Osmanlıyla tarihi deneyimlerine göre değişmektedir. Batı'da Osmanlı ve/veya Bizans tarihini incelemiş ve genel olarak durumu derinlemesine anlamış insanların düşüncesi de farklıdır; bazılarının yeniçerilere karşı katı bir duruşu olsa da akademik çalışmalar yelpazesinde bu konu popüler kültür ve popüler tarihtir.

Osmanlı iktidarının meşruiyeti ve araçları üzerine, benzerlikleri ve farklılıklarını ele alarak İngiltere ile Osmanlı’yı karşılaştırabilir misiniz?

Monte Kristo Kontu'nda Dumas karakterlerinden biri "Vatana ihanet ve vatanperverlik arasındaki tek fark tarih meselesidir" diyor. Bence çok benzer bir felsefe, tarihi hükümetlerin meşrutiyeti için de geçerlidir. Ayrıca, yukardaki ahlak ve meşrutiyet yargıları hakkında verdiğim cevaba bakın. Fetih hakkının desteklendiği bir tarih dönemiyle uğraşmak, meşrutiyeti ilginç bir soru haline getiriyor ve fetih gücünün metodolojisine göre değişiyor. Bence Osmanlılar fethettikleri toprakların yönetimine mevcut sistemlerini katma şeklini meşrulaştırmak için daha fazlasını yaptı. Dahası, fetih hakkıyla kendilerini Doğru Roma İmparatorluğu'nun mirasçıları olarak tanıtma istekleri, bürokrasinin tercih edilen üyeleri için mor pelerin kullanımı gibi İstanbul'da korunmuş Bizans kültürünün birçok yönünden görülebiliyor. Büyük Britanya'nın imparatorluklarıyla ilgili uzun bir "oryantalist züppelik" tarihi vardır, bu tavrın Britanya'nın bazı kolonilerine faydası dokunduğu argümanları yapılacak olsa da bütünleşmeye çok istekli Osmanlılara çok da benzediklerini söyleyemem. 

İktidarın meşruiyeti için evlat katli, Batı popüler kültür araçları olan tiyatro, roman, hikaye ya da halk anlatılarında nasıl yer buluyor?

Popüler kültürde olumsuz olarak barbarca bir şey gibi görülüyor. Hayatta kalan tek bir evlat ilkesi verimli olduğu için tatsızdır ancak o dönem ve bağlam için meşruiyeti sağlamış ve uygun kabul edilmiştir. Ben şahsen, Osmanlı İmparatorluğunda tahta geçme sistemi olarak kardeş katilliği son bulunca, tahttaki kişinin yerine her zaman Osmanlı Hanedanlığından meşru bir erkeğin getirilebileceğinden sultanların daha çok tahtan indirilme tehlikesine girdiğini düşünüyorum. Evlat katli, bizim 21. yüzyıl beyinlerimizin barbarca bulacağı bir şey ama bu olayların gerçekleştiği o zamanlarda yaşamadık, normal işleyişin bu şekilde olmasına nasıl tepki vereceğimizi bilemeyiz. Gördüğünüz gibi, o zamanlarda bir şeyin verimli ve meşru olması o eylemi haklı çıkarmıyor.

İstanbul sizin için ne ifade ediyor? 

İstanbul bir yıllığına yuvam oldu ve birçok kez ziyaret ettim. İstanbul benim için kültür, tarih, misafirperverlik ve iyi yemek demektir! İstanbul'da tanıştığım herkes orada olduğum için çok mutluydu, yaşasın Türk misafirperverliği! Her zaman derinlerine inilecek bir tarih barındırıyor ve yalnızca nüfusu açısından değil, tarihi, mutfağı ve mimarisi bakımından da çok kültürlülüğün tanımı. Herhalde İstanbul'u tek kelimeyle özetleyecek olursam bu çok kültürlülük olurdu.

Cevaplayan Hakkında
Gemma MASSON

Halen Birmingham Üniversitesi Bizans, Osmanlı ve Modern Yunan Araştırmaları Merkezi'nde on sekizinci yüzyıl İstanbul'daki Kentsel Yeniçeri ile ilgili Dr. Roads Murphey danışmanlığında bir doktora tezi hazırladı.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun