Gülgün Türkoğlu Pagy: ”Bu durum sansür probleminin ötesinde bilinçli, ayrımcı bir tutumdur.”

1914-1915 olayları üzerine yayınladığı yazısı yayından kaldırılan Dr. Gülgün Türkoğlu Pagy Beyaz Tarih Genel Yayın Yönetmeni Yunus Emre Deli’nin sorularını yanıtladı. Uğradığı haksızlığı dile getiren Gülgün Türkoğlu Pagy Sol ideolojinin çıkmazlarını, diyalektik sorunlarını ve kendi içindeki çelişkileri dile getirdi.

Gülgün Türkoğlu Pagy: ”Bu durum sansür probleminin ötesinde bilinçli, ayrımcı bir tutumdur.”

BEYAZ TARİH / RÖPORTAJ

Yunus Emre Deli: Gülgün Hanım, sizi Gazete Duvardaki yazılarınızdan tanıyoruz fakat son yazınızın yayından kaldırılmasının ardından istifa ettiniz ve artık Gazete Duvarda yazmama kararı aldınız. Yazınızın içeriğinden ve sebep olduğu ihtilaftan bahsetmeden önce şu soruyu sormak istiyorum. Kendisini "devrimci – sol”çerçevede tanımlayan görüşünkendi ideolojilerinde katileştirdikleri konulara ilişkin fikir özgürlüğü duruşunu nasıl yorumluyorsunuz?

Gülgün Türkoğlu Pagy: Gazete Duvar’ın yayın politikasıyla çelişen bir tutumdu tabii. İspatlanmamış bir iddianın inkârcısı olmakla itham edildim hem de Türkiyede. Bu usdışının karanlığı olsa gerek. Orada bir köşemin olması demokrasi adına değerliydi. Çünkü bilim, felsefe, sanat gibi konuların yanı sıra din ağırlıklı yazılar da yazıyorum. Bizde sol, tuhaf bir biçimde kendine dini bypass”lama hakkını vermiştir. Ayrıca, mikro-milliyetçilik eleştirilerime; Türkiyeliler değil de Türkler biçimindeki göndermelerime; Atatürk’ü idolize etmeyen ama onun aydınlanmacı, evrensel değerleri başarıyla uygulamasındaki nesnel ögeleri ele alan yazılarıma hiç müdahale edilmedi. Bir süreliğine de olsa, tarafsız ve bağımsız kalabilmeyi başardılar. Orada yazmamam konusunda kendilerine iletilen talepler olduğunu biliyordum. Giderek belirginleşen, ayrılıkçı politikalarından dolayı da bana iletilen sitemler vardı. Yazılarımdan telif hakkı almamam nedeniyle özgür bir kalemim. Orada yazmaya devam edebilmem demokrasinin edimselliğini göstermek açısından iyi olurdu. Üretilen bahaneden bağımsız temelde kendimize benzeyenlerle bir arada olmayı yeğliyoruz. Henüz özdeşlik mantığını aşamadık.

 

Yunus Emre Deli: 1914-1915 olayları veya Ermeni soykırımı iddiaları hakkında, sol görüşün kendisini emperyalist tezin yanı başında sorgusuzca konumlandırması, en azından Solun konulara bakışındaki diyalektik ön şart ile çelişmiyor mu? 

Gülgün Türkoğlu Pagy: Bu soru hem yerel hem de dünya solu için geçerlidir. Solculuk, tıpkı bir sanat eserinin ortaya konulmasında gözlemlenen güçlüğe benzer bir güçlük içerir. Aşılması zor bir güçlük: Amaçlar ile araçlar arasındaki uyum. Diyalektik, devinen aklın kendinde bulduğu bir dinamik süreçtir. Felsefe tarihinde bu Kant’ın akıl seviyesine tekabül eder. Hegel, aklı düştüğü diyalektik çıkmazdan kurtarmış, kurgul aşamaya yükseltmiştir. Bunu anlayan ve Felsefeyle dünyayı anladık, artık onu değiştirmeliyiz” diyen Markstı. Solcular, bunu kendi akıllarının devinimi ve zorunlu süreci olarak bulmadılar. Ne olduğu sorgulanmadı ve sloganlara hapsoldu. Bir entelektüel olarak Marks, Hegeli okumuştu. Bizde ilk Hegel çevirisi yanlış hatırlamıyorsam 1985 yılıdır. 12 Eylülden bile sonra. Amacı ile aracı arasındaki uyumsuzluğun deneyimidir ki diyalektik süreci başlatır. Bu olumsuzlamadır. İslâm dininde bu nedenle “İllallah”’la değil Lâ ilâhe” ile başlanılır. Din, hem başlangıcında hem de nihayetinde insanın kendiyle olan ilişkisini deneyimlediği bir alandır. Bu devinimi tamamlamış bir akıl olan Hegel din uğrağını atlamamıştır. Marks, bunun insanın özsel bir belirlenimi olduğu gerçeğini idrak etmemiştir. Hegel, ansiklopedisinde dini ifade biçimi olarak sanatın üstüne koymuştur. Araç ve amacın sonsuz uyumu olarak ortaya çıkan sanat özgürleştiricidir ve bu yönüyle politiktir. Politikanın müdahale edemediği biricik yetidir imgelem gücü. Bakınız, on binlerce sayfanın özeti olan bu bilgilerle dönüp Atatürk’ün Adana Esnaf Odasında yaptığı konuşmayı tekrar okuyalım. Orada bir dehâ parlar. Oysa henüz diyalektikle hiç tanışmamış zihin içinse Ermeni düşmanlığıdır. Solun amacı, Hegelin Saltık Tin olarak tanımladığı bölgeye lâyık bir yaşamdır. Çok üst düzey bir hedef. Peki, saltık olana gitmek için öznel ve nesnel tin alanlarında nasıl örgütleneceğiz? Sol bu problemle yüzleşmediği sürece günü kurtarmaya yönelir. Emperyalistlerle eyler, onlar gibi düşünür. Bizde sanat, bilim ve felsefenin bu denli az gelişmiş olması dinden bağımsız ele alınmamalı. Ezcümle, Solun problemi sandığımızdan daha yaygın bir problemdir.

Yunus Emre Deli: Bunca tarihsel çalışma, söz konusu dönemin hatıratları, rapor, mahkeme yargılamaları, itiraflar ve hatta Türk tarafının mutlak mağduriyetlerine rağmen, Ermeni lobisinin bu kampanyada uluslararası alanda bir haklılık algısına sahip olmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Gülgün Türkoğlu Pagy: Samuel Huntington’ın Medeniyetler Çatışması” kitabıyla ortaya koyduğu gibi İslâm dünyasını ‘kontrol altında tutmak’ hedefinden bağımsız düşünülmemeli. Batılı için Müslüman öncelikle Türktü. Müslümanlardan söz ederken Türkler” derlerdi. Bu bağlamda mahkum etme çabaları öncelikle bu algıdaki uyuma yöneliktir, temsilidir. Ermeni lobisi, din kulübüne üyeliğiyle destek almıştır. Türk tarafı suçsuzluğunu ispata davet edilmektedir. Bu akıl dışıdır. Birleşmiş Milletler Antlaşması’na aykırıdır. Soykırım çok ciddi bir iddiadır. 

Son yirmi yılda izlenilen dış politika ile bu alandaki kazanımlarımızın ne ölçüde etkilendiğine de bakılmalıdır elbette. “Öteki” olarak gördükleri dine mensup bir ülkenin baskıcı ve sert elli her müdahalesi ispatlayamadıkları tezlerine, duygusal da olsa bir soluk katmaktadır. Barbar Türk algısını pekiştirmektedir. Uluslararası mecra kadar, ülke içinde de bu us dışı tutum yerleşmektedir.  Kanımca bu türden bir tutum emeksiz aydın” gerçeğinin yanı sıra, batının zengin fonlarıyla nemalanan odakların faaliyetleriyle de ilintilidir. Lâik Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığında ortak olanları iyi tanımalı.

Yunus Emre Deli: Söz konusu internet adresindeki yazınızın yayından kaldırılmasının ardından gazete tarafından özür mahiyetinde bir yazı yayınlandı ve inkarcı bir tutum ile eleştirildiniz. Bu, kompleksif reaksiyona yönelik sizin eleştiriniz nedir?

Gülgün Türkoğlu Pagy: Alelacele ve ağır bir duygu yüküyle yazılmış bir yazıydı. Gerçeği yansıtmıyordu. Yazılarımı editörüme cumartesi günleri gönderiyordum. Bazı yazıların son anda yayıma girdiği düşünülürse neredeyse iki günlük bir süre bir yazıyı kontrol etmek için oldukça uzun bir süredir ve o yazım kontrol edilmişti. Yapılan açıklama, ne yazık ki doğru değildi. Örneğin benim Mukatele olarak yazdığım sözcük mukatele” biçiminde düzeltilmişti. Kriz anlarındaki tutum, kişilerin olduğu kadar kurumların da kişilikleri hakkında bilgi verir. Yazı köşemden kaldırıldıktan sonra editörüm beni aradı. Oysa böyle bir durumda Genel Yayın Yönetmeni yazarı arayıp açıklama yapmalı. Eyleme sonra geçilmelidir. Öznel görüşüm, Ali Duran Topuzun sansür kararını yoğun baskı altında aldığı yönündedir. İlk sorunuza yanıtımda değindiğim gibi kendi ülkemizde böyle bir ithama maruz kalmak çok karanlık bir dönemden geçtiğimizi göstermektedir. Bu durum sansür probleminin ötesinde bilinçli, ayrımcı bir tutumdur. Türk kimliğinin ayrıştırılıp, ötekileştirilme çabasıdır. Diyalektik düşünce, bunun özgürlüklerle ilgili olmadığına çıkarımsal olarak ulaşabilir.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun