Ermeniler ve Türkiye’deki destekçileri sahte belgeler üzerinden tarih inşa ediyorlar

19. yüzyıl itibariyle Osmanlı İmparatorluğu için yıkıcı etki yapan milliyetçilik hareketleri devletin gücünün zayıflaması nispetinde bastırılamaz hale gelerek etnik milletlerin isyanlar ve savaşlarla devletleşme yoluna girdiği görüldü. 1915 Ermeni olayları genelde 19. yüzyıldaki bu hareketlenmelerden bağımsız olarak ele alınmaktadır. Ermeni isyancılarının bu devletleşme fikrinden yola çıkarak tabii oldukları Osmanlı'ya karşı isyan ederek eylemlere girişmesiyle Avrupa kamuoyunun Türk düşmanlığını bu olaylarda kullanarak Türkler aleyhine yayınlara başlaması devletin düştüğü zor durumu gösteriyordu. 1915'e kadar gelen süreçte bitmeyen Ermeni isyanları İmparatorluğun Dünya Savaşı'na girmesiyle Ruslarla işbirliğine evrilerek bir cephe daha açılmasına sebep oldu bu da iç savaş yada çok kullanılan tabir ile arkadan vurma eylemiydi. Tarihsel olayları gerçekte ne oldu? söylemiyle soğukkanlılıkla ele almak zorundayız. 1915 Ermeni olaylarında karşılıklı öldürme savaş içinde bir savaş haliydi. Ölen Türklerin anılmaması ve sadece Ermenilerin anılarak üstüne bunun soykırım olduğu tezi Türkiye'nin siyasi arenada mahkum edilmesi için gerçeklerin çarpıtılması olduğunu düşünerek konunun Türkiye'deki uzmanlarından ve özellikle 19. Yüzyıldaki Türk düşmanlığıyla Avrupa'nın namlı adamı İngiliz başbakan Gladstone üzerine yazdığı hacimli eserin de sahibi Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca ile konuştuk.

Ermeniler ve Türkiye’deki destekçileri sahte belgeler üzerinden tarih inşa ediyorlar Gertrude Bell: “Ermeniler silahlandılar. Türklere karşı organize oldular. Türk köylerine saldırdılar. Türkler kendilerini korumak zorunda kaldı. Ermeniler yaşananların sorumlusudur ve her şeyi hak ettiler”

Hocam öncelikle teşekkür ederiz. Okuyucularımızın sizi daha iyi tanıyabilmesi için kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Yozgat Bozok Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesiyim. 1995 yılında Son Osmanlı Meclis-i Mebusan Seçimleri (TTK, 2004) başlıklı konu ile doktoramı tamamladım. 1996 yılında Yozgat’ta göreve başladıktan sonra Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk-Ermeni İlişkileri (TTK, 2005) başlıklı bir çalışma yaptım. Amacım iki farklı inanç ve etnik kökenden gelen toplumun belirli bir mekânda zamana yayılan komşuluk, ticaret, eğitim, kültür gibi farklı boyutlardaki ilişkilerini incelemekti. Böylelikle Ermeni sorununa dolaylı olarak giriş yaptım. Kemal Bey Olayı (IQ, 2008) adlı çalışmada Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idamı sürecini işledim. Bu çalışmaları yaparken Türklerle Ermenilerin karşı karşıya gelmelerinde en önemli ismin İngiltere Başbakanı William Ewart Gladstone olduğunu gördüm. Onun politikaları çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu ve Türklere karşı başlatılan saldırıları konu alan Büyük Oyun (Timaş, 2011) başlıklı kitabı yazdım. Yabancı bir devlet adamının Türklere yönelik politikalarını monografik olarak ele alan ilk çalıma olması nedeniyle Türk tarihçiliği açısından önemli bir eser oldu. Yine İngiltere’nin Türk karşıtlığı üzerine şekillendirdiği Ortadoğu’yu parçalama projesini Sınırları Çizen Kadın: İngiliz Casus Gertrude Bell (Kronik Kitap, 2018) başlıklı eserde anlattım. Şu günlerde yeni bir kitap üzerinde çalışmaya devam ediyorum.

Osmanlı İmparatorluğu’nda hem devlet hem halk ilişkilerinde Ermenilerin konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bildiğiniz gibi 19.yüzyılın sonu önemli bir kırılma noktasıydı, 93 Harbi öncesinde Ermeni dendiğinde Anadolu’da nasıl bir algı oluşurdu?

Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğundaki konumlarını 93 Harbi öncesi Anadolu’yu gezen seyyahların anlatımları üzerinden tespit etmek mümkündür. Tabii bu anlatımlar belgelerle de destekleniyor. Charles Texier veya George Perrot gibi 19. yüzyılın ilk yarısında gözlemde bulunanlar Türklerle Ermeniler arasındaki dostluk ilişkilerinden bahseder, hatta iyi ilişkileri vurgular. Bu anlatım İzmir’deki İngiliz konsolosunun 1860 yılına ait raporunda da görülür. Raporda Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’ndaki güzel ve rahat yaşamı detaylıca anlatılır. Ufak tefek olaylar dışında 1875 yılına kadar dış dünyada Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğunda yaşadığı olumsuzluğa dair atıf bulunmaz. Temettuat kayıtları Hacı Salih ile Kirkor’un taşınır veya taşınmaz mallara ortaklık ettiklerini ortaya koyar. Müslüman, Ermeni komşusuna güvendi. Bu güven ve birlikte yaşam yüzyıllar sürdü. O dönemlerdeki Ermeni komşuluğunu öven sözler halk dilene yerleşti. Tabii bir de İngiltere veya Fransa gibi devletlerin müdahale etmesiyle başlayan farklı bir dönem var. Uzun süren güzel ilişkilerle kıyaslandığında çok kısa süren ama yıkıcı olan ve hala konuşulan dönem bu.

Ermeni meselesinde konunun başlangıç noktası kamuoyunda es geçiliyor. Erickson’un bu anlamda önemli sözü var. ‘İlk kurşunu kim sıktı’ bu önemli diyerek Ermenilerin iflah olmaz isyanları ve katillerini ifade ediyor. Ermeni isyanı nasıl başladı hocam?

Ermeni tezlerini savunanlar genelde “19. yüzyıla bakmaya ne gerek var” derler. Tarihsel olaylar doğrudan bir süreçtir. Etki, tepkiyle ilerler. 19. yüzyılda 1875 yılı dönüm noktası oldu. Balkanlarda başlayan ayaklanmalar, 1876 yılında büyük Bulgar isyanı ile devam etti. Büyük bir isyandı. Hem organizasyonu hem sonuçları açsından uluslararası ilişkilerde kırılmalar ortaya çıkardı. Gorçakov ve İgnatiyef gibi Rus Panslavistlerin başarısıydı. Bulgar isyanına sahip çıkan ve olayları büyük bir propagandaya çeviren bir de William Ewart Gladstone vardı. Bulgarların başarılı olması milliyetçi Ermenileri harekete geçirdi. Bağımsız olmak, devletlerini kurmak istediler. Ermeni dernekleri 1880 yılından itibaren ortaya çıktı. Bunun sebebi Gladstone’un bu yılda İngiltere Başbakanı olmasıdır. Onun başbakanlığı Ermenileri kışkırttı. Ermeniler yüzyıllarca devam eden dostluk ve komşuluk ilişkilerini yok saydılar. İlk ayaklanmaları ise 1891 yılı Ocak ayında başladı. 1915 yılına kadar Anadolu’nun her bölgesinde yüzlerce ayaklanma ortaya çıktı. Elbette Osmanlı İmparatorluğuna bağlı olan Ermeniler de vardı. Terör onları da vurdu. Devlete bağlı kalanlar katledildi. Önemli tespitlerden birini İngiliz casus Gertrude Bell yapar. Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması gerektiğine inanan ve Türk karşıtı bir isimdi. 1909 Adana olayları ortaya çıktığında Halep tarafındaydı. Olayları haber aldığında günlüğüne Türklerin Ermenileri sebepsiz yere katlettiklerini, Ermenileri yok etmek istediklerini yazdı. Türklere kin kustu. Anadolu’ya geçerek Kayseri’ye geldi. Güzergahta Hristiyanlarla konuştu. Öğrendikleri karşısında şaşkınlığa uğradı. Günlüğüne bu kez, “Ermeniler silahlandılar. Türklere karşı organize oldular. Türk köylerine saldırdılar. Türkler kendilerini korumak zorunda kaldı. Ermeniler yaşananların sorumlusudur ve her şeyi hak ettiler” yazdı. Bunları yazan Türk düşmanlığı ile hareket eden bir isimdir. Bütün Ermenileri dahil edemeyiz ama şunu belirtmeliyiz ki: “Müslümanlar ve Ermeniler için acı veren tarihsel olayların yaşandığı sürece giden yolun taşlarını Ermeniler bilerek ve özenle döşediler”.

II. Abdülhamid’in Ermeni eylemlerine karşı tutumu genellenebilir mi yoksa yıllar içerisinde değişkenlik gösterdiği söylenebilir mi?

Ermeni ayaklanmaları başladıktan sonra Batı basını Sultan II. Abdülhamid’i Ermenileri katleden kişi olarak yansıttı. Amaç Sultan II. Abdülhamid ismi üzerinden korkunç Türk imajı oluşturmaktı. Oysa Sultan II. Abdülhamid iktidarının en başından sonuna kadar Ermenilere devlette görev verdi. Sicill-i Osmani yani devlet memurlarının kayıtları Sultan II. Abdülhamid döneminden başlayarak tutuldu. İncelendiğinde binlerce Ermeni devlet memurunun önemli görevlerde olduğu görülür. Bu Ermenilere yönelik olumsuz bir tavır takınılmadığını gösterir. Ermeni ayaklanmaları Batılı devletlerin kışkırtmaları sonucu ortaya çıktı. Sultan II. Abdülhamid’in yaptığı ise Ermenileri kullanarak Osmanlı İmparatorluğunu parçalama politikalarına karşı gelmek, devletin daha uzun yaşamasını sağlamak için önlemler almaktan ibarettir. “Korkunç Türk” veya “Kızıl Sultan” olarak tanımlanmasının nedeni budur.

Avrupa’da Türk karşıtı propagandanın başı olarak meşhur İngiliz devlet adamı Gladstone üzerine önemli bir kitap yazdınız. Gladstone ve propaganda ölçeğinden ele alırsak Ermeni meselesi Türkler aleyhine Avrupa’da nasıl yer aldı?

gladstone
William Ewart Gladstone 1809-1898

William Ewart Gladstone, önemli bir figürdür. Türk ve İslam düşmanıdır. Kendini Haçlı Savaşçısı olarak görür. “Türkleri geldikleri yere göndereceğim. Balkanlarda, Anadolu’da onlardan geriye bir şey kalmayacak” diyen ve 19. yüzyılı şekillendiren siyasetçidir. Böyle bir isim 1875 yılında Türklere yönelik kara propaganda başlattı. İngiltere’nin geleneksel dış politikasında Rusya’nın Karadeniz’in kuzeyinde tutulması vardı. Bu nedenle Rusya’ya karşı Osmanlı İmparatorluğu destekleniyordu. Fakat Gladstone’un başlattığı kara propaganda ile İngiliz dış politikası değişti. 1876 yılında İngiltere, Rusya’ya anlaşmazlıklarda tarafsız kalacağını bildirdi. Bunun üzerine Rusya 1877 yılında Osmanlı İmparatorluğuna saldırdı. 93 Harbinin perde arkasında Gladstone ve politikaları vardır. Balkanlarda Bulgarlar lehine yaptığı propagandada başarı kazanan Gladstone, Ermenileri katledildiğine yönelik propagandayı da başlattı. Aslında “Ermeni sorunu” diye uluslararası bir sorunun ortaya çıkmasının sebebi Gladstone’dur. Ermeni bağımsızlığı için çalışan ve propaganda kitapları yazan James Bryce, Francis Stevenson ve Arnold Toynbee gibi isimler Gladstone’un yetiştirmesidir. Evanjelik olduğu için propagandasını evanjelik dünya birliği üzerinden yaptı. Bu nedenle her ülkede etkili oldu. 1876’dan sonra başlatılan kara propaganda bütün Avrupa ülkelerini etkisi altına aldı. Korkunç anlatımların gerçek olup olmadığını görmek için Anadolu’ya gelen Fred Burnaby, birçok şehirde Ermeni ve Rumlarla görüştü. At Sırtında Anadolu başlığı ile yayınlanan hatıralarında Ermenilere “Türkler size işkence ediyor mu, sizi öldürüyor mu” diye sorduğunda Ermenilerin gülerek “Buralarda öyle şeyler olmaz” diye karşılık verdiklerini anlatarak, propagandanın asılsızlığını gösterdi. En çarpıcı değerlendirmeyi ise 1895 ayaklanmaları sonrasında bağımsız gözlemci olarak Türkiye’ye davet edilen gazeteci rahip George Hepworth yaptı. Bütün Doğu Anadolu’yu gezen Hepworth hazırladığı raporunu “İngiltere olmasaydı, Ermeni sorunu diye bir sorun olmazdı” cümleleriyle bitirdi. İngiltere’den kasıt gerçekte William Ewart Gladstone ve politikalarıdır. O politikalar Birinci Dünya Savaşı ve Sevr Anlaşması’nın imzasına kadar devam etti. Türk Millî Mücadelesi Gladstone’un 1875’te başlattığı Türkleri imha etme, Anadolu’dan atma düşüncesinin uygulamasına karşı verilmiş bir savaştır. Bu nedenle kazanılan zafer 100 yıldan fazla devam eden İngiliz politikasının iflası ve Anadolu’daki  Türk varlığının en önemli dayanağı oldu. 23 Nisanları bu bilinçle kutlamak gerekir.

1915 olaylarında Türk ve Ermeni kayıplarını mukayese edersek ne söylenebilir? Sizce vesikalar ışığında rakamsal bir analiz mümkün mü?

Ermeni tehciri ve kayıpları konusundaki bilgiler tutarsız. Bunun önemli nedenlerinden biri Ermenilerin 1890’dan başlayan Ermeni ayaklanmalarında ortaya çıkan Ermeni ölümlerini abartılı olarak göstermeleridir. Örneğin Louise Nalbandian, Armenian Revolutionary Movement başlıklı çalışmasında 1890-1896 yılları arasında 25 bin Türk’ün öldürüldüğünü fakat buna karşılık Ermeni kayıplarının 50 bin ila 300 bin arasında değiştiğini yazar. Aradaki 250 bin kişi abartının boyutunu gösterir. Aynı durum 1915 için de geçerlidir. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Boğazlıyan-Akdağ arasında toplanan 500 kişilik bir çete ile mücadele etmiş, bu çeteden 300 kişiyi imha etmeyi başarmıştı. 1919 yılında yapılan mahkemesinde Ermeniler önce onu 300 kişinin öldürülmesinden sorumlu tuttular. Mahkeme devam ederken ölenlerin sayısını 3000 kişiye çıkardılar. Ermenilerin avukatı daha sonra bu sayı değişikliğini “3 bin kişinin kan parası daha fazla bir tutar ortaya çıkarır” diye açıkladı. Ermeniler iddialarını abartılar, sahte belge üretimlerine dayandırır. Aram Andonyan tarafından açıklanan belgelerin sahte olduğu ortaya kondu. James Bryce ve Arnold Toynbee’nin propaganda maksatlı hazırladığı İngiliz Mavi Kitabı’ndaki bilgilerin uydurma olduğu yine belgelendi. Sahte tanıklık veya anlatımlarla milyonlarca Ermeninin katledildiği iddia ediliyor. Gerçek olan şu ki bu milyonlarca Ermeniye ait herhangi bir toplu mezar, herhangi bir görüntü, herhangi somut bir veri yok. Fakat Müslümanların katledildiği ve yaşadıkları yerlerin yerle bir edildiği açılan toplu mezarlarla kanıtlanıyor. Kayda geçen sayı 500 bine yakın. Nüfus, tehcir ve ölümler konusunda Türk tarihçilerinin verdiği sayılar gerçekliğe yakındır. Ermeniler ve Türkiye’deki destekçiler sahte belgeler üzerinden tarih inşa etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle sayılar üzerinde anlaşma sağlamak mümkün görünmüyor.

Bu konunun gün geçtikçe farklı bir boyuta geçtiğini görebiliyoruz. Yakın zamanda bir normalleşme bekliyor musunuz?

Ermeni konusunun iki boyutu var. İlki Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bir tehdit ve baskı unsuru; ikincisi terk edilen mallar (emval-i metruke) üzerinden Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımlar ortaya çıkaracak bir süreç olmasıdır. Bu sürecin nasıl şekilleneceği Amerika Birleşik Devletleri’nin “sözde soykırım” iddiasını kabul edip etmemesine bağlıdır. Kabul ettiği takdirde ABD mahkemeleri emval-i metruke konusunda karar verme yetkisine sahip olacaklardır. Bu yolla da konu uluslararası mahkemelere taşınabilecektir. Sözde soykırım iddialarının ülkelerin parlamentolarında görüşülmesi ve kararlar alınması konunun tarih ve tarihçilikle ilgisinin olmadığını gösterir. Türkiye ile olan ilişkilerine göre ülkeler konuya yaklaşım gösterir. Tamamen siyasallaşmış, tarihçilik bağlamından çıkmış konunun normalleşmesi mümkün değildir. Türkiye’ye yönelik saldırılar arttıkça Ermeni sorunu uluslararası ilişkilerde daha fazla ön plana çıkacaktır. Bu nedenle de Türkiye’nin alternatif politikalar üretmesi kaçınılmazdır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun