Dr. Selim Erdoğan: Sakarya Meydan Muharebesi yoksulluğun zaferidir

“Sakarya Meydan Muharebesi yoksulluğun zaferidir” sözleriyle mücadelenin ne kadar zorlu şartlar altında verildiğinin önemini vurgulayan ve Sakarya Meydan Muharebesi’ni yerinde inceleyen bir yer bilimci olan Dr. Selim Erdoğan ile bu savaşın Türk tarihi açısından önemi üzerine konuştuk. Savaş öncesi Milli Mücadele’nin durumundan, Sakarya Meydan Muharebesi’nin gerçekleşme sürecine, Yunan taarruzlarının amacından, savaş sürecinde yaşanılan anılara ve kırılma noktalarına dair birçok konuda sohbet ettik. Keyifli okumalar dileriz.

Dr. Selim Erdoğan: Sakarya Meydan Muharebesi yoksulluğun zaferidir Dr. Selim Erdoğan: "Biz sürekli Çanakkale ile Kutül Amare ile gurur duyarız. Elbette bunlar da Türk’ün zaferidir, çok önemli olaylardır. Fakat unutulmaması gereken konu şu ki Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmasaydı bu savaşların hiçbiri yazılmayacaktı."

Hocam Sakarya Meydan Muharebesi’ni doğru anlamak adına,  savaş öncesi süreci, Milli Mücadele’nin durumunu ve savaşa giden sürecin kırılma noktalarını kısaca aktarır mısınız?

Aslında Milli Mücadele ile ilgili çalışma yapan ve bir ürün koymak isteyen herkesin kitabını yazarken dilemması budur. Nereden başlayacağım? Bu esasen zor bir soru. Bu süreç araştırmasını uzatırsanız bu işin sonu ta Viyana kapılarına kadar gider. Çünkü orada başlayan bir çözülme, bozulma ve geri çekilme süreci var. Ve bunun hızlandığı 1908 dönemi var. Osmanlı’nın son dönemi bana göre zaten olması kaçınılmaz bir süreçti ve bu süreç hızlanmıştı. Ama İttihat ve Terakki döneminde özellikle I. Dünya Savaşı döneminde kazanılan zaferler nedeniyle daha dik durarak ölmesi sağlandı. Mondros Mütarekesi ile başlayan, tabiri caizse akbabaların leşin üzerine konması şeklinde parçalanıp paylaşılmaya çalışılan bir Osmanlı Devleti söz konusu. Burada Yunanistan dahi I. Dünya Savaşı’nda bize karşı bir cephesi olmaması ve Mondros’ta yer almamasına rağmen bir şekilde sürece dahil oldu. En çok ağrımıza giden şey ise, İngiltere, Fransa, İtalya gibi devletlerden ziyade Yunanistan gibi geçmişte Osmanlı tebaası olan, bir nevi azınlık olarak görülen bir milletin bir anda gelip senin topraklarında işgalci oldu. Ancak bu durum milli bütünleşme sürecini de hızlandırdı. Müdafaa-i hukuk cemiyeti gibi yapılanmaların tez elden oluşmasına neden oldu. Bu büyük tepki bir anlamda ülkenin dört bir yanındaki direniş hareketini tetikledi ve Milli Mücadele’nin genel çehresi hızla oluşmaya başladı. Mustafa Kemal Paşa ısrarla bu reaksiyonu sadece Yunanlara değil, Fransızlara, İngilizlere, İtalyanlara, kısaca bütün cephelere yöneltmenin gerektiğini düşündüğü için bunu daha sistemli bir direniş haline getirmeye çalıştı. Bu noktada Büyük Millet Meclisi’ne giden yol oluşturulmaya başlandı. Amasya’da başlayan Erzurum, Sivas, tekrar Amasya’da gelişen görüşmelerin gerçekleşmesi ve Ankara’da sistematize edilen yapının oluşması şeklinde devam etti.

1920’den itibaren ise Yunan ileri harekatı başladı. 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlılar İzmir’e çıktı, Aydın, Ödemiş, Söke civarlarında yayılma süreci başladı. 1920’den sonra Büyük Millet Meclisi’nden itibaren Mustafa Kemal’in hızla düzenli orduya geçmesi Yunanların gözünü korkuttu. Tabi olayın arkasında farklı gelişen olaylar da söz konusu. Ben bu durumu hep ısrarla vurguluyorum. Yunanlılar sadece bir taşerondu. İngilizler hiçbir zaman kendileri savaşmazlar. Çanakkale’de de Anzakları savaştırdılar. Milli Mücadele sürecinde Anzaklar onlar için savaşmadıkları için devreye kara gücü olarak Yunanları koydular. Özellikle Musul, Kerkük petrollerine giden İstanbul-Bağdat demiryolunun güvenliğini sağlamak adına Yunanları kullanmak için Anadolu’da ileri harekat başlattılar. Kısaca Sakarya Meydan Muharebesi’ne giden süreç böyle başladı. Aslında bakarsanız Sakarya, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nin devamıdır. Yunanların ikinci ileri harekatı Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde Türk ordusunun bozulduktan sonra tamamen imha olması gerektiği için de gerçekleşti. Çünkü Yunanların hem Türk ordusunu hem de arkasındaki siyasi dayanağı mutlaka yok etmeye ihtiyaçları vardı. Bunu yapmadıkları sürece Batı Anadolu’daki varlıkları hep tehlikede olacaktı. Kütahya-Eskişehir Muharebeleri bu eksende başladı fakat Türk ordusu İsmet Paşa ve kumandanlarının dirayetli tavrı neticesinde tarihte görülmemiş bir başarıyla Sakarya’nın doğusuna çekildi. Firar eden 30 bin asker dışında neredeyse zayiat verilmeden bu süreç gerçekleşti ve yeniden tertiplenme süreci başladı. Kısaca Sakarya Meydan Muharebesi, Kütahya-Eskişehir hattının yaklaşık 100 km ötesindeki ikinci bir cephedir. Yunanların takip harekatının devamıdır. Sonuç itibariyle Yunan takip harekatı başarısız olur. Türk ordusunu bozma amacındalarken kendi orduları bozulmaya uğramıştır. Bu bozulma neticesinde ilerleyen dönemlerde takip harekatı gerçekleştiren taraf biz oluruz. Afyon siperlerine dayanana kadar bu süreç böyle devam eder. Bir sene sonra ise takip harekatının sonunda Büyük Taarruz gerçekleşir.

selim erdoğan
Dr. Selim Erdoğan Sakarya Meydan Muharebesi’nin geçtiği arazilerde şehit mezarı araştırmalarını sürdürürken.(Solda)

Peki hocam savaş nasıl başladı? Savaş süreci nasıl seyretti? Biraz detaylandırır mısınız?

Öncelikle Sakarya Meydan Muharebesi’ni belirli bir sistematik ve düzen içerisinde anlatmanın oldukça zor olduğunu belirtmek isterim. Bu durumun birçok nedeni var. Önemlilerinden bazılarını şu şekilde özetleyeyim: Sakarya Meydan Muharebesi Türk ordusunun son muharebesi olarak görülebilir. Çünkü eğer Sakarya’da yenilseydik başka bir muharebe olmayacaktı. Mustafa Kemal yenilgiyi hiçbir şekilde kafasına koymadığı için olayı çok iyi kurguladı. Sakarya’nın doğusundaki ilk mevzi hatlarımızı kaybetme ihtimaline karşı hemen geride bir savunma hattı daha inşa etti. Onun arkasında Kızılırmak, Elmadağ hattında bir savunma hattı daha mevcut. Mantık şu; gerekirse hepimiz ölürüz ama tamamız yok olmadan Yunanlara teslim olmayacağız. İş bu noktaya gelince ve elinde de Yunanların yarısı kadar kuvvet olunca bunu optimize etmek için o kadar ilginç birlikler intikal sistemi geliştirilmiş ki yer tespiti kolay olmuyor. Mesela 57. Tümen’e bakıyorsunuz bir orada bir 40 km. ilerde. 57. Tümen’in 22 günlük harekatını ortaya koyduğunuzda ise örümcek ağı gibi bir tablo önünüze çıkıyor. Bu durumu 16 tane piyade dört tane de süvari tümeniyle çarpın. İşte bunu insanlara anlatmak çok zor. Nasıl ki Çanakkale Muharebelerini muharebe muharebe anlatmak daha kolaysa, Sakarya Muharebeleri’nin de bu şekilde muharebeler bütünü olarak anlatılmasından yanayım. Özetle Yunanlıların takip harekatı boyunca ilerleyip meşakkatle koskoca bozkırı ağustos sıcaklarını aşarak geldikleri Sakarya boyunda 22 gün 22 gece boyunca muharebeye giriştiler. Yunanlar güneyden kurdukları sisteme göre Sakarya Nehri boyunca güneye doğru Türk askerlerine belli etmeden gizlice inme ve bizim 80 kilometrelik cephe hattımızın en güneyi olan Mangal Dağı-Türbe Tepe arasından yarma harekatı yapma planıyla yaklaşık 36 bin askerle yarma harekatı planladı. İkinci bir kolordu ise daha güneyden arkadan sarkarak hiç cepheye bulaşmadan kuşatma harekatı yapıp Haymana ile cephe arasına girip Türk ordusunu kıskaca alıp imha etmeyi planladı. Yunanların bütün taarruz planı bunun üzerine kurgulandı. Fakat Mustafa Kemal son anda çok büyük özveri gösteren askerler sayesinde, özellikle de havacılar sayesinde bu planı deşifre etmeyi başardı. Planın deşifre olması üzerine ise asıl gizli harekat Mustafa Kemal tarafından kurgulandı. Bu plan çerçevesinde 4 tane kuvvetli ihtiyat tümenini gizlice arka cepheye aldı. Bu söylediğim intikaller ve ihtiyatlar sayesinde Yunanların cephe yarmasına izin verilmedi. Kademeli olarak geri çekilme gerçekleşti. Yunanlılar cepheyi uzatmaya çalıştıkça toplanma harekatıyla cephe sürekli kısaltıldı. Yunanlılar bunu fark ettiklerinde Mustafa Kemal çoktan “Hattı müdafaa yoktur sattı müdafaa vardır” sözünü söylemiş ve asker de bu süreci doğru bir şekilde sürdürmüştü. Bu sayede kademeli olarak Anadolu’nun içlerine çekilerek düşmanın erimesi sağlandı. Ve Yunan komutan Anastasios Papulas 3 Eylül akşamı askerleri zafer kutlarken bir bakıyor ki 15 günde yaklaşık 37 bin asker zayiat vererek sadece 12. Km kadar yol alınmış. Ankara’ya ise daha 70 km. var. Mustafa Kemal önderliğindeki Türk ordusu ise siper kazarak mevzilenmiş, savaş vaziyeti almıştı. Papulas daha sonra diyor ki; ben 12. km için 37 bin adam kaybettim, 70 kilometrelik yolu bu orduyu imha etmek için gidersem muhtemelen Ankara’ya tek başıma gideceğim. Tam bu noktada ise çekilme harekatı başlar. Yunanlar psikolojik olarak yenilir. 12 Eylül’de de nihai taarruzumuzla Yunanları Sakarya’nın batısına atarak kovalamaya başlarız.

Az önce Yunanların İngiltere’nin taşeronluğunu yaptığını belirttiniz. Peki bu savaş ile birlikte Yunan tarafı ne elde etmeyi planlıyordu? Olası bir başarısızlıkta ne tür yaptırımlar oluşacaktı?

Yunanlar elbette bir taşeron, ancak elbette onların da bu işten bir çıkarı söz konusu. Konuya şöyle başlayayım: Birinci İnönü Savaşı’nda General Papulas henüz bu göreve yeni tayin edilmişti. Bu savaş Papulas’ın karşısındaki Türk ordusunun gücünü anlamak için gerçekleştirdiği bir deneme taarruzudur. Yunanlar açısından esasen çok büyük bir askeri önemi de yoktur. Yunanların büyük ümitlerle ordunun başına getirdiği Papulas, Birinci İnönü Muharebesi’ndeki bu Türk ordusunun gücünü ölçümleme hamlesinde Türk ordusunun giderek güçlenen ve örgütlenen yapısının farkına vardı. Bunu rapor olarak gönderdiği sırada Yunan Başbakanı o sırada Londra’da bulunuyordu. Bu rapora ise bulunacak ilk fırsatta Türklerin üzerine taarruz etmesi yönünde emir verilerek dönüş yapıldı. Bu durum General Papulas’ın hatıralarında mevcut. Buradan şu sonuç çıkıyor; İkinci İnönü Muharebesi’ne neden olan Yunan ileri taarruzunun sebebi İngiltere Başbakanı Lloyd George’un Yunan başbakanına Londra’da verdiği direktiftir. Yani İkinci İnönü Taarruzu’nun kararı Londra’da verilir. Daha doğrusu bu karar İngilizler tarafından verilir. Bu savaşta da Yunanlar amaçlarını elde edemezler. O noktada ise Kütahya-Eskişehir ileri harekatına karar verilir.  İngilizlerin menfaatleri bu süreçte söz konusu ancak aynı dönemde Yunanistan’da da ciddi bir ekonomik kriz mevcut. Bunlarla birlikte yıllardır savaşta olan 1. ve 2. sınıf askerlerin terhisleri söz konusu. Bu nedenle de bir an önce Yunanların savaş ekonomisi ve psikolojisinden kurtulması gerekiyordu. Bunun için ise tek çözüm yolu var, o da kesin bir sonucun alınması. Türklere karşı kesin sonuç alınması gerek filizlenmeye başlayan Türk direnişine son verecek, gerek bölgedeki varlıklarını kesinleştirecek gerekse de elde ettikleri topraklardaki zenginlikleri kendilerine aktararak ekonomiyi belirli ölçüde rahatlatacaktı. Kısacası Yunanların savaşma motivasyonunu bu oluşturuyordu.

Sakarya’da başarılı olmasak ne olurdu? Bu soruya gelirsek, tarihi varsayımlar üzerine konuşmak elbette oldukça zor. Çünkü olayların içerisinde pek çok değişken söz konusu. En başta bir Enver Paşa faktörü var. O sırada Tiflis’te kendince bir ordu teşekkülüne girişmiş durumda. Bu durumda Sakarya’da yenilseydik Enver Paşa’nın Anadolu’ya girip kurtarıcı rolüne bürünme ihtimali söz konusu. Ancak onun karşısında da Kazım Karabekir var. Batı Cephesi’nden sonra en güçlü kuvvetlerimizden biri onun komutasında. Bu durumda Kazım Karabekir bu ilerlemeyi durduramasa ne olurdu diye de sorabiliriz. Dolayısıyla çok fazla varsayım söz konusu. Ama bu soruya en basitinden cevap verecek olursak şunları söyleyebiliriz: Adını hatırlamadığım bir İngiliz diplomatının çok sevdiğim bir sözü var. Sakarya Meydan Muharebesi’nde Mustafa Kemal sadece bir savaş kazanmadı, aslında Anadolu’daki Türk varlığını kurtardı. Bu ifade şu şekilde devam eder: Yüz yıl gibi bir sürede Avrupa’dan sürüp çıkarttığımız Türkleri Anadolu’da yok etmemiz ne kadar sürerdi sanıyorsunuz? Ben bu söze katılıyorum. Burada belirli bir coğrafi sınır belirleyip oraya kadar ilerleme amacı yok. Esas amaç direnişe geçen Türk askeri varlığını ve onun arkasındaki siyasi dayanağı yok etmek.

Bize savaşın gerçekleştiği coğrafyadan bahseder misiniz?  Savaşın burada cereyan etmesinde stratejik olarak önemi neydi?

Tamamen Mustafa Kemal Paşa savaşın burada gerçekleşmesini istediği için savaş burada meydana geldi. Biz Yunanların savaşmak istediği yerde savaşmadık, Yunanlar bizim onları mecbur ettiği yerde savaştı. Bununla birlikte şunu tekrar belirtmek gerekir: Yunanların şurayı ele geçirelim, burayı alalım gibi bir derdi yok. Tek amaç Türk askeri ve siyasi varlığını tamamen ortadan kaldırmak. Bu da ancak bizim olduğumuz yere gelmeleriyle mevcut olur. Dolayısıyla şu nettir, Mustafa Kemal mevzilenmek için Sakarya’nın doğusunu uygun gördüğü için savaş burada cereyan etmiştir.

Aslında bakarsanız Sakarya’nın doğusu Ankara Çayı’ndan Tuz Gölü’ne kadar neredeyse 200-220 kilometrelik bir hattı kapsamaktadır. Bu hat üzerinde Yunanların hangi hat üzerinden taarruz ederek cephemizi yarmaya çalışacağın tahmin etmekte çok zorlandık. Yunanların tercihine kalan tek husus buydu. Bunun dışında belirleyici faktör bizdik. Mangal Dağı-Türbe Tepe birinci savunma hattı bozkırda bir anda karşınıza çıkan ilginç bir yükseltiler dizinidir. Çünkü Haymana Ovası, Polatlı ve Sivrihisar’a kadar neredeyse yükseltisiz dümdüz bir ovadır. Bir anda hemen Sakarya’nın doğu bölümünde bu yükselti dizini oluşur. Yokluğun hüküm sürdüğü o dönemde belki de tek şansımız coğrafi yapının getirdiği bu avantajdı. Çünkü Yunanlar bir çöl geçerek gelmek zorunda kaldılar ve o çölden sonra karşılarında o tepelerin üzerine mevzilenen Türk askerlerini buldular.

Selim 2

Hocam futbolda galibiyetin önemini belirten bir söz var bilirsiniz; 1-0 olsun bizim olsun. Burada esasen her galibiyetin önemli olduğu belirtilir. Ancak bazı galibiyetler de vardır ki çeşitli yönleriyle çok daha önemlidir. Sakarya Meydan Muharebesi’ni bu anlamda Türk savaş tarihi içerisinde önemli kılan bir yönü var mı?

Evet, Sakarya Meydan Muharebesi’ni savaş tarihi açısından öne çıkaran birkaç husus var. İlk olarak şunu belirtmek gerekir; tarihi galipler yazar. Biz sürekli Çanakkale ile Kutül Amare ile gurur duyarız. Elbette bunlar da Türk’ün zaferidir, çok önemli olaylardır. Fakat unutulmaması gereken konu şu ki Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmasaydı bu savaşların hiçbiri yazılmayacaktı. Eğer Sakarya kazanılmamış olsaydı 2019 yılında belki de hiçbir Türk genci bu büyük zaferlerden haberdar olamayacaktı. Bu tarih yazımı tamamen İngilizlerin merhametine kalırdı. Birinci önemi budur, o güne kadar kazanılan bütün zaferleri anlamlı kılmıştır. Anadolu’daki yani son anavatanımızdaki Türk’ün ocağının kurtulduğu yerdir. Bir diğer önemi ise şudur: Bir ay önce Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nde ordunun muharip gücünün yarısı kaybedilmiş, 30 bin silahlı asker firar etmiş, inanılmaz bir zayiat var. Elinizde topu topu 25 bin tüfek var. Düşmana bir sürü top ve tüfek kaptırmış durumdasınız. Kurtarılan üç uçağın birinin inişte kanatları kırılmış durumda. Yani her açıdan kurulan düzenli ordu neredeyse çökmüş durumda. Buna rağmen bir ay kadar bir süre içerisinde Tekalifi Milliye emirleriyle tekrardan Yunan’ın karşısına dikilebilecek bir ordu inşa etmişsiniz. Bu ne demek biliyor musunuz? Hani her Türk asker doğar derler ya, aslında bunun klişe bir söz olmadığının kanıtıdır. Neden? Çünkü kazanımda rol oynayan askerler köyden, kasabadan, sokaktan çıkıp bir araya gelen ve donanımlı askeri eğitimi olmayan kişilerdir. Yani orada savaşan halktı. Bu nedenle bu savaş halkın savaşıdır ve halkın zaferidir. Bunu her zaman derim; “Sakarya Meydan Muharebesi yoksulluğun zaferidir”. Yoksulluğu silah gibi kuşanıp, bununla savaşıp galip gelenlerin zaferidir. Türk ordusunun Balkan savaşları ile yok olan özgüveni, Çanakkale, Kutül Amare, kısmen de Galiçya’da elde edilen zaferlerin ardından Sakarya Muharebesi ile tekrardan yerine gelmiştir.

Kazanılan savaşların son günü önemlidir. Dünyadaki ulusal bayramlara baktığımızda birçok milli bayram bu son günün tarihiyle ilişkilenir. Kısaca zafer günü önemlidir. Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı düşünüldüğü gün için bizlerle paylaşmak istediğiniz bir şey var mı? Ya da sürece dair bir anı?

Sakarya’nın son gününe dair bir şeyler demek o kadar zor ki. Sakarya Meydan Muharebesi tam her şey bitti derken yapılan ve muharebe sırasında pek çok noktada kırılma aşamaları geçiren bir muharebe. Mesela 23 Ağustos’ta Yunanlar taarruz etti, aynı gece 5. Tümen Mangal Dağı’nı mecburen boşalttığı zaman ordunun çok büyük bir kısmında tedirginlik oluştu. Fakat Mustafa Kemal önderliğinde yapılan soğukkanlı müdahaleler ile olay tekrar mecrasına oturtulduğundan iki gün sonra Demirözü Vadisi’nde benzeri bir kırılma daha gerçekleşti ve Yunanlar cepheyi yaracak duruma geldi. Orada 3. Kafkas Tümeni Komutanı Halit Akmansü(Dadaylı Halit Bey) gibi bir kahraman ortaya çıktı. Burada grup komutanlığının izni olmaksızın inisiyatif alarak tümenine süngü taktırtarak düşmanı çıkış noktalarına kadar geri püskürtmüştür. Bu da önemli bir kırılma noktasıdır. Bu açıdan baktığımızda Yunanların taarruz gücünün kırıldığı, artık taarruz etmeyi bıraktıkları, çekilmeye hazırlandıklarının anlaşıldığı 7 Eylül günü karargahta bir zafer havası vardır aslında. 10 Eylül günü cephe karargahı karşı taarruz yapıp artık Yunanları öbür tarafa atıp süpürme emri gönderildiğinde ise tüm kıtalarda zafer havası vardır. Ama en son 12 Eylül’de Dua Tepe’ye Türk bayrağı çekildiğinde nihai bir zafer kutlaması elbette oldu. Fakat bu sürecin bitmediğini Sakarya Nehri’nden geçen düşmanı takip harekatı başladığında görürüz. Tamam biz 12 Eylül’de savaşı kazandık, 13 Eylül’de olay bitti ama sadece Sakarya’nın doğusundaki muharebeler bitti. Nehri geçmekte üç gün kaybettik. Çünkü o dönem o kadar fakiriz, o kadar yoksuluz ki doğru düzgün istihkamcımız bile yok. Sakarya Nehri’nin üzerine ahşap köprüler kurup kıtalarımızı geçiremediğimizi için Yunanlar imha olmaktan kurtuldu. İşte o üç gün gerçekten çok zor bir üç gündür. İnsanlar Sakarya Zaferi’ni doya doya kutlayamıyor. O sırada cephe arkasına sarkan süvariler takip harekatına başlayacak düşmanın içinde kalıyorlar. Orada ise ayrı destanlar yazılıyor. Bu açıdan bakınca bir düşünüyorum, acaba biz Sakarya Zaferi’ni aslında ne zaman kazandık? Hep 13 Eylül diyoruz ama bence asıl zaferi 10 Ekim’de kazandık. Takip harekatının son günüdür 10 Ekim. Çünkü Yunanlar bu dönemde takip alanından çıkmış ve Afyon ve Eskişehir’deki çıkış noktalarındaki mevzilerine yerleşmişlerdir. Bu noktadan sonra zaman Türk’ün lehine akmaya başlamıştır.

Az önce aklınızda kalan bir hatıra var mı? diye sormuştunuz. Beni en çok etkileyen olay ne biliyor musunuz? Kısaca anlatayım. Çanakkale Muharebeleri bizim lehimize sonuçlandı ancak Mondros ile birlikte topraklarımıza işgal başladı. Mondros sonrası Cevat Çobanlı Paşa Harbiye’de. Çanakkale’deki müstahkem mevkii teslimi görevi ise Selahattin Adil Bey’de. Beni bu süreçte çok etkileyen bir fotoğraf var. Selahattin Adil Bey İngiliz ve Fransız işgal komutanlarına Çanakkale’deki müstahkem mevkileri teslim ederken çekilen fotoğrafta inanılmaz bir surat ifadesine sahip. Suratından hayatının en kötü gününü yaşadığı o kadar anlaşılıyor ki. Şimdi o fotoğrafı aklınızda bulundurun. Bu olaydan üç yıl sonra Sakarya Meydan Muharebesi’nin kilit komutanlarından 2. Grup Komutanı Miralay Selahattin Adil Bey, Büyük Taarruz’dan sonra Milli Savunma Bakanı olur. Mustafa Kemal Paşa ilerleyen dönemlerde Milli Mücadele’nin başarıya kavuşmasının ardından ise Çanakkale’deki müstahkem mevkiler de dahil İstanbul’u geri almak için Selahattin Adil Paşa’yı gönderir. Yani Çanakkale’de savunduğu müstahkem mevkileri işgal kuvvetlerine teslim etmek zorunda kalan Selahattin Adil Paşa’ya bunun intikamını aldırmak isteyen Mustafa Kemal Paşa bu üzüntüyü bu şekilde telafi ettirdi. Bakın bu çok ince bir olay.  Mustafa Kemal Paşa belki de Selahattin Adil Paşa’ya hayatı boyunca verilebilecek en büyük hediyeyi verdi. 

selahattin
1918 Müstahkem Mevki Komutan Vekili Selahattin Adil Bey'in savunduğu boğaz tabyalarını işgal güçlerine teslim ederken acı surat ifadesi.

selahattin 2
Mustafa Kemal Paşa, Selahattin Adil Bey’i boğazları ve İstanbul'u teslim almak için gönderdiğinde 4 yıl öncesinin hesabını kapatırken ki mutluluğu.(1)

selahattin 3
Mustafa Kemal Paşa, Selahattin Adil Bey’i boğazları ve İstanbul'u teslim almak için gönderdiğinde 4 yıl öncesinin hesabını kapatırken ki mutluluğu.(2)

Çanakkale şehitliği ve anıtları savaşa yüklenen anlam nedeniyle çok sayıda ziyaretçi topluyor. Bu anlamda bölgedeki şehitlik ve anıtların bakımı da görece iyi durumda. Peki Sakarya Meydan Muharebesi’ne dair şehitlik ve anıtların son durumu nedir?

Sakarya Meydan Muharebe sahası ile Çanakkale’yi ayıran çok önemli bir özellik var. O özelliğin adı Şevki Paşa. Şimdi Şevki Paşa’nın bir haritası vardır ve bu harita esas alınarak daha sonra birtakım jeo radar çalışmalarıyla şehitlikler tespit edildi. O dönemde milli parklar kamuoyunun gündeminde çok daha fazla yer aldığı için Çanakkale’ye çok ciddi ödenekler ayrılarak bu şehitliklerin ihyasına girişildi. Siperlerin, mevzilerin, anıtların düzenlenmesi gibi birçok çalışma yapıldı. Ancak Sakarya’da böyle bir şansımız yok. Çünkü Sakarya’nın bir Şevki Paşası yok. Sakarya Muharebeleri’nden iki hafta önce İstanbul’dan kaçırılarak getirilen dört beş tane harita subayı var. Onların hazırladığı derme çatma haritalarla bu savaş gerçekleşti. Ağustos sıcağında mevzilerin sürekli yer değiştirmesi, sürekli bir can pazarı hali bu konu üzerinde notlar yazmaya bir fırsat tanımıyordu. Dolayısıyla şehitlerin defnedildikleri yerleri kroki ile tespit etmek oldukça zor. Bizim gösterdiğimiz gayretlerle beş yıldır bu şehitlikler bulunuyor. Konuyla ilgili bilgi buldukça yapmak durumundayız. Bu çalışmalara ancak beş yıl önce başlayabildik. Bundan beş yıl önce bilinen üç tane şehitlik vardı. Bir tanesi Gazi Tepe’deki Fedai Müfreze Şehitliği’ydi. Bir tanesi Sakarya Merkez Şehitliği, diğeri ise Kırklar Şehitliği. Toplam iki yüz şehidin yeri biliyordu. Saydığım olumsuzlukların ötesinde araştırma yapılacak coğrafya çok geniş. Benim bulduğum 153 şehitlik var. Bunlarda toplam 3500 şehit var. Geniş alana yayılmış 153 şehitlikle ilgili ziyarete yönelik şehitlik yapmak o kadar zor bir iş ki… Ben olayın bir yandan akademi tarafındayım, arazi boyutunu vs. inceliyorum. Bir yandan da bu şehitliği ziyaretçiye nasıl sunabiliriz diye düşünüyorum. Hakikaten çok zor bir iş. Ciddi de bir ödenek gerekir böylesi bir iş için. Buna rağmen Sakarya Meydan Muharebesi Tarihi Milli Park Müdürlüğü elinden geleni yapıyor diyebilirim. Yanlış hatırlamıyorsam 9 şehitlik ziyarete açık durumda. Bunlardan 5-6 kadarını Milli Park Müdürlüğü yaptı. Ödenek oldukça daha da yapılacak. Tanındıkça elbette daha çok kamuoyu baskısı olacak, kamuoyu baskısı olduğunda ise haliyle daha çok ödenek sağlanacak. Çanakkale’de süreç böyle gelişti.

Hocam paylaşımlarınız için çok teşekkür ederiz.

Rica ederim, ben teşekkür ederim.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun