Birinci Dünya Savaşı: Osmanlı İmparatorluğu son savaşına nasıl girdi?

Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na girişi ve 4 yıllık mücadelenin ardından tarihe karışması birçok problemi ve çözülemeyen tartışmaları beraberinde getirdi. Türk tarih yazıcılığının dönemi yaşayan subay, gazeteci yada devlet adamlarının hatıratlarına fazla yer vermesi ve bu hatıra sahiplerinin dünya siyasetini okumadan savaşa girişin hatalı olduğu tezi genel kabul görmektedir. Osmanlı İmparatorluğu savaşa nasıl girdi? sorusunu hala tartışılmakta ve yeni bulgular ve bakış açılarıyla değerlendirilmektedir. 2010 yılında imparatorluğun savaşa nasıl girdiği üzerinde ingilizce çok önemli bir esere imza atan Mustafa Aksakal'ın kitabı 'Harb-i Umumi Eşiğinde: Osmanlı Devleti Son Savaşına Nasıl Girdi' adıyla Türkçe'ye çevrildi, Aksakal'ın savaşa giriş konusunda 2014 yılında Fransız Le Monde gazetesinden Minassian'a verdiği mülakatı Türkçe'ye çevirerek yayınlıyoruz. İyi okumalar dileriz

Birinci Dünya Savaşı: Osmanlı İmparatorluğu son savaşına nasıl girdi? Mustafa Aksakal: İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı'nın bitirdiğini düşünmemek gerekir. Çünkü Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni iktidara getirdi ve vizyonunu gerçekleştirmesini sağladı. Bu durumda, Anadolu'da homojen bir müslüman nüfus kurmak bu vizyonun bir parçasıydı.

Türkiye neden savaşa Almanya'nın yanında girdi? Resmi gerekçeleri ve gerçek hedefleri neydi? Bu bağlılık hakkında bir tartışma oldu mu? Bu savaşa girmeyi kim istedi? Kim karşı çıktı?

Osmanlılar, savaşa 29 Ekim 1914'te girdi. Osmanlılar, Kafkasya'daki Ruslara ve Mısır'daki İngilizlere karşı acil bir müdahale sözü vererek 2 Ağustos'ta Berlin'de Almanlarla gizli bir ittifak imzalamıştı. Bu ittifakı müzakere eden baştaki Jön Türkler (Sadrazam Said Halim Paşa, Savaş Başkanı İsmail Enver Paşa, İçişleri Bakanı Talat Paşa ve Meclis Başkanı Halil Bey), bu ittifakı imparatorluğun uluslararası yalnızlığına ve savunmasızlığına son verecek büyük bir stratejik girişim olarak görüyordu.

İttihat ve Terakki Cemiyeti ve bazı askeri birlikler, 1908'de Saraya karşı bir saldırı başlatmış ve II. Abdülhamid'i 1876 Anayasası’nı yeniden kurmaya ve tüm imparatorluk genelinde seçimler ilan etmeye zorlamıştı. Ancak, Parlamentonun açılması iç barışı ve güvenliği sağlayamadı. Kuzey Afrika’daki (Libya) 1911-1912 ve Balkanlar’daki 1912-1913 saldırılarının ardından, İttihat ve Terakki Cemiyeti hükümeti derin askeri reformlar gerçekleştirdi ve evrensel zorunlu askerliği kabul etti. Ayrıca, diplomasiyi Batılı güçlerin elinde sadece emparyalist bir araç olarak tuttu. Sosyal darwinizm kavramlarından etkilenen siyasi ve askeri liderler, o zamandan beri askerileştirilmiş bir toplum kurmakta kararlıydı. Bir gazete, imparatorluğun "uluslararası hukukun modası geçmiş ilkeleriyle değil savaşla" kurtarılacağını ilan etti.

2 Ağustos 1914'te Berlin ile ittifak imzalanmasından sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti Almanya'dan personel ve altın istedi. Ayrıca iki savaş gemisi SMS Goeben ve SMS Breslau'yü aldı. Ağustos ayından itibaren, Türk hükümeti seferberlik ve askeri hazırlıklarını hızlandırdı ve savaşa girmeyi mümkün olduğunca erteledi. Diğer tarafsız ülkeler gibi, Türkiye de Avrupa çatışmasından çıkar sağlamayı umuyordu. Türk Hükümeti, tek taraflı olarak kapitülasyonların (Osmanlı İmparatorluğundaki yabancı uyrukluların hukuki ve mali ayrıcalıklarının) 1 Ekim 1914'ten itibaren kaldırılacağını açıkladı. Basın bu önlemi, Avrupa emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmaya ve egemenliğe doğru kararlı bir adım olarak sunmuştu. Bu yüzden, bu karar Osmanlı İmparatorluğunda halktan çok büyük destek gördü. Rus limanlarına ve savaş gemilerine karşı 29 Ekim 1914'te Karadeniz saldırısını başlatma kararı, aralarında Maliye Bakanı Cavid Bey'in de bulunduğu birçok bakanın itirazına ve istifasına yol açtı.

mustafa aksakal
 Mustafa Aksakal - Georgetown Üniversitesi 

Türk generallerin ve hükümetinin Rusları ve İngilizleri durdurmak için stratejik seçenekleri nelerdi?

Aralık 1914'te Ruslar'a Kafkasya'da, Ocak 1915'te İngilizler'e Mısır'da saldıran Osmanlı askeri liderleri, Üçlü İttifak güçlerinin savaş çabalarına katılımını göstermek istiyordu. Rusya ve Büyük Britanya'yı Kafkasya ve Mısır'da asker bulundurmaya zorlayan Osmanlı liderleri, gelecekteki barış müzakereleri için masaya oturma hakkı iddia etti. Osmanlı stratejistleri, Kafkasya ve Mısır'ın büyük müslüman topluluklarında potansiyel müttefikleri gördü, muhtemelen zamanı geldiğinde onların yanında olacaklardı.

 Aktörlerin (Almanlar, Sultan, Jön Türkler, taraflar, generaller) arasındaki ilişki çatışma boyunca nasıl değişti?

İttihat ve Terakki Cemiyeti ve askeri komuta, 30 Ekim 1918'de İngilizlerle ateşkes imzalanana kadar tüm kilit kararları verdi. Ne Sultan ne de İttihat ve Terakki Cemiyeti haricindeki başka politik bir grup önemli bir rol oynamadı. Alman subaylar, Gelibolu'da Çanakkale Boğazı'nda olduğu gibi, başta Sina ve Filistin'dekiler olmak üzere birçok cephede önemli rol oynadı.

Özellikle Ermenilere karşı olmak üzere aynı zamanda Yahudiler ve Araplara karşı baskı politikası nasıl açıklanabilir?

Balkan savaşlarından sonra, İttihat ve Terakki Cemiyeti müslüman olmayan toplumları İmparatorluğa bir tehdit olarak görme eğilimdeydi. 8 Şubat 1914'te imzalanan Ermenistan reformları, özellikle İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından büyük güçlerin İmparatorluğun bölünmesini tetiklediğine dair bir kanıt olarak görüldü. Bu Rus-Türk anlaşması, iki Avrupalı valinin (Hollandalı Westenenk ve Norveçli Hoff) Osmanlı İmparatorluğu'nun Doğu Anadolu’daki altı ilinin başına geçmesini öngörüyordu.

Savaş patlak verdikten sonra, bu anlaşma iptal edildi ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin endişeleri yoğunlaştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti; aynı bölgede yaşayan Kürtlerin, Lübnan Dağındaki Maruni Hristiyanlarının, Filistin Yahudilerinin ve Şerif Hüseyin Bin Ali'nin sadakatinden de şüphe duyuyordu. Çatışma topyekun savaşa dönüştüğünde, gerginlikler arttı ve devletin baskı, sürgün etme ve aşırı şiddet politikalarına dönüştü.

1917'de Filistin cephesinin çöküşü, askeri sebeplerden dolayı mıydı yoksa birkaç yıl süren savaşın tükettiği İmparatorluğun içten "parçalanmasının" bir sonucu muydu?

İtilaf'ın Osmanlı boğazlarını abluka altına ve Konstantinopolis'i (İstanbul) almaya yönelik başarısız girişiminden sonra, Londra özellikle imparatorluk sömürge birlikleri sayesinde Mısır'daki askeri kapasitesini kuvvetlendirdi: Hindistan, Avustralya ve Yeni Zelanda. Bu güçler, 1917'de Osmanlı ordusunun kendi birliklerine cephanelik, donanma ve nakliye sağlamak için sahip olduğu araçlar endişe verici bir seviyeye düştüğünde kuzeye doğru ilerlemeye başladı. Rus Devrimi, Osmanlı'nın Kafkasya’daki cephesini biraz olsun rahatlatmıştı; Osmanlılar 1917'nin ortalarına kadar İngilizleri elinde tuttu. Ama Aralık'ta, İngilizler Kudüs'ü ele geçirdi.

Savaş, İmparatorluğun çöküşüne neden olup Kemalizmi mi getirdi? Ya da Türk İmparatorluğu savaş olmadan da parçalanacak mıydı?

Osmanlı İmparatorluğu 1914'te topyekun savaşa girmeseydi ne olacağını bilmek imkansızdır. Bununla birlikte, İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı'nın bitirdiğini düşünmemek gerekir. Çünkü Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı İttihat ve Terakki Cemiyeti'ni iktidara getirdi ve vizyonunu gerçekleştirmesini sağladı. Bu durumda, Anadolu'da homojen bir müslüman nüfus kurmak bu vizyonun bir parçasıydı.

Savaş, Türkiye'nin bugünkü politikasına ve kamuoyuna ne gibi izler bıraktı? Milliyetçiliği teşvik etti mi? AKP'nin (şu anda iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi) ekonomik hegemonya girişimlerinden tekrar canlanan İmparatorluğun nostaljisini besliyor mu? Ankara'nın Avrupa Birliği'ne girme arzusu ile Kemalizmin yeniden doğması söz konusu olmuş mudur?

Bu savaşın artçıları bugün hala Türkiye'de çok güçlü bir şekilde devam ediyor ve Türk iç ve dış politikasını da etkilemeye devam ediyor. Politikacılar bu savaşı ulusal birliği ve devlete sadakati teşvik etmek için hatırlatıyor. Kamusal söylemde, bu savaş Osmanlı tarihindense "Türk" tarihinin belirleyici adımlarından biri olarak anılmaktadır. Bu söylem, hem iç hem de dış muhaliflere karşı koyulan "Türk" direnişinin kıymetini ortaya çıkarmaktadır. 20. yüzyıl boyunca devlet otoritesi sorgulanmıştır ve bugün hala savaş yıllarıyla karşılaştırılmaktadır. Savaş, özellikle Gelibolu ve Mustafa Kemal hem "Türk milletinin" doğuşunu ve kurtuluşunu getirmiş hem de Türkiye'yi düşmanca bir uluslararası sistemle tanıştırmıştır. Bugün, ilk başta çelişkili görülebilecek savaşın birçok borç kalıntısı aslında ilişkilidir. Kemalizm, müslüman kimliği, Türkiye'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da daha önemli bir ekonomik rol oynadığını görme arzusu ve Avrupa Birliği'ne katılma süreci birdir ve bu ideolojinin yönlendiricisi ekonomik ve politik gücü genişletmek ve seçimlerde zafer kazanmaktır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun