23 Nisan 1920: Milli Mücadele ve Meclisin açılışına giden süreci Zekeriya Türkmen ile konuştuk

Cihan Harbi'nin ardından girişilen 4 yıllık Milli Mücadele dönemi Türk tarihi açısından, bağımsızlığı açısından dönüm noktasıdır. Her yönüyle ayrı ayrı araştırmaya değer ve uzun fasılarla anlatılacak konuları haiz bir dönem içerisinde biz askeri tarih çalışmalarıyla bilinen Dr. Öğretim Üyesi Zekeriya Türkmen hoca ile Cihan Harbinden alarak Meclisin açılışına kadar olan süreyi konuştuk. Harpten yenik çıkmış devletin nasıl teşkilatlandığını, Milli Mücadele başlangıcını, Mustafa Kemal Paşa'nın liderliği ve Meclis'in açılışı gibi tarihi olayları ve dönüm noktaları biz sorduk kendisi cevapladı. 100. Yılını kutladığımız TBMM açılışını, İtilaf kuvvetlerinin İzmir ve İstanbul İşgalinin ardından İstanbul hükümetinin baskı altına alınmasıyla olağanüstü bir dönemde Türk milleti adına yönetimi ele alan bir yapı olarak tasvir ederek önemli mesajlar verdi.

23 Nisan 1920: Milli Mücadele ve Meclisin açılışına giden süreci Zekeriya Türkmen ile konuştuk Zekeriya Türkmen: "Mustafa Kemal Paşa 21 Nisan 1920 günü bütün vilayet, sancak, mutasarrıflık, kaza ve kolordulara gönderdiği telgrafında Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920 Cuma günü Cuma namazının Hacı Bayram Camiinde topluca kılındıktan sonra, sancak-ı şerifin çıkarılıp onun etrafından toplanılacağını, askeri-sivil bir törenin icra edileceğini, hatipler indirilip, buhari-i şerifler okunacağını, Kur’an-ı Kerim’in nurundan istifade edilip, meclis binası önünde dualar edilip kurbanlar kesildikten sonra meclisin açılacağını duyurdu."

Hocam öncelikle teşekkür ederiz. Okuyucularımızın sizi tanıyabilmesi için kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ve İstanbul Fakülte Yüksek Okullardan 1986 yılında mezun oldum. Üniversiteyi Türk Silahlı Kuvvetleri adına okuduğumdan “Öğretmen Teğmen” rütbesi ile de mezun olmuş oldum. 30 küsur yıl TSK’ya bağlı eğitim kurumlarında ve karargahlarda, öğretmen, öğretim üyesi, şube müdürü, daire başkanı, enstitü müdürü, müze komutanı olarak görev yaptıktan sonra 30 Ağustos 2016 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekli oldum. Daha sonra üniversiteye intisap ettim. 1 yıl Beykent Üniversitesinde görevden sonra İstanbul 29 Mayıs Üniversitesine geçiş yaptım. Halen İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde tam zamanlı, Milli Savunma Üniversitesine bağlı ATASAREN ve Kara Harp Enstitüsünde de yarı zamanlı öğretim üyesi olarak devam ediyorum. Çalışmalarım ağırlıklı olarak Yakınçağ Türk Tarihi, Asker Tarih, Asker Teşkilat Tarihi, Birinci Dünya Savaşı, Türk İstiklal Harbi ve Atatürk dönemiyle ilgilidir. Bu konularla ilgili olarak yayımlanmış 20’i müstakil kitabımız, bir o kadar da ortak yazarlı eserimiz, 120’nin üzerinde makalemiz yer almaktadır. Makalelerimize academia.edu sayfasından okuyucular rahatlıkla ulaşabilirler. En son kitabımız da “Mütareke ve İşgalden Millî Mücaadele’ye Mustafa Kemal Paşa” adıyla Yeditepe Yayınevi tarafından içinde bulunduğumuz Nisan ayının ortalarında yayımlanıp okuyucuyla buluşmuştur.

zekeriya-türkmen

Cihan harbinin bitmesiyle yenilmiş bir devletin Millî Mücadele dönemine geçişi hakkında ne söylemek istersiniz

Birinci Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti mecburen girmek durumunda kalmıştır. 1914 yılına gelene kadar Sultan II. Abdülhamit döneminden itibaren giderek artan Osmanlı- Alman yakınlaşması bu savaşta bizim safımızı netleştirmiştir. Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914’de yapılan Türk-Alman Gizli İttifak antlaşmasının ardından ertesi gün seferberlik ilan ederek bu savaşa 31 Ekim 1914 tarihinde gerçekleştirilen Karadeniz hadisesinden sonra girmiş oldu. Türkler bu savaşta 10 farklı cephede muharebe etmek zorunda kaldı. 2.850.000’den fazla askeri cephelere sürdü. Savaşta büyük başarılar (Çanakkale, Kutülamare, Kafkas İslam Ordusunun Bakü Zaferi) kazanmış olsa da cephelerin önemli bölümünde yaşanan hezimet, orduların geri çekilmesine, lojistik kaynakların tükenmesinden sonra da 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasını gündeme getirmiştir. Mütareke hükümleri Osmanlı Devleti’ni fiili anlamda bitirmeye yönelik içerikte idi. Orduların dağıtılması, silah teçhizatın teslimi, personelin terhisi, stratejik noktaların işgali gibi hususlar hemen uygulamaya konuldu. Ancak şunu ilave etmek lazım. 1912’lerde kurulan “Teşkilat-ı Mahsusa” ülkede olağanüstü bir durum ortaya çıktığında yerel direniş anlamında bir halk örgütlenmesine, yani sivil toplum örgütlenmesine fırsat yaratmış ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri bu süreçte teşkil edilmeye başlanmıştır. Bu örgütler, Mütareke Döneminde bütün Osmanlı Coğrafyasında teşkilatlanmasını sağlamış, asker-sivil-bürokrat-önde gelen halk temsilcilerinin idareleri altında bütünleşmiştir. Bu cemiyetler, Milli Mücadele hareketinin temelini teşkil edecekler ve “Kuva-yı Milliye”nin çekirdeğini oluşturacaklardır. Milli Mücadele Tarihinde Kuva-yı Milliye yani milis güçler, milli ordu kurulana kadar Anadolu ve Trakya’nın savunmasını üstlenmiş yerel direniş örgütleriydi. Ordunun terhis edilmesiyle devlet merkezine gelmeleri emredilen ordu komutanları isteksizce İstanbul’a geldiler. Bir kısmı direnişi sürdürdü. Mustafa Kemal Paşa Yıldırım Ordular Grup Komutanı idi. Neden geleceğini birkaç kez sordu. Ali İhsan Paşa Musul’u bırakmak istemedi, Fahrettin Paşa Medine Müdafaasını terk edemeyeceğini belirtip gelmek istemedi, Kafkas İslam Ordusu Komutanı Halil Paşa, Nuri Paşa Azerbaycan’dan çekilmek istemediklerini belirttiler. Komutanların teslim konusundaki diretmeleri onların gelecekte yeni bir mücadeleye atılacaklarının da ilk işareti olmuştur.

istanbul işgali
Mondros Mütarekesi'nin ardından İstanbul'a demirleyen işgal gemileri - 1918

Mütarekenin imzalanmasından sonra başlatılan işgaller, Türklere Anadolu ve Trakya’da da hayat hakkı tanınmayacağının göstergesiydi. Şark Meselesini kendilerince çözmek isteyenler, Türkleri Anadolu ve Trakya’da boğmak niyetinde idiler.

Belli ki bu işgaller Anadolu hareketini yöneten kadronun zihin dünyasında çok olumsuz çağrışımlar yapıyordu. Yunanların İzmir işgali ve oradaki eylemleri ile ardından İngilizlerin İstanbul işgali, Mustafa Kemal Paşa ve Anadolu hareketine nasıl güç verdi

Mondros Mütarekesinin imzalanmasının hemen ertesi günü İngilizlerin Musul’da ileri harekata geçmeleri, Fransızların Dörtyol’u işgali, daha sonra stratejik noktaların İngiliz ve Fransızlar tarafından işgali ülkede yöneticiler ve askerler üzerinde olumsuz tesirler yarattı. Hele 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali hem yöneticilerin, hem askerlerin, hem de Türk halkının bağrında derin yaralar açmıştır. Anadolu hareketini yöneten kadronun Mütareke İstanbul’undaki faaliyetlerine bakılacak olursa, sık sık Osmanlı Harbiye Nezareti ve Erkan-ı Harbiye Riyasetinde bir araya gelerek ülkenin geleceğine yönelik planlar yaptıkları görülür. Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’de Halaskar Gazi Caddesi üzerindeki üç katlı evi, asker sivil duyarlı insanların toplandıkları gizli bir karargah evi konumunda idi. Tarihe üçler misakı olarak geçen bu toplantılarda özellikle Mustafa Kemal, Fevzi (Çakmak) ve Cevat (Çobanlı) Paşalar üçler misakını, yani üçlerin andını hazırlayan kişilerdi. Bir barış kadrosu olarak ordu müfettişlik teşkilatının kurularak Anadolu ve Trakya’nın sivil ve asker idarecilerinin bu teşkilatlara bağlanması konusu gerekçeleriyle hazırlanıp, hükumetin de onayı alındıktan sonra konu usulünce İngilizlere de anlatılıp geçerlilik kazanmıştır. İngilizlere söylenen husus, bu teşkilatın yani ordu müfettişliklerinin mütareke hükümlerini uygulamak, asayişi sağlamak, silah teçhizatı toplayıp depolara yığmak, halkın hükumete bağlılığını güçlendirmek gibi şeyler olduğu belirtildi.

Müfettişler Mayıs ortalarında görev yerlerine gittiler, orada halkı sivil direniş örgütlenmesiyle harekete geçirdiler. Protesto mitinglerinin yapılması, daha sonra Amasya Genelgesiyle ülkenin genel durumunun tespiti ve milli iradeye dayalı yeni bir yönetimin kurulması, kuva-yı milliyenin asıl amaç olarak kabulü gibi hususlar özellikle Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul hükumeti arasındaki diyaloğun kopmasına yol açmıştır. Erzurum ve Sivas kongreleri Anadolu’da halka dayanın güçlü bir idarenin kuruluşuna doğru gidişin göstergesi olmuştur. Anadolunun baskısı Damat Ferid’i iktidardan düşürmüş, Kuva-yı Milliye hareketini meşru bir müdafaa olarak gören Ali Rıza Paşa kabinesinin kurulmasına yol açmıştır. Ali Rıza Paşa Kabinesi ise Temsil Heyetini ve Mustafa Kemal Paşa’yı muhatap alıp Amasya Mülakatında karşılıklı taahhütlerde bulunmuş; bunun ardından ülkede millet iradesini temsil edecek olan meclisin açılması için seçimlere gidilmiştir. Son Osmanlı Mebusan Meclisi seçimlerinde Mustafa Kemal Paşa da Erzurum Mebusu olarak seçime girmeye hak kazanmıştır.

Son Osmanlı Mebusan Meclisinde Misak-ı Milli kararlarının alınması, Akbaş Cephaneliği baskınının görmezden gelinmesi, kuva-yı milliyenin el altından desteklenmesi, Anadolu’da giderek güçlenen Mustafa Kemal Paşa ve Temsil heyeti için bir yaptırımda bulunmaması gibi durumlardan dolayı İngilizler, Ali Rıza Paşa’yı iktidardan dolaylı olarak uzaklaştırmışlar, ancak yerine Salih Paşa kabineyi kurmuştur. Salih Paşa’nın da selefi gibi davranması üzerine İngilizler 16 Mart 1920’de İstanbul’u işgal ederek Osmanlı Devleti’nin idaresini, gücünü tamamen bertaraf etmek istemişlerdir. 16 Mart 1920 günü hem Harbiye Nezareti, hem Meclis-i Mebusan binası İngilizlerce işgal edilmiş, 150 kadar aydın ve mebus esir edilip Malta’ya sürgüne gönderilmiştir.

İstanbul’un işgali, Mustafa Kemal Paşa’nın meclisi Ankara’da toplamasına bir yerde zemin hazırlamıştır. Son Osmanlı Mebusan Meclisini de büyük bir öngörüyle Amasya Mülakatı sırasında Bursa ya da Eskişehir’’de toplanması teklif edilmişti. Mustafa Kemal Paşa işgali öğrenir öğrenmez, Temsil Heyetiyle Ankara’da hemen bir toplantı yapıp, meclisin Ankara’da toplanması girişimlerinde bulunmuştur.

Meclis’in açılmasına giden süreç nasıl gelişti ve 23 Nisan 1920 gününe dair neler söyleyebiliriz

Meclisin Ankara’da toplanması süreci İstanbul’un işgalinden sonra gündeme geldi. Aslında Sivas Kongresinden sonra Mustafa Kemal Paşa, sınıf arkadaşı 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’nın karargahının orada olması, ülkenin en emniyetli bir yerinde ve yol güzergahında bulunmasından dolayı kısmen de işgalden uzak olması sebebiyle Ankara’yı Temsil Heyetinin merkezi olarak seçmişti. 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelip, ertesi gün Ziraat Mektebinde 10 Ocak 1920 tarihine kadar sürdürülen bir dizi toplantıda Misak-ı Milli metninin taslağı hazırlanmıştı. Ankara artık millet iradesine dayalı yeni oluşumun merkeziydi.

17 Mart 1920 tarihinde Ziraat Mektebinde Temsil Kuruluyla bir araya gelen Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’dan kaçıp Ankara’ya gelecek mebuslar, yeni yapılacak seçimlerle belirlenecek mebusların da katılımıyla “Meclis-i Müessisan” (kurucu meclis) in Ankara’da toplanmasını arzu ediyordu. Bu durum tartışıldıktan sonra kurucu meclis ifadesi bırakılıp “Salahiyet-i Fevkaladeye Mahsus Meclis” yani “Olağanüstü Yetkilere Sahip Meclis” olarak toplanması kararlaştırıldı. 19 Mart 1920 günü Anadolu ve Trakya’daki bütün sancaklara, kolordulara, kaza ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine hitaben 12 maddelik bir genelge yayınlayan Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da toplanması düşünülen meclisle ilgili hususları açıklamıştır. Buna göre Olağanüstü Yetkilerle Ankara’da toplanacak olan Büyük Millet Meclisi, İstanbul’dan katılacak olan mebuslar, yeni seçilecek olan mebusların da iştirakiyle çalışmalara başlayacak, İstanbul işgal edildiğinden ve hükumetin eli kolu bağlı kaldığından bir şey yapamadığı için bu olağanüstü durumda ülkenin yönetimine millet adına el kayacaktı. Seçimler Osmanlı Kanun-ı Esasisi seçim kurallarına göre yapılmış, her delege mazbatasını alarak Ankara’ya gelmiştir. Toplamda 66 sancak ve vilayet dikkate alındığında her vilayetten 5 mebus katılması hesap edilerek 337 mebusun bu yeni meclise katılması bekleniyordu. (Bu vilayetler içinde Yemen, Trablus, Basra, Hicaz, Medine, Mekke, Halep, Beyrut vs. de bulunuyordu)

Ankara’da bu hareketliliği gören İngilizler Sultan Vahdettin’e baskı yaparak Salih Paşa kabinesini iktidardan düşürdüler. Yerine Sultan Vahdettin’in eniştesi ve İngiliz yanlısı siyaseti ile meşhur olan Damat Ferit Paşa dördüncü hükumetini kurmuş oldu. Damat Ferid iktidara geldiği gün (5 Nisan 1920) Anadolu hareketini bir isyan hareketi olarak yorumlayan ve bastırılması talimatını içeren padişah iradesini alarak göreve başladı. Sultan Vahdettin 11 Nisan 1920 tarihinde Meclis-i Mebusan’ı tamamen fesh ettiğini yani kapattığını ilan edip, bütün otoriteyi kendine bağladığını ilan etti. Bu aslında Kanun-ı Esasi hükümlerine de aykırı bir husustu. Sultanın meclisi fesh etme yetkisi 1908 Meşrutiyet anayasasıyla kaldırılmıştı. Bu durum Ankara’daki meclis çalışmalarına da meşru bir zemin oluşturmuştur.

11 Nisan 1920 tarihinde Damat Ferid Paşa hükumeti, dönemin şeyhülislamı Dürrizade Abdullah Efendi imzasıyla “Anadolu hareketini ve Mustafa Kemal ve etrafındakilerin Halife-Sultan’a başkaldırı hareketinde bulundukları ve dolayısıyla isyan ettiklerini, bununu İslamiyete de aykırı bir husus olduğunu içeren, düpedüz eşkıyalık olduğunu belirten fetvaları yayımlatıp, İngiliz ve Yunan uçaklarıyla ülkenin her tarafına dağıtılmasını sağladı. İngilizlerin desteğiyle Kuva-yı milliyeyi bastırmak için Ahmet Anzavur Marmara bölgesinde kargaşa çıkartı, yer yer isyanlar ortaya çıktı. Bu isyanlar kuva-yı milliye müfrezeleriyle dağıtılmaya çalışıldı. İngilizler ve Damat Ferit hükumeti Mustafa Kemal Paşa ve kuvayı milliye hareketini dinsizlik olarak yayıp, kamuoyunun desteğini tamamen bertaraf etmek istediler ancak bu tutmadı. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti de Ankara müftüsü Rifat Börekçi ve 150 Anadolu müftüsünün imzasıyla karşı fetvayı yayımlamak zorunda kaldı. 16 Nisan 1920 tarihli bu fetvada İstanbul’un işgal edildiği ve İstanbul’daki idarenin (Sultan ve hükumetin) İngilizlerin elinde esir bulunduğundan verdiklerini hükümlerin İslam dinine aykırı olduğu, esir bir halifenin hükmünün geçersiz olacağı belirtilerek, Damat Ferit ve kabinesinin ihanet içinde oldukları belirtildi. Anadolu bu fetva ile psikolojik harbi büyük ölçüde kazanmış oldu.

Ankara’da TBMM’nin 22 Nisan 1920 Perşembe günü açılması düşünülmüştü. Ancak bu fetva savaşı üzerine kamuoyunun desteğini daha çok almak söz konusu olunda 23 Nisan Cuma günü açılması karara bağlandı. Mustafa Kemal Paşa 21 Nisan 1920 günü bütün vilayet, sancak, mutasarrıflık, kaza ve kolordulara gönderdiği telgrafında Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 1920 Cuma günü Cuma namazının Hacı Bayram Camiinde topluca kılındıktan sonra, sancak-ı şerifin çıkarılıp onun etrafından toplanılacağını, askeri-sivil bir törenin icra edileceğini, hatipler indirilip, buhari-i şerifler okunacağını, Kur’an-ı Kerim’in nurundan istifade edilip, meclis binası önünde dualar edilip kurbanlar kesildikten sonra meclisin açılacağını duyurdu.

23 Nisan 1920 Cuma günü bütün Ankaralıların coşkulu karşılamaları ile Büyük Millet Meclisi, eski İttihat Terakki Kulübü olarak inşa edilen binada toplandı. İlk meclise 120 kadar mebus katıldı. Bunların 88-90 kadarı İstanbul’dan gelen diğerleri de yeni seçilenlerdi. Mebuslar Ankara’’daki hanlarda ve Muallim Mektebinde ikamet ettiler.

Meclisin açılışı, temsili resim.

En yaşlı üye Sinop mebusu Şerif Bey (1845 doğumlu)’in açış konuşmasıyla meclis saat 14:00’de açıldı. Şerif Bey, Türk Milletinin sesini cihana duyurmak üzere “Büyük Millet Meclisini küşad ediyorum” diyerek konuşmasını bitirdi.

24 Nisan 1920 günü Mustafa Kemal Paşa, saat 10:00’dan itibaren saat 14:00’e kadar Mütareke döneminden meclisin açılışına kadar uzanan süreçte yaşananları ayrıntılı olarak meclise anlattı. O gün meclis başkanlık seçimi yapıldı. Mustafa Kemal Paşa 110 oyla meclis başkanı, Celalettin Arif Bey 109 oyla başkan yardımcısı, Hacıbektaş Şeyhi Celaleddin Efendi ile Mevlana Dergahı şeyhi Abdülhalim Çelebi başkan vekili seçildi. Sonra başkanlık divanı ve encümen seçimleri yapılarak o günkü oturum tamamlandı.

25 Nisan günü encümenlerin oluşturduğu geçici hükumet göreve başladı, 11 Encümen (bakanlık altyapısını oluşturan heyet) halinde çalışmalara başlandı.

Ardından ilk hükumetin teşkili gündeme geldi. 2-3 Mayıs 1920’de hükumet icraata geçmiş oldu. İlk kanunlar çıkarılmaya başlandı.

TBMM olağanüstü bir dönemde Türk milleti adına yönetimi ele aldığından, idarenin pratik olmasının da bir yerde sağlanması amacına yönelik olarak yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplamıştı. Meclis, 1920 yılında çıkan kanunlardan sonra kendi anayasasını hazırlayıp 20 Ocak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu olarak anayasal bir devlet olma yolunda önemli bir faaliyeti de gerçekleştirmiş oldu.

Mustafa Kemal Paşa entelektüel bir lider olarak meclisin işlevini ve temsil gücünü biliyor. Bunu nasıl kullandı

TBMM başkanı olduktan sonra Mustafa Kemal Paşa yaptığı bütün açıklamalarında çıkan kanun ve kararnamelerin millet iradesine dayandırılması konusunda son derece hassas davrandı. Dönemin gazetecilerinden Yunus Nadi’ye “…Ben bilakis her kerameti meclisten bekleyenlerdenim. Bir devre yetiştik ki, onda her şey meşru olmalıdır. Millet işlerinde meşruiyet, (kanuni) ancak millî kararlara istinad etmekle, milletin temayülatı umumiyesine (genel beklentilerine) tercüman olmakla hasıl olur” derken, her şeyin millî iradeye dayandırılması gerçeğine vurgu yapmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, Sultan II. Abdülhamit dönemi askeri mekteplerinde Türkçülük fikriyle yetişmiş, okuyan, okuduğunu irdeleyen, sorgulayan entelektülel bir şahsiyetti. Osmanlı Devleti’nin sınır vilayetlerinden birinde doğmuş olması, onun yetişmesini, karakterini önemli ölçüde şekillendirmiştir. Devletin pek çok yerinde görev yapmış, oralarda tecrübeler edinmiştir. Şam’a kurmay stajına giderken üç valiz dolusu kitap götürmüş bunları akşamları çadırında kandil ışığında okumuş, kendini yetiştirmiş bir subaydır. Sıradan bir subay değildir. O yıllarda cumhuriyetçi fikirlere sahip olduğu yakınları tarafından ifade edilir. Yabancı dile hakim olması yabancı kaynaklara da ulaşmasını mümkün kılmıştır. Tarafımızdan oluşturulan bir komisyon marifetiyle Genelkurmay ATASE Başkanlığınca yayına hazırlanan 12 ciltlik “Atatürk’ün Not Defterleri”nde Mustafa Kemal’in bu entelektüel yönünü görmek mümkündür.

Kendini fikri anlamda demokrat bir kişilik olarak yetiştirmeye gayret eden ve öyle tarif eden Mustafa Kemal, Türklerin tarihen ve karakter olarak demokrat bir kimliğe sahip olduklarını da vurgulamaktadır. TBMM kuruluşundan sonra da bu konuda hassas davranmış; her kararı çoğunluğa yani millete dayandırma konusunda hiçbir zaman taviz vermemiştir. Kanunların verdiği yetkileri de, millet adına sonuna kadar ve de kararlılıkla kullanmaktan çekinmemiştir.

Türkiye’de demokrasinin geliştirilmesinde TBMM son derece etkili bir kurumsal yapı olmuştur. Kuruluş aşamasındaki demokratik yapıyı günümüzle kıyaslamak popülist tarihçilerin ve meseleyi anlayamayanların yorumu veya işi olabilir. Biz ona itibar etmiyoruz. Türk demokrasisinin gelişmesi için çok partili hayata geçiş zaruretini görecek, bu mümkün olmayınca parti içi muhalefeti işletmeye gayret edecektir. Ancak, cumhuriyetin kuruluş sürecinde rejimin oturtulması yönündeki bir takım endişeleri de akıldan uzak tutmamak gerekir.

Mustafa Kemal Paşa, Birinci TBMM’nin kozmopolit yapısı içinde o meclisi hakkaniyetle idare edip, Türk İstiklal Mücadelesini bu meclisin desteğiyle zaferle sonuçlandırmasını bilmiştir. Zamanında mecliste diktatörce davrandığı, başına buyruk kararlar aldırdığı eleştirilerine pek takılmadan, meşru zeminde hareketi her zaman kendine ilke edinmiştir. Çarıklı, sarıklı, kalpaklı, fötr şapkalı, cübbeli, setreli, İslamcı, Türkçü, Batıcı, Osmanlıcı ve Sosyalist fikirlere, görüntü ve görüşlere sahip mebuslarda kurulu meclisin tamamına yakınının oyuyla başkanlığa seçildiği gibi, yine bu meclisin tamamına yakınının oyuyla 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık kanunuyla yetkilendirilmiştir. Başkomutan olduktan sonra da meclisin meşruluğundan hiçbir zaman vaz geçmemiş, alınan bütün kararları meclise dayandırmaya gayret etmiştir. Meclis iradesinin ülkenin her yerinde hakim kılınması çabasında olan Mustafa Kemal Paşa ve ekibi, Türk İstiklal Mücadelesinden sonra Lozan Barış Konferansının imzalanmasını takiben Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunu gerçekleştirmiştir.

Hocam yeni eseriniz yayınlandı. Tebrik ederiz. Eserinizin içeriği hakkında kısaca bahseder misiniz

Teşekkür ederim. Yeni kitabımız röportajın başında da ifade ettiğim gibi Yeditepe Yayınevi tarafından “Mütareke ve İşgalden Millî Mücaadele’ye Mustafa Kemal Paşa” adıyla Nisan ayı başında yayımlanmıştır. Yayınevi sorumlusu Mustafa Karagüllüoğlu ve editöryal ekibi de kutlarım, Milli Mücadelenin 100. Yılı kapsamında böyle bir güzel bir çalışmayı yayınladıkları için.

zekeriya türkmen

Biz bu kitabımızda Milli Mücadele hareketinin tartışmasız önderi olan Mustafa Kemal Paşa’nın Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası Osmanlı Genelkurmay tarafından İstanbul’a çağrılması ve İstanbul’da gerçekleştirdiği bir dizi faaliyetler, Üçler misakına uzanan süreçte yaşananlar, ordu müfettişlik teşkilatının kurulması, Samsun’a çıkışı ve sonrasındaki gelişmeler, ordunun ayakta tutularak Milli Mücadele hareketinin alt yapısının hazırlanması yönündeki çabalar, Anadolu ile İstanbul hükumetleri arasındaki gelişmeler, Mustafa Kemal Paşa’nın “sine-i millete dönüşü” yani istifası, Damat Ferit Paşa kabinesi tarafından askerlikten atılması, nişan madalyalarının alınması, Anadolu’nun baskısı üzerine bu kabinenin iktidardan düşmesi, Ali Rıza Paşa kabinesinin Anadolu hareketini muhatap alıp Mustafa Kemal Paşa’ya itibarını iade etmesi, Mustafa Kemal Paşanın Ankara’ya gelişi ve faaliyetleri ile Misak-ı milli kararları ve İstanbul işgaline uzanan süreç ile yeni Meclisini yani TBMM’nin Ankara’da açılmasına varan gelişmeler dönemin arşivleri (Genelkurmay ATASE, Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Cumhuriyet Arşivi, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Arşivi, Gazeteler, Yabancı Arşiv Belgeleri ve Araştırma Eserleri kullanılarak) ve kaynaklarından istifade ile kaleme alınmıştır. Bu yönüyle çalışmamız tamamen belgesel bir çalışmadır. Eserin girişinde gelişmeler romantize edilerek konuya geçiş yapılmıştır. Milli Mücadelenin 100. Yılı kapsamında yayına hazırladığımız bu eserin, Yakındönem Türk Tarihi, Türk İstiklal Harbi Tarihi, Askeri Tarih ve Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi konusunda araştırma yapan akademisyenler ile konuyla ilgilenenlere yararlı, ufuk açıcı olmasını temenni ediyorum. İstiklal Harbini yöneten ve haklı olarak “Gazi” sıfatını kazanan Türkiye Büyük Millet Meclisimizin 100. Yılında bunun çatısı altında görev yapmış ve Türkiye Devletinin kuruluşunda emeği geçmiş olan bütün kahramanlara minnet ve şükranlarımı ifade ediyorum. Milli Mücadelemizin 100. Yılı kutlu olsun.

Teşekkür eder, şahsınızda değerli okuyucuları sevgi ve saygıyla selamlarım.

Biz teşekkür ederiz hocam

Cevaplayan Hakkında
Zekeriya Türkmen

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde tam zamanlı, Milli Savunma Üniversitesine bağlı ATASAREN ve Kara Harp Enstitüsünde de yarı zamanlı olarak görev yapıyor. Çalışma alanları ağırlıklı olarak Yakın Çağ Türk Tarihi, Asker Tarih, Asker Teşkilat Tarihi, Birinci Dünya Savaşı, Türk İstiklal Harbi ve Atatürk dönemiyle ilgilidir. Bu konularla ilgili olarak yayımlanmış 20 kitabı ve 150'ye yakın makalesi bulunmaktadır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
DİĞER RÖPORTAJLAR
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun