Tarih Boyunca Verem Hastalığına Yenik Düşen Bazı Ünlü İsimler

DİĞERLERİ
Fatih Sultan Mehmet’in Sanata Kazandırdıkları
Fatih Sultan Mehmet’in Sanata Kazandırdıkları

Osmanlı padişahları içinde sanata yakınlığı ile de bilinen Fatih, tahta kaldığı süre boyunca yalnız fetihleri ile değil sanata ve sanatçıya verdiği değerler ile de çok konuşuldu. İstanbul’u fethettikten sonra imar çalışmalarıyla birlikte pek çok alimi ve sanatkarı İstanbul’da bir araya getirmeye çalıştı ve Topkapı Sarayı çok önemli resim faaliyetlerine zemin hazırladı. Yerleşik bir nakkaşhane kurduran II. Mehmet, artık düzenli ve seri resimlerin ortaya çıkmasını sağladı. Bu nakkaşhaneden çıkan eserler geleneksel ikonografik yaklaşımlarım dışında içinde yenilikleri barındıran örnekleri oluşturdu. Fatih’in en büyük başarısı portre resimlemeciliğine Batı anlayışını kazandırmış olmasıdır. Açık fikirli bir kişi olduğu için Batı resmine ilgi göstererek sarayında Gentile Bellini, Constanza da Ferrera gibi ünlü İtalyan sanatçıları ağırladı. Bellini bu arada Fatih Sultan Mehmet’in büyük ün kazanan portresini, Avrupa’ya dağıtılmak üzere Fatih’in madalyonlarını meydana getirdi. Onun Batı resmine olan bu yakınlığı baş ressamı Sinan Bey’i de etkiledi ve onu üçüncü boyut üzerine araştırmalara yönlendirdi. Fatih Sultan Mehmet’in Batı resmine olan ilgisi sadece kendi döneminde değil, kendinden sonra tahta geçen oğlu II. Bayezid döneminde de etkisini sürdürdü. Öyle ki oğlu II. Bayezid sanata uzak duran özellikle portre resimlemeciliğinden hoşlanmayan, babasının portrelerini sokakta satarak elden çıkaran bir kişi olsa da Fatih’in izlerini silemedi. Artık Türk resim sanatında üçüncü boyut denemeleri ve ışık-gölge çalışmaları başladı.

Barok Üslubun Osmanlı Yaşayışına İşlendiği Saray: Dolmabahçe Sarayı
Barok Üslubun Osmanlı Yaşayışına İşlendiği Saray: Dolmabahçe Sarayı

İstanbul’un fethinden önce kraliyet ailesinin küçük vadisi adıyla anılan Fındıklı ile Beşiktaş semtleri arasında yer alan bu koy, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmek için gerçekleştirdiği, gemileri Haliç’e indirme planın bu koydan başlaması ve fetih sonrasında da birçok Osmanlı padişahının konakladığı, etkinlikler düzenlediği bir alan olarak önemini tarih boyunca devam ettirmiştir. Takriben 16.yy.’dan itibaren yerleşilmeye başlanan bu alanın 19.yy.’a gelene kadar İstanbul’un en ihtişamlı saraylarından birine dönüştürüldüğü ve bu işi saray mimarı olan hassa mimarlarından Garabet Amira Balyan’a devredildiği bilinmektedir. Saray bugün ki halini almadan önce bir hasbahçe etrafında çeşitli köşklerin inşa edildiği ama bundan da önce I. Ahmet ve II. Osman’ın bu alana adını verecek olan deniz kıyısının doldurularak geniş bir kıyı şeridi elde edildi. Dolmabahçe Saray’ı adını bu tarihi geçmişinden alarak, önceleri küçük kasırlar, harem bölümü, tersane, Kavak Sarayları, Valide Sultan Dairesi gibi birbirinden bağımsız birimlerden oluşurken 1775 yılında çıkan bir yangında kısmen harap olması ve ardından III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde tamir ve eklemeler ile yenilenme çalışmaları, en sonunda bugünkü saraya bizi ulaştıran Sultan Abdülmecid’in bu alanı tamamen temizleyerek 1842/56 yıllarında planlı bir şekilde yeniden inşa edilmesi suretiyle oluştu. Sultan Abdülmecid’den önce bu sahil sarayı daimi bir ikametgah yeri olarak gören ilk padişah II. Mahmut olup bu amaçla yanan birimleri tamir ettirerek ve bazı eklemeler ile yenileyerek o güne kadar sayfiye yeri olan sarayın ihtiyaçlara cevap verecek bir konuma getirmiştir. Devletin yeni idari binası olan Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı’ndan bağlarını koparak batılılaşma yolunda toplumu biçimlendiren bir padişahın ışığında yeni bir anlam kazanmıştır. Zira II. Mahmut’un yenilikçi, Batı terbiyesi görmüş bir padişah olması, oğlu Abdülmecid’in tahta geçtikten hemen sonra Avrupa saraylarına benzer bir tarzda plan ve dekor oluşturması normal karşılanmış; sadece kendi tebaasına değil Avrupa’ya da gücünü göstermek istemiştir. Bilindiği üzere kabul edilen sanat ve mimari tarzı kişi ve topluluk yaşayışına direkt tesir etmektedir. Bu bağlamda barok tarzı mimarinin Osmanlı yaşayışına tesir ettiğini söylemek de mümkündür.

Rumeli Fatihi: Gazi Süleyman Paşa
Rumeli Fatihi: Gazi Süleyman Paşa

Osmanlı kuruluş dönemi üzerine yapılan anlatılar ve konular hükümdar-sultan ve uç bölgelerde akınlar yaparak nam salmış gaziler üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle kuruluş döneminde Şehzade profilinin Hükümdar kadar öne çıkmadığı görülse de bazıları bundan istisnadır. Şehzade Süleyman Paşa'nın Osmanlıların Avrupa topraklarına kalıcı olarak ilk defa geçmesini ve tutunmasını sağlaması ve yerleştiği Gelibolu bölgesini yurt edinmek için iskan politikasına girmesi, ayrıca Bizans ile gelişen bazı olaylar neticesinde Gelibolu'dan çıkmamak için direnmesi nedeniyle onun Avrupa'ya yapılacak akınlarda bölgeyi üs olarak kullanılmayı daha baştan arzu ettiğini düşündürterek kendisini istisna şehzadeler arasına yazdırmıştır. Ayrıca cesur bir savaşçı olması yanında siyasi yönünü de bu iskan politikalarıyla vurgulayan Süleyman Paşa'nın başarısını Halil İnalcık İstanbul'un fethi kadar değerli olay addederek böyle olmasaydı Osmanlı'nın Anadolu'da sıkışmış bir beylikten farkı olmayacağını ve Viyana önlerine kadar gidilemeyeceğini ifade eder. Gazi Süleyman Paşa gerek kuruluş anlatılarının hükümdar özelinde yoğunlaşması gerekse dönemi aydınlatan kaynakların azlığı sebebiyle geri planda kalmış ve araştırmacıların yeni çalışmaları ile 6 asır hüküm sürmüş hanedanı Avrupa'ya çıkaran ilk yönetici olarak üzerindeki önemin anlaşıldığı görülmektedir. Bu çalışma bu kaynak azlığı içerisinde Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye çıkış ve yerleşme serüvenini ele almaya çalışacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun