Osmanlı'nın Şair Padişahları

DİĞERLERİ
Rumeli Fatihi: Gazi Süleyman Paşa
Rumeli Fatihi: Gazi Süleyman Paşa

Osmanlı kuruluş dönemi üzerine yapılan anlatılar ve konular hükümdar-sultan ve uç bölgelerde akınlar yaparak nam salmış gaziler üzerine yoğunlaşmaktadır. Özellikle kuruluş döneminde Şehzade profilinin Hükümdar kadar öne çıkmadığı görülse de bazıları bundan istisnadır. Şehzade Süleyman Paşa'nın Osmanlıların Avrupa topraklarına kalıcı olarak ilk defa geçmesini ve tutunmasını sağlaması ve yerleştiği Gelibolu bölgesini yurt edinmek için iskan politikasına girmesi, ayrıca Bizans ile gelişen bazı olaylar neticesinde Gelibolu'dan çıkmamak için direnmesi nedeniyle onun Avrupa'ya yapılacak akınlarda bölgeyi üs olarak kullanılmayı daha baştan arzu ettiğini düşündürterek kendisini istisna şehzadeler arasına yazdırmıştır. Ayrıca cesur bir savaşçı olması yanında siyasi yönünü de bu iskan politikalarıyla vurgulayan Süleyman Paşa'nın başarısını Halil İnalcık İstanbul'un fethi kadar değerli olay addederek böyle olmasaydı Osmanlı'nın Anadolu'da sıkışmış bir beylikten farkı olmayacağını ve Viyana önlerine kadar gidilemeyeceğini ifade eder. Gazi Süleyman Paşa gerek kuruluş anlatılarının hükümdar özelinde yoğunlaşması gerekse dönemi aydınlatan kaynakların azlığı sebebiyle geri planda kalmış ve araştırmacıların yeni çalışmaları ile 6 asır hüküm sürmüş hanedanı Avrupa'ya çıkaran ilk yönetici olarak üzerindeki önemin anlaşıldığı görülmektedir. Bu çalışma bu kaynak azlığı içerisinde Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye çıkış ve yerleşme serüvenini ele almaya çalışacaktır.

Mısır Piramitlerinin Bilinmeyen Yönleri
Mısır Piramitlerinin Bilinmeyen Yönleri

İ.Ö 3000 yılına dayanan tarihi geçmişi ile Mısır, ulaştıkları medeniyetle bugün bile bizi etkilemeye devam ediyor. İlkçağ medeniyetlerine göre tıp, geometri, sanat, astronomi ve din gibi pek çok alanda ileri bir seviyede olan Mısır inşa ettikleri piramitleri ile bu durumu bize kanıtlıyor. Peki ‘piramit’ adı nereden geliyor? Osmanlı kaynaklarında piramitler, ‘Yusuf Ambarları’ olarak isimlendirilmektedir. Bunun nedeni Yusuf peygamber Firavun’un emri ile devletin mali işlerinden sorumlu tutulduğu zaman, Mısır’ın bolluk döneminde devasa boyutlarda ambarlar inşa ettirdi ve tüm hububatı bu ambarlarda saklayarak kıtlık döneminde halkın açlıktan kırılmasını önledi. Buradan yola çıkarak tarihte Yusuf Ambarı olarak anılırken bugün yabancıların literatüründen öğrendiğimiz piramit adıyla tanımlıyoruz. Yabancı sömürgeciler tarafından verilen piramit, sfenks, obelisk gibi pek çok tabir sanki tarihte de böyleymiş gibi kabul edilmiştir; oysa ki o topraklarda İngilizler 1 asır Osmanlı ise 4 asır kalmıştır. İnsan eliyle inşa edilen piramitlerin yapımına gelecek olursak, bir mühendislik harikasına şahit oluruz. Mısır’ın en meşhur piramitleri olan Gize piramitlerinin (Keops, Kefren, Mikerinos) her birinin köşesi bir diğerine tutturularak çizildiğinde ortaya pürüzsüz bir çizgi çıkacağı gibi güneşin hareketleri ile de büyük bir bağlantısı vardır. Güneş ışınlarının piramitlerin içinde oluşturduğu atmosfer ile hiçbir cesedin içeride çürümesi, ekmeğin küflenmesi ve hububatın güvelenmesi mümkün değildir. Bu dünyanın 7 harikasından biri olan piramitler peki nasıl inşa edildi? Bugünün teknolojisinden uzak olan Mısır, insan gücünü kullandı. 1926 yılında Gize Piramitlerinin yakınında bulunan bir işçi mezarlığındaki cesetler incelendiğinde neredeyse tüm sorularımız cevaplandı. Bu nekropoldeki cesetlerin her birinin iskelet sistemlerinin bozuk olduğu ve hemen hemen hepsinin 40 yaşına dahi gelemeden öldükleri anlaşıldı. Kölelerin Mısır’da hiçbir değerinin olmadığı, 15 yaşına gelen birçok çocuğun bu zorlu şartlar altında sadece mercimek lapasıyla beslenerek çalıştığı ve bu uğurda öldüğü ortadadır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun