Fotoğrafın Öyküsü; Muhammed Ali ve Saddam Hüseyin

DİĞERLERİ
9 Maddede Yıldız Sarayı
9 Maddede Yıldız Sarayı

İstanbul’un Beşiktaş semtinde tepelik bir alana konumlandırılan Yıldız Sarayı, 17. yüzyılda başlayan yerleşim olma sürecini 19. yüzyılda tamamlayarak mevcut şekline ulaştı. Farklı dönemlerde inşa edilmiş köşk ve kasırları II. Abdülhamid’in daimi ikametgâh alanı yapmasıyla birlikte alan saray kompleksine dönüştürülmüştür. Buradaki ilk yapılanma örnekleri IV. Murat’ın kızı Kaya Sultan ile eşinin yaptırdığı yalı, III. Selim tarafından inşa edilen bir kasır, ardından babası III. Mustafa için yapılan bir çeşme ve günümüze ulaşmayan II. Mahmut’un inşa ettirdiği köşk sayılabilir. Sultan Abdülmecid’in var olan yapıları yıktırarak annesi adına yaptırdığı Kasr-ı Dilküşa, bugün Valide Sultan Köşkü adıyla anılmakta, Sultan Abdülaziz zamanında ise inşa edilen Mabeyn Köşkü, Çit Kasrı, Malta ve Çadır Köşkleri bir saray yapılanmasının ilk güzel örneklerini oluşturmaktadır. II. Abdülhamid’in Dolmabahçe Sarayı’ndan ayrılarak buraya yerleşme kararı, burada yaşayan insan sayısını arttırmış ve yaklaşık olarak on iki bin kişiye çıkartmış; Küçük Mabeyn Köşkü, Harem Binaları, Cariyeler Dairesi, Kızlarağası Köşkü, Şale Köşkü, Yıldız Camii, Tiyatro, Marangozhane, Eczane, Tamirhane, Kilithane, Çini Atölyesi, Kütüphane, Şehzade Köşkleri ve zamanla halka açılan parkı yani hasbahçesiyle Geç Osmanlı Tarihi’nin gözde yapılarından biri olmuştur.

Mısır Piramitlerinin Bilinmeyen Yönleri
Mısır Piramitlerinin Bilinmeyen Yönleri

İ.Ö 3000 yılına dayanan tarihi geçmişi ile Mısır, ulaştıkları medeniyetle bugün bile bizi etkilemeye devam ediyor. İlkçağ medeniyetlerine göre tıp, geometri, sanat, astronomi ve din gibi pek çok alanda ileri bir seviyede olan Mısır inşa ettikleri piramitleri ile bu durumu bize kanıtlıyor. Peki ‘piramit’ adı nereden geliyor? Osmanlı kaynaklarında piramitler, ‘Yusuf Ambarları’ olarak isimlendirilmektedir. Bunun nedeni Yusuf peygamber Firavun’un emri ile devletin mali işlerinden sorumlu tutulduğu zaman, Mısır’ın bolluk döneminde devasa boyutlarda ambarlar inşa ettirdi ve tüm hububatı bu ambarlarda saklayarak kıtlık döneminde halkın açlıktan kırılmasını önledi. Buradan yola çıkarak tarihte Yusuf Ambarı olarak anılırken bugün yabancıların literatüründen öğrendiğimiz piramit adıyla tanımlıyoruz. Yabancı sömürgeciler tarafından verilen piramit, sfenks, obelisk gibi pek çok tabir sanki tarihte de böyleymiş gibi kabul edilmiştir; oysa ki o topraklarda İngilizler 1 asır Osmanlı ise 4 asır kalmıştır. İnsan eliyle inşa edilen piramitlerin yapımına gelecek olursak, bir mühendislik harikasına şahit oluruz. Mısır’ın en meşhur piramitleri olan Gize piramitlerinin (Keops, Kefren, Mikerinos) her birinin köşesi bir diğerine tutturularak çizildiğinde ortaya pürüzsüz bir çizgi çıkacağı gibi güneşin hareketleri ile de büyük bir bağlantısı vardır. Güneş ışınlarının piramitlerin içinde oluşturduğu atmosfer ile hiçbir cesedin içeride çürümesi, ekmeğin küflenmesi ve hububatın güvelenmesi mümkün değildir. Bu dünyanın 7 harikasından biri olan piramitler peki nasıl inşa edildi? Bugünün teknolojisinden uzak olan Mısır, insan gücünü kullandı. 1926 yılında Gize Piramitlerinin yakınında bulunan bir işçi mezarlığındaki cesetler incelendiğinde neredeyse tüm sorularımız cevaplandı. Bu nekropoldeki cesetlerin her birinin iskelet sistemlerinin bozuk olduğu ve hemen hemen hepsinin 40 yaşına dahi gelemeden öldükleri anlaşıldı. Kölelerin Mısır’da hiçbir değerinin olmadığı, 15 yaşına gelen birçok çocuğun bu zorlu şartlar altında sadece mercimek lapasıyla beslenerek çalıştığı ve bu uğurda öldüğü ortadadır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun