Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi Mimaride Süsleme

DİĞERLERİ
İngiliz Mimar Thomas Allom'un Renkli Gravürleriyle Osmanlı İstanbul'u
İngiliz Mimar Thomas Allom'un Renkli Gravürleriyle Osmanlı İstanbul'u

Osmanlı topraklarında ve özellikle de İstanbul'da çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen seyyahlar bulunuyordu. 18.yüzyıl itibariyle seyyah akınına uğrayan İstanbul hakkında o dönemde yazılmış bir çok anı kitabı, resim çizimleri, şiirler bulunuyor. Bunlardan birisi de 1804 yılında Londra'da doğan İngiliz mimar-ressam Thomas Allom'dur. Sultan II. Mahmut'un son dönemlerine denk gelen, 1830'ların sonunda İstanbul'u ve çevresini resimlediği gravürlerle tanınan Allom, bu seyyahlardan sadece birisidir. Allom’un İngiltere, Fransa, Belçika gibi Avrupa ülkelerinin dışında Çin’e dair resimleri de vardır. 20. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin bazı yerlerini dolaşan ve bu arada İstanbul’da uzunca bir süre kalan ressam pek çok desen yapmış ve bunlar çelik gravür olarak ünlü İngiliz hakkâkları tarafından işlenip İstanbul’da İngiliz elçiliği rahibi Robert Walsh’ın kaleme aldığı açıklamalı bir metinle birlikte Constantinople and the Scenery of The Seven Churches of Asia Minor (İstanbul ve Küçük Asya’nın yedi kilisesinden manzaralar) adıyla iki cilt halinde Londra’da yayımlandı. Thomas Allom'un bu muhteşem gravürleri 2013 yılında Denizler Kitabevi tarafından "Constantinople and it's Environs" ismiyle tıpkıbasım olarak yayımlandı. İstanbul'un yaklaşık 200 yıl eskiye dayanan resimlerinin bulunduğu bu arşiv'de ilginç manzaralar, Osmanlı sosyal hayatına ait resimler ile eşsiz manzaralar sunuyor. Thomas Allom'un bu eserinde bulunan 96 orjinal gravürden İstanbul'u gösteren 10 gravürü Beyaz Tarih okurları için derledik;

Barok Üslubun Osmanlı Yaşayışına İşlendiği Saray: Dolmabahçe Sarayı
Barok Üslubun Osmanlı Yaşayışına İşlendiği Saray: Dolmabahçe Sarayı

İstanbul’un fethinden önce kraliyet ailesinin küçük vadisi adıyla anılan Fındıklı ile Beşiktaş semtleri arasında yer alan bu koy, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmek için gerçekleştirdiği, gemileri Haliç’e indirme planın bu koydan başlaması ve fetih sonrasında da birçok Osmanlı padişahının konakladığı, etkinlikler düzenlediği bir alan olarak önemini tarih boyunca devam ettirmiştir. Takriben 16.yy.’dan itibaren yerleşilmeye başlanan bu alanın 19.yy.’a gelene kadar İstanbul’un en ihtişamlı saraylarından birine dönüştürüldüğü ve bu işi saray mimarı olan hassa mimarlarından Garabet Amira Balyan’a devredildiği bilinmektedir. Saray bugün ki halini almadan önce bir hasbahçe etrafında çeşitli köşklerin inşa edildiği ama bundan da önce I. Ahmet ve II. Osman’ın bu alana adını verecek olan deniz kıyısının doldurularak geniş bir kıyı şeridi elde edildi. Dolmabahçe Saray’ı adını bu tarihi geçmişinden alarak, önceleri küçük kasırlar, harem bölümü, tersane, Kavak Sarayları, Valide Sultan Dairesi gibi birbirinden bağımsız birimlerden oluşurken 1775 yılında çıkan bir yangında kısmen harap olması ve ardından III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde tamir ve eklemeler ile yenilenme çalışmaları, en sonunda bugünkü saraya bizi ulaştıran Sultan Abdülmecid’in bu alanı tamamen temizleyerek 1842/56 yıllarında planlı bir şekilde yeniden inşa edilmesi suretiyle oluştu. Sultan Abdülmecid’den önce bu sahil sarayı daimi bir ikametgah yeri olarak gören ilk padişah II. Mahmut olup bu amaçla yanan birimleri tamir ettirerek ve bazı eklemeler ile yenileyerek o güne kadar sayfiye yeri olan sarayın ihtiyaçlara cevap verecek bir konuma getirmiştir. Devletin yeni idari binası olan Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı’ndan bağlarını koparak batılılaşma yolunda toplumu biçimlendiren bir padişahın ışığında yeni bir anlam kazanmıştır. Zira II. Mahmut’un yenilikçi, Batı terbiyesi görmüş bir padişah olması, oğlu Abdülmecid’in tahta geçtikten hemen sonra Avrupa saraylarına benzer bir tarzda plan ve dekor oluşturması normal karşılanmış; sadece kendi tebaasına değil Avrupa’ya da gücünü göstermek istemiştir. Bilindiği üzere kabul edilen sanat ve mimari tarzı kişi ve topluluk yaşayışına direkt tesir etmektedir. Bu bağlamda barok tarzı mimarinin Osmanlı yaşayışına tesir ettiğini söylemek de mümkündür.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun