Yavuz’un Çamurlu Kaftanı: Vasiyet mi Gelenek mi?

Yavuz’un Çamurlu Kaftanı: Vasiyet mi Gelenek mi?

Yaygın rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Eylül 1517’de zamanın Anadolu Kazaskeri Kemalpaşazâde ile at üstünde Mısır’dan dönerken Kemalpaşazâde’nin atının ayağından Padişah’ın giyimine çamur sıçradı ve Sultan Selim bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamuru övünç sayarak bu kaftanın öldüğünde sandukası üzerine örtülmesini emretti. Ancak bu vasiyet rivayeti 19. yüzyıldan geriye gitmiyor, 16. yüzyıl sonunda kaleme alınan şair tezkirelerinde ise öykü Yavuz’un daha hiddetli olduğu bir tarzda anlatılıyor. Üstelik bu anlatımda herhangi bir vasiyet bahsi de bulunmamakta.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Günümüzde Fatih/Yavuzselim semtindeki türbesinde, bir camekân içinde I. Selim’in kaftanı sergileniyor. Bu kaftanın Mısır Seferi dönüşü Kemalpaşazâde’nin atının ayağından sıçrayan çamurla kirlendiğine ve Sultan tarafından sandukası üzerine örtülmesinin vasiyet edildiğine neredeyse eminizdir. Ancak bu bilgi, Kemalpaşazâde’nin 1527 civarında tamamladığı Tevârîh-i Âl-i Osman (Osmanlı Hanedanı Tarihleri) isimli eserinden -Mısır Seferi bölümü kayıp ya da hiç yazılmamış olduğu için- ne yazık ki doğrulanamıyor.

yavuz
Solda: Kemalpaşazâde Şemseddin Ahmed (Âşık Çelebi, Meşairü’ş-şuarâ, Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Tarih, no. 772). Sağda: Yavuz Mısır’da (Lokman, Hünernâme I, resimleyen Osman, TSMK, H. 1523).

Vasiyet rivayetinin en yakın ve bilindik yazılı kaynağı 1916 tarihinde Şeyhülislâmlık tarafından yayımlanan İlmiyye Salnâmesi. Rivayeti kabul eden ve toplumsal belleği bu yönde etkileyen pek çok önemli yayın* buraya atıf yapıyor. Bu hâliyle rivayeti 1877-78 tarihine kadar taşıyan, erişebildiğim en eski kaynak; Mustafa Nûri Paşa’nın Netâyicü’l Vukûat adlı eseri. Sırasıyla bu iki eserden ilgili kısımları günümüz Türkçesine yaklaştırarak aktarıyorum:

Mustafa Nûri Paşa, Netâyicü’l-vukûât, c. I, 1877-78:

[Yunus Paşa’nın öldürülmesinden sonra Yavuz] Anadolu kazaskeri bulunan Kemalpaşazâde’yi yanına çağırıp sohbet ederek yola devam eyledi. Kemalpaşazâde’nin atı nasılsa bir su birikintisine basarak serpintisi Sultan Selim’i baştan ayağa kadar çamura gark eylediğinden Kemalpaşazâde Efendi endişeye düşünce [Padişah], “Ulema atı ayağından üzerime sıçrayan çamur bâis-i fahr ve mübâhâtimdir [övüncümdür], ölümümden sonra sandukam üzerine örtsünler” diye feracesini çıkarıp hıfzettirdi ve bu muamele ile kadirbilirliğini âleme bildirdi. Bu ferace elan sandukaları üzerinde durur.(93)

İlmiyye Salnâmesi, 1916:

[Kemalpaşazâde] Mısır Seferi’nde kahraman Selim’in yanından ayrılmadı. Seferden dönüşte atının ayağından sıçrayan çamurlar Yavuz’un elbisesine geldiğinde Sultan Selim “Ulema ayağından sıçrayan çamurun medâr-ı ziynet ve bâis-i mefharet [süs ve övünç vesilesi] olacağını beyan ederek çamurlu elbisenin vefatından sonra sandukası üzerine konulmasını vasiyet etmiş, İbn Kemal üstünlük derecesini bir kat daha artırmıştır.(346)

yavuz 0.1
İbrahim Hakkı Konyalı tarafından çıkarılan Tarih Hazinesi dergisinin 15 Kasım 1950 tarihli ilk sayısında kaftanın ilk fotoğraflarından biri yayımlanmış, vasiyet anlatısı yaygınlaştırılmıştı.(35)

Hikâyenin tarih açısından daha eski ve muteber sürümünde Yavuz Sultan Selim pek o kadar da dingin görünmez, üzerine çamur sıçratılmasından huzursuz, Kemalpaşazâde ise fazlasıyla tedirgindir, eski bir Abbasi halifesinin âlimlere verdiği kıymet hakkında anlattığı öykü, Sultan’ın öfkesini ancak dağıtabilir, öykünün sonunda şedit sultan biraz yumuşasa da herhangi bir vasiyette bulunmaz. Âşık Çelebi’nin 1568’de yazdığı Meşâirü’ş-şuarâ isimli şair biyografileri kitabına, yüzyılın sonunda ya da 17. yüzyıl başında eklendiği düşünülen rivayeti günümüz diliyle alıyorum:

Yine bir gün Mısır Seferi’nden Anadolu’ya dönüşte emîr-i ahur olan Hain Ahmed Paşa, Hünkâr [Yavuz Sultan Selim] ile yan yana giderken tükürüp bir pare tükürüğü fitne arayan bir dolu tanesi gibi padişahın giysisine gelir. Padişah menzile geldiğinde onu öldürmek ister. Sonra diler ki o yontulmamış adamı bir güzel değneğe çekip yonta! Sonra “Öfkesini yenenler ve insanları affedenler” ayetine uyar. Nedim ve seçkinlerinin şefaatiyle onu azletmekle yetinir. Ertesi gün Molla [Kemalpaşazâde] ile yanaşıp giderken Molla’nın atının toynağından bir parça balçık sıçrar, âşıkların eteği gibi olan padişahın elbisesini çamura bular. Molla o çamurdan dolayı hükümdarın yüzünün aynasında bir belirsizlik okur, can başına sıçrar. Fırsat vermeden, konuyu değiştirerek, neşesi sonlanmadan durumu idare eder. “Söz baskın gelir” sözü gereği der ki:

“Abbasî halifelerinden biri ölmeye yakın vasiyetini vereceği zaman şöyle dedi: ‘Öldüğümde kabrimde bana destek olması için filan sandıkta saklı olan kerpiç parçasını bana yastık ve döşek edin ki o kurtuluş ümidimdir.’ Halife ölünce vasiyetine uyarlar. Bir altın kutuda ıtır kokulu, göz nuru gibi ipek parçalarına sarılı bulurlar. Mezar yastığı edip giderler. Daha sonra sırrını hizmetkârlarından sorarlar. Şu cevap verilir: ‘Halife kendisine gelen ulemanın yolunda biriken çamur ve tozu toplayıp bu taş parçasını yaptırıp kabir uykusunda yastık etmeyi vasiyet kıldı. Çünkü ilim şerefini ve âlimlere uymayı kabir azabından kurtuluş sebebi ve ahirette derecesini yükselten bir yol bildi’ derler.” Bu nasihat verici hikâye ve hile-engîz mesel ile Padişah’ın gazabını giderdi ve nurlu yüzlerini gülümseyerek parlayan muma çevirdi (Fatih Millet Ktp. no. Tarih 447, s. 57a-57b, haz. Filiz Kılıç, 302-303).

Aynı anlatımı 1586’da yine bir şairler biyografisi yazan Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkîretü’ş-şuarâ’sında da buluyoruz (130-131). Ancak böyle bir öyküyü duymuş olsa büyük bir keyifle okurlarına aktaracağından şüphe etmediğim Evliya Çelebi, ne yazık ki bize bu masalsı rivayeti aktarmıyor ve kaftanın varlığından söz açmıyor. Hem de 1630’larda Yavuz Sultan Selim türbesi ve camiinde üç yıl Kur’an ve naat okuyucusu olduğu hâlde. Bize gördüklerini şu kadarcık bildirmiş:

[Yavuz’un] Nur dolu türbesinin önünde yine bir ulu kubbe içinde Şehzâde Sultan Murad, Sultan Mahmud ve Sultan Abdullah b. Süleyman Han vardır, bu şehzadelerin üçü dedeleri Selim Han’ın civarında gömülüdürler. Bunlardan başka Birinci Sultan Selim’de sultan kabri yoktur. Selimî sarığıyla sanki bir yedi başlı ejder gibi pusuda hazır yatar. Allah rahmet eylesin. Bu türbede hakir üç sene cüz okuyucu ve camiinde Kur’an ve naat okuyucusuydum.

Evliya’nın üç yıl yakınında bulunduğu sanduka üzerindeki bir kutuyu fark etmemesi, içindeki kaftanı ve öyküsünü bilmemesi ve bunu anlatmaması onun gibi şevkli bir hikâyeciden beklenebilir miydi? Elbette buna kesin bir yanıt vermek ve muhtemel bir dikkatsizliğinin ya da keyfî bir seçiciliğinin olamayacağını düşünmek mümkün değil.

Gelgelelim Osmanlı kültür tarihinin görsel kaynakları olan minyatürler ve Batılı gezginler tarafından çizilen resimlerle bazı hatıra notları, bize “sanduka/tabut üzerine giysi örtme” durumunun Yavuz’a özgü olmadığını ve bunun saltanat cenazeleri için yaygınlaşmış bir âdet olduğunu söylüyor. Metin And’ın, 1573’te İstanbul’a gelen Le voyage du levant yazarı Philippe du Frense-Canaye’den aktardığına göre; Kanunî’nin yeşil bir örtüyle örtülmüş mermer sandukasının üzerinde hastayken giydiği giysisi bulunuyordu.

yavuz11
1581 tarihli, Seyyid Lokman’a ait Şehnâme-i Selim Han’da Sultan II. Selim’in cenaze töreni. Nakkaş Osman ve Ali’ye atfedilen minyatürde Sultan’ın tabutu üzerinde geleneğe uygun olarak kaftanının serili olduğu görülüyor. Yazma, Topkapı Sarayı Müzesi, III. Ahmed Koleksiyonu, no. 3595’te bulunuyor, ancak bu yaprak oradan koparılarak 1914’te Museum of Fine Arts Boston’a götürülmüş ve burada 14.694 numarasıyla kayıtlı.

yavuz2.3<

Solda: Sultan Süleyman’ın türbesi. Sachsische Landesbibliothek J. 2a. yk. 1582, Dresden. Elçi David Ungnad von Sonnegg’den kopya eden Wehme Zacharias. Ain Turggische Hochzeit başlıklı albüm (Nakleden And, 48). Sağda: II. Selim’in türbesinin içi. Album. Trinity College, Cambridge Yzm O. 17.2 1574. Edwin Hanson Freshfield yazmanın ilk sahibi, bağışçısı (Nakleden And,  53).

Sonuç olarak, Yavuz Sultan Selim’in “ilme ve âlime duyduğu saygıdan ötürü çamurlu kaftanının sandukası üzerine örtülmesini vasiyet ettiği” anlatısı, görünen o ki 19. yüzyıldan geriye gitmiyor. 16. yüzyıl sonu/17. yüzyıl başı rivayetlerinde ise vasiyet yerine Padişah’ın kaftanını kirletmekten mahcup olan Kemalpaşazâde’nin “hile-engiz ve nasihat verici” bir hikâye ile durumu kurtardığı betimleniyor. Görsel kaynaklar ve Batı’dan bir tanık bize sanduka veya tabut üzerine giysi örtülmesinin Osmanlı padişahlarının zaten yaygın bir âdeti olduğunu düşündürüyor, yani böyle bir şey bir vasiyet olmadan da yapılabiliyordu. Üç yıl türbede çalışan Evliya Çelebi’nin bu kaftandan ve olaydan bahsetmemesi, kaftanın o sıralarda Yavuz türbesinde bulunduğu konusunda emniyetimizi sarsabilir, kaftanın bir zamanlar sandukaya umumi âdet üzere konulduğunu ancak yeniden hazineye taşındıktan sonra 17-19. yüzyıllar arasında bir sebepten geri getirildiğini bile düşündürebilir. Elbette şu anki veriler bu gibi sonuçlar için yetersiz, diğer taraftan vasiyet anlatısından şüphe etmemiz için de birkaç geçerli sebebimiz varmış gibi görünüyor.

İslam ülkeleri üzerinde etki yaratmak isteyen Türk politikacılar, kaftanın 2005-2017 arasındaki restorasyonundan sonra Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı nezdinde türbe içindeki yeniden açılışını gerçekleştirmişlerdi (AA), (Yeni Şafak). Görünüşe göre kaftan, tarihî-siyasi simge gücünü koruyor ve “âlimlere verilen kıymet” konusundaki şüphe götürür menkıbe; siyasiler, eğitimciler ve tarihçiler tarafından sorgulanmaksızın anlatılmaya devam ediyor.

Not: Konu hakkında gözden kaçırılmış bir bilgi parçası bütün verileri yeniden düşünmemizi gerektirebilir. Bu sebeple vasiyet rivayetine dair daha eski bir tarihî kaynak biliyorsanız veya konuya dair herhangi bir katkı sunmak isterseniz lütfen emretas.mail@yandex.com adresine yazın.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

*Vasiyet anlatısını 19-20. yüzyıl kaynaklı metinlerden nakleden belli başlı yayınlar: İ. Aydın Yüksel, “Sultan Selim Camii ve Külliyesi”, TDVİA, c. XXXVII, 2009, s. 513-516; M. Ali Yekta Saraç, Şeyhülislam Kemalpaşazade, İstanbul: Şule Yayınları, 1999, s. 32 (Yekta Saraç’ın bir diğer biyografisi Şeyhülislam Kemal Paşazade: hayatı, şahsiyeti, eserleri ve bazı şiirleri, İstanbul: Risale, 1995’te vasiyet anlatısı verilmekle birlikte dipnotta Âşık Çelebi ve Kınalızâde Hasan Çelebi rivayetlerinden söz edilir); Ahmet Uğur, İbn-i Kemal, İzmir: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1987, s. 96-97; Mustafa Fayda, “İbn Kemal’in Hayatı ve Eserleri”, Tokat Valiliği Şeyhülislâm İbn Kemal Araştırma Merkezinin Tertip Ettiği Şeyhülislâm İbn Kemâl Sempozyumu, Tebliğler ve Tartışmalar (Tokat 26-29 Haziran 1985), haz. Hayri Bolay, Bahaeddin Yediyıldız, Mustafa Said Yazıcıoğlu, Ankara: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 1986, s. 56-57; İbn Kemal, Tevârih-i Âl-i Osman, VII. Defter (tenkidli transkripsiyon), haz. Şerrafettin Turan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1957, s. XIV; İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı tarihi kronolojisi, c. II, İstanbul: Türkiye Yayınevi, 1971, s. 45; Ahmet İnanır, İbn Kemal’in fetvaları ışığında Osmanlı’da İslâm hukuku, Yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul: İÜ SBE Temel İslâm Bilimleri, 2008, s. 17-18.

 

Kaynakça

Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-Şu’arâ [İnceleme-Metin], c. I, haz. Filiz Kılıç, İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 2010.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan Yavuz’un kaftanının açılışını gerçekleştirdi”, Yeni Şafak, 17. 04. 2017, https://www.yenisafak.com/video-galeri/gundem/cumhurbaskani-erdogan-yavuzun-kaftaninin-acilisini-gerceklestirdi-2135340, Erişim 14. 06. 2019

Evliya Çelebi b. Derviş Mehmed Zıllî, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi, (Topkapı Sarayı Bağdat 304 yazmasının transkripsiyonu-dizini), I. Kitap,  haz. Orhan Şaik Gökyay, İstanbul: YKY, 1996, s. 143

İbrahim Atis, “Sultan Selim’in Kaftanı”, Tarih Hazinesi, Sayı 1, 15 Kasım 1950, s. 35-37.

İlmiyye Salnâmesi, Meşihat-ı Celîle-i İslâmiyye, İstanbul: Matba-yı Âmire, 1334 (1916).

Kınalı-zade Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şuarâ, haz. İbrahim Kutluk, c. I, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1978.

Mustafa Nûri Paşa, Netâyicü’l-vukûât, c. I, İstanbul: Matbaa-yı Âmire, 1294 (1877-78), s. 93.

Metin And, 16. yüzyılda İstanbul: Kent, saray, günlük yaşam, İstanbul: YKY, 2011.

Nurhan Çorlu, “Yavuz’un vasiyeti kafaları karıştırdı”, Anadolu Ajansı, 10. 02. 2012, https://www.aa.com.tr/tr/arsiv/yavuzun-vasiyeti-kafalari-karistirdi/381711, Erişim 14. 06. 2019

Seyyid Lokman, Şehnâme-i Selim Han, resimleyen Osman ve Ali, TSMK A. 3595’ten koparılan minyatürlü sayfa, Museum of Fine Arts Boston, no. 14.694, https://collections.mfa.org/download/13932, Erişim: 14. 06. 2019

 

DİĞER MAKALELER
Yavuz’un Çamurlu Kaftanı: Vasiyet mi Gelenek mi?
Osmanlı Tarihi
Osmanlı'nın Kuruluşunda Bir Akıncı: Gazi Akça Koca

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti XIII. yüzyılın sonlarında İran Moğollarının baskısı nedeniyle yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, XIV. yüzyılda Anadolu’nun kuzeybatı bölgelerinde kurulan küçük bir uç beyliğidir. Selçuklu-Bizans sınırlarında kurulan bu beylik, kısa bir süre içerisinde Balkanlar’a ve Anadolu’ya egemen olarak, önemli bir dünya gücü hâline gelmiştir. Anadolu Türklüğü’nün XIII ve XIV. yüzyıllardaki siyasî ve içtima yapısına dayalı olarak kurulan bu yeni devletin büyümesinde etkili olan birçok faktörden bahsetmek mümkündür. Beyliğin coğrafi konumu, gaza ve cihat politikasına bağlı faaliyetleri ve hoşgörü politikasının yanı sıra, kuruluş yıllarından itibaren uygulanan başarılı stratejilerin bu büyüme üzerinde olumlu etkileri olmuştur. İşte bu temel stratejilerden birisi de kendinden önceki Anadolu Selçuklu Devleti’nin uyguladığı politikaların takip edilerek, uç bölgelerine Türkmen aşiretlerin yerleştirilmesidir. Kendilerine uç beyleri denilen bu aşiretler, sınırların muhafazasında ve yeni fetihlerin yapılmasında oldukça etkili olmuşlardır. Bunlar kimi zaman orduyla birlikte savaşlara katılırken, kimi zamanlarda ise bir kalenin muhasarasına gidiyorlar, ya da bir şehrin idare ve imarın da bulunuyorlardı. Yine bu uç beyleri harp ve sulh gibi durumlarda ulemanın da katıldığı istişare meclisleri tertip ederek, kararlarını ondan sonra veriyorlardı. Devletin kuruluşunda önemli rolü olan bu uç beylerinden birisi de Gazi Akça Koca’dır. Çalışmada Gazi Akça Koca’nın kimliği ile Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve büyüme aşamasındaki faaliyetleri üzerinde durulmuştur.

Yavuz’un Çamurlu Kaftanı: Vasiyet mi Gelenek mi?
Osmanlı Tarihi
Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun