XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Yaşanan Değişimler

XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Yaşanan Değişimler

18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin geleneksel yönetim yapısına ve dış dünyayla ilişkisine dair tutum değişikliği çerçevesinde bazı ıslahatlar yapılma ihtiyacı 1699 Karlofça ve 1718 Pasarofça antlaşmaları ile ortaya çıktı. Çeşitli siyasi ve sosyal nedenlerden ötürü kaçınılmaz olan bu değişimler silsilesi ise alışılagelmiş devlet yönetim algılarının sınırlarını aşarak gerek iç siyasette gerekse de dış politikadaki ilişkilerde farklı uygulamaların oluşmasını sağladı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı Devleti, XIII. yüzyılın sonlarında İran Moğollarının baskısı ile yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra, XIV. yüzyılda Anadolu’nun kuzeybatısında Selçuklu-Bizans sınırlarında kurulan küçük bir beylik olarak ortaya çıktı. Ancak zaman içerisinde büyüyen ve genişleyen bu beylik, XV. yüzyılın ortalarında büyük bir imparatorluk haline geldi. XVI. yüzyılda bu gücünü ve etkinliğini koruyan devlette, yüzyılın sonlarından itibaren bir takım bozulma ve çözülmeler ortaya çıkmaya başladı. XVII. yüzyılda artan bu “tegayyür ve fesad”  yeni yüzyıldan itibaren Osmanlı devlet ve toplum yapısında bir takım ıslahatlar yapılmasını zorunlu hale getirdi. Ancak XVII. yüzyılda devletin kendi içerisinde yaptığı bu yenilikler, istenen çözümleri getirmezken, XVIII. yüzyıl bozulmayı önlemeye yönelik yeni düşünce ve eylemlerin ortaya çıktığı ve Osmanlı Devleti’nin kabuk değiştirmeye başladığı dönem oldu.

Peki bu nasıl bir değişimdi? Yüzyıllardır geleneksel yapısını muhafaza eden Osmanlı Devleti’nde nasıl bir değişim olabilirdi? Yaşanan değişimlerin temel nedenleri ve içerikleri hangi yönlerde gerçekleşti? “XVIII.  yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yaşanan Değişimler” adlı yazımızda bu ve benzeri sorulara cevap verilecektir. Yine çalışmada yeni yüzyılla birlikte Osmanlı zihniyetindeki değişimlerin devlet düzenindeki yansımalarının neler olduğu üzerinde duruldu.

Osmanlı Devleti’nde XVI. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan ve XVII. yüzyılda belirginleşen siyasî, idarî, içtimaî, ticarî ve askerî açıdan yaşanan kötüye gidiş süreci, devletin tüm kurumlarında ciddi bir bozulma ve çözülmenin yaşanmasına neden oldu. XVII. yüzyılda kötü gidişatı durdurmaya yönelik yapılan faaliyetlere rağmen, yüzyıl boyunca Köprülüler Devri (1656-1691) dışında önemli bir gelişme yaşanmadı. Ülke içerisinde yaşanan bu bozulma sürecinin etkileri askerî alanda da kendini gösterdi. Nitekim 1683 yılında yaşanan Viyana Bozgunu’nun ardından gelişen Kutsal İttifak Savaşları (1684-1699) sırasında alınan yenilgiler ve son olarak 1697 yılındaki Zenta Bozgunu ile Osmanlı tarihinin en önemli antlaşmalarından birisi olan Karlofça Antlaşması imzalandı. Antlaşmayla birlikte Osmanlı tarihinin ilk büyük toprak kayıplarının yanı sıra çok önemli prestij kayıpları yaşandı. Nitekim Karlofça Antlaşması Osmanlı diplomasisinde 1606 Zitvatorok Antlaşması’ndan sonra yaşanan ikinci prestij kaybı olarak kabul edilmektedir.

Tüm bu yönleriyle Karlofça Antlaşması Osmanlı tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Ayrıca Karlofça’dan sonra Rusya ile imzalanan İstanbul Antlaşması’nda da Osmanlı Devleti için önemli kayıplar yer almaktadır. Tüm bu sonuçlar XVIII. yüzyılda Osmanlı dış politikası ve diplomasisinde önemli değişimlerin yaşanmasına neden olurken, yeni süreçle birlikte Osmanlı Devleti’nde saldırgan savaş politikaları yerini savunma ağırlıklı bir dış politika ve diplomasi anlayışına bıraktı.  Aynı zamanda Karlofça Antlaşması Osmanlı dış politikasında köklü değişimlerin başlangıcını oluşturdu. Nitekim antlaşmadan sonra devletin Avrupa üzerindeki baskısı ortadan kalkarken, Babıâli dış politikada daha önceleri pek önem vermediği İsveç, İngiltere ve Hollanda gibi devletlerle yakınlaşmaya başladı. Osmanlı Devleti’ndeki bu değişimin temel nedeni, yeni yüzyılda Osmanlı’nın Batı’daki yeni rakibinin Rusya olması ile ilgilidir.  

Değişim süreci başlıyor

Yine 1683 II. Viyana Kuşatması sonrasında yaşanan başarısızlıklar ve imzalanan Karlofça ve İstanbul antlaşmaları Osmanlı Devleti’nde içte ve dışta yeni reformların yapılmasını zorunlu hale getirdi. Karlofça Antlaşması’yla birlikte devletin ilk defa toprak kaybetmesi ve yabancı bir devletin tavassutunu kabul etmesi, Osmanlı Devleti’nin önceki dönemlerdeki müzakere gücünü kaybetmesine neden oldu. Savaş alanında ve müzakerelerde yaşanan bu başarısızlıklar, devlet adamları arasında dünyada değişen dengelere göre hareket edilmesi gerektiği düşüncesini oluşturdu. Bu noktada XVIII. yüzyılda yaşanan temel değişimlerden birinin devletin dış politikası ve diplomasi anlayışı olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim devletin siyasi ve askeri gücüne göre şekillenen Osmanlı diplomasisi, klâsik dönemlerdeki baskın ve etkili şeklini XVIII. yüzyıldan itibaren kaybetmeye başladı. Bu durum devletin XV. yüzyıldan itibaren benimsediği ad hoc (tek taraflı/amaca özgü) diplomasi anlayışını değiştirmesine ve varlığını devam ettirebilmek için rakip devletlerinde muhatap alındığı yeni bir diplomasi anlayışına geçilmesine neden oldu. Yine Karlofça’dan sonra Osmanlı devlet idaresinde yavaş yavaş ehl-i kalem unsuların ehl-i silah unsurlara göre daha fazla ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Nitekim antlaşma öncesinde reisülküttab olan Rami Mehmed Paşa, Karlofça’daki diplomatik temsil kabiliyeti ve başarılarından sonra sadrazamlık makamına getirildi. Yine Rami Mehmed Paşa’dan sonra XVIII. yüzyıl boyunca pek çok reisülküttabın sadrazamlık makamına getirilmesi, Osmanlı Devleti’nin savaş yerine, barış ve diplomasiyi benimseyen bir anlayışa geçtiğini göstermektedir.  Osmanlı iç yapısında yaşanan bu dönüşüm, merkezî idareye bağlı bir diplomasi mesleğinin ortaya çıkmasına neden oldu.

XVIII. yüzyılın başlarında Karlofça Antlaşması ile ortaya çıkan bu yeni diplomasi anlayışı, 1718 Pasarofça Antlaşması ile belirginleşti. Antlaşmayla birlikte girilen yeni barış sürecinde Batı’nın gelişmişliğini ve üstünlüğünü anlamaya yönelik faaliyetler arttı ve Avrupa ülkelerine ilk kez geçici tarzda elçiler gönderildi. Bu çerçevede dönemin sadrazamı Damad İbrahim Paşa’nın girişimleri ile Paris, Viyana, Varşova, Lehistan ve Rusya gibi yerlere giden bu elçiler sadece diplomatik ve ticari görüşmeler değil, aynı zamanda Avrupa diplomasisi, kültürü, sanatı, sanayisi gibi batıdaki gelişmeler hakkında bilgi edinerek, bunları raporlar halinde sunmaya başladı. Bu raporlar Osmanlı Devleti’nin Batı’ya olan bakış açısının değişimi ve bundan sonraki dönemlerde yapılacak Batı tarzı ıslahatların gerçekleştirilmesinde oldukça önemli bir rol oynadı. Bu şekilde XVIII. yüzyılda o tarihe kadar benimsediği tek taraflı (ad hoc) diplomasi anlayışını terk etmek zorunda kalan Osmanlı Devleti, Avrupa ülkelerine gönderdiği geçici elçiler aracılığıyla karşılıklı diplomasi anlayışını benimsedi. Yeni süreç Osmanlı Devleti’nde “karşılıklı diplomasi” anlayışını başlatmış olup, bu dönüşümün temel nedeni Osmanlı Devleti’nin Batı’nın üstünlüğünü kabul ile birlikte, Batı’daki gelişmelerden haberdar olmak istemesidir. Bu dönemden itibaren artık Osmanlı diplomasisinde daimî dengeler göz önünde tutulmaya çalışılmış ve tek taraflı politikaların yerini diğer devletlere de elçi göndermek suretiyle onların da dikkate alındığı yeni bir süreç başlamıştır. Ardından yüzyılın sonlarına doğru III. Selim döneminde açılan ikâmet elçilikleri ile geçici elçilikler daimi statüye dönüştürüldü ve Osmanlı diplomasisinde sürekli diplomasi anlayışına geçildi. Bu süreç ile birlikte Avrupa merkezlerinde daimî elçilik faaliyetleri ile temsil edilen Osmanlı Devleti, 1815 Viyana Kongresi ve sonrasında yapılan 1818 Aix la Chapella Antlaşması ile uluslararası diplomasi kurallarını benimsedi. Tüm bu süreçler Osmanlı diplomasi anlayışının kendi kabuklarının dışına çıkmasını ve uluslararası diplomasi kurallarını benimsemesi açısından önemlidir.

Osmanlı dış politikası ve diplomasisinde yaşanan bu değişimlerin temel nedeni, Batı karşısında alınan askeri yenilgilerdir. Nitekim devletin bir önceki dönemlerinden farklı olarak XVIII. yüzyılının temel özelliği, önceki askerî ve siyasal başarıların aksine yenilgiler ve toprak kayıplarıdır. Yeni dönemde Osmanlı Devleti’nin siyasal yapısı sürekli olarak evrim geçirmek suretiyle gerileme değil de, dönüşüm şeklinde yeni bir biçim kazandı. Merkezi yönetimin yeni bir şekil aldığı bu süreçte, devlete bağlı unsurların itaati emirlerden ziyade müzakereler yoluyla sağlanıyordu. Ekonominin de değişimler geçirdiği bu dönemde, mal dolaşımı artarken, kişisel tüketim seviyeleri yükseldi ve dünya ekonomisi Osmanlı tebaasının günlük yaşamında daha etkili hale geldi. Bu çerçevede daha önceki dönemlerde kapitülasyonlar aracılığıyla ticaretini canlı tutan Osmanlı Devleti’nde yeni yüzyılda yaşadığı kayıpların yanı sıra coğrafi keşifler ile ticaretin yön değiştirmesi ticaretini de olumsuz yönde etkilemeye başladı. Bu durum XVIII. yüzyılda Osmanlı dış ticaretinde çok önemli değişikliklerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin dış ticareti büyük ölçüde Batı’ya yönelirken eski ticaret merkezleri önemini kaybetmeye başladı. Osmanlı Devleti’nde gelişen yeni durum karşısında Osmanlı idarecileri, sadece eski kurumları yenileme ve bozulanları ayıkma değil, aynı zamanda Batı’daki benzerlerini örnek alan yeni kurum ve uygulamaların hayata geçmesini sağlayacak reformlar yapmak zorunda kaldı.

XVIII. yüzyılda Osmanlı yönetim mekanizmaları eski temellere bağlı kalmakla birlikte, bu yüzyılda devletin yeniliklerden uzak olması ve temellere bağlılığında eskisi kadar sağlam olmamasından dolayı gidişat iyi değildir. Yeniçerilerin düzensiz ve hatta bozuk, ilim adamlarının cahil olduğu bu dönemde tımar ve zeamet sistemi eskisinden çok farklı ve düzensiz bir şekilde işletilmektedir.

Osmanlı Devleti’nde yaşanan tüm bu bozulma ve gelişmeler,  Batı’yı daha iyi tanıma ve Batı’daki gelişmelerden yakından haberdar olma ve benimseme gibi bir takım zihniyet değişikliklerine yol açtı. Nitekim yaşanan gelişmeler Osmanlı Devleti’nde Batı algısının değişimine neden olurken, bu değişimler Osmanlı devlet ve toplum yapısında kısa sürede etkisini gösterdi ve Karlofça Antlaşması’ndan hemen sonra dönemin devlet adamları tarafından başlatılan yenilik faaliyetleri XVIII. Yüzyıl ve sonraki dönemlerde artarak devam etti.

 XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde hem dış dünyaya ilişkin “tutum değiştirme” hem de içeride bazı “yenilikler (ıslahat) yapma gereği” 1699 Karlofça ve 1718 Pasarofça Antlaşmaları ile ortaya çıktı. Sonraki dönemlerde “Osmanlı Modernleşmesi”,  “Batılılaşma” veya “Batılıcılık” olarak isimlendirilen bu süreçle birlikte, Osmanlı Devleti Batılı anlamda bir değişime uğrayacaktır. Nitekim bu dönemden sonra Osmanlı Devleti’nde “çağdaş bir toplum ve hürriyetçi bir devlet tesis etmek için yapılan bütün girişimler” batılılaşma olarak değerlendirilecektir.

Bu noktada XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’ndeki önemli değişimlerden birisi de Batı tarzı ıslahatların önünün açılmasıdır. Nitekim Osmanlı genel tarihi seyri içerisinde XVIII. yüzyıl, “Batılılaşma” ile eşdeğer tutulan “yenileşme” anlayışının yerleşmeye başladığı bir dönem olarak nitelendirilmektedir.  Devletin içine düştüğü buhran ve yozlaşmadan kurtulmak için yeni ve kalıcı önlemlerin alınması gerekiyordu. Dönemin devlet adamlarının görüşüne göre yapılacak yeniliklerin eski sistemden farklı olması gerekmekteydi ve yeni sistem “Nizam-ı Cedid”  şeklinde uygulanmalıydı. Bu durum XVIII. yüzyıldan itibaren Batı’nın Osmanlı Devleti’nde yapılması planlanan yenilikler için gerekli bilgi ve tecrübenin kaynağı haline gelmesini sağladı. Bu çerçevede bu yüzyılda da XVI. yüzyıldan beri devam eden bir geleneğin tekrarı olarak gerek Osmanlı devlet adamları ve gerekse aydınlar tarafından devletin içinde bulunduğu bunalımı ve çözüm yollarını arayan siyasetname, nasihatname ve lâyiha türü eserler kaleme alındı. Bu noktada modern ve geleneksel bakış açısı arasındaki farklılıklar XVIII. yüzyıldan itibaren ortadan kalkmaya başladı. Nitekim XVIII. asrın başlarından itibaren Osmanlı Devleti’nde önemli bir “zihniyet değişimi” ortaya çıktı. Buna göre bir önceki dönemlerde Osmanlılar temsil ettikleri medeniyetin içerisinde devlet yapısında ortaya çıkan eksikliklere kendi içlerinde çözüm arayışları geliştirirlerdi. Bu çerçevede XVIII. yüzyıl ile birlikte, Osmanlı ileri gelenleri “Kanun-ı kadime”e geri dönüş olarak isimlendirilen bu zihniyetten farklı olarak, eksikliklerin çaresini kendi medeniyetlerinin dışında aramaya başladılar.

Türk modernleşmesinin başlangıcı olarak kabul edilen bu dönemden itibaren, 1595 yılında başlayan geleneksel düzene dönme arayışlarının yetersiz olduğu kabul edilerek, ekonomik, sosyal ve bilimsel alanlarda daha ileride bulunan ülkelerden faydalanma yoluna gidildi. Bu sebeple yeni yüzyıldaki Osmanlı idarecileri kötüye gidişin eski kanunlarla çözümlenemeyeceğini anlamak suretiyle, o zamana kadar “kâfir” ya da “frenk” diye isimlendirdikleri Batı’nın askerî ve teknik üstünlüğünü kabul etmek zorunda kalarak, Batı’dan askerî alan başta olmak üzere çeşitli alıntılar yapmışlardır. Bu noktada XVIII. yüzyıl yenilikçilerinin geçmişin taklidinden kurtulmayı denerken, Batı’nın taklidi içine düştüklerini söylemek mümkündür. Bu görüşe göre, Batı’daki gelişmelerin örnek alınarak ıslahatların yapılması gerekmektedir. Bu şekilde XVIII. yüzyılda ortaya konacak ıslahatlarda yeni ile eskinin bir sentezi yapılmak suretiyle bozulmaya çözüm arayışları amaçlandı.

Osmanlı Devleti’nin özellikle askerî ve diplomatik alanlarda aldığı yenilgilerden sonra XVIII. yüzyılın başlarından itibaren uygulamaya konan bu ıslahatlar, yüzyılın sonlarına kadar devam etti. Fakat XVIII. yüzyıl ıslahatları Osmanlı devlet ve toplum yapısında sınırlı bir değişim ortaya çıkardı. Nitekim çeşitli aralıklarda gerçekleştirilen bu yenileşme hareketlerine karşı olan ve bu tür eylemlerin devleti zayıflatacağını düşünenler de vardı. Bu durum yenilikçilerin çoğunluğunun yaptıklarının karşılığını alamadan hayatlarını kaybetmelerine neden oldu.

XVIII. yüzyılda ilk köklü ıslahatlar yüzyılın hemen başlarında Sultan II. Mustafa (1695-1703) döneminde başladı. Bu dönemde 1699 Karlofça Antlaşması’ndan sonra dönemin sadrazamı Amcazâde Hüseyin Paşa ’nın başını çektiği yenileşme faaliyetleri XVIII. yüzyıl ıslahatlarının temeli oluşturmaktadır. Ardından III. Ahmed’in saltanatının ikinci dönemi olan ve tarihlerde “Lâle Devri” olarak adlandırılan 1718-1730 tarihleri arasında Osmanlı Devleti’nde bir önceki dönemlerden farklı olarak Batılı tarzda yenilikler yapıldı. Sonrasında ise ıslahat faaliyetleri Sultan I. Mahmud (1730-1754), III. Mustafa (1757-1774), I. Abdülhamid (1774-1789) ve III. Selim (1789-1807) gibi padişahlar döneminde artarak devam etti. Bu şekilde görüldüğü üzere XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde toplumsal yapıdan, askerî sisteme, ekonomiden kültürel faaliyetlere kadar birçok alanı kapsayan bir yenileşme ve modernleşme süreci yaşandı. Bu noktada XVIII. yüzyılı M. Alaaddin Yalçınkaya’nın tabiri ile “Islahat, Değişim ve Diplomasi” dönemi olarak tanımlamak mümkündür. Ayrıca bu dönemde Osmanlı devlet ve toplum yapısında meydana gelen değişimler, bundan sonraki dönemlerde yapılacak yenilik faaliyetlerine de esin kaynağı olmuştur.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

Abdülkadir Özcan, “Karlofça”, DİA, C. 24, İstanbul 2001, s. 504-507.

Abdülkadir Özcan, “Mahmud I”, DİA. C. XXVII, İstanbul 2003, s. 348-352.

Abdülkadir Özcan, “Mustafa II”, DİA. C. XXXI, İstanbul 2006, s. 275-280.

Ahmet Dönmez, Osmanlı Modernleşmesinde İngiliz Etkisi Diplomasi ve Reform (1833-1841), Kitap Yayınevi, İstanbul 2014

Ali İbrahim Savaş, “Lâyiha Geleneği İçinde XVIII. Yüzyıl Osmanlı Islahat Projelerindeki Tespit ve Teklifler”, Bilig-9/Bahar 1999, s. 87-114.

Ali İbrahim Savaş, Osmanlı Diplomasisi,  3 F Yayınları, İstanbul 2007.

Arif Aytekin, “Osmanlı-Türk Modernleşmesinin Düşünsel, Ekonomik ve Bürokratik Kodları”, SDÜ, Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Aralık 2013, Sayı: 30, s. 313-329.

Bülent Arı, “Earl Ottoman Diplomacy: Ad Hoc Period”, Ottoman Diplomacy: Conventional or Unconventional? (Ed: A. Nuri Yurdusev), Basingtoke: Palgrabve 2005, s. 36-65.

Charles Ingro, “The Habsburg-Ottoman Wars And The Modern World”, The Peace of Passorowitz 1718, (Ed: Charles Ingro-Nikola Samardzic-Jovan Pesalj), Purdue Unıversity Press, Indıana 2011, s. 3-9.

Colin İmber, Osmanlı İmparatorluğu 1300-1650 İktidarın Yapısı, (Çev: Şiar Yalçın), İstanbul 2006.

Donald Quataert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi 1700-1922, (Çev: Ayşe Berktay), İletişim Yay., İstanbul 2008.

Erhan Afyoncu, “Zenta”, DİA. C. 44, İstanbul 2013, s. 279-281.

Feridun M. Emecen, “Matruşka’nın Küçük Parçası: Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Dönemi ve “Lale Devri” Meselesi Üzerine Bir Değerlendirme”, Osmanlı Araştırmaları, LII (2018), s. 79-98.

Hatice Arslan, “Osmanlı Askeri Islahatlarında İstihdam Edilen Yabancı Uzmanlar (1730-1908)”, Süleyman Demirel Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta 2010.

İsmet Parmaksızoğlu, ”Karlofça (Carlowicz, Kalowitz)”, İA, C. VI, MEB. Yayınları, İstanbul 1991, s. 346-351.

K. Karaman-Şevket Pamuk, “Ottoman State Finances in European Perspective, 1500-1914”, The Journal of Economic History, Vol. 70, No. 3 (SEPTEMBER 2010), pp. 593-629.

Kayhan Atik, “XVII. Yüzyıl Osmanlı Aydınlarına Göre İlmiye Teşkilatındaki Çözülmeye İlişkin Tespit ve Teklifler” Bilig-14/Yaz 2000, s.31-54.

Mesut Küçükkalay- Numan Elibol, “Osmanlı İmparatorluğu’na Avrupa’dan Karayolu İle Yapılan İhracatın Değerlendirilmesi: 1795-1804)”, Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 2, ss. 151-176.

M. Münir Aktepe, “Ahmed III”, DİA. C. II, İstanbul 1989, s. 34-38

M. Münir Aktepe, “Amcazade Hüseyin Paşa”, DİA. C. 3, İstanbul 1991, s. 8-9.

M. Tayyib Gökbilgin, “Köprülüler”, İA. C. VI, İstanbul 1994, s. 892-908.

Mehmet Alaaddin Yalçınkaya, “XVIII. Yüzyıl: Islahat, Değişim ve Diplomasi Dönemi (1703-1789)”, Türkler, C. 12, (Ed: Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca), Yeni Türkiye Yay., Ankara 2002, s.470-502.

Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2005.

Mehmet Karagöz, “Osmanlı Devletinde Islahat Hareketleri ve Batı Medeniyetine Giriş Gayretleri (1700-1839)”, OTAM. C. 6, Ankara 1995, s.173-174.

Murat Gündüz, “XVIII. Asrın İkinci Yarısında Osmanlı Devleti’nde Islahat Hareketleri”, Gazi Üniversitesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2012.

Müçteba İlgürel, “Köprülü Mehmed Paşa”, DİA., C. 26, İstanbul 2002, s. 258-260.

Necdet Hayta-Uğur Ünal, Osmanlı Devleti’nde Yenileşme Hareketleri (XVII. Yüzyıl Başlarından Yıkılışa Kadar), 2. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara 2005.

Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, (Yay. Haz: Ahmet Kuyaş), YKY. İstanbul 2002.

Numan Elibol, XVIII. Yüzyılda Osmanlı-Avusturya Ticareti, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul.

Orlin Sabev, İbrahim Müteferrika ya da İlk Osmanlı Matbaa Serüveni (1726-1746), (Çev: Orhan Salih), Yeditepe Yayınları, İstanbul 2006.

Ömer Açıkgöz, Osmanlı Modernleşmesi İktisadi-Siyasi Dinamikler ve Kırılmalar, Lotus Yay., Ankara 2008.

Sander Pap, “Zitvatorok Antlaşması”, DİA., C. 44, Diyanet Vakfı Yay.,  İstanbul 2013, s. 472-474.

Selim Hilmi Özkan, “Türk Tarihinin Kırılma Noktası: Zenta Faciası”, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 4/3 Spring 2009, s. 1779-1793.

Selim Hilmi Özkan, Köprülü Amcazâde Hüseyin Paşa (1644-1702), Türkiye Alim Kitapları, Saarbrücken 2006.

Stanford J. Shaw, “Osmanlı İmparatorluğu’nda Geleneksel Reformdan Modern Reforma Geçiş: Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud Dönemleri”, (Çev: M. Faruk Çınar), Türkler, C. 12, (Ed: Hasan Celal Güzel, Kemal Çiçek, Salim Koca), Yeni Türkiye Yay., Ankara 2002, s.  609-628.

Şennur Aydın, “Amcazâde Hüseyin Paşa Külliyesi”, DİA. C. 3, İstanbul 1991, s. 9-10

Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi Makaleler 4, (Derl: Mümtaz’er Türköne-Tuncay Önder), İletişim Yay., İstanbul 2012.

Turgut Subaşı, “Lâle Devrine Ait Bir Islahat Takriri”, Lale Devri’nde Osmanlı Devleti Ve Nevşehir, (Ed: İlyas Gökhan vd.), Kömen Yay., Konya 2018, s. 886-900.

Uğur Kurtaran, “Karlofça Antlaşması’nda Venedik, Lehistan Ve Rusya’ya Verilen Ahitnamelerin Genel Özellikleri ve Diplomatik Açıdan Değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, 35 (60),2016, s. 97-139.

Uğur Kurtaran, “Karlofça Antlaşması’ndan Sonra İstanbul’a Gelen Yabancı Elçilerin Ağırlanması ve Yapılan Harcamalar”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi, C. 37/S.63, 2018, 331-370.

Uğur Kurtaran, “Osmanlı Diplomasi Tarihinin Yazımında Kullanılan Başlıca Kaynaklar İle Bu Kaynakların İncelenmesindeki Metodolojik ve Diplomatik Yöntemler Üzerine Bir Değerlendirme”, OTAM, 38/Güz 2015, s. 109-139.

Uğur Kurtaran, “Sultan Birinci Mahmud Dönemi (1730-1754) Islahat Hareketleri”, Turkish Studies - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 8/2, Winter 2013, p. 167-179.

Uğur Kurtaran, “Sultan I. Mahmud’unm Rusya’ya Verdiği 1739 Tarihli Ahidnamenin Diplomatik Açıdan Tahlili”, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXIX/1, 2014, s. 213-232.

Uğur KURTARAN, “XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti İle Avusturya Arasındaki Ticaret Antlaşmaları ve Yaşanan Değişimler (1718-1791)”, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9 (2),2016, s. 743-770.

Uğur Kurtaran, Osmanlı Avusturya Diplomatik İlişkileri 1526-1791, Ukde Yay., Kahramanmaraş 2009.

Uğur Kurtaran, Sultan I. Mahmut (1730-1754), 2. Baskı, Altınordu Yay., Ankara 2018.

Yücel Özkaya, 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu, YKY., İstanbul 2008.

Johann Wilhelm Zınkeısen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, C. 5, (Çev: Nilüfer Epçeli), Yeditepe Yay., İstanbul 2011.

 

DİĞER MAKALELER
XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Yaşanan Değişimler
Osmanlı Tarihi
Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

XVIII. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Yaşanan Değişimler
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun