XIX. Yüzyıl Osmanlı Silah Teknolojisi ve Savunma Sanayii

XIX. Yüzyıl Osmanlı Silah Teknolojisi ve  Savunma Sanayii

Osmanlı yöneticilerinin bilhassa XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Avrupa ve Amerika’da ortaya çıkan yeni silah teknolojisini ne oranda takip ettiğini, tercih edilen silah ve mühimmatı yurt içinde imal etmeye dönük olarak yeni üretim metotlarını ne kadar uygulayabildiğini Dr. Fatih Tetik kaleme aldı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Bir siyasî organizasyonun savunma sanayii alanında gösterdiği başarı, devletin ontolojik olarak varlığını ilgilendireceğinden bu alana yapılan yatırım hayati derecede önemlidir. İdareciler, silahlı kuvvetlerin donatımı ve bunun yerli imkanlarla karşılanması için ülke kaynaklarının büyük bölümünü bu alana tahsis ederler. Yeterli teknik eleman ile sermaye ve nitelikli işgücü, kararlı yöneticilerle buluştuğunda silah ve mühimmatın yerli ve millî imkanlarla tedarik edilmesi kolaylaşırken, bileşenlerden bir ya da birkaçının yokluğu teknolojik bağımlılık yaratır ve bu durum siyasî ve ekonomik alana da sıçrayarak yöneticilerin hareket kabiliyetini sınırlar ya da yok eder.

Bu kısa yazı, Osmanlı yöneticilerinin bilhassa XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Avrupa ve Amerika’da ortaya çıkan yeni silah teknolojisini ne oranda takip ettiğini, tercih edilen silah ve mühimmatı yurt içinde imal etmeye dönük olarak yeni üretim metotlarını ne kadar uygulayabildiğini ve bunun sonucunda hangi seviyede bir başarının yakalandığını izaha çalacaktır.

 

Güncel Teknik İstihbarat Nasıl Sağlandı?

Osmanlı silahlı kuvvetlerinin donatımındaki etkinlik ve caydırıcılık Amerika ve Kıta Avrupa’sında ortaya çıkan yeni silah teknolojisinin takibine bağlıydı. Osmanlı siyasî ve askerî yöneticileri hem İngiltere, Amerika, Almanya ve Fransa gibi teknoloji merkezlerindeki yeni teknik silah, mühimmat ve diğer askerî gelişmeleri öğrenmek, hem orduyu son teknoloji silahlarla donatmak, hem de gelişmiş bir savunma sanayii altyapısı kurabilmek için teknoloji öncüsü bu ülkeleri yakından izledi. XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren baş döndürücü hızla ilerleyen bu askerî gelişmelerin takibini ise istihbarat ağını yeni baştan düzenleyerek gerçekleştirdi. Berlin, Londra, Paris, Washington ve Roma’da bulunan sefir ve ataşeler takip mekanizmasının en etkili unsuru oldular. Bulundukları ülkenin silahlı kuvvetlerinin son durumunu ve geleceği dönük planlarını açık ve gizli kaynaklardan önceden haber alıp merkezî birimlere iletmek sefir ve ataşelerin asli vazifelerindendi.

 

vesika1

Almanya Sefaret Ataşemiliteri Mehmed Nuri Efendi'nin Alman Ordusu’nun Askerî Tertibatı ile İlgili İstihbarat Layihası.

           Kaynak: (BOA, Y.MTV, 3/25).

 

Silah Tercihlerinde Kararlar Nasıl Alındı?

Merkezî birimler, takip kanallarından gelen bilgileri titizlikle mukayese ederek nihâi kararı belirledi. Son kararın alınmasında etkenlerden biri askerî teknolojide gelişmiş ülkelerin kabul ettikleri silahları tercih etmekti. Amerikalı askerî tarihçi John Lynn’in “başarının taklit edilmesi” olarak adlandırdığı bu tavır dönemin siyasî organizasyonlarının çoğunda mevcuttu. Bu birbirine benzeme faaliyetinin arkasındaki temel motivasyon modern askerî sektörlerdeki aktörlerin rakiplerine üstün gelebilmek için ondan farklılaşmayı değil ona benzemeyi daha ekonomik görmeleriydi. Askerî teknoloji alanında birbirine benzeme çabasını 1850’lerden sonra ülke orduları için tercih edilen silahların büyük oranda marka, çap ve teknoloji olarak birbirine yakınlığında görmek mümkündür. Dolayısıyla Osmanlı Devleti de farklılaşma yerine çağdaşları gibi son teknolojiye sahip olarak hakim paradigmaya uyum sağlamayı tercih etti. Resmî belgelerde düşmanın silahıyla silahlanmak anlamına gelen mukabele-i bil-misl ifadesi silah tercih aşamasında da kendine yer bulan ve resmî görüşü yansıtan güvenlik stratejisinin bir parçasıydı.

Osmanlı Devleti karar vericileri büyük güçlerin kendi orduları için kabul ettikleri silahlardan edinmeye çalışırken aynı zamanda tedarikçi monopolünü aşmak için de firma havuzunu geniş tutmaya gayret etti. Yöneticilerce, firma tekelinin süreç içerisinde politik bir kıskaca dönüşebilmesi hassasiyetle hareket edilmesini sağlarken 1880’lere kadar bu konuda büyük oranda başarı gösterildi. Ancak bu tarihten sonra, Osmanlı silahlı kuvvetleri envanterinde bulunan silahlarda ve mühimmat alanında standartlaşma çabası daha belirgin hale geldi ve farklı model ve çaptaki silahlar tek model ve çapa indirilmeye çalışıldı.

Seri ateşli silahların orduya kabul edilmesi ve bunların ihtiyaç duyacağı mühimmatın eskisine göre fazlalığı bu standardizasyon çabasının ana sebebiydi. Tektipleşen ve büyük bir ateş makinasına dönüşen orduların artık farklı model silah ve cephanelerle savaşması eskisine göre daha zordu, çünkü farklı tip silah ve mühimmatın depolarda muhafazası, cepheye sevki ve hatta askerin bunları kullanırken karışıklık yaşayabilecek olması hızlanan savaşın doğasına aykırıydı. Bu sebeple ordudaki tüfeklerin standardizasyonuyla Mauser tüfekleri ve bu firmaya ait alt şirketlerin ürettikleri barut ve fişek gibi mühimmat, her geçen gün ordu envanterindeki yüzdesini artırarak Alman firmaların Osmanlı pazarında tekel ve ana tedarikçi pozisyona gelmesine sebep oldu.

 

XIX. Yüzyılda Savunma Sanayii Kurma Çabaları Nelerdi ?

Osmanlı Devleti yöneticileri ithalatla son teknoloji silahları elde ederken bunun yanında ordu için yeterli bir savunma sanayii kurma gayretinden vazgeçmedi. 1830’lardan sonra yabancı firmalardan tedarik edilen makine-ekipman, mühendis ve teknik personel ile yüksek teknolojik seviyede askerî ürünleri imal edecek işletmeler kuruldu. 1830’ların sonunda yeni tip buharlı makine ve ekipmanların tedarikiyle Dolmabahçe Tüfekhanesi’nin (bugünkü İnönü Stadyumu’nun olduğu alan) tesisi, 1850’lere doğru top ve mühimmat alanında en önemli imalat merkezi olan Tophane-i Âmire’nin İngiltere’nin Wollwich Arsenal’i örnek alınarak modernizasyonu ve nihayet 1850’lerin hemen başında Zeytinburnu’nda silah ve mühimmat üretimine ait birimlerin birlikte olduğu bir sınâi merkez oluşturulması harp sanayiinde lider ülkelerin üretim seviye ve standardını yakalama gayretiydi.

1

Zeytinburnu Fabrikalar Kompleksi (İşaret edilen üretim birimleri sonradan eklenmiştir). 

Kaynak: (Zeytinburnu, Yollar ve Kapılar, (yay. haz.) Süleyman Faruk Göncüoğlu, İstanbul: Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, 2013, s. 60).

 

II. Mahmud ile hızlanan teknolojik hamle Sultan Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde de devam etti. 1840’larda ortaya çıkan ve Osmanlı sanayiinde yüzyıl ortasından sonra üretimi gerçekleşen iğneli tüfeği şeşhaneli (yiv-set) ve kuyruktan dolar sistem takip etmiş, 1870’lerde yeni yeri olan Tophane Tüfekhanesi’nde bu sistem tüfekler makine-ekipman tedarikiyle üretilebilmişti. 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlı piyadesi dönemin en sade, uzun menzil ve yüksek isabet sağlayan Martini-Henry tüfeklerini kullanırken topçular Alman Krupp firmasından satın alınan son model topları ateşleyebildiler.

 

vesika2

Alman Krupp Fabrikası’yla Yapılan Kontrat

    Kaynak: (BOA, Y.MTV, 79/14).

 

Tüfek ve toplara gerekli mühimmat imal edecek üretim birimleri de uzun yüzyılda yeniden yapılandırıldı. Sultan III. Selim zamanında ahşap tapa imalatının yapıldığı Kırkağaç (Karaağaç) Fişekhanesi, değişen silah teknolojine uyum sağlayarak 1840’lı yılların başında İngiltere’den uzmanlar ve makine-ekipman tedarikiyle üretim sahasını genişletti. 1852 ve 1870’lerde yeniden modernize edilen işletme sırasıyla şeşhaneli ve iğneli tüfeklerin kurşunlarını üretirken 1872’den itibaren artık gelişmiş ülkelerin kullandığı metalik kapsüllü fişek imalatına başlamıştı.

            Ancak, genişleyen orduya ve hızlanan savaşlara daha fazla mühimmat gerekliydi ve Kırkağaç Fişekhanesi bu konuda yeterli gelmedi. İmparatorluğun sınâi merkezi konumundaki Zeytinburnu’nda modern bir fişekhanenin kurulması Sultan Abdülaziz zamanında hayata geçirildi (1873-1875) ve gerekli ekipman Avrupa’dan getirilerek metalik fişeklerin bir kısmının burada üretimi planlandı. Fişek imalatına münhasır binaların inşasıyla birlikte Tophane ve Tüfekhane’deki fişek üretim birimleri yeni yerine taşınarak boş kalan binalar başka birimlere tahsis edildi. Zeytinburnu Fişekhanesi, II. Abdülhamid döneminin sonlarına doğru yeniden yapılandırılarak Mauser fişeği imal eden bir yer haline geldi.

2

Zeytinburnu Mauser Fişekhanesi

Kaynak: (İstanbul Üniversitesi, Nadir Eserler Kütüphanesi)

 

 

Çabalar Sonuç Verdi mi?

Yüklü finansmanlar sağlanarak inşa ya da ihya edilen bu üretim birimleri savaş zamanı bir milyon civarı askeri seferber eden bir siyasî organizasyon için yeterli gelmedi. Başka bir ifadeyle Avrupa ve Amerika’dan yapılan teknoloji transferleri silahlı kuvvetlerin ihtiyacını karşılamaktan uzak kaldı ve ithalatı yerli üretimle ikâme etmek imparatorluğun sonuna kadar mümkün olmadı.

Bu durumun sebeplerinden ilki 1850’lerden sonra artan silahlanma rekabetinin doğurduğu güvensizlik ortamı ve bunun mecbur ettiği acil silahlanma ihtiyaçlarıydı. Güvensizliğin daha fazla silah siparişini doğurması her seferinde yurt içi üretim teşebbüsünü geriye götürdü. Eğer yeterli teknik personel ve mali imkanlar paranteze alınırsa kendine yeter bir savunma sanayii kurabilmenin önündeki en büyük engellerden biri aciliyet içeren bu silah siparişleriydi. Ordu donatımı için daha öncelikli olan silah ithalatlarıyla uzun bir süre sonra meyvelerini verebilecek olan sanayileşme faaliyeti ancak sınai bir ekonominin varlığı ve diğer altyapısal imkanlarla birlikte yürütülebilirdi. Yerli üretimle doğrudan alımları beraber devam ettirecek seviyede beşerî ve fizikî sermayeye sahip olunmaması, daha acil olan silah alımlarını yurt içi üretim faaliyetlerinden birkaç adım öne çıkardı. 

şekil1

Osmanlı Devleti Harp Sanayii Kurma Teşebbüsü

Kaynak: (Fatih Tetik, Sultanın Silahları: II. Abdülhamid Dönemi Savunma Sanayii ve Silah Teknolojisi, İstanbul: Dergah Yayınları, 2018, s. 136.)

 

Mecburiyetten doğan bu silah siparişlerinin yerli üretime olumsuz etkisi kadar imalatın geri kalmasında bir diğer faktör Osmanlı yöneticilerinin teknoloji transfer modelini değiştirme konusunda yetersiz istekleriydi. Özellikle XIX. yüzyılın ortalarından itibaren yerli savunma sanayii faaliyetlerinin global seviyeye çıkarılması için uygulanan yöntemde hem yöneticilerin ısrarcı olmaması hem de küresel firmaların teknoloji vermeye yanaşmaması ile değişikliğe gidilemedi. Üretim ekipmanlarının tedariki için oluşturulan komisyonların münferiden alet-edevat satın alımı ve bunları gösterecek teknik personelle anlaşmaya dayanan klasik modelinde istenen miktarda üretimi gerçekleştirmek zordu. Teknoloji bağımlısı ülkelerin yerli sanayilerini kurma ve geliştirebilmeleri için bu model yerine daha kapsamlı bir yeniden yapılandırma anlamına gelen “ortak girişim” (joint venture agreements) veya “anahtar teslim projeleri” (turn-key project) gibi transfer tercihlerine yönelmesi daha uygundu. Mesela Bakırköy Dumansız Barut Fabrikası ile Zeytinburnu Mauser Fişek Fabrikası’nda anahtar teslim transfer modelinde kısmen başarı sağlanmıştı.

 

vesika4

Deutsche Waffen and Munitionsfabriken firması ile Zeytinburnu Fişekhanesi’nin modernizasyonuna dair 27 Ağustos 1906 tarihinde imzalanan kontrat. Kaynak: (BOA, Y.A.RES, 138/131).

 

Top ve tüfek gibi ana silah sistemlerinde yeterli bir üretim kapasitesi yakalanamaması sadece transfer modelinden kaynaklanmadı. Bunun yanında altyapısal eksiklikler, finansman tedarikinde yaşanan zorluklar ve yeni teknolojinin içselleştirilmesinde hayati derecede önemli olan teknik personel yetersizliği başarısızlıkta belirleyici olmuş ve Osmanlı harp sanayii ateşli silahlar teknolojisinde dramatik değişikliklerin olduğu kabaca 1850-1914 arasında daha çok bir bakım-onarım merkezi olarak görev yapmıştı.

Tophane ve Tüfekhane birer bakım-onarım merkezi olurken Baruthane ve Fişekhane’de uygulanan anahtar teslim modeliyle kısmi bir başarı elde edildi. Bu aslında yöneticilerin XIX. yüzyılın son çeyreğinde bilinçli olarak verdikleri bir karardı. Süreç içerisinde materyal transferiyle başarının bir türlü gelmemesi neticesinde idareciler bir ehem-mühim ayrımına gitti. Yeni silahlar doğrudan alım yöntemiyle temin edilirken bunların ihtiyaç duyduğu mühimmatın yerli üretim merkezlerinde imal edilmesine ağırlık verilerek savaş zamanı ordunun mühimmatsız kalması önlenmeye çalışıldı. Sıklet merkezindeki bu değişim Dumansız Barut Fabrikası’nda yüksek, Fişekhane’de ise daha aşağı seviyede bir başarının yakalanmasında belirleyici faktördü. Yöneticilerin, Tophane ve Tüfekhane’yi bir üretim merkezi yapmak yerine mühimmatı üretecek işletmelere öncelik vermeleri geç de olsa stratejik bir ayrıma gidildiğini göstermektedir.

 

vesika5

Tophane-i Âmire Fabrikalarının Günlük İmalat Jurnali. Kaynak: (BOA, Y.PRK.ASK, 93/43).

 

Sermaye, Emek ve Lojistik Yönetimi Yeterli miydi?

Karar vericilerin böyle bir stratejik tercih yapmaları aslında buna mecbur kalmalarının da bir sonucuydu. Bir silah sanayii işletmesinin idamesinde olmazsa olmaz olan emek, finansman ve yönetim-organizasyon becerisi Osmanlı toplum ve ekonomik hayatında istenilen seviyede değildi. Bu üç önemli faktör silah ve mühimmat üretimini yapacak müesseselerin hem tesisini hem de işletimini sağlayacak olan fizikî ve beşerî sermaye alanlarıydı.

Bir kere finansman en önemli unsurlardan biriydi. Gelişmekte olan ülkelerin çoğunda savunma sanayii faaliyetlerine yönelik sıradan teşebbüs dahi önemli miktarda kaynakların bu alana aktarılmasıyla mümkündü. Ülke gelirlerinin büyük bir bölümü vergi gelirlerinden oluşan zirâi bir toplumda ise sanayi sektörünü kurma ve işletme daha zordu. Klasik dönemlerden itibaren fizikî sermaye konusunda mülkiyeti elinde bulunduran Osmanlı Devleti, XIX. yüzyılda da bu konuda taviz vermeyerek stratejik bir sektör olarak görülen silah sanayii alanında meydana gelen yatırım ve üretimi finanse etmeye ve kontrolü sürdürmeye devam etti. Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamid dönemlerinde harcamaların %30-50 arasında bir oranın savunma giderlerine sarf edildiğine bakılırsa bu teşebbüsün ülke hazinesi üzerinde büyük bir yük oluşturduğu görülebilir. Yine XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı maliyesinde meydana gelen kronik bütçe açıklarının ve dış borçlanmaların en önemli sebeplerinden biri savaş giderleri ve güvenlik harcamalarıydı. Güvenliğin tesis edilebilmesi ve silahlı kuvvetlerin son teknoloji harp aletleriyle donatımı için harcanan yüklü meblağlar bir yandan da altyapısal ve üretime dönük yatırımlara tahsis edilecek kaynakları azalttığı için ek vergiler dışında gelirleri artırmak mümkün olmadı.

Sermayenin yanında bir diğer faktör bileşeni emekti. Sermaye alanında olduğu gibi burada da kadim zamanlara benzer şekilde tek kontrol sahibi siyasî iradeydi ve XIX. yüzyılda bu konuda yine taviz verilmedi. Bu merkezî kontrole rağmen, Osmanlı topraklarında ve ekonomik hayatında kıt olan emeğin stratejik bir alan olarak görülen savunma sanayiine ait üretim merkezlerinde dahi ihtiyacı karşılayamamış olmasında bazı unsurlar etkili olmuşa benzemektedir:

Emek arzının düşüklüğünde önemli bir sebep Osmanlı topraklarında ziraî dönüşümün yaşanmayarak şehirlerdeki nüfusu artırmamış olmasıydı. Avrupa’da tarımda meydana gelen teknik gelişmeler verimliliği artırmış ve buna bağlı olarak nüfusun önemli bir kısmı şehirlerde çalışmayı göze alarak artık işgücü ya da emek fazlası olarak fabrikalara gelmişti. Bu sayede ücretler düşerken işgücü arzı da artmıştı. Sanayileşme için finansmanın yanında mutlaka yeterli ve nitelikli emek arzının kritik sektörlere hazır halde olması gerekmekteydi.

Beşerî sermayenin nicelik kadar nitelik olarak azlığı da sanayileşmenin önünde engeldi. Her ne kadar Osmanlı yöneticileri bu sorunu aşmak için hem yurt dışına öğrenci ve personel gönderilmesiyle kalifiye insan sayısını artırma hem de Avrupa ve Amerika’dan uzman tedarikiyle nitelikli emeği yeterli seviyeye çıkarmayı hedeflediyse de bu politika başarılı olmadı. Ancak idarecilerin bu hayati sorunu aşabilmek için; teknik okullaşma ile personel yetiştirme, asker ve çocuk emeğinden faydalanarak maliyetleri düşürme ve sivil işçilere yönelik yeni düzenlemelerle kalifiye emek arzını artırmaya dair gayretleri yeterli olmasa da kayda değerdir.

Sermaye ve emek yanında bir diğer önemli unsur lojistik ve malzeme yönetimiydi. İthal edilen silah ve mühimmatın teslim alınması, kontrolü, tasnifi, depolarda muhafazası, birliklere dağıtımı ve ait olduğu yerde bakımlarının sürdürülmesi silahlı kuvvetlerin harbe hazır olmasında kritik derecede önemliydi. Bu kabiliyet, rasyonel bir yönetim-organizasyon becerisi ve merkezden gelen talimatları harfiyen uygulayan personel ile mümkündü ancak buradaki aksaklıklar da idarecilerin işini zorlaştırdı.

Personelin vazifesine özensizliğini silahların bakım-onarım faaliyetlerinin ciddiyetsizliğinde görmek mümkündür: Mesela top ve tüfeklerin düzgün ve doğru tasnif edilerek istiflenmemesi teftiş komisyonlarının birliklere ait depolarda yaptıkları muayenelerden anlaşılmaktadır. Müfettişlerin, merkezî birimlere gönderdikleri raporlara yansıyan ortak kanaat söz konusu kötü koşullar sebebiyle kısa süre içerisinde savaş aletlerinin kullanım dışına çıkacağı yönündeydi. Buna dair gözlemlerin sadece taşradaki birliklerde değil merkezî üretim birimi olan Tophane-i Âmire’de dahi var olması özensizliğin kurumsal bir kültür haline gelmiş olabileceğini göstermektedir. Dolayısıyla, yüksek maliyetlerle alınan harp alet-edevatının önemli bir kısmı; gerek yeterli depoların olmaması, gerek birliklerde usta eksikliği sebebiyle bozulanların tamir edilememesi ve gerekse yetersiz ve yanlış bakım-onarım uygulamaları nedeniyle henüz teknolojik olarak ömrünü tamamlamadan kullanım dışına çıktı.

 

vesika3

Erkan-ı Harb Kolağası Fahreddin Bey’in 4. Ordu’ya Yaptığı 17 Haziran 1898 Tarihli Teftiş Raporu.

  Kaynak: (ATASE, OYH, 6/41).

 

Osmanlı Savunma Sanayii Stratejisinin Genel Hatları Ne İdi?

Bilhassa XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra uygulamaya konulan silahlanma stratejisi ve savunma sanayii kurma faaliyetleri üç temel mekanizmaya sahipti: Bunlardan ilki, silahlı kuvvetlerin ihtiyaç duyduğu top ve tüfekleri en güvenli yol olan doğrudan satın alımlarla tedarik etmekti ve acil silahlanma ihtiyacı, gelişmiş ülkelerin kullandığı son teknoloji silahlara sahip olarak halledilmeye çalışıldı. İkincisi, satın alınan bu silah ve mühimmatı yurt içinde ikame etmenin yollarını aramaktı ve bunun için gerekli olan makine ve diğer alet-edevat, onları gösterecek uzmanlarla birlikte yurt dışından transfer edildi. Bu transfer modeli, Tophane ve Tüfekhane’nin yeni silahların tamirlerinin yapılabildiği ve öncelikli bazı parçalarının üretilebildiği bir bakım-onarım merkezi haline gelebilmesini sağladıysa da ordunun ihtiyacı olan silah ve mühimmatı bütünüyle imal etmekten uzak kaldı. Üçüncü olarak ise Baruthane ve Fişekhane gibi üretim birimlerinde daha kapsamlı bir yeniden yapılandırma modeli olan anahtar teslim projeleri devreye sokuldu. Bu transfer modeli, müteahhit firmanın işletmenin numune üretimini gerçekleştirmesine kadar bütün safahatından sorumlu tutulması sebebiyle ilk iki modele göre başarı şansı yüksek bir yoldu ve nitekim XX. yüzyılın başlarında Baruthane ve Fişekhane’deki bu pratiklerle kısmen başarılı olundu. Bu adaptasyonla Osmanlı ordusunun ihtiyacı olan barut ve fişeğin bir kısmı ait olduğu imalat birimlerinde üretilebildi. 

4

Tophane Tüfekhanesi Montajhane Bölümü

Kaynak: (İstanbul Üniversitesi, Nadir Eserler Kütüphanesi)

 

 

 

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

KAYNAKÇA

Arşivler

  1. Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi
  2. Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı Arşivi (ATASE)
  3. Cumhurbaşkanlığı-Milli Saraylar, Halife Abdülmecid Efendi Kütüphanesi

Matbu Eserler

Ahmed Muhtar, Devr-i Hâzırda Osmanlı Topçuları, İstanbul 1899.

Askeri Fabrikalar Mamulatı ve Masnuatı, İmalat-ı Harbiye Fabrikaları, Baskı yeri ve tarihi yok.

Askeri Fabrikalar Tarihçesi, Ankara: Askeri Fabrikalar Basımevi, 1940

Araştırma ve İnceleme Eserler

Agoston, Gabor, Barut, Top ve Tüfek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah Sanayisi, İstanbul, 2006.

Akarlı, Engin, D., The Problems of External Pressures, Power Struggles and Budgetary Deficits in Ottoman Politics under Abdulhamid II, (1876-1909)Origins and Solutions, Princeton University, Ph. D., 1976.

Clark, Edward, “The Ottoman Industrial Revolution”, IJMES 5 (1974), s. 65-76.

Creveld, van Martin, Tecnology and War, From 2000 B.C to the Present, The Free Press: New York, 1989.

Genç, Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul: Ötüken Yayınları, 2002.

Grant, Jonathan A., “The Sword of the Sultan: Ottoman Army İmports 1854-1914”, The Journal of Military History 66 (1), January 2002, s. 9-36.

Headrick, Daniel R., The Tentacles of Progress: Technology Transfer in the Age of Imperialism 1850-1940, Oxford University Press, 1988.

Krause, Keith, Arms and the State, Patterns of Military Production and Trade, Cambridge: Cambridge University Press, 1992.

Quataert, Donald, Manufacturing and Tecnology Transfer in the Ottoman Empire 1800-1914, İstanbul: İsis Press, 1992.

Soyluer, Serdal, Osmanlı Silah Sanayii’nde Modernleşme Çabaları (1839-1876), (dan). Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 2013.

Tetik, Fatih, Sultanın Silahları: II. Abdülhamid Dönemi Savunma Sanayii ve Silah Teknolojisi, İstanbul: Dergah Yayınları, 2018.

Yıldız, Gültekin, Osmanlı Devleti’nde Askerî İstihbarat, İstanbul: Yeditepe Yayınları, 2019.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun