II. Viyana Kuşatması: Son Jübile mi?

II. Viyana Kuşatması: Son Jübile mi?

Türklerin anavatanı Orta Asya’dan başlayan batı yönlü ilerleyiş, Anadolu’ya girilmesiyle birlikte devam etti. Anadolu topraklarında Selçuklu Devletin'den Osmanlı Devleti'ne kadar başarısızlık nedir bilmek bilmeyen bu ilerleyiş nihayetinde II. Viyana Kuşatması ile birlikte sekteye uğradı. Ancak bu duruş kabul edilir bir şey değildi. Peki Merzifonlu Mustafa Paşa’nın Viyana’yı alma uğruna hayatını adadığı bu dava son jübile miydi?

BEYAZ TARİH / MAKALE

Viyana Yollarında Bir Komutan…

Selçukluların 1071 tarihinde Anadolu’ya girmesi sonrası Türkler, II. Viyana Kuşatması’na kadar batı yönünde yüzlerce sefer düzenlediler ve bu seferlerin neredeyse hepsinden de galip olarak ayrıldılar. Devletin üst yöneticilerinde ve toplumda bundan sonraki seferlerden de galip çıkılacağı algısı üst düzeydeydi. Fakat II. Viyana seferi hiç de umulduğu gibi olmadı. II. Viyana Kuşatması ile sonuçlanan bu süreç Osmanlı Türklerinin hiç beklemedikleri bir sonuç almaları ile neticelendi. Çünkü yaklaşık 600 yüz yıldan daha fazla batı yönünde yürüyen bir millet, bir anda bu yürüyüşüne son vermek zorunda kaldı. Bu durum elbette kabul edilir bir sonuç değildi. Devlet bu sefer sonrası Avrupa yönünde ilerlemesine son vereceği gibi devrin en değerli devlet adamlarından birisi olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşası’ndan da olacaktır. İşin ilginç yanı, Avusturyalılar Osmanlı Türklerinin buraya kadar gelmesini hala unutamamış olmalılar ki, Merzifonlu’nun otağını kurduğu tepede bulunan tarihi yapının duvarlarına Viyana Kuşatması’nın 300 yılı anısına 12 Eylül 1983 tarihinde “Türklerin Son Jübilesi” plaketini iliştirmişledir. Hemen plaketin karşısında da Ukraynalı Kazaklar anısına dikilen anıt durmaktadır. Bu anıtı da Kırım Kazaklarının Viyana Kuşatması sırasında Jan Sobieski komutasındaki yüz binleri bulan Leh güçlerinin Tuna’yı geçmesine müsaade etmelerinin anısına bir teşekkür nişanesi olarak dikmişlerdir. Ukraynalı Kazakların ayakları altında ezilenler de Osmanlı askerleridir.

son j

Bir Arzudur Viyana…

Bugün Avusturyalıların Kahlenberg Tepesi olarak nitelendirdikleri yer Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın İkinci Viyana Muhasarası sırasında çadırını kurduğu yerdir. Burası Viyana ovasına hâkim olan bir yer olmanın ötesinde şehre hâkim bir konumdadır. Ayrıca Tuna Nehri’ni de en iyi şekilde kontrol eden bir konumdadır. Bu özelliklerinden dolayı Merzifonlu tarafından özenle seçilmiştir. Bugün çok sayıda turistin uğrak yerlerinden birisidir.

son jübb
Kahlenberg Tepesinden Viyana ve Tuna

Viyana’yı almak sadece Merzifonlu'nun arzusu değildir. Avrupalıların Muhteşem Süleyman veya Büyük Türk dedikleri Kanuni Sultan Süleyman’da bu şehrin kapılarına kadar gelmişti. Bu dönemde şehir kuşatılmasına rağmen alınamadı. Avrupa’yı dize getiren ve Bender Kalesi’ne, “Ben, Allah’ın kulu, bu dünyanın sultanıyım. Allah’ın inayeti ile ümmet-i Muhammed’in başındayım. Adına Mekke ve Medine’de hutbe okunan Süleyman’ım ben. Ben, Bağdat’ta şah, Bizans diyarlarında kayser, Mısır’da sultanım. Donanmalarını Akdeniz, Mağrip ve Hind’e yollayan sultanım. Macar taht ve tacını alan ve onları bir kuluna bağışlayan sultan benim.  Voyvoda Petro başkaldırdı, ancak atımın ayakları onu toz eyledi; Buğdan’ı da fethettim.” cümlelerini nakşettiren Kanuni bu arzusuna muvaffak olamadı.  

İlk defa muzaffer Türk orduları ile 1529 yılında karşılaşan Viyana bu kuşatmadan kurtulur. Bu kuşatma sonrası onlarca hatta yüzlerce yıl Türk tehlikesini ensesinde hissetse de şehir rahat bir nefes alır. Türkler bir daha bu şehre teveccüh etmezler. Yaklaşık 150 yıl bir daha kimsenin kuşatmaya cesaret edemediği Viyana şehri Avusturyalılar için önemlidir. Hatta tüm Avrupa için çok önemlidir. Nasıl Belgrad Avrupa’nın kapısı ise Viyana’da Avrupa’nın kalbidir. Kapı elden gitmiştir. Ama hayatın devamlılığı için kalbi muhafaza etmek lazımdır. Onun için de Avrupa kalbini korumak için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Yapmaya da çalışmıştır. 

Takvim yaprakları 1676 yılının Kasım ayının ilk günlerini gösterdiğinde Osmanlı başkenti çok hareketlydi. Köprülü Mehmed Paşa’nın oğlu Fazıl Ahmed Paşa’nın vefatı üzerine yine Köprülü ailesinden sayabileceğimiz onun damadı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa daha yeni kırkını geçmiştir ki sadrazam oldu. Genç sadrazam gelecekteki fırtınanın da habercisidir. Bu mağrur sadrazam öncekilerden farklıydı. Çeyrek asırdır iktidarda bulunan Köprülü sülalesi ile olan akrabalık bağları kendisine ayrı bir güç katıyordu. İstanbul bürokrasisi arkasındadır. Devleti Köprülüler yönetmektedir. Bunun içinde devleti eski gücüne kavuşturma arzusu ve kendine güveni tamdır. Köprülü Mehmed Paşa, oğlu Fazıl Mustafa Paşa ve Fazıl Ahmed Paşa döneminde devlet bir hayli toparlanmıştır. Eski günler gelmek üzeredir. Merzifonlu sadrazam olduktan sonra bazı başarılara imza attı. Zor da olsa Çehrin seferlerini başarı ile sonuçlandırdı. Bu sefer sonrası kendine olan güveni biraz daha arttı.1 Bu başarılarına güvenen Merzifonlu bazı yeni fetihler yapmak için 1683 baharında 200 bin kişilik Osmanlı ordusu ile Davutpaşa sahrasından hareket etti ve Edirne, Sofya ve Belgrad güzergâhını takip ederek Avrupa içlerine doğru ilerler. Merzifonlu’nun amacı Osmanlı’yı yeniden Avrupa’nın en güçlü devleti haline getirmektir. Her ne kadar Avrupa’nın hala en güçlü devleti Osmanlı olsa da son yıllarda bir durgunluk kendini her sahada göstermiştir. Buna son vermek gerekmektedir. Bu da ancak çok büyük bir zafer sayesinde ve Avrupa’nın nefesini kesmekle olacaktır. Avrupa’nın nefes aldığı, kalbinin attığı yer de Viyana’dır. Bu hülyalar ile hareket eden Merzifonlu komutasındaki muazzam Osmanlı ordusu 3 Mayıs 1683’te Belgrad’ın karşısındaki Zemun önlerine gelir ve 24 Mayıs’ta buradan hareket eder. 27 Haziran’da İstolni-Belgrad’da2 bir harp meclisi toplanır. Merzifonlu mecliste kararlı bir şekilde hedefinin Viyana olduğunu vurgular. Bir kere ok yaydan çıkmıştır… 

Viyana Önlerinde…

Belgrad ovası Türk askerinin kahramanlık türküleri ile inliyor. Bu uçsuz bucaksız mümbit topraklar, dağlar, ovalar bu seslere alışkındı. Bu arada Merzifonlu, Edirne’ye dönen padişahı güzergâh hakkında bilgilendirdi. Olacaklar sanki padişahın içine doğmuştur. Gelen elçilere: “Kasdımız Yanıkkale ve Komaran kaleleri idi; Beç (Viyana) kalesi dilde yoktu; Paşa ne acip saygısızlık edip bu sevdaya düşmüş. Hoş imdi Hak Teâlâ âsan getüre; lâkin mukaddem bildireydi rıza vermezdim…”3 diyerek, büyük dedesi Kanuni’nin nefesini kesemediği Avrupa’nın nefesinin kesilmesinin hiç te kolay olmadığını vurgular. Bir kere kader çizgisi çizilmiştir. Padişah rızasının olmadığını bildirse bile ordu kendinden emin bir şekilde Viyana’ya doğru ilerledi. Bu arada Osmanlı ordusunun şehre doğru ilerlediği haberini alan Avusturyalılar ne yapacağını şaşımıştı. Çünkü böyle bir gerçekle yüzleşeceklerini beklememektedirler. Fakat Osmanlı ordusu Kahlenberg tepesine doğru ilerleyerek şehri kuşatma altına aldı. Sadrazamın çadırı da şehri görecek şekilde tepenin en muhkem yerine kuruldu.4

Avrupa’nın nefesini kesmek isteyen Merzifonlu, kalbin tamamen nefessiz de kalmasını istemeyerek Viyana’yı ruhu ile birlikte teslim almak istiyordu. Onun için şehrin sulh yolu ile teslim olmasını arzu etti. Bu arada muhasara sırasında arkadan gelecek tehlikeye karşı Kırım Hanı’na, Viyana’dan altı saat uzaklıkta bulunan Tuna üzerindeki Taş Köprü’den Leh ordusunun geçişini engelleme görevini vermişti. Fakat Kırım Hanı anlaşılmaz bir şekilde, Jan Sobieski komutasındaki Leh kuvvetlerinin Tuna’dan geçişine göz yumdu. Leh kuvvetleri Alman kuvvetleri ile birleşerek muhasara ile uğraşan ve şehri capcanlı teslim almak için uğraşan Osmanlı ordusunun arkasına geldi. Merzifonlu ile aralarında husumet olduğunu bildiğimiz sağ koldaki Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa, savaşma konusunda isteksiz davranmıştı. Leh kuvvetleri Merzifonlu’nun çadırına kadar ilerlediler. Bu arada iki ateş arasında yalnız kalan Merzifonlu, var gücü ile savaşıp şehri hasarsız bir şekilde ele geçirmek için uğraşıyordu. Osmanlı kuvvetleri şehrin kalbi sayabileceğimiz birinci bölgeye kadar sokulmuştur ve neredeyse şehri almak üzeredir. Birinci bölge Viyana’nın ta kendisidir. Merzifonlu ortaya adeta kellesini koymuş şekilde şehri ruhu ile sapasağlam teslim almak istiyordu. Tam bu esnada Osmanlı ordusunda bulunan Hıristiyan süvariler de düşman saflarına geçti ve bu karmaşa ortamında Osmanlı ordusunda bir panik başladı. Bu paniğin de etkisiyle ordu Budin’e doğru geri çekilmek zorunda kaldı.

333
Kahlenberg Tepesinde Ukraynalı Kazaklar Anısına Dikilen Anıt

Ve Hazin Son…

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa hiç ummadığı bu hezimet karşısında Budin’de dağılan orduyu tekrar düzene koymaya çalıştı. Savaşın gidişatı hakkında bilgi almak için Belgrad’a gelen padişah ordunun Budin’e çekildiği haberini alır almaz Edirne’ye geri döndü. IV. Mehmed ordunun Viyana’ya gitmesine rızasının olmadığını daha önce ifade etse de bu cesur komutana çeşitli hediyeler gönderdi ve kahramanca vuruşmasını kutladı. Çünkü Merzifonlu Kara Mustafa Paşa devrin en iyi devlet adamlarından birisi olduğu gibi devleti ve orduyu yeniden toplayabilecek kabiliyetteydi. Fakat padişahın bu iltifatı karşısında Kara Mustafa Paşa’nın ikbalini istemeyen kişiler derhal harekete geçerek olayı siyasete alet ettiler ve çevreden gelen baskılar sonucu IV. Mehmed daha fazla dayanamayarak devrin en iyi komutanlarından olan Merzifonlu’nun sonunu getirecek ulağı Budin’e gönderdi.       

Son Jübile mi?

Merzifonlu’nun aldığı bu yenilgi mağrur sadrazamın sonunu getirmekle kalmayıp, bir imparatorluğun da yeni felaketlerle karşı karşıya kalmasına neden olmuştur. Bilhassa II. Viyana Kuşatması sonrası Avrupa ile on altı yıl savaşan Osmanlı Devleti, bu savaşların son halkasını teşkil eden Zenta Savaşı’nda sadrazamın mührünü de savaş meydanın da bıraktı. Elbette bu mühür Avrupa’nın elde edebileceği en büyük ganimettir. Ayrıca bu kuşatmanın başarısızlıkla sonuçlanması “Şark Meselesi” olarak kısaca özetlediğimiz Batı-Doğu, Hristiyan-İslam, Türk-Avrupa mücadelesinin ikinci aşamasının başlamasına neden oldu. Bu tarihten sonra tüm Avrupa bir olacak var gücü ile Osmanlı’nın üzerine yüklenecektir. Türkleri Avrupa’da atmak için papalığın girişimi ile Osmanlı’ya karşı Avusturya, Lehistan, Rusya ve Venedik’in katılımı ile 1684 yıllında “Kutsal İttifak” oluşturuldu5 ve Osmanlı Devleti uzun yıllar Kutsal İttifak güçleri ile savaşmak zorunda kaldı. Bu süre zarfında Avrupa müttefik kuvvetleri karşısında çok ciddi bir başarı elde edemedi.6 IV. Mehmed Merzifonlu’yu idam ettirmesine rağmen onun yerini dolduracak bir kimseyi de bulamadı. Bu arada Dalmaçya kıyıları Venediklilerin kontrolü altına girdi. 1686 yılında Venedikliler Navarin Kalesi’ni kuşattılar. Aynı yıl Budin Kalesi Avusturya tarafından ele geçirildi ve bunun sonucunda Macaristan elden çıktı. Ertesi yıl 1687‘de Mohaç bozgunu sonucu Valpo, Posega gibi kaleler düştü. Ard arda gelen askeri başarısızlıklar sonucu askerler dönemin sadrazamı Sarı Süleyman Paşa’ya karşı isyan başlattı. Bu Askerler Belgrad‘a çekilerek Edirne üzerine yürüdü. Bu isyan sadrazam Sarı Süleyman Paşa’nın sonunu getirdiği gibi IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi ile sonuçlandı. IV. Mehmed’ten sonra sırası ile tahta II. Süleyman, II. Ahmed ve II. Mustafa oturdu. Sultan II. Mustafa Osmanlı Devleti’nin II. Viyana bozgunundan sonra almış olduğu yenilgilere son vermek amacıyla yeniden Macaristan üzerine sefere çıktı. Bu seferlerin ilk ikisinden başarı ile döndü. Bu başarılarından dolayı cesareti iyice artan yeni sultan, 12 Nisan 1697 tarihinde III. Macaristan seferine çıkmaya karar verdi. Bu seferde de başlangıçta önemli başarılar elde etti fakat yine ordu siyasete alet edilmek istendi. Devrin genç sadrazamı Elmas Mehmed Paşa’nın istikbalini istemeyenler orduyu siyasi emellerine alet etmek istediler. Bu arada yapılan ufak bir taktik hatası da Osmanlı ordusunun yeniden çok büyük bir felaket ile karşı karşıya kalmasına neden oldu. İki ordu arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir sırada köprüyü geçmeye çalışan askerlerden iki bin kadarı boğularak öldü. Asker ne yapacağını şaşarak kendini toplayamadı. Önde gelen birçok devlet adamının şehid olması ordudaki dağınıklığı bir kat daha artırdı.7 Osmanlı ordusu nehrin iki yakasında dağınık bir vaziyette düşmanın top atışları altında kaldı.

Türk tarihinin önemli bir dönüm noktası olan bu savaşta ordu çok büyük bir kayıp verdi. Daha da önemlisi, savaş sırasında vezîriâzam Elmas Mehmed Paşa da şehid düşerek “Mühr-i Hümâyûn”8 sefer meydanında kaldı. Bu durum Osmanlı tarihinde bir ilktir. Avusturyalılar için bu mührün değeri paha biçilmez nitelikte oldu. Çünkü Prens Eugen 15 Eylül 1697 tarihinde Avusturya İmparatoru’na yazdığı raporda: “bütün muharebe boyunca böyle çok nadir bir ganimet henüz ele geçmemiştir.” Avusturyalılar kazanmış oldukları bu başarılarının anısına bir de madalyon darp ettirmişlerdir.9

asadasd
Elmas Mehmet Paşa’nın Viyana Müzesinde Bulunan Mührü

II. Viyana Kuşatması ile başlayan süreç Zenta Bozgunu ile hazin bir şekilde son buldu. Osmanlı Devleti Avrupa müttefik kuvvetlerine karşı giriştiği bu on altı yıllık süreçte çok önemli bir başarı elde edemedi. Bunun sonucu olarak da Osmanlı, Avrupa devletleri ile 1699 yılında Karlofça antlaşması imzalamak zorunda kaldı. Bu antlaşma bir devrin sonu olduğu gibi yeni bir dönemi de başlatacaktı.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Selim Hilmi ÖZKAN
  • selimhilmi@yahoo.com

Osmanlı siyasi tarihi ve dış politikası üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Selim Hilmi Özkan, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde doçent doktor olarak öğretim üyeliği yapmaktadır.

Dipnotlar
1Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa, Silahdar Tarihi, C. I, Orhaniye Matbaası, İstanbul, 1928, s. 673.
2Stuhlweisenburg, Budin vilayetinde bir sancağın adı.
3Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa, Silahdar Tarihi, C.II, s. 39.
4Ahmed Ağa, Viyana Kuşatması Günlüğü, (Çev. Richard F. Kreutel, Türkçesi, Esat Nermi), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1970, s. 50.
5Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa, Silahdar Tarihi, C. II, s. 1; Rifa’at Ali Abou- El-Haj, The Reîsülküttâb And Ottoman Diplomacy At Karlowitz, İstanbul 1963, s. VI.
6BOA, A. {DVN. DVE. d, 28/3, s. 154; BOA, A. {DVNS.MHM.d -111, s.  590; Raşid Mehmed Efendi, Tarihi Râşid, C. II, İstanbul, 1280, s. 270-275.
7Rhoads Murphey, Ottoman Warfare, 1500-1700, UK, 1999, s. 149.
8Bu mühür bugün Viyana müzesinde saklanmaktadır.
9Kenan Kerestecioğlu, “Sultan Mustafa-II’nın Mührü Dolayısı İle Basılan Bir Madalyon”, Türk Nümismatik Derneği Bülteni, S. 14, s. 3-5.

 

Kaynakça
Arşiv Kaynakları
BOA, A. {DVN. DVE. d, 28/3, s. 154.
BOA, A. {DVNS.MHM.d -111, s.  590.
Diğer Kaynaklar
Ahmed Ağa, Viyana Kuşatması Günlüğü, (Çev. Richard F. Kreutel, Türkçesi, Esat Nermi), Milliyet Yayınları, İstanbul, 1970.
Kenan Kerestecioğlu, “Sultan Mustafa-II’nın Mührü Dolayısı İle Basılan Bir Madalyon”, Türk Nümismatik Derneği Bülteni, S. 14.
Raşid Mehmed Efendi, Tarihi Râşid, C. II, İstanbul, 1280.
Rhoads Murphey, Ottoman Warfare, 1500-1700, UK, 1999.
Rifa’at Ali Abou- El-Haj, The Reîsülküttâb And Ottoman Diplomacy At Karlowitz, İstanbul, 1963
Silahdar Fındıklı Mehmed Ağa, Silahdar Tarihi, CI-II, Orhaniye Matbaası, İstanbul, 1928.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun