Şah İsmail'in Çaldıran Savaşı'nda Esir Edilen Hatunu

Şah İsmail'in Çaldıran Savaşı'nda Esir Edilen Hatunu

Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim arasında Çaldıran’da meydana gelen hesaplaşma esnasında dağılan Safevi ordusunun içinde bulunan Şah İsmail’in hatunlarının Osmanlıların eline geçip geçmediği meselesi, modern araştırmacının dikkatini çeker. Gündüz ve Emecen’in ortaya koydukları fikirlerden ve araştırmayı ele almamızı sağlayan arşiv kaydından, Osmanlı müverrihleri içerisinde olayları birebir görmüş olan Hasan Can’ın oğlu Hoca Sadeddin ve Müneccimbaşı tarafından verilen bilgilerin şüphesiz doğru oldukları sonucuna varılmıştır.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında cereyan eden Çaldıran Savaşı’nın önemli tartışma konularından birisi de Şah İsmail’in eşi ya da eşlerinin Osmanlılara esir düşüp düşmediğidir. Şah İsmail’in hepsi hamile olan üç eşinin olduğu ve bunlardan Taçlı Begüm (Taçlı Hatun) ve Bihrûze isimli eşlerinin Osmanlıların eline esir düştüğü dönemin kaynaklarından anlaşılmaktadır. Biz burada hem dönemin tarihçileri hem de günümüz araştırmacılarının görüş ve iddialarını ortaya koyup, Selanik evkâf tahrir defteri içinde rastladığımız bir vesika çerçevesinde konuyu tartışacağız.

Safevi kaynakları, Taçlı Hanım’ın Çaldıran Savaşı’na katıldığı ve iki günlük kaybolmasının dışında Şah İsmail’in yanından hiç ayrılmadığı hususunda birleşirler. Taçlı Hanım, Şah İsmail’in yaralandığını duyunca savaşa katılmış, savaş meydanından kaçması söylenince ortadan kaybolmuştur. Safevi kuvvetlerinin savaş sonunda büyük bir kargaşa içine düştüğü ve birliklerin her birinin ayrı bir tarafa kaçtıkları anlaşılmaktadır.1 Savaşı kaybettikten sonra Çaldıran’dan ayrılan Şah, Tebriz’de Taçlı Hanım’ı aratmış ve bir iki gün sonra tevaffûken bulunan Taçlı Hanım Şah’ın yanına getirilmiştir.2 Şah, hanımının bulunmasından dolayı son derece sevinerek onu getiren Durmuş Han’ın mülâzımlarından Mirza Şah’a taltifâtta bulunmuştur.3

Osmanlı kronikleri da Safevi kaynakları gibi Taçlı Hanım’ın savaş meydanında olduğunu doğrularken, onların aksine Taçlı'nın da Şah İsmail’in diğer hatunlarıyla birlikte Osmanlı askerleri tarafından esir edildiğini kaydeder.4 Celalzâde, Çaldıran Savaşı’nda sadece Taçlı Hanım’ın değil çok sayıda kadının ele geçirildiğini söylerken kadınların güzelliklerini ön plana çıkarır.5 Anonim Tevârih, Şah İsmail’in eşlerini savaş meydanında bırakarak kaçtığını söyledikten sonra, ismini vermediği eşlerinden birinin Osmanlıların eline geçtiğini nakleder.6 Sucûdî de çok güzel kızların Osmanlıların eline geçtiğinden bahseder.7 Şah İsmail’in ismi verilmeyen bir hatununun esareti konusunda hem fikir olan Osmanlı kronikleri, onun akıbeti hususunda karışık bilgiler nakletmektedir. Celalzâde, hatunun yakalanıp Sultan Selim’in huzuruna getirildiğini, bu sırada huzurda bulunan Kazasker Tacizâde Cafer Çelebi’ye verildiğini ve Anadolu vilayetlerinde yerleşip kaldığını söylemektedir.8 Haydar Çelebi, Çaldıran Savaşı'nda ele geçirilen esirlerin muayenesi esnasında altın sırmalı elbiseler giymiş olan bir kadının yakalandığını ve tahkikat neticesinde bu kişinin Şah İsmail’in karısı olduğunun anlaşılarak Cafer Çelebi’ye verildiğini nakletmektedir.9 Lütfi Paşa da durumu teyid eder.10 Zaim Mir Mehmed Katibi’ye göre ise Tacizâde Cafer Çelebi, kendisine emanet edilen hanımı nikâhına aldığı için Sultan Selim’in hışmına uğramıştır.11 Mustafa Âli, hatunun yakalanışı ve akıbeti hakkında Tacizâde ile ilişkilendirilen hikâyeden farklı olarak, onun Mesih Paşazâde tarafından yakalandıktan sonra, savaş gecesi Mesih Paşazâde’nin misafiri olduğunu ve ertesi gün onun izniyle serbest bırakılarak hızlı bir şekilde Hoy’a gittiğini nakleder.12 Gündüz’ün tespitine göre bu mâlûmat, Safevî kaynaklarında hatunun akıbetiyle ilgili verilen bilgilerle örtüşür.13

Şah İsmail'in esir alınan eşi hangisiydi?

Yukarıdaki kaynaklar Şah İsmail’in esir alındığı belirtilen eşinin adını zikretmezken Müneccimbaşı, bu hatunun adını Bihrûze olarak veriyor.14 Kendi döneminde Taçlı Hanım’ın yakalandığına dair meşhûr bir hikâyenin bulunduğunu, ancak bunun asılsız olduğunu söyleyen Müneccimbaşı’nın bu konudaki en doğru bilgiyi verdiği tarafımızdan tespit edilen bir arşiv belgesinden anlaşılmaktadır. Müneccimbaşı, bu konuda Hoca Sadeddin Efendi’nin verdiği bilgilerin muteber olduğuna dikkat çekerek ondan ayrıntılı bir alıntı yapar. Hoca Sadeddin Efendi, Osmanlı ordusunda bulunan babası Hasan Can ile Safevi ordusunda yer alan dedesi İsfahanlı Hafız Muhammed’den dinlediği olayları tarihinde birleştirmiştir. Dedesinden dinlediğine göre, Şah İsmail’in savaş meydanını terk etmesinden sonra Hafız İsfahânî, yoldaşlarıyla Çaldıran’dan ayrılmış, Tebriz yakınlarına geldiği sırada Taçlı Hanım’dan haber alınamadığını duymuş ve Tebriz’de gizlendikleri sırada Taçlı Hanım’ın Şah’a ulaştığı haberini almıştır. Babasından dinlediğine göre ise Taçlı Hanım, savaşın en kızgın anında Mesih Paşazâde’nin eline geçmiş, yanında bulunan “Lâl-i Büğrek/Be-berg” diye bilinen mücevheriyle beraber diğer ziynetlerini verip azat olmak için yalvarınca Mesih Paşazâde (Ahmed Bey?) durumuna acıyarak kendisini serbest bırakmıştır.15 Taçlı Hanım’ın mücevherlerinin Osmanlıların eline geçtiğine dair verilen bu bilgi, Osmanlı arşiv vesikalarınca da teyit edilmiştir.16

Kaynaklardaki çelişkili bilgilerin sebebi, Şah İsmail’in birden fazla hatununun Osmanlıların eline geçmesinden ve bunlardan Taçlı Hatun’un Bihrûze ile karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Gündüz’ün tetkiklerine göre, Safevi kaynakları Taçlı Begüm’ün, Şah İsmail ölünceye kadar onun yanında olduğunu haber vermektedir. O, Tahmasb’ın hükümdar olması hususunda etkin bir rol oynamış, haremde ve saray bürokrasisinde hâkim bir şahsiyet olarak ortaya çıkmıştır. Taçlı Hanım’ın ömrünün sonlarına doğru gözden düştüğü, Tebriz’de bir veba salgınını atlattıktan sonra Tahmasb tarafından 1540 yılında Şiraz’a gönderildiği ve burada kısa bir süre sonra vefat ettiği anlaşılmaktadır. Ölmeden önce, gelirlerinin tamamını hayır işlerinde harcanmak üzere vakfettiği anlaşılan Taçlı Hanım’ın, Çaldıran Savaşı’nda yer aldığı ve Osmanlıların eline esir düştüğü kesindir. Ancak, onun esaretinin bir-iki günden fazla sürmemiştir. Bununla birlikte Osmanlı kaynaklarında Safevilerin eşlerinin Osmanlı askerleri tarafından esir alınması, Şah İsmail’in kendi namusunu bile koruyamayacak kadar zayıf bir hükümdarken ülkenin namusunu korumaya nasıl namzet olabildiğini eleştirmek için işlenmiştir.17 Bu konunun yarım asır sonra bir diplomatik münasebet sırasında dahi Şah Tahmasb’ın Şah Kulu adlı elçisine nüktedân bir şekilde hatırlatılması da bu amaca matuf olarak Selanikî’nin eserinde ortaya konur.18

Kaynaklardan da anlaşılacağı üzere Osmanlıların eline, Şah İsmail’in eşlerinden sadece Taçlı Begüm değil, Taçlı Begüm kadar değerli diğer bir hatunu olan Bihrûze de geçmiştir. Savaş sonunda Sultan Selim’in Bihrûze’nin çadırına uğrayarak halini hatırını sorduğu ve esiresine hürmetkâr davrandığı anlaşılır. Yeniçerilerin Amasya’da ayaklanarak Pîrî Paşa ve Halimî’nin evlerini yağmalamalarının ardından Sultan Selim, Hersekoğlu Ahmed Paşa’yı görevinden almış, Dukâkinoğlu Ahmed’i ise hançerle yaraladıktan sonra cellâtlara teslim etmişti. İstanbul’da yaptırdığı soruşturmanın ardından Balyemez Osman Ağa, Vezir İskender Paşa ve Bihrûze ile kısa bir evlilik yaşadığı iddia edilen Tâcizâde Cafer Çelebi’yi de idam ettirdi. Yavuz’un Cafer Çelebi’yi idam ettirmesinin sebebi, bazı kaynaklarda Çelebi’nin Bihrûze’nin etkisiyle evlendirme hususunu Sultan Selim’in aleyhine kullanmaya çalışması, bazı kaynaklarda da Yavuz’un ihtarına rağmen Tacizâde’nin Bihrûze ile evlenmesi gösterilmiştir.19

Osmanlı arşivlerinde bulunan bir kayıt, Hoca Sadeddin ve Müneccimbaşı’nın Bihrûze’nin esareti hususunda kaydettikleri bilgiyi doğrulamakta ve bazı İranlı araştırmacıların, Osmanlı müelliflerinin verdikleri bilgilerin hamasetten ibaret ve yok hükmünde olduğu yönündeki tenkitlerinin20 tekrar gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi’nde mahfûz bulunan TD 553 numaralı Selanik Evkâf Defteri’nde “Vakf-ı Şah İsmail Hatunu” başlığı altında tespit edilen bir kayıt, Çaldıran Savaşı’nda gerçekten Şah İsmail’in hatununun ele geçirildiğini teyit etmekte ve onun bundan sonra Osmanlı topraklarında kaldığını göstermektedir. Vakıf kaydından, beş adet han dükkânı ve iki bab âsiyâbın, ismi belirtilmeyen bu hatun tarafından vakfedildiği anlaşılmaktadır.21 Onun Tacizâde Cafer Çelebi22 ile evlendirildiğine ilişkin verilen bilgilerin yanlış olmasını düşündürecek hiçbir şey yoktur. Aksine Hoca Sadeddin’in Sultan Süleyman’ın bu konuda babasının maksadını anlamayarak İbrahim Paşa vasıtasıyla Hasan Can’a birkaç soru sorduğunu belirtmesi, bu evliliğin herkesin malûmu olduğunu kesin olarak göstermektedir. Müneccimbaşı’nın da belirttiği üzere Hoca Sadeddin, bu konudaki en muteber isimdir.23

Şah İsmail’in, Taçlı Hatun kadar sevdiği hatunu olan Bihrûze’nin Osmanlıların eline geçmesinden ve gönderdiği elçiler vasıtasıyla hanımının iadesi talebinin reddedilmesinden sonra devlet işlerini terk ettiği kaydedilmiştir. Çaldıran yenilgisinden sonra siyahlara bürünen Şah İsmail, ordunun sancağını bile siyaha dönüştürüp üzerine beyaz bir hatla “El-Kısas” yazdırdı. O sene doğan oğluna dahi Elkas adını verdi. Ancak kader Elkas Mirza’yı, yanında Seyyid Azizullah’ın da bulunduğu bir yolculuk ile 1547’de İstanbul’a getirdi. Kanuni Sultan Süleyman’ın hizmetinde iki yıl geçiren Elkas, 1548’deki Doğu Seferi’ne katıldıysa da bir yıl sonra gözden düştü ve 1550’de Alamut Kalesi’nde ağabeyi Tahmasb’ın emriyle katledildi. Sultan Selim’in, Şah İsmail’i tahrik ederek karşısına çıkmaya zorlaması, Şah’ın Şii mezhebini baskı ve şiddetle yaymaktan vazgeçmesinde de etkili oldu.24

Sonuç

Sonuç olarak, Şah İsmail’in üç eşinden ikisinin (Taçlı Begüm ve Bihrûze) Osmanlıların eline esir düştüğü, bunlardan ilkinin bir-iki günlük esâretinin ardından verdiği ziyneti mukabilinde kurtulduğu, diğerinin ise Şah İsmail’i Osmanlıların karşısına çıkarabilmek için bir koz olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.25 Bihrûze Hatun, önce İstanbul’a ve oradan da Edirne’ye kendisine ayrılan tahsisatla gönderilmiş ve bundan sonra bir Osmanlı kadını gibi vakıf kurarak hayatını devam ettirmiştir. Osmanlı resmi kalemlerinin onu ismiyle değil, sıfatıyla kaydetmiş olması dikkate şâyândır. Osmanlı ordusu Amasya’da iken Şah’tan gelen elçilik heyetinden Mir Abdülvehhab, Kadı İshak, Molla Şükrullah ve Hamza Halife’nin hapse atılıp, Şah’ın hatununu salıvermemesinin tepkiyle karşılanmış olduğu, Sultan Süleyman’ın dahi babasının bu davranışına pek anlam veremediği kaynaklara yansımıştır. Sultan Selim, sürekli kaçak dövüşmeye başlayan Şah İsmail’in yüreğine kin düşürmek ve böylece onu, üzüntüsünün etkisiyle karşısına çıkarıp ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Bu anlayışın Osmanlı resmi kalemlerine yansıması “Hatun-i Şah İsmail” şeklinde olmuştur.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Vedat TURGUT

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Doç. Dr. Vedat Turgut Osmanlı klasik dönemi[1300-1600] üzerine çalışmalar yapmakta ve daha özelde ise Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası üzerine yoğunlaşmaktadır.

Dipnotlar
[1] Feridun M. Emecen, Yavuz Sultan Selim, s. 142-143.

[2] Gündüz, “Şah İsmail’in Eşi…”, s. 224-230.

[3] Vural Genç, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), İstanbul 2011, s. 136.

[4] Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969, s. 58 vd.

[5] Celalzâde Mustafa, Selimnâme, (Haz. Ahmet Uğur-Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 381; Muhammed Kerim Yusuf Cemâli, “Çaldıran Savaşı’nın Sebep ve Sonuçları”, Safeviler ve Şah İsmail, (Ed. A. Taşğın-Ali Yaman-Namiq Musali), İstanbul 2014, s. 63.

[6] Tevârih-i Âl-i Osman-Giese Neşri, (Haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 136.

[7] İ. Hakkı Çuhadar, Sucûdî’nin Selimnâmesi, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1988, s. 55; Tansel, Yavuz Sultan Selim, s. 62 vd; Genç, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), s. 134-135.

[8] Celalzâde Mustafa, Selimnâme, s. 381; Tansel, Yavuz Sultan Selim, s. 61

[9] Haydar Çelebi, Rûznâme, (Haz. Yavuz Senemoğlu), İstanbul , s. 77.

[10] Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, (Çev. Kayhan Atik), Ankara 2001, s. 218.

[11] Tansel, Yavuz Sultan Selim, s. 62; Emecen, Yavuz Sultan Selim, s. 143. Taşköprüzâde, Eş-Şakâyiku’n-Numâniyye fi Ulemai’d-Devleti’l-Osmaniyye, “Osmanlı Bilginleri, (Trc. Muharrem Tan), İstanbul 2007, s. 252. Emecen, bu bilginin şüpheyle karşılanması gerektiğini belirtmektedir, bkz. Yavuz Sultan Selim, s. 143.

[12] Gelibolulu Mustafa Ali, Künhü’l-Ahbâr, (Haz. Ahmet Uğur-Mustafa Çuhadar), Kayseri 1997, s. 1120-1121.

[13] Gündüz, “Şah İsmail’in Eşi…”, s. 229. Ayrıca bkz. Roger M. Savory, “Taclu Hanım: Çaldıran Savaşı’nda Osmanlılar Tarafından Esir Alındı Mı alınmadı Mı?”, s. 221-235.

[14] Muneccimbaşı Ahmed Dede, Sahaifü’l-Ahbar fi Vekâyiü’l-Asar, II, (Trc. İsmail Erünsal), İstanbul, s. 165-166.

[15] Hoca Sadeddin, Tacü’t-Tevârih, IV, (Haz. İsmet Parmaksızoğlu, Ankara 1979, s. 211 vd.

[16] İ. Hakkı Uzuncarşılı, “Şah İsmail’in Zevcesi Taclı Hanım’ın Mücevherâtı”, Belleten, XXIII/92 (Ankara 1959), s. 613.

[17] Gündüz, “Şah ismail’in Eşi…”, s. 223-231. “… Padişahların taht-ı tasarruflarında olan memleket menkûhâsı mesâbesindedir. Ruculiyetten hokkası ve futuvvetten behresi belki derûnunda fi’l-cümle zehresi olan kimesne kendüden gayri bir kimse ona taarruz ettiğinde tahammul etmek ihtimali yoktur”, bkz. İdris-i Bitlisi, Selimşahnâme, (Çev. Hicabi Kırlangıç), Ankara 2001, s. 152.

[18] Selanikî’nin naklettiğine gore, 1568’de Tahmasb’ın elçisi olarak Edirne’ye gelen Şah Kulu’nun, kendisini karşılamaya gelen Osmanlı askerleri için “vallahi bu askerlerin süsü ve gösterişi tıpkı düğün alayı gibi” demesi üzerine Candaroğlu Kızıl Ahmed’in oğlu Rumili Beylerbeyi Şemsi Ahmet Paşa “Evet Çaldıran’dan gelin getiren bu alaydır” diye cevap vermişti (Selâniki Mustafa Efendi, Tarih-i Selanikî, I, (haz. Mehmet İpşirli), Ankara 1999, s. 70).

[19] Genç, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), s. 138, 144-150.

[20] Mesela Haşim Hicazifer’in bu yöndeki tenkitleri için bkz. Genç, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), s. 202-206.

[21] TK.KKA 553, v. 71a.

[22] Kazasker Tâcizâde Cafer Çelebi de İstanbul’da Cami, Edirne’de muallimhane ve medrese bina ettirmiş olup, Edirne’de banisi olduğu muallimhane ve medresesi için Niğbolu Sancağı’nın Hazergrad nahiyesine bağlı üç köyün vergilerini akar olarak vakfetmiştir. Vakfın toplam hasılının 24.286 akçe olduğu ve haymaneden elde edilen miri hissenin ayrılmasından sonra baki kalan 20.579 akçenin Edirne’deki muallimhane ve medreseye sarfolunduğu kaydedilmiştir. Vakfedilen köylerde 96 neferi Müslüman ve 252 neferi gebran olmak üzere toplam 348 nefer mütemekkin olarak kaydedilmiştir. Edirne’de banisi olduğu muallimhane ve medresesi için ayrıca vakfedilen Vize’ye bağlı 7432 akçe hasıllı Şafi’i Köyü’nün H. 890 ve 925 yıllarında tutulmuş olan defterlerde de mukayyed olduğu anlaşılmaktadır. Şafi’i Köyü’nü, Cafer Çelebi’den sonra evlatları Korkud Muhammed ve Ataullah tasarruf etmiştir. Köyde 20 neferin yanı sıra köy sınırında mütemekkin olarak 25 nefer Yörük ve küreci kaydedilmiştir, bkz. TK.KKA 548, v: 57b-58a.

[23] Emecen, Yavuz Sultan Selim, s. 142.

[24] Genç, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), s. 150-151.

[25] Genç, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), s. 138.

 

Kaynakçalar

TK.KKA.. 553.

TK.KKA.. 559.

TK.KKA.. 548.

GELİBOLULU MUSTAFA ALÎ, Künhü’l-Ahbar, I-II, (Haz. Ahmet Uğur-Mustafa Cuhadar), Kayseri, 1997.

ANONİM TEVARİH-İ AL-İ OSMAN-Giese Neşri: (Haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992.

CELAZÂDE MUSTAFA, Selimnâme, (Haz. Ahmet Uğur-Mustafa Cuhadar) Ankara 1990.

ÇUHADAR, İ. Hakkı, Sucûdî’nin Selim-nâmesi, Erciyes Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1988.

GÜNDÜZ, Tufan, “Şah İsmail’in Eşi Taclu Begüm”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştirmaları Dergisi, 51 (2009), s. 223-232.

GÜNDÜZ, Tufan, Seyyahların Gözüyle Sultanlar ve Savaşlar, Giovvanni Maria Agiolello, Venedikli Bir Tüccar ve Vincenzo D’Alessandri’nin Seyahatnâmeleri, İstanbul 2006.

EMECEN, Feridun, Zamanın İskenderi Şarkın Fatihi Yavuz Sultan Selim, İstanbul 2010.

EYİCE, Semavi, “Tacizâde Tevkiî Cafer Çelebi Camii”, TKA, XXXIV/1-2 (1998), s. 55-63.

GENÇ, Vural, İranlı Tarihçilerin Kaleminden Çaldıran (1514), İstanbul 2011.

GÖKYAY, Orhan Şaik, Dede Korkut Hikâyeleri, İstanbul 1985.

HAYDAR ÇELEBİ RUZNÂMESİ, (Haz. Yavuz Senemoğlu), İstanbul (tarihsiz).

HİNZ, Walter, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd. XV. Yüzyılda İran’ın Millî Bir Devlet Olarak Yükselişi, (Çev. Tevfik Bıyılıoğlu) Ankara 1992.

HOCA SADEDİN, Tacü’t-Tevarih, IV, (Haz. İsmet Parmaksızoğlu), Ankara 1979.

İDRİS-İ BİTLİSÎ, Selim Şahnâme, (Trc. Hicabi Kırlangıç), Ankara 2001.

LÜTFİ PAŞA, Tevârih-i Al-i Osman, (Haz. Kayhan Atik), Ankara 2001.

MÜNECCİMBAŞI AHMED DEDE, Müneccimbaşı Tarihi-Sahaifü’l-Ahbar fî Vekayiü’l-Asar, I-II, (Trc. İsmail Erunsal), İstanbul, (tarihsiz).

SAVORY, Roger M., “Taclu Hanım: Çaldıran Savaşı’nda Osmanlılar Tarafından Esir Alındı Mı alınmadı Mı?”, (Çev. Osman G. Özgüdenli), Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, I, S. 2, (Sonbahar, 2014), s. 221-235; Krş için bkz. “Tajlu Khanum: Was She Captured by the Ottomans at the Battle of Chaldiran, or not?”, İrano-Turkic Cultural Contacts in the 11th-17th Century, Ed. Eva M. Jeremias, Budapest, 2003, s. 217-232.

SELANİKÎ MUSTAFA EFENDİ, Tarih-i Selanikî, I, (Haz. Mehmet İpşirli), Ankara 1999.

TAŞĞIN, Ahmet-YAMAN, Ali-MUSALI, Namiq, Safeviler ve Şah İsmail, İstanbul 2014.

TAŞKÖPRÜZÂDE, Eş-Şakaiku’n-Numaniyye fî Ulemai’d-Devleti’l-Osmaniye “Osmanlı Bilginleri”, (Trc. Muharrem Tan), İstanbul 2007.

TANSEL, Selahattin, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969.

UZUNÇARŞILI, İsmail H., Şah İsmail’in Zevcesi Taclu Hanım’ın Mücevheratı, Belleten, XXIII/92 (1959), s. 611-619.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun