Osmanlı'ya Sığınan Macar Mülteciler

Osmanlı'ya Sığınan Macar Mülteciler

Bugün ülkemizde Suriyeli mültecileri ağırlıyoruz. Toplumun bazı kesimleri bunu desteklerken, bir kısmı buna yoğun tepki gösteriyor. Ama şunu da hepimiz biliyoruz ki, Türk Milletinin en büyük hasletlerinden birisi “mazlum” olarak tabir edilen milletlere daima kucak açması ve düşene destek olmasıdır. Bu düşünceden hareketle günümüzden 166 yıl evvel yaşanan yine bir “mazlum” millete yine Türklerin yaptığı destekten bahsedeceğim. Macaristan’ın temellerinin bir Anadolu kentinde atıldığını bilenlerin sayısı herhalde bir elin parmaklarını geçmez. Kütahya’nın 1848-1849 ihtilali sonrasında bağrına bastığı Macaristan’ın ilk Cumhurbaşkanı Lajos Kossuth Modern ve bağımsız Macaristan’ın temellerini Kütahya’da atmıştır. İhtilaller sırasında ve sonrasında edindiği tecrübeye dayanarak, yeni bir özgürlük hareketinin başlaması halinde, Macar ordusunun başkomutanlık görevini kendisinin üstlenmesi gerektiğine de Kütahya’da karar vermiştir. Bu sebeple askeri konuda teorik ve pratik dersler almış ve incelemeler de bulunmuştur.

BEYAZ TARİH / MAKALE

1848 yılında Avrupa’da pek çok ülkede burjuva sınıfının aristokrat sınıfından hak talep etmesi esasına dayanan sınıf ayaklanmaları yaşanmıştır. Ancak Macaristan’da yaşananlar, daha çok bir milliyetçilik ayaklanması şeklindedir. 1848 yılının Mart ayında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na karşı harekete geçen Macar milliyetçilerinin amacı; “Tam Bağımsız Macaristan”ın teşekkül ettirilmesidir. Macarlar, Avusturya-Macaristan Kralı Ferdinand’a tamamen Macarlardan mürekkep bir yeni kabine kurulmasını, yüksek tabakaya verilen vergilerin ve imtiyazların kaldırılmasını, anayasa hükümeti sistemine geçilmesini teklif etmişlerdir. Bu tekliflerin önderliğini de genç bir avukat ve muhalif olan Lajos Kossuth (Layoş Koşut) üstlenmiştir.

Avusturya-Macaristan Kralı Ferdinand, yapılan teklifi istemeyerek kabul etmiş, 17 Mart 1848 tarihinde de ilk Bakanlar Kurulu oluşturulmuş, hatta Lajos Kossuth, kurulan hükümetin ilk Maliye Bakanı olmuştur. Fakat bu durum çok kısa sürmüş, Macaristan’a başkomutan (ban) olarak tayin edilen Jellacsics, Macaristan’ı işgâl ederek, ülkenin her tarafında örfi idare ilan etmiştir. Jellacsics’in kuvvetlerine uzun süre direden Macar milliyetçileri neticede askerî bir başarı kazanmışlardır. Başkahraman Lajos Kossuth’un önerisiyle 14 Nisan 1849 tarihinde de Macaristan, bağımsızlığını ilan etmiş, Kossuth da geçici cumhurbaşkanı olmuştur.

Bu vaziyet karşısında Avusturya Kralı Ferdinand, bu sefer Rus çarının da desteğiyle Macarların karşısına 370.000 kişilik bir ordu ile çıkınca, Macarların bu mücadeleyi kaybetmeleri kaçınılmaz olmuş, Macaristan işgal edilmiş ve ihtilâlciler de ciddi bir kıyımla karşı karşıya kalmışlardır.

Macar Mültecileri Osmanlı Devleti’ne Sığınıyorlar

Macar hareketi, kanlı bir şekilde bastırıldıktan sonra Macarlar ve onlara yardım eden Lehli ihtilâlciler de Osmanlı Devleti’ne sığınmaya karar vermiştir. Macar milliyetçilerinin bu ihtilâl girişimi, Avusturya İmparatorluğu’nda zor günlerin yaşanmasına sebep olduğu gibi, Osmanlı toprağı olan Eflâk-Boğdan’a sıçrama tehlikesi sebebi ile Osmanlı Devleti’ni de yakından ilgilendirmekteydi.

Ülkelerini terk ederek Osmanlı Devleti’ne sığınan ilk mülteciler 1120 kişiydi. İçlerinde general ve subaylardan oluşan birçok mühim şahsiyet bulunmaktaydı. Mültecilerin gün geçtikçe çoğalması üzerine, gelenler Meclis-i Mahsûs kararıyla Vidin’e gönderildiler. 19 Ağustos 1849 tarihinde de ihtilâl girişiminin lideri ve Macar Cumhurbaşkanı Lajos Kossuth ile beraberindekiler Eflâk’a sığındılar.

Eylül ayı itibariyle Osmanlı Devleti’ne sığınan mülteci sayısı 5000’i buldu. Bunların arasında kadınlar, çocuklar ve sanatkârlar da bulunmaktaydı. Bu kadar çok mültecinin kış ayları gelmeden bir an önce yerleştirilmesi gerekliydi. Başlangıçta Vidin’e yerleştirilen Kossuth ve yanındaki mülteciler, burada Rus saldırısına açık olduklarından 1849 sonbaharında Şumnu’da bir askeri kışlada “geçici” olarak iskân edildiler.

Mülteciler Kütahya’ya Gönderiliyor

Rusya ve Avusturya ile varılan anlaşmalar uyarınca Macar ve Leh mültecilerin yerleştirilmesi için Kütahya, Halep, Malta gibi yerler uygun görülmüştür. Kütahya’ya gönderilenler 57 kişiydi. Bu grup en az sayıya sahip gruptu ancak dâhil olan şahıslar açısından değerlendirildiğinde en dikkat çeken gruptu. Mülteciler, Varna’dan Tâif-i Bahrî vapuruyla Gemlik’e getirilmişler, oradan da Kütahya’ya nakledilmişlerdir. Ailesinin de Kütahya’ya gelmesinin ardından Kossuth’un yaptığı konuşma, onun şükran hislerini ve Osmanlı Devleti’nin, dolayısıyla Abdülmecid Han’ın tutumunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır. “...Bu biçare çocuklarımın, zalimler ellerinden kurtarılıp, Osmanlı’nın merhâmet ve adâletine iltica etmiş baba ve analarına gönderilmeleri ve kendilerine padişah tarafından ihsanlarda bulunulması ve bilcümle Macar fukarâlarına olan merhamet ve yardımlar hiç bir şekilde teşekkürle ödenebilecek işlerden değildir. Macaristan halkı bütün bütün esir olsalar yine bu merhametin bir zerresinin teşekkürüne yetmez. Allahü Teâlâ yeryüzünü halk edeli böyle bir padişah-ı ma‘den-i adâlet gelmemiştir ki bu, tarihe aşina olanların malûmudur. Rabbim ömrünü ü şevketini ziyade ve düşmanlarını perişan buyursun…”Macar mülteciler 46 gün süren bir yolculuktan sonra 12 Nisan 1850’de Kütahya’ya varmışlardır. Burada bir kışlaya yerleştirilen mültecilerin sayısı 1850 yılının sonunda 130’a kadar yükselmiştir. Bilâhare Kossuth ve ailesine Kütahya Sultanbağı mevkiinde, Hacı Emin Sokak’ta Şeyh Seyfi Efendi’nin kardeşi Hamdi (Aydın) Efendi’nin evi tahsis edilmiştir.

Kossuth Planlarını Kütahya’da Yaptı

Kossuth Kütahya’daki günlerini boş geçirmemiştir. Türkiye’de kaldığı bir buçuk sene içerisinde Türkçe öğrenmiş, hatta bir Türkçe gramer kitabı hazırlamıştır. Kossuth’un kâtibi Karoly Laszlo ayrıca gramer kitabının bir de kopyasını çıkarmıştır. 1848-1849 ihtilali sırasında edindiği tecrübeye dayanarak Kossuth, yeni bir özgürlük hareketinin başlaması halinde Macar ordusunun başkomutanlık görevini kendisinin üstlenmesi gerektiğine de Kütahya’da karar vermiştir. Bu sebeple askeri konuda teorik ve pratik dersler almış ve bu konuda inceleme dahi yazmıştır.

Lajos Kossuth, Kütahya’da sadece askerî ve siyasî konularla değil, sosyal sahalarla ilgili faaliyetlerde de bulunmuştur. Kütahya halkının Macar mültecilere karşı takındıkları dostane tavır sebebi ile sadaret makamından, Kütahya’da bulundukları meskûn mahalde bir çeşme yaptırmak istediklerini Miralay Süleyman Şefik Bey’e beyan etmişler ve isteklerini kabul ettirebilmişlerdir. Bu nokta-i nazardan Kütahya’ya gönderilen mültecilere, hiçbir yardımdan kaçınılmadığı da dikkatleri çekmektedir. Bunun en önemli örneklerinden birisi Sultan Abdülmecid tarafından mültecilere dağıtılmak üzere 150.000 kuruşun tahsis edilmesidir. Böylece mültecilerin malî anlamda sıkıntı çekmelerinin önüne geçilmek istenmiştir. Ayrıca Miralay Süleyman Şefik Bey, Sadaret makamına gönderdiği bir raporda, Macar mültecilerin bazılarının yaşadığı sağlık sorunları dışında hiçbir şikâyetlerinin olmadığını bildirmiş; mültecilerden Mayor Marjininski’nin eşi, çocukları ve hizmetlilerinden oluşan ailesine şehrin merkezinde bir konak tahsis edilmesini talep etmiş ve bu talep dahi karşılıksız bırakılmamıştır.

Mülteciler Bölünüyor

Bu arada Osmanlı için, Avusturya İmparatorluğu ile yapılan anlaşma şartlarının yerine getirilme zamanı da gelmiştir. Avusturya, mültecilerin Osmanlı Devleti’nce gözetim altında tutulmasıyla ilgili muhalefetini hâlâ sürdürmektedir ki, Osmanlı Devleti bu talepler karşısında haklı bir yol tutmak için Macar mültecilerine Müslüman olmayı teklif etmiştir. Ancak bu teklif ve yaşanan gelişmeler, Macar lideri Kossuth’u memnun etmemiştir.

Osmanlı devlet adamları, Kossuth’un İstanbul’da bulunan temsilcisi Kont Gyula Andrassy’e Macar ve Leh mültecilerin İslam dinine geçmelerinin en uygun yol olacağını, bu takdirde sultanın kuşkusuz onları Ruslara ve Avusturyalılara teslim etmeyeceğini ifade etmişlerdir. Fakat bu teklif, mülteciler arasında ilk ciddi bölünmeye sebebiyet vermiş, Leh mültecilerin büyük bir çoğunluğu İslamiyet’i kabul ederken, Macar mültecilerin hemen tamamı bu teklife kayıtsız kalmıştır.

Osmanlı Devleti’nin İslamiyet’i kabul etmiş olanlara uygun görevler de vermesi Avusturya’nın hiç hoşuna gitmemiştir. Ancak İngiltere ve Fransa’nın İstanbul’daki elçileri, Osmanlı’nın mülteciler sorununda izlediği yolu haklı gördüklerini devletleri adına ilân etmişlerdir. Macar ve Leh Mültecileri sorunu böylece uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

Bunun üzerine Osmanlı hükümeti, Avrupa’da yayınladığı bir rapor ile merhamet ve insanlıktan doğan duygularla, mültecileri koruma hususunda yaptığı fedakârlığı dünya kamuoyu ile paylaşmıştır. Raporun yayınlanması Avrupa’yı galeyana getirmiş, İngiltere ve Fransa’da Türkiye lehinde gösteriler düzenlenmiş ve Londra’daki Türk Elçisi Kostaki Musurus Paşa’ya sokakta rastlayan İngiliz gençleri, elçilik arabasının atlarını sökerek elçiliğe kadar arabayı kendileri çekmişlerdir.

Osmanlı tarafından bu dönemde ayrıca, mültecilerin serbest bırakılması için teşebbüslerde de bulunulmuştur. Bu meyanda ilk olarak Âli Paşa, 27 Temmuz 1850’de Lord Palmerston ile görüşmüştür. Bu konuda İngilizler ve Amerikan senatosu Osmanlı Devleti lehinde görüş belirtmiş, hatta Amerika Birleşik Devletleri 4 Mart 1851’de Akdeniz’de bulunan gemilerden birinin Osmanlı Devleti’nin de kabul etmesi halinde Kossuth ve rüfekâsı için tahsis edilmesini karara bağlamıştır. Bu gelişmeler yaşanırken Avusturya Hükümeti, liderler dışındaki diğer mültecilerin kendisi için bir tehlike olmaktan çıktığını Osmanlı’ya iletince, sorun nispeten kendiliğinden çözülmüştür.

Bu konu 17 Mart 1851 tarihinde Meclis-i Mahsûs’ta görüşülmüş ve Osmanlı Devleti çıkarına zarar vermeden, Avusturya hükümetinin verdiği liste dışındakilerin serbest bırakılmasına karar verilmiştir. Serbest bırakılmasına karar verilen mülteci sayısı 69, Kütahya’da kalmasına müsaade edilen mültecilerin sayısı 51 olarak tespit edilmiştir. Serbest bırakılan 69 kişilik grup, yanlarında 150 kişilik süvari birliği ile 9 Mayıs 1851 tarihinde Kütahya’dan ayrılmıştır. Yolculuk sırasında nasıl hareket edilmesi gerektiği mültecilere talimatlarla bildirildiği için onlara da Türkler tarafından gereken hassasiyet gösterilmiştir. Babıâli bu mülteci kafilesinin gönderilmesinden sonra kalan mültecilerin de Eylül’de serbest bırakılacağını Avusturya’ya bildirmiştir.

1 Eylül 1851’de Kossuth ve elliye yakın mülteci Kütahya’dan ayrılmıştır. 1 Eylül 1851 tarihinde Kütahya’dan hareket eden mülteciler 9 Eylül’de Çanakkale’ye varmış, oradan “Missisippi” adını taşıyan Amerikan savaş gemisiyle Türkiye’den ayrılmışlardır. Mülteciler burada bir buçuk yıl (17 ay) kaldılar. Kossuth ve arkadaşları ülkeden ülkeye giderek sempati uyandırmak ve destek toplamak amacıyla dolaşmaya devam etmiş, Amerika ve en son İtalya’da kalmışlardır.

Kossuth Türkiye’de kaldığı yıllar hakkında şunları söylemiştir: “ Ben Türk halkına şükran borçluyum ve bu borcu aziz ve mukaddes bir mükellefiyet olarak kabul ediyorum. Türk halkının millî özelliklerine ve asil seciyesine karşı büyük bir saygı duymakta ve bu seciyeyi takdir etmekteyim” Kossuth ve subaylar, Kütahya’da 17 ay kadar süren misafirlikten sonra İngiltere ile Fransa’nın Türkiye’yle yaptıkları anlaşma üzerine buradan ayrılmışlardır. Kossuth, daha sonra gittiği Londra’da büyük zafer kazanmış kahraman gibi kabul görmüştür. Burada yaptığı konuşmasında, hayatını güven altına alan ve kendisini düşmanlarına teslim etmeyen Türkleri övmüştür:

“Bugünkü hayatım ve hürriyetime sahipliğim, Avusturya ile Rusya’nın tehditlerine, baskılarına rağmen beni ve arkadaşlarımı muhafaza eden Türkler sayesindedir. O Türkler ki yüksek hislerle ve insan olan saygılarıyla hiçbir tehdide boyun eğmediler. Türk milleti, bu yönüyle, üstün bir güce sahiptir. Türkiye’nin bugün ve istikbalde mevcut olması, Avrupa’nın ve insanlık âleminin yararınadır. Ben Türklerden gördüğüm lütuf ve hürmetin hatıralarıyla yaşıyorum.”

Rusya ve Avusturya gibi iki güçlü devletin tüm tepki ve tehditlerine rağmen Osmanlı Devleti, mültecileri sınırlarından içeri kabul ettikten sonra devlet felsefesi, insana saygının en iyi örneklerini vererek, mültecileri ekonomik ve siyasî anlamda çok güç şartlar içinde olmasına rağmen, en iyi şekilde ağırlamak için elinden geleni yapmıştır.  Bu tavrı ile de başta Avrupa olmak üzere bütün dünyanın takdirini toplamış ve geniş bir kamuoyu kitlesini arkasına almıştır.

Rusya ve Avusturya Devleti’nin açık tehditlerine karşı Sultan Abdülmecid, “Ecdadımın altı yüz seneden beri bunca fedakârlıklarla muhafaza ettiği himâyet hakkını Avrupa bizden almak mı istiyor. Bu hakkı zâyi ettikten sonra bana saltanatın dahi lüzumu yoktur. Bir Macar’ı elli bin Osmanlı kanı döker yine muhafaza ederim” diyerek karşılık vermiş ve Osmanlı devlet felsefesinden ödün verme yerine bu devletleri karşınına alarak savaşı göze almıştır.

Rusya, Macar mültecileri sorununun istediği gibi çözümlenmemesinden dolayı bu durumdan hoşnut kalmamış, iki yıl sonra Osmanlı Devleti’ni İngiltere ile paylaşma girişiminde bulunmuş ancak başarısız olmuştur. Bunun üzerine Osmanlı Devleti’nin bünyesindeki Ortodoks ve Slav tebaasını himayesi altına almak istemesi üzerine de Kırım Harbi çıkmıştır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Umut Cafer KARADOĞAN

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun