Osmanlı’nın Las Vegas’ı; İstanbul-Tahtakale

Osmanlı’nın Las Vegas’ı; İstanbul-Tahtakale

İstanbul, Doğu Roma ve en son Osmanlı Devletine başkent olmuş, kuruluşundan günümüze kadar önemini korumuştur. Osmanlı İstanbul’u, eğlencesi ve madde kullanımı ile kendi mahallesini de ortaya çıkarmış, bu dönemde şehir, kendi yaşamı içerisinde modern zamanların Las Vegas’ını oluşturmuştur. Kasım Bolat, Osmanlı İstanbul'unda en renkli semtlerinden biri, Tahtakale'yi ele aldı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

2010 Dünya Kültür Başkenti olan İstanbul, bunu birçok özelliğine borçludur. Şehir, konumunun yanı sıra modern zamanlara kadar coğrafi ve tabii güzelliği ile de büyülemiş ve kendine öylece hayran bırakmıştır. Boğazın mavi dalgaları ile yarışır bir şekilde bata çıka dans eden Yunus balıkları, İstanbul’a gelmiş olan seyyahların hatıralarında her zaman yer edinmişlerdir. Bu hali ile İstanbul, Doğu Roma ve en son Osmanlı Devletine başkent olmuş, kuruluşundan günümüze kadar önemini korumuştur. Depremler, seller, salgın hastalıklar ve yangınlar şehirde yaşamayı zorlaştırmasına rağmen, her geçen gün nüfusunu artırmayı da başarmıştır. Doğu Roma zamanında Hristiyan bir kent olan İstanbul, Halil İnalcık’ın tabiri ile Osmanlı zamanında tam bir “İslam Şehri” haline gelmiş ve bu kimliğini muhafaza etmiştir.

Şehir, her iki imparatorluk zamanında siyasetin merkezi olmuştur. Bununla birlikte imparatorlar, şehir halkını eğlendirmesini  bilmiştir. Çeşitli vesileler ile düzenlenen eğlenceler, halkın movite olmasını, siyasetten uzaklaşmasını ve dahası para kazanmasını sağlamıştır. Doğu Roma zamanında Hipodrom, Osmanlı zamanında At Meydanı olan yer, eğlence gösterilerinin de merkezi olmuştur. Doğu Roma zamanında Gladyatör dövüşlerinin sergilendiği meydan, bu sefer farklı eğlenceler ile fonksiyonuna devam etmiştir. Buna rağmen Osmanlı İstanbul’undaki insan yaşamları, seyyahları her zaman şaşkına çevirmeyi başarmıştır. İslam’ın yasak ve men ettiği her türlü alışkanlık, Müslümanlar arasında da yaygındır. Dahası içmesi ve kullanması yasak olan bu maddeleri, bulmakta da pek güçlük çekmezler. Bu yüzden Türkler arasında yasak ve bağımlılık yapan her türlü maddeyi kullananlar oldukça yaygındır. Bu maddelerden biri de afyondur. Seyyah Hans Dernschwam, İstanbul’da bulunduğu süre zarfında Türklerin yaşamlarını yerinde incelemiş ve gördüklerini not etmiştir. Dernschwam, “Türkler arasında afyon kullanma çok yaygındır” der ve afyon kullanan Türklerin içine düştükleri durumu ve fiziki görünümü tasvir eder. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey de İstanbul Hayatına dair eserinde İstanbul’daki afyon kullanımına dikkat çeker ve içlerinden sadarete gelmiş, büyük görevlilerin dahi afyon kullandığını yazar. İstanbul’da yaşayan Türkler fırsat buldukça alkol kullanmaktan da geri kalmazlar. Özellikle şarab, en çok tüketilen alkol ürünleri arasındadır. Boza ve şarabın yanına sonrasında bir içecek daha eklenir ki, Batılı Seyyahlar “Türkler kahvesiz yaşayamaz” notunu düşeceklerdir. Ancak kahve de tartışmaları beraberinde getirmiş, bu keyif verici madde, her türlü yorum ve yasaklamadan nasibini almıştır. Yasaklamaları ve izin vermeleri ile ne olursa olsun her türlü madde İstanbul’da kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı İstanbul’u, eğlencesi ve madde kullanımı ile kendi mahallesini de ortaya çıkarmış, bu dönemde şehir, kendi yaşamı içerisinde modern zamanların Las Vegas’ını oluşturmuştur.  


Ad

Müslümanların gittiği meyhanelerden biri.

 

Osmanlı İstanbul'unda en renkli semtlerinden biri, Tahtakale idi. Burayı renkli hale getiren, yukarda giriş olarak yazmaya çalıştığımız her türden insanların semti mesken tutmasından ileri gelir.  İlk kahvehanenin de Tahtakale'de açılması bu yüzden tesadüfi değildir. Burada meyhane, bozahane ve sonrasında kahvehanenin açılmış olması,  Türklerin sıklıkla gittikleri, dahası ortamına uyum sağladıklarının çıkmadıkları bir yer haline geldi. Burası Gayrimüslimlerin Galata’da oluşturdukları eğlence kültürüne karşılık ve alternatif, Türklerin oluşturdukları bir eğlence merkezi idi. Fakat buraya gelmek bir bakıma da cesaret isterdi. Zira burası, itlik, hergelelik, kumarbaz, esrarkeş, afyoncu, meddah ve hokkabazların mekanı idi. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, esrarkeş kahvehanelerin bulunduğu semtleri Tahtakale, Tophane, Silivrikapı, Mevlevihanekapı yakınında ve İshakpaşa’ya inen yokuştaki kahveler olarak sayar. Az yukarda yürüme mesafesinde Topkapı Sarayı'nın ve dolayısı ile devletin gölgesi altında olmaları bir şey değiştirmiyordu. Denilebilir ki, o gün burası, bir film platosundan ve meşhur sirklerden farksız idi. İşte, minyatürlerdeki bu hokkabaz ve değişik hayvani ve cismani kıyafetler ile Surnamelerde kendini gösterenlerin mekânı Tahtakale idi. Özellikle kahvehanelerin yaygınlaşması ile bu tür kimseler başta Tahtakale olmak üzere İstanbul'un değişik yerlerine dağıldı. Özellikle kıssahanlar ve meddahlar, büyük ilgi görüyor, fakat anlattıkları cinli, perili, hikâyeler ile İstanbulluları korkutuyorlardı. Hokkabazların olduğu kahvehanelerde kavga ve patırtı eksik olmazdı.  Dolandırıldığını anlayan ve parasını isteyenler arasında büyük kavgalar olurdu. IV. Murad zamanında kahvehanelerin kapatılması konusunda pek değinilmeyen perde arkası nedenlerden biri de, bu idi.

Tahtakale’nin, Osmanlı’nın Las Vegas halini en iyi Evsaf-ı İstanbul’da Latîfî yapar. Eserini 1522-24 arasında otuzbeş yaşında iken yazan Latîfi, yaptığı canlı tasvir ile Tahtakale’de uzun izlenimlerde bulunmuş olduğu anlaşılıyor. Buna göre kimi kıssahanlar tarihten rivayetler kimileri ise çeşitli hikâyeler anlatmaktadırlar. Aynı zamanda “acaib” şekilde insanların olduğu bu yerde, her türlü maharetler sergilenmekte ve akıl almaz gösteriler yapmaktadırlar.  Gelibolulu Mustafa Âli de, eseri Meva’ıdü’n- Nefais fi- Kava’ıdi’l- Mecalis’de Tahtakale’yi mesken edinmiş ve burayı eğlence merkezi haline getirmiş insanların panoramasını çizmektedir. Bunları “boş işlerle uğraşan ahmaklar” olarak niteleyen Gelibolulu Mustafa Âli, meyhaneler, bozahaneler ve kahvelerden sonra sokakların da bu türden insanlarla dolduğunu söyler. Zira kahvehanelere gidenler sabahtan akşama kadar bir köşeye oturur, gıybet ve dedikodudan başka bir iş yapmazlardı. Ayrıca buralar satranç ve tavla oyunlarının merkezi haline geldiği gibi kimisi de özellikle kumar oynayıp para kazanmaya bakıyordur. Âli, bu türden eğlence meraklısı insanların sabah kazandıklarını akşam meyhanelerde harcadıklarını da eserinde yazmaktadır.

Meyhanelere giden ve ayyaş olan tipler arasında padişahların muhabbet beslediği kimseler de vardır. Bunlardan birisi de Fatih Sultan Mehmed zamanı şairlerinden ve padişahın şiirlerini beğendiği Melihî’dir. Fatih Sultan Mehmed, bu şairin şiirlerini beğeniyor ve onu meclisinde arıyor olmasına rağmen, mezkur şair tam bir ayyaş tiptir. Latifi’nin yazdığına göre “bir miktar şarab içüp mestçe olmayınca kendüyi bilmez ve keyfiyyeti kemaline yetişmese aklı başına gelmezdi” bir tiptir. Padişah buna şarabı bırakması yönünde uyarıda bulunmuş, Melihi de bir süre içki içmeyince kendinden geçmiş ve ayakta duramaz olmuştur. İşte tam bu süreçte, şarab içmese bile kokusundan istifade etmek için Tahtakale’deki meyhanelerden istifade etmek için buralara gelmiş ve yüzü gözü solgun bir şekilde sokak aralarında yatar olmuştur.

İstanbul’un bu renkli ve bir o kadar da sıra dışı hayatını en iyi Surnamelerde görmekteyiz. Tahtakale’de her daim hazır olan bu insanlar, yapılacak olan büyük düğünleri fırsata çevirmeyi ve hünerlerini sergilemeyi bilmişlerdir. Zira kendilerini padişah da izleyecek ve hünerini beğendiği kimselere ihsanlarda bulunacaktır. Padişahlar, ihsanda bulunmak için çeşitli vesileler arar ve sanatını beğendiklerini himayesine almaktan geri kalmazdı. Bu çeşit “acaib” sanata malik insanları III. Murad’ın, Şehzade [III.] Mehmed için düzenlediği 1582 Sünnet Düğününde ve III. Ahmed’in 1720’de şehzadeler için düzenlediği sünnet düğünü minyatürlerinde net bir şekilde görebilmekteyiz. Buna göre kimi zaman Sadrazam ve Vüzera önünde, kimi zaman ise benzer sanatı icra eden hüner ehli kimseler ile maharetlerini sergilemekte ve düğün eğlencelerini daha da ilginç ve neşeli hale getirmektedirler.


2

1582 Sünnet Düğünü eğlenceleri sırasında Hokkabazların padişahın huzurunda hünerlerini göstermesi ve meraklılar tarafından takip edilmeleri.

 

Hokkabazlar; Tahtakale’yi mesken tutmuş ve düğünlerde en çok ilgi gören “acaib” sanat erbabı kimselerdir. Dönemin kumarı sayılan bu iş, hem Müslümanlar hemde Gayrimüslimler tarafından icra edilirdi. Minyatürde de, III. Murad’ın huzurunda maharetlerini sergilemektedirler. Aynı zamanda bu ortamı daha da renklendiren tilki ve bir sandalye üzerine oturmuş maymun da oldukça dikkat çekmektedir. Esasen minyatürde, birkaç değişik “acaib” sanat erbabı kimseleri görmek mümkündür. Bir yanda maymun oynatıcısı ve diğer yanda da hokkabazlar dikkat çekmekte ve padişah da İbrahim Paşa Sarayı’ndaki mahfilden bunları hayranlıkla izlemektedir.


 3

Değişik bir hüner ve el çabukluğuna sahip olan Taslabazların, padişahın huzurunda sünnet düğünü eğlenceleri sırasında yeteneklerini göstermeleri.

 

Taslabazlar, bunlar da yine eğlence erbabı idiler. Giydikleri uzunca bir kıyafeti veya hırkayı yere serer, yerdeki tabaklar üzerinden el marifeti ile hünerlerini sergilerler idi. Her seferinden fırkası altından farklı şeyler çıkardıkları için el çabukluğu ile ne yaptığı, nasıl yaptığı anlaşılmadığından dolayı her zaman ilgi görmüş ve İstanbulluları eğlendirmişlerdir.


4-5

Osmanlı eğlencelerinin olmazsa olmaz canbazların, padişah III. Ahmed huzurunda hünerlerini gösterip halkı eğlendirmeleri

 

Canbazlar; Osmanlı eğlencelerinin vazgeçilmez ve her daim aranıp ilgi gören eğlence insanlarıdır. Minyatürde, 1720 Sünnet Düğününde III. Ahmed’in huzurunda maharetlerini sergileyen canbazlar görünmektedir. Canbazlar, esasen ilk olarak askeri bir teşkilat olarak kurulmuş olmasına rağmen, sonrasında lağvedilmiş ve bir bakıma eğlence dünyasına girmişlerdir. Âli’nin de aktardığına göre bunlar korkusuz âdemler olup yere düşüp kulakları gibi küçük parçalar olsalar dahi bu işten vazgeçmez ve sonrasında yeniden “deprenürler” idi.


 6

En yüksek direklerde hünerlerini sergileyen ip canbazlarının, padişah huzurunda gösteri yapmaları.

 

Yine III. Murad’ın huzurunda, At Meydanı’nda maharetlerini gösteren canbazlar, ip üzerinde yüksekçe bir mesafede yürüyerek padişaha maharetlerini göstermektedirler. Aynı zamanda aşağıdaki izleyiciler de hayranlık ve şaşkınlıklarını gizleyememekte, “ha düştü düşecek” diye işaret etmektedirler. Ayrıca, bu eğlenceler bütün halka açık olduğu için kadınlar da At Meydanı’na gelir ve bu eğlencelerdeki heyecana ve şenliklere ortak olurlardı. Bununla birlikte canbazlar, her seferinde seviye atlayarak yaptıkları işin heyecanını artırmakta ve ayaklarına kimi zaman keskin hançer ve kılıç bağlayarak yürümektedirler. Ayrıca bir süre sonra topuklu ayakkabı da giyerek maharetlerini halka gösterir ve eğlendirirlerdi.


7

Kendileri gibi hayvanlara da çeşitli yetenekler kazandırarak halkın ilgisini çeken eğlence erbabının, İstanbul At Meydanı’nında yetenekli hayvanlar ile gösteri sunmaları.


Hayvan terbiyeci ve oynatıcıları; Osmanlı eğlencesinde özel bir yere sahip olan hayvanların başında, hiç şüphesiz maymunlar gelirdi. Maymunlar, terbiyecileri tarafından eğitilir ve düğün zamanları maharetleri teşhir edilirdi. Buna göre maymunlara iki ayak üzerinde yürüme, oturma ve oynama becerisi kazandırılırdı. Bu hayvanlar arasında kediler de nasibini alırdı. Maymunlarla birlikte kediler de özel olarak eğitilir ve çeşitli canbazlık gösterileri yaptırılırdı. Bu kedi ve maymunlar da, insanlar gibi ip üzerinde yürür ve izleyicileri kendisine hayran bırakırdı. Bu gibi hayvan gösterileri, izleyicileri daha de meraklandırır ve nasıl yaptıklarını görmek için meydana akın ederlerdi. Minyatürde de ip üzerinde canbazlık gösterisi yapan kediler göründüğü gibi, iki ayak üzerinde yürüyen ve kıyafet giydirilerek keçi üzerine oturtulmuş maymun gözükmektedir.


8

Yılan terbiyecisinin padişah huzurunda maharetini göstermesi.


9

Yakın zamanlara kadar Türkiye’de, özellikle İstanbul sokaklarında görülen ayı oynatıcıları.

 

Osmanlı zamanında düğün ve eğlencelerde ilk yerini alan sanat erbabı kimseler arasında idi.  Bunlar eğittikleri ayılar ile güreş tutar, kimi zaman alta kimi zaman üste gelerek oradan oraya yuvarlanır ve izleyenleri eğlendirmeye çalışırlardı. 1720 sünnet düğününe ait bu minyatürde, ayılar ile güreşi daha da heyecanlı hale getiren yılanları da görmek mümkündür. Görüldüğü üzere ayılarla güreş tutulduğu bir hengamede yılan terbiyecisi sepetinden çıkardığı yılanları ortalık yere salıyor ve ortamı daha da neşelendiriyordu. Zira şehzadeler ile birlikte İstanbul’daki yetim ve fakir çocuklar da sünnet edildiği için, bu neşeli ve eğlenceli geçiş bir bakıma onlar için de organize edilmiş olsa gerektir.

 

10

1582 Sünnet düğününde onlarca sanat erbabı hünerlerini padişaha göstermiş olmasına rağmen, belki de en ilginci Fransız bir kölenin At Meydanı’nda sergilediği illizyon gösterisi olmuştur.

 

Surname’ye göre Veziriazam Sokollu Mehmed Paşa’nın yanında bulunan bir Fransız köle, kurduğu platform ile parçalanmış insan gibi gösterdiği uzuvları oynatıyor ve herkes bu gösteriyi hayranlıkla izliyordur. Ayrıca bu uzuvlar arasından kan ve cerehatta akıtılmakta ve sanki daha ne kopmuş, parçalanmış havası oluşturulmakta idi. Aslında birden fazla kişi platformun içinde olup her birisi bir uzvunu gösteriyor ve ona göre hareket ettiriyordur. Fakat bilmeyenler bunu parçalanmış bir insan bedeni zannederek illizyona kanıyor ve hayranlıkla eğleniyorlardır.

Minyatürlere yansıdığı gibi Osmanlı eğlenceleri son derece renkli olmakta idi. bu eğlencelerin birçoğu, halen günümüzde varlığınız devam ettirmekte ve insanları eğlendirmektedir. Günümüzde şirket haline gelmiş olan eğlence sektörü, eski dönemlerde de bir geçim kaynağı idi. Osmanlı ve elbette İstanbul da bu eğlencelerden mahrum kalmamış, işin erbabı her zaman varlığını devam ettirerek İstanbul’u eğlendirirken, para kazanmaya devam etmişlerdir. Elbette bu insanların Osmanlı İstanbul’unda mekanları zaman içinde değişmiş olsa da, bu uzun bir süre şehrin merkezi fakat bir o kadar da görmezden gelinen Tahtakale’de varlığını sürdürmüşlerdir.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Kasım BOLAT

Kaynakça

Metin And, 16. Yüzyılda İstanbul, Kent, Saray, Günlük Yaşam,YKY, İstanbul; Mart;2019

Metin And, 40 Days 40 Nights; Ottoman Weddings Festivities Phocessious, Toprakbank, İstanbul;2000

Gülrü İrepoğlu, Levnî, Painting Poetry Colous, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul;1999

Necdet Sakaoğlu- Nuri Akbayar, Osmanlı Dünyasından Yansımalar, Denizbank,İstanbul;2000

Necdet Sakaoğlu, Saray-ı Hümayun, Denizbank, İstanbul;2012

Abdülaziz Bey, Osmanlı Adet, Merasim ve Tabirleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul; Mart;2000

Ali Seydi Bey, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser

D’ohsson, 18. Yüzyıl Türkiyesinde Örf ve Adetler, Tercüman 1001 Temel Eser

Latîfî, Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n- Nuzama, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara; 2000

Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, MEB, İstanbul;2004

Aşık Çelebi, Meşa'irü'ş-Şu'ara, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul;2010

Gelibolulu Mustafa Âli, Meva’ıdü’n- Nefais fi- Kava’ıdi’l- Mecalis, Haz. Mehmet Şeker, TTK, Ankara;1997

Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey, Bir Zamanlar İstanbul, Tercüman 1001 Temel Eser

Mehmed Fuad Köprülü, Edebiyat Araştırmaları, TTK, Ankara;1999

Çiğdem Kafescioğlu, “Sokağın, Meydanın, Şehirlilerin Resmi: On Altıncı Yüzyıl Sonu İstanbul’unda Mekan Pratikleri ve Görselliğin Dönüşümü”, Yıllık: Annual of Istanbul Studies 1, 2019, 7-43

Ali Şükrü Çoruk, “Osmanlı İstanbul’unda Halkın Eğlence Hayatı”, Büyük İstanbul Tarihi, c.IV, .s 292-313

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun