Osman Gazi’nin Kimliği Meselesi ve Devlete İsminin Verilmesi

Osman Gazi’nin Kimliği Meselesi ve Devlete İsminin Verilmesi

Osmanlı Devleti’nin teessüsü sorunu, kaynak yetersizliği sebebiyle üzerinde pek çok düşünürün değişik sonuçlara vardığı bir mesele olmuştur. Kaynakların yetersizliği, Osman Gazi’den Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar ki yılların, “ihtilaflı” dönem olarak adlandırılmasının sebebidir. Sadece bulunduğu bölgesel faaliyetler konusunda araştırmacıların hem fikir olduğu Osman Gazi’nin dönemi, bilinmeyen, açıklanamayan ve hakkında yeterli bilgi bulunamadığından ciddiye alınmayan bazı olaylara da sahne oldu. Osman Gazi’nin Müslüman isminin yanında Türkçe bir isim taşıyıp taşımadığı, Batı Anadolu’da faaliyet içinde bulunan diğer gazilerle, Lala Şahin Paşa ve babası Umur Bey ile olan ilişkisi bu çalışmanın esas vurucu konularını oluşturmaktadır. Bu sorunsalların mâkul cevaplarıyla ele alınması, cihanşümul bir devletin adının neden “Osmanlı” olduğunu en güzel şekilde ortaya koyacaktır.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlıların nereden ne zaman geldikleri tam olarak kestirilemese de Malazgirt Savaşı’nın hemen ardından Danişmendliler ve Selçuklularla beraber ya da Moğol baskısı sebebiyle XIII. yüzyılın ilk yarısında Harzemliler ile beraber Anadolu’ya geldikleri tahmin edilir. Atalarından biri olduğu kesin olan Süleyman’ın Anadolu Selçuklu hanedanının kurucusu Kutalmışoğlu Süleymanşah ile karıştırıldığı kesindir. Danişmend Gazi Destanı’nda verilen tarihin yüzyıl ileriye atılmış halinde bile Danişmendliler, Selçukîler ile en azından aynı zamanda Anadolu’da faaliyet göstermeye başlamıştır. Destanda Danişmend Gazi’yi Anadolu’ya davet eden kişinin adının Süleyman b. Nu’man olması oldukça önemlidir. Aşağıda ele alınacak olan Kayır Han’ın baba isminin de Nu’man şeklinde kaydedilmiş olması dikkatleri bu Süleyman’ın üzerine çeker. Osmanlıların atalarının kimler olduğu ve nereden Anadolu’ya geldikleri konusu bir yana, henüz devletin isim babası olan Osman Gazi’nin askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında dahi doyurucu bilgiye ulaşmak mümkün olmadı. Osman Gazi’den bahseden çağdaş tek kaynak Bizans tarihçisi Pachymeres olup, onun verdiği bilgiler de oldukça sınırlıdır. Bu kadar bilinmezlik içinde Osman Gazi adına okunan hutbenin etkisi bile sorgulanırken, onun isminin cihanşümûl bir devlete verilmesinin sebebi olarak düşmanlarına karşı cesurca savaşması gösterilir ve faaliyetleri sadece Bithynia bölgesiyle sınırlandırılır.

Osmanlı şeceresinin tetkikinden Ertuğrul’un kendisi, ceddi, kardeşleri ve torununun Türkçe isimler almasına rağmen oğlunun Osman adını almış olmasının garipliğine dikkat çekilmiş, devletin kurucusunun Osman’dan başka bir isminin olup olmadığı veya bu isme benzer bir ismin sonradan İslami şekle sokulup sokulmadığı hususu Erzi’nin başını çektiği bir kısım araştırmacılar tarafından dikkatle irdelendi. Bu konuda evvelen Deguignes’in, Arap kaynaklarından hareketle devletin kurucusunun isminin Ataman ve Taman/Toman şeklinde geçtiğini, bunun Osman ile karıştırıldığını ileri sürdüğü anlaşılmaktadır. Giese ve Babinger, Osman’ın diğer adının Ataman olabileceğinin üzerinde duran araştırmacılar arasındadır. Osmanlı tarihlerinde ise “Osman”dan başka bir isme tesadüf edilmemektedir. Georgios Pachymeres ve Nikephoras Gregoras’ın eserlerinde bulunan Ataman ismi, özellikle halifenin ismi aslına uygun yazılmışken, dikkat çekici bulunmuştur. Bundan daha dikkat çekici olanı, Arap seyyah olan Şihabeddin b. Fazlullah el-Ömeri’nin eserinde yer alan “Toman” ismi olup, “Osman” ismine aşina olmasına rağmen bu ismi kullanmış olmasıdır. Onun Arapça bir isim yerine Türkçe bir ismi yanlışlıkla da olsa kullanamayacağı, böyle bir yanlış kullanımın ancak tam tersi durumda tezahür edebileceği gerçektir.

Meselenin çözümüne giden yolda Grek kaynaklarındaki şekil yerine, Arap kaynaklarındaki “Toman” şekli üzerinde yoğunlaşılması için elimizde güçlü deliller mevcuttur. Öncelikle “Toman/Teoman” isminin eskiden beri Türkler arasında büyük rağbet gördüğü bilinir. İlk Hun hükümdarı Teoman bu husustaki en çarpıcı örnektir. Memlük hükümdarı Tomanbay’ın yanı sıra, bu ismin İslami kaynaklar ile Timurnâmeler’de geçen çok sayıda örneğinin olduğu belirlenmiştir. Oğuznâme’de Kayıhan’ın Toman adlı bir oğlunun olması, Osman’ın bu ismi taşıma olasılığını kuvvetlendirir. Ne var ki Osman Bey’in fetih güzergâhı içerisinde bulunan yerlerin bağlı bulunduğu sancaklar olan Hüdavendigâr ve Sultanönü Evkaf Tahrir Defterleri’nin incelemesinde, Osman Bey’in verdiği temliknâmelerde “Osman” isminden başka bir isme tesadüf edilmemiştir.

Akın yapılan mıntıka arasında Bolu bölgesinin de bulunduğu bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair önemli kayıtlar içeren Bolu Sancağı’na ait evkaf defterinin incelenmesi sırasında tesbit edilen ve “Toman Bey” adlı bir şahıs tarafından yapılan dört adet vakıf kaydı, Osman Bey’in “Toman” ismiyle yaptığı temliklere örnek olarak önerilebilir olması dikkat çekicidir. İnceleme esnasında zikredilen “Toman Bey”in umerâdan herhangi biri olduğu düşünülebilirdi. Ancak aynı defterde “Toman oğlu Ulu Bey” kaydı, vâkıfın Osman Bey olabileceğini akla getirir. Kesin olarak OsmanBeyzamanında yapıldığı tesbit edilen vakıfların sayısı 13 olup, bunların dört tanesinin Söğüd, üç tanesinin Bilecik, iki tanesinin Yarhisarve birer tanesinin de Ermenipazarı, Yenişehir, İnönüve Bursa’da kurulduğu görülmektedir.

Devlete adının veriliş sebepleri üzerine

Osman Gazi, asıl ününü kişisel yeteneklerinin yanı sıra benimsemiş olduğu gazâ politikasına borçludur. Benimsediği bu politika sayesinde çevresine çok sayıda gazi, derviş, ahi ve abdal toplanmıştı. Osman Gazi’nin Bizans topraklarına gazâ akınları düzenleyip şöhretini her tarafa yaymak suretiyle müstakil beylik sürecini başlatması, Emecen’e göre, devletin onun adıyla anılmasının nedeni olmalıdır. Osman Gazi’nintemel stratejisi, bölgedeki Bizans savunmasının bel kemiğini teşkil eden müstahkem mevkiler yerine ulaşım yollarını kontrol etmek için önce derbentleri işgal etmek olmuştur. Bu strateji sayesinde Osmanlılar, kendilerine göre üstün savunma gücüne sahip, müstahkem mevkilerde üstlenmiş bulunan Bizanslılara üstünlük sağlamışlardır. Osman Gazi, derbentleri kontrol ederek Bizans yerleşim yerleri ve kaleleri arasındaki ulaşımı sınırlamış ve onların yalnız kalmasını sağlayarak adım adım fethini gerçekleştirmiştir. Pachymeres, Türklerin uygulamaktan asla vazgeçmedikleri temel stratejilerinin, toplu olarak bir arada bulunmayıp, dağınık gruplar halinde yıpratıcı akınlarda bulunmak olduğunu da ayrıca belirtir. Dağınık Türkmen gruplarının liderlerinden biri gazadan yüz çevirse, başka bir akıncı liderin derhal ortaya çıktığından yakınır. Türklerin izledikleri bu siyaset, çok sonraları Alman Mareşal Moltke tarafından sloganlaştırılan “ayrı ayrı seyret, hep beraber vur” stratejisinin adeta tezahürüdür. 

Pachymeres, Bapheus (Koyulhisar) zaferinden sonra Osman Gazi’nin ününün Paflagonya’ya kadar yayıldığını ve buralardan pek çok gazinin onun sancağı altına koştuğunu belirtir. Osman Gazi, Dimbos Savaşı’nda Bursa, Atranos, Bedenos ve Kestel tekfurlarıyla savaşırken yeğeni Aydoğdu’yu şehit verdikten sonra, 1304’te Leblebücühisarı, Lefke, Mekece, Pamukova, Geyve ve Tekfurpınarı’nı ele geçirmiştir. Lefke’ye kestirme yol olan Harmankaya’yı da ele geçirmek istediğinden bölgenin hâkimi Mihal Gazi’yi İslam’a davet ile onun, Umur Bey’in yolundan gitmesine önayak oldu. Bir yıl sonra Karaçepüş’ün de Orhan Bey tarafından alınmasıyla İznik’e İstanbul’dan karayolu üzerinden gelebilecek yardımların önüne geçilmiş oluyordu. Bundan sonra Akhisar’ı hareket merkezi yapan Orhan, Konuralp’i Akyazı, Akçakoca’yı da İzmit üzerine göndermişti. Konur Alp ise, daha doğuda Mudurnu ve Bolu’yu ele geçirdi. Osman Gazi, Yenişehir’i kendisine merkez yapıp, İznik Kalesi’nin etrafındaki köyleri ele geçirdikten sonra kalenin geçim sıkıntısına girmesini bekleme politikası güderek şehri uzun yıllar abluka altına almıştır. Bursa’nın savaş ile alınamayacağını gören Osman Gazi, kaplıca tarafına bir hisar yaptırarak kardeşinin oğlu Aktemür’ü oraya bırakırken, dağ tarafına yaptırdığı hisarı ise nökeri Balabancuk’a emanet etti. 1334’den itibaren Karesi mülkünde baş gösteren iç karışıklıklar, XIV. yüzyılın tam ortalarında, bu beylik topraklarının Orhan Gazi oğlu Süleyman Paşa’nın liderliğinde doğrudan yönetilmesini beraberinde getirmiştir. Aynı tarihlerde Aydınoğlu Umur Bey’in şehit olması, Osmanlıları Rumeli’ye yerleşmek konusunda hırslandırmış olmalıdır.

Rumeli’de elde edilen itibar ve zenginliğin diğer beylikler üzerinde hızlı bir “Osmanlılaşma” etkisi yarattığı kabul edilir. Fethedilen bölgeler gazilere dağıtılıyor ve her bey kendi bölgesinde müstakil hareket ediyordu. Bu “Osmanlılaşma”nın devletin kurulmasından sonraki yüzyıllık hadiselerin bir sonucu olarak ortaya çıktığı görüşünün yanında, devlete adını veren Osman Gazi’nin yaşadığı dönemde en azından “eşitlerin arasında birinci” konumda olduğunu düşündürecek yeterli deliller mevcuttur. Osman Gazi ve Umur Bey’in güçlerini birleştirip emri altındaki gazilerle Bithynia’yı adım adım ele geçirirlerken, Karia bölgesinde Kır Bey oğlu Menteşe Bey ve damadı Sasan Bey’in, Sublaion üzerindeki tahkimatın zayıflamasından bi’l-istifade, Rodos’u hedef yapacak olan fetihleri gerçekleştirmiş oldukları görülüyor. Osman Bey ile aynı zaviyeye temliknâme veren Kır Bey oğlu Mehmed Bey’in torunu olduğunu tahmin ettiğim Aydınoğlu Mehmed Bey, Sasan Bey’in elindeki bölgeleri ele geçirip kendi beyliğini kurarak hedefine İzmir’i alacaktır. Bu durumda Vertot tarafından yeni Türk hükümdarı olarak tanıtılan Osman Bey komutasındaki Türk donanmasının Rodos’u 1300 ve 1310’da kuşatmasına dair verilen bilgileri peşinen asılsız kabul etmeden evvel iyice tahkik edilmelidir. Bu tarz bilgiler, modern araştırmacılar tarafından ciddiye alınmamış ve Osman Gazi’nin Sublaion taraflarında faaliyet göstermiş olması şüpheyle karşılanmıştır. Hâlbuki, Schreiner’in ve Kılıç’ın yayınladığı Anonim Bizans kaynaklarında verilen bilgiler, Osman Gazi’nin Türklerin mutlak ve genel hükümdarı olduğu ve bir Tiranlık meydana getirerek “pirimus inter pares/eşitlerin arasında birinci” olduğunu gözler önüne serer. Anadolu’nun Türkler tarafından fethedilip hızla iskân edilmesinden sonra, biri Sakarya Nehri yakınında Dorylaion ve diğeri Menderes havalisindeki Sublaion üzerinde Türkleri durdurmak için önemli tahkimatlar yapan Bizans İmaparatorluğu’nun içinde bulunduğu karışık durum, Osman Bey’e aradığı fırsatı vermiş ve Türkler bir yandan Sakarya Nehri’nin batısını ve diğer yandan Mendres’ten Batı Akdeniz kıyılarını fethetmeye başlamışlardır. Bu hızlı fetih hareketinin aynı tarihlerde başlamış olması tesadüfî olmamalıdır. Elde edilen veriler, fütuhâtın bir yönetim merkezinin var olduğunu ve bu merkezin başındaki kişinin Osman Bey olduğunu düşündürmektedir. Osman Bey’in ortak bir tabanı paylaşmanın yanı sıra üst ataları bakımından da uzak olmadığı Harzemli beyleri, kendi karizması etrafında toplaması, Osman Bey’in adının neden cihanşümul bir devlete verildiği sorusuna verilebilecek anlamlı cevaplar arasında telakki edilmelidir.

Menderes bölgesi ve Sakarya Nehri’nin batısının fethine aynı anda tek bir komuta merkezinden başlatıldığını düşündüren vakıf kayıtlarına göre, Kayır Han ile aynı kişi olduğunu düşündüğümüz Numan oğlu Kır Bey’in Mehmed Bey, Seyfi Bey, Süleyman Bey ve Menteşe Bey isimli oğulları, Batı Anadolu’nun Türkleşmesine önderlik eden gazilerdi. Kıroğlu Mehmed Bey’in Germiyanoğlu Yakub Bey’in ve Aydın Reis’in babası olması da muhtemeldir. Menteşe Bey, Mehmed Bey ve Süleyman Bey’in kendisine bağlı topluluklarla beraber, Kayır Han’dan gelen diğer bir kol olan Gündüz Bey oğlu Ertuğrul Gazi’ye bağlı oldukları düşünülebilir. Osman Gazi’ye yapılan biatın en önemli sebeplerinden biri olarak kaynaklarda Osman’ın atasına geçmişten gelen bu bağlılık gösterilmiştir.   

Hamid Bey’in de Tûsî Ali oğlu Ebu’l-Kasım’ın oğlu olduğu artık belgelerle sabittir. Horasan’a bağlı bir kentten geldiği anlaşılan Ebu’l-Kasım’ın, Kayır Han’ın vefatının ardından çıkan Babaî İsyanı’nın manevi önderi Ebu’l-Beka Baba İlyas bin Ali el-Horasanî ile olması muhtemel akrabalığı da bu bağlamda düşünülmelidir. Saruhanoğulları’nın da Kayır Han ile beraber Anadolu’ya gelen Saruhan Bey ahfadından oldukları düşünüldüğünde, uçlardaki Türklerin teşkilatlandırılmasında başrol oynayanların, Kır Bey’in soyundan geldikleri anlaşılır. Bu bakımdan, Kır Bey/Kayır Han ile Osmanlılar arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılması oldukça önemlidir. Kayır Han’ın bazı Osmanlı tevârihlerinde Kaya Alp, Kayığ, Kayık Alp şeklinde gösterilmiş olduğu aşikâr olup, son söz olarak değerli dostum Hakan Yılmaz tarafından bu konuda ayrıntılı bir çalışmanın hazırlandığını müjdelemek isterim.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Vedat TURGUT

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi olarak çalışan Doç. Dr. Vedat Turgut Osmanlı klasik dönemi[1300-1600] üzerine çalışmalar yapmakta ve daha özelde ise Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası üzerine yoğunlaşmaktadır.

Kaynakça

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, TAHRİR DEFTERİ, (TADB. TTD. EV. 541).

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, TAHRİR DEFTERİ, (TADB. TTD. EV. 547).

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, TAHRİR DEFTERİ, (TADB. TTD. EV. 578).

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, TAHRİR DEFTERİ, (TADB. TTD. EV. 580).

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, TAHRİR DEFTERİ, (TADB. TTD. EV. 583).

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, TAHRİR DEFTERİ, (TADB. TTD. EV. 585).

TAPU ARŞİV DAİRESİ BAŞKANLIĞI, VAKF-I CEDİD, (TADB. V.C. 156).

AHMED REFİK (1340/1924), “Fatih Zamanında Sultanöyüği”, TOEM, XIV/3, Mayıs (80), İstanbul, 129-141.

AYÖNÜ, Yusuf (2009), Katalanların Anadolu ve Trakya’daki Faaliyetleri, (1302-1311), İzmir.

BARKAN, Ö. Lütfi- MERİÇLİ, Enver (1988), Hüdâvendigâr Livası Tahrir Defterleri, Ankara.

DANİŞMEND, İ. Hami (1971), İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I, İstanbul.

EMECEN, Feridun M. (1994), “Kuruluştan Küçük Kaynarca’ya”, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, I, (Ed.: Ekmeleddin İhsanoğlu), İstanbul.

EMECEN, Feridun M. (2012), İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, İstanbul.

ENVERÎ (1932), Düsturnâme, Medhal, (Haz. Mükrimin Halil Yınanç), İstanbul.

ERDOĞRU, Mehmed Akif (2000), “Bilecik ve Çevresinde Ertuğrul Gazi Adına Yapılmış Bir Vakıf”, Osmanlı İmparatorluğunun Kurucusu Osman Gazi ve Dönemi, (Ed. K. Atlansoy-S. Sevim), Bursa, 123-155.

ERDOĞRU, Mehmed Akif (1990), “Etuğrul Gazi’nin Bilecik’teki Vakıfları”, VD, 21, İstanbul, 81-113.

ERZİ, H. Adnan (1940-42), “Osmanlı Devleti’nin Kurucusunun İsmi Meselesi”, TM, VI-VII, İstanbul, 323-326.

GİESE, Friedrich (1925), “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu Meselesi”, TM, I, İstanbul, 155-171.  

İBN HALDUN (2009), Mukaddime, I, (Haz. Süleyman Uludağ), İstanbul.

İNALCIK, Halil (2013), Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481), İstanbul.

İNALCIK, Halil (2011), Kuruluş ve İmparatorluk Sürecinde Osmanlı Devleti, İstanbul.

JORGA, Nicolas (2005), Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, (Çev. N. Epçeli), İstanbul.

KHONİATES, Niketas (1995), Historia: İoannes ve Manuel Komnenos Devirleri, (Çev. Fikret Işıltan), Ankara.

ÖDEN, Z. Günal (1994), “Bizans İmparatorluğu’nun Türklere Karşı Alan ve Katalanlar ile İttifakı”, İÜEFTD, 35, İstanbul, 123-129.

ÖDEN, Zerrin Günal (1994), “Umuroğulları Hakkında Bazı Görüşler”, XII. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, II, Ankara, (12-16 Eylül), 589-594.

PACHYMERES, Georgos (2009), Bizanslı Gözüyle Türkler, ( Haz. İlcan Bihter Barlas), İstanbul.

ŞİHABEDDİN B. FAZLULLAH EL-ÖMERÎ (2014), Türkler Hakkında Gördüklerim ve Duyduklarım, Mesâlikü’l-Ahbar, (Çev. D. Ahsen Batur), İstanbul.

TOGAN, Zeki Velidi (1981), Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul.

TURAN, Osman (1998), Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul.

TURGUT, Vedat (2015), Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Coğrafyasında Vakıflar ve Şehirleşme (16. yy. Bilecik ve Çevresi), Bilecik Şeyh Edebali Ün. Yay., Bilecik.

TURGUT, Vedat (2016), “Vakıf Belgeleri Işığında Umur Bey ve Lala Şahin Paşa’nın Menşei ve Osmanlılarla İttifakına Dair”, Osmanlı Araştırmaları/The Ottoman Studies, S. 47, İstanbul, s. 1-38.

TURGUT, Vedat, (2017), “Menteşe Bey’in İsmi, Menşei ve Menteşeoğulları’nın Vakıfları’na Dair”, Osmanlı Araştırmaları/The Ottoman Studies, S. 49, İstanbul, s. 25-55.

TURGUT, Vedat, (2016), “Hamidoğulları ve Tekeoğulları’nın Menşei ve Vakıfları’na Dair”, The Journal of Turkish Studies/Türklük Araştırmaları Dergisi, Harvard University, Yüzüncü Yılında Millet Kütüphanesi’nin Kurucusu Ali Emirî Efendi’ye Armağan, İstanbul, s. 403-432.

TURGUT, Vedat, (2016), “Batı Anadolu Beylikleri’nin Menşei Meselesi”, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi (SKAD), C. 2, S. 3, Sakarya, s. 55-89.

TURGUT, Vedat, (2017), “Germiyanoğulları’nın Menşei, Vakıfları ve Batı Anadolu’nun Türkleşmesi Meselesi Üzerine”, Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Dergisi (SKAD), C. 3, S. 5, Sakarya, s. 1-98.

UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı (2011), Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara.

UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı (1347-1929), Anadolu Türk Tarihi Vesikalarından II. Kitap, Kitabeler, İstanbul.

WİTTEK, Paul (1999), Menteşe Beyliği, (Çev. O. Ş. Gökyay), Ankara.

YAZICIZÂDE ÂLİ (2009), Tevârih-i Âl-i Selçuk, (Haz. Abdullah Bakır), İstanbul.

YILMAZ, Hakan (2017), “Orhan Gazi’yi Sarayında Ziyaret Etmiş Bir Seyyah/Sufi: Seyyid Kasım El-Bağdadi ve Seyahatnâmesinin Kuruluş Devri Osmanlı Tarihi Açısından Önemi”, Osmanlıda Yönetim ve Savaş, İstanbul.

YÜCEL, Yaşar (1980), XIII.-XV. Yüzyıllar Kuzey-Batı Anadolu Tarihi, Çobanoğulları, Candaroğulları Beylikleri, Ankara.

ZACHARIADOU, Elizabeth A. (2015), “İlk Osmanlılar'a Dâir Tarih ve Efsâneler”, Söğüt’ten İstanbul’a, (Ed. Mehmet Öz-Oktay Özel), 341-394.

ZACHARİADOU, Elizabeth (2001), “Pachymeres’e Göre Kastamonu’da “Amouroi” Ailesi”, Ege Ün. Tarih İncelemeleri Dergisi, S. XVI, (Çev. Zerrin Günal Öden), İzmir, 225-237; karş. için bkz. ZACHARİADOU, E. (1977), “Pachymeres on the “Amourioi” of Kastamonu”, Byzantine and Modern Greek Studies, III, Birmingham, 57-70.

ZACHARİADOU, Elizabeth (2009), “Atina Katalanları ve Ege Bölgesinde Türk Yayılmasının Başlaması”, (Çev. Serdar Çavuşdere), TAD, 45, 235-254.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun