Orhan Gazi'nin Sadık Askeri: Köse Mihal

Orhan Gazi'nin Sadık Askeri: Köse Mihal

Anadolu’nun kuzeybatı ucunda gaza üzerinde yükselen Osmanlıların kısa süre içinde çok büyük bir güce ulaştıkları görülmektedir. Küçük bir boy olan Kayıların bu hızlı yükselişini sağlayan iki önemli insan kaynağı bulunmaktaydı. Bunların birincisi Moğol önünden kaçarak batı uçlarında kurtuluşu arayan Türkmenler, ikincisi ise Osmanlıların oluşturduğu kültür ve düşüncenin etkisine kapılıp onların yanında yer alan bölgenin kadim halkıydı. Bu ikinci kısmın en çarpıcı ve ilk örnekleri arasında kuşkusuz Köse Mihal ve ailesi gelmektedir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Aslen Rum olan Köse Mihal’in esas adı Mikhael Kosses’ti. Bizans hanedanı ile yakınlığı ve kan bağı olduğu bilinen Mikhael Kosses, Bizans İmparatoru’nun Sakarya Havzası’ndaki önemli komutanları arasında yer almaktaydı. Kayılar, Söğüt Domaniç çevresinde belirdiğinde o Bilecik ve çevresindeki kalelerin tekfuru olarak görev yapmaktaydı. Kaynaklarda ise o Harmankaya tekfuru olarak anılır.

Değişimi tetikleyen bir olay

On beşinci yüzyıl Osmanlı tarihçilerinin anlattığına göre, daha Osman Gazi küçük bir beyken 1280’li yılların başında Kayılar ile Bizans tekfuru arasında bir çatışma yaşanmış ve bu çatışmada Köse Mihal Osman Gazi’nin eline esir düşmüştü. Osman Gazi ve arkadaşları bu yiğit komutanın davranışlarından etkilenerek ona zarar vermemiş, iyi bir biçimde ağırladıktan sonra da serbest bırakmışlardı. Zira bu çarpışmada Osman Gazi’ye kurulan bir tuzağı Mikhael Kosses bozmuş bir manada Osman Gazi’nin hayatını kurtarmıştı. Bunun bir şükranı olarak Osmanlılar arasında iyi ağırlanmış ve onları yakından tanıma imkanı bulmuştu. Daha Osman Gazi’nin bir güç ve hükümdar olmadığı dönemlerde yaşanan bu olay Köse Mihal’de de derin izler bıraktı. Türklerin dürüstlüğü, düzenliliği ve ahlakı Köse Mihal’i etkiledi. Bu olay sonradan yaşanacak köklü değişimin temelini oluşturdu.  

Mikhael Kosses’den Köse Mihal’e

Mikhael Kosses, ilerleyen yıllarda Bizans İmparatorluğu içinde yaşanan siyasi krizlerin yol açtığı kargaşa ortamından büyük bir rahatsızlık duyuyor, yavaş yavaş mensubu olduğu devletten uzaklaşan bir ruh haline bürünüyordu. Bu duygular içinde savrulurken yıllar önce esir düştüğü Osman Gazi ve akrabalarının yakından tanık olduğu dinamizmi, disiplini, azmi ve ahlakı, aklının bir tarafını sürekli kurcalamaktaydı. Zaten bir taraftan da bu yiğit gazi ile de aralarında dostane bir bağ kurulmuştu. Nihayetinde Mikhael Kosses Osman Gazi’nin yanına vararak Müslüman olmak ve onun safına geçmek istediğini ifade etti. Tarihi kaynaklar bu olayın 1313 tarihinde yaşandığını bildirmektedir. Bu tarihten itibaren Bizans tekfuru olan Mikhael Kosses artık Osman Gazi’nin gazileri arasındakini yerini aldı. Gelenek üzere Abdullah adını alan Mikhael Kosses bu adından çok kendi asıl adının Türkçe telaffuzu olan Köse Mihal olarak anılmaya başlanacaktı.

Köse Mihal Osmanlı tarihinde ihtida ederek Müslüman olan ve Osmanlıların safına geçen ilk Bizanslı komutan olma özelliğini taşımaktadır. Ondan sonra da gerek Bizans içinden gerekse diğer Ortodoks despotluklardan pek çok komutan ve bey İslamiyet’i seçerek Osmanlı saflarında yer almışlardı. Bu, Osmanlılar ile gelen canlılığın ve uygarlığın bölgenin kadim insanlarına ne derece umut ve gelecek vaat ettiğinin açık bir ispatıdır.

Köse Mihal’in Gazaları

Müslüman olup Osmanlıların safına geçen Köse Mihal, Osman Gazi’nin samimi, sadık bir dostu ve gazisi oldu. Başarılı ve tecrübeli bir asker olan Köse Mihal bu özelliklerini şimdi Osmanlılar lehine bir zamanlar mensubu olduğu Bizans aleyhine kullanmaya başladı. Bu özelliği ile erken dönem Osmanlı fütühâtının önemli aktörleri arasında yerini aldı. Köse Mihal Osman ve Orhan gaziler döneminde Osmanlı ilerleyişinin doğal yönüne uyarak kuzeybatıya yönelerek ve Sakarya Havzası’nda; Taraklı, Göynük ve Mudurnu kuşatmalarında bulundu. Bu hat üzerinde irili ufaklı pek çok yerleşim yerinin Osmanlı hakimiyetine girmesini sağladı.  Bursa kuşatmasında ve Bursa’nın fethinde de önemli rol oynadığı kroniklerin verdiği bilgiler arasındadır.  Yine onun fetih öncesinde Bizans tekfuru ile Orhan Bey arasındaki müzakereleri yürüttüğü ifade edilir.

Vefatı ve Türbesi

Köse Mihal’in ölüm tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Osmanlı kroniklerinin neredeyse ittifaken Bursa Fethi’nde bulunduğunu aktarmaları sonrası içinde herhangi bir bilgi vermemeye başlamalarından hareket ile Orhan Gazi’nin saltanatının ilk yıllarında Bursa’nın fethinden kısa bir süre sonra vefat ettiği söylenebilir.  Köse Mihal'in türbesi bugün kendi adı ile anılan Eskişehir’in Mihalgazi beldesinin Ermenköy mevkiinde bulunmaktadır. Kendisinin sağlığında Gölpazarı'nda bir zaviye ile hamam yaptırdığı anlaşılan Köse Mihal'in türbesi ise 1885'te ll. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirildiği bilinmektedir. 

Köse Mihal’in Soyu

Köse Mihal’in soyundan gelenler de kendisi gibi Osmanlı siyasetinin önemli isimleri arasında yer aldılar ve pek çok önemli işe imza attılar. Örneğin torunu Mihaloğlu Mehmet Bey’in fetret devrinde Çelebi Mehmet’in tahta çıkmasında önemli hizmetleri olmuştu. Osmanlı tarihlerinde 16. yüzyıl sonlarına kadar faaliyetleri görülen Mihallı akıncıları, Köse Mihal’ın oğul ve torunlarıdır. Akıncı Mihaloğullarının soyu İhtimanlı ve Plevneli olarak iki koldan zamanımıza kadar gelmiştir. Köse Mihal’in ismi bugün Eskişehir'in Mihalgazi ilçesi ile yaşamaktadır. Köse Mihal'in soyundan gelenlerin ilerleyen yıllarda Balkanların fethinde büyük yararlılıklar gösterdikleri bilinmektedir. Köse Mihal’in çocukları ve torunları Rumeli’nin fethiyle birlikte Avrupa kıtasına geçerek akıncı beyi olarak görev yaptılar. Köse Mihal'in Aziz Paşa, Balta Bey ve Gazi Ali Bey adlarında üç oğlunun bulunduğu ve bunların Rumeli'de sınır boylarında faaliyet gösterdikleri bilinmektedir. Osmanlı içinde köklü bir aile olan Mihaloğulları pek çok eser inşa ederek vakıflarda kurmuşlardı. Bu köklü ailenin devlet içinde izleri 17. yüzyıla kadar takip edilebilmektedir.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

AHMEDÎ; (1983), İskender-nâme, İnceleme-Tıpkıbasım, (haz. İsmail Ünver), (Birinci Baskı), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

AŞIKOĞLU AHMED; (1332), Tevârih-i Âl-i Osman, Aşık paşa-zâde Tarihi (neşr. Ali Bey), (Birinci Baskı), Matbaa-i Âmire, İstanbul.

BARKAN, Ömer Lütfi; (1999),“Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolonizatör Türk Dervişleri”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 133-153.

BAŞTAV, Şerif; (1999), “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşunda Bizans ve Avrupa”, Osmanlı, I, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 169-175.

DELİLBAŞI, Melek; (2002), “Osmanlı-Bizans İlişkileri”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 10-33.

EMECEN, Feridun M. (1997), “Osmanlı’nın Batı Anadolu Türkmen Beylikleri Fetih Siyaseti: Saruhan Beyliği Örneği”, Osmanlı Beyliği (1300-1389), (ed. Elizabeth A. Zachariadou), (çev. Gül Çağalı Güven, İsmail Yerguz, Tülin Altınova), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s.34-41.

 ______________; (1999a), “Siyasî ve Jeopolitik Dinamikler Hakkında Bazı Mülahazalar (100- 1389)”, Beylikten Cihan Devleti’ne Tebliğler ve Tartışmalar, (haz. Bahaeddin Yediyıldız- Yücel Hacaloğlu), 3-4 Aralık, Eskişehir.

 ______________; (1999b), Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundan Fetret Dönemine”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 156-178.

FİNKEL, Caroline; (2007), Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, (Birinci Baskı), Timaş Yayınları, İstanbul.

GİBBONS, Herbert A.; (1998), Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, (çev. Ragıp Hulusi), (Birinci Baskı), 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara.

GIESE, Friedrich; (2005), “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu Meselesi”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar (derl: Oktay ÖzelMehmet Öz), İmge Kitabevi, s. 149-177.

GÖKBİLGİN, M. Tayyib, (1988), “Orhan”, İA, IX, s. 401-431.

HADİDÎ; (1991), Tevârih-i Âl-i Osman (1299-1523), (haz. Necdet Öztürk), (Birinci Baskı), Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul.

İBN-İ KEMAL; (1970), Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, (haz. Şerafettin Turan), (Birinci Baskı), TTK. Yayınları, Ankara.

İMBER, Colin; (2005), “Osmanlı Hanedan Efsanesi”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, (derl. Oktay Özel-Mehmet Öz), İmge Kitabevi, s. 243- 271.

İNALCIK, Halil; (1999), “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış”, Osmanlı, I, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s.37-118.

______________; (1985), “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Sorunu”, Stities in Otoman Social an Economik History, (çev. Tahir Sünbül), s.71-79.

______________; (2007), “Osmanlı Beyliği’nin Kurucusu Osman Beg”, Belleten, LXXI, Ankara 2007, s.479-525.

 ______________; (2005), “Osman Gazi’nin İznik (Nicaea) Kuşatması ve Bafeus Savaşı”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, (derl. Oktay Özel-Mehmet Öz), İmge Kitabevi, s. 301-340.

İNBAŞI, Mehmet; (1999), “Balkanlar’da Osmanlı Hâkimiyeti ve İskân Siyaseti”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 154-164.

JENNİGS, Ronald C.; (2005), “Gazi Tezi Üzerine Bazı Düşünceler”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, (derl. Oktay Özel- Mehmet Öz), İmge Kitabevi, 429-443.

JORGA, Nicolae; (2005), Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, (çev. Nilüfer Epçeli), (Birinci Baskı), Yeditepe Yayınları, İstanbul.

KILINÇ Şahin, (2002),“Osmanlı-Bizans İlişkileri”,  Türkler Ansiklopedisi, C. VIII, Anakara

KÖPRÜLÜ, Orhan Fuat; (1999), “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesinde İtici Güçler”, Osmanlı, I, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 153-160.

KÖPRÜLÜ, M. F.; (1984), Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Akçağ Yayınları, Ankara.

ÖZ, Mehmet; (1999), “Tarihî ve Sosyolojik Açıdan Osmanlı Beyliği”, Beylikten Cihan Devleti’ne Tebliğler ve Tartışmalar, (haz. Bahaeddin Yediyıldız- Yücel Hacaloğlu),3-4 Aralık, 1999, Eskişehir.

 ÖZCAN, Abdülkadir; (1996),“Türkler’de Gazâ Ruhu ve Bunun Osmanlılardaki Tezahürü”, Söğüt X. Osmanlı Sempozyumu, s. 59-72.

ŞİMŞİRGİL, Ahmet; (2002), “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunda Hizmeti Geçen Alpler ve Gaziler”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 99-106.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı; (1994), Osmanlı Tarihi, I, (Birinci Baskı), TTK. Yayınları, Ankara.

WİTTEK, Paul; (1947), Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu, (çev. Fahriye Arık), (Birinci Baskı), Şirket-i Mürebbiye Basımevi, İstanbul.

YAZICIZÂDE ALİ; (2009), Tevârih-i Âl-i Selçuk (Selçuklu Tarihi), (haz. Abdullah Bakır), (Birinci Baskı), Çamlıca Basım Yayın, İstanbul.

 
DİĞER MAKALELER
Orhan Gazi'nin Sadık Askeri: Köse Mihal
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun