Kanuni Sultan Süleyman'ın Son Seferi: Zigetvar ve Sebepleri

Kanuni Sultan Süleyman'ın Son Seferi: Zigetvar ve Sebepleri

Kanuni Sultan Süleyman Osmanlı Devleti’nde en çok sefer-i hümayunu olan padişahtır. 46 yıllık saltanatı boyunca 13 büyük sefer ile Osmanlı Devleti’nin sınırlarını oldukça genişleten bu şanlı Osmanlı padişahının son seferi olan Zigetvar Seferi onun başarılarının son halkası olması açısından önemlidir. Çünkü Zigetvar’da kazanılan başarının çok hüzünlü bir tarafı vardır ve Kanuni Sultan Süleyman kuşatmadan hemen önce hayatını kaybetmiştir. Savaş alanında ölen birkaç Osmanlı padişahından biri olan Kanuni’nin ölümü, seferin kendisinden daha önemli hale gelmiş ve bu seferi gerekli kılan sebepler üzerinde araştırmalar yoğunlaşmıştır. Nitekim 73 yaşında ve hasta olmasına rağmen Kanuni Sultan Süleyman’ı bu sefere götüren neydi? Kanuni bu seferin son seferi olacağını hissetmiş miydi? Padişahın sefere çıkmasında Sokullu Mehmet Paşa’nın tesiri varmıydı? Zigetvar Seferi’nin sebepleri nelerdir? Yazımızda bu ve benzeri sorulara birtakım cevaplar verilmiş olup, ayrıca seferin icrası ve bir takım sonuçları üzerinde durulmuştur.

BEYAZ TARİH / MAKALE

XVI. yüzyılda gücünün zirvesinde olan Osmanlılar, doğuda ve batıda elde ettiği birçok toprakla çağının en önemli askeri ve siyasi gücü haline gelmişlerdir. Bu dönemde devam eden fetih operasyonları neticesinde, bir Ortaçağ Krallığı olan Macaristan’ı Mohaç Meydan Savaşı’nda (1526) kralsız bırakan Osmanlılar, bu toprakların doğal varisleri olduklarını iddia eden Habsburglarla uzun süren mücadelelere girişmişlerdir. Bu sebeple Mohaç Meydan Muharebesi Osmanlı tarihinde oldukça önemli bir dönüm noktasıdır. Yıkılan Macar İmparatorluğu’ndan arta kalan Macaristan toprakları, bundan sonra Osmanlı ve Habsburg İmparatorluğu arasında uzun yıllar boyunca savaş ve barışla geçen dönemlere sahne olmuştur. İki devlet arasındaki diplomatik ilişkiler de yine bu dönemde başlamış olup, ilk olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1533 tarihinde ve ardından 1547 ve 1562 tarihlerinde üç antlaşma imzalanmıştır. Uzun süren müzakereler sonucunda, 1 Haziran 1562’de imzalanan Osmanlı-Habsburg Antlaşması, 8 yıllık olup, antlaşmaya göre, Avusturya Kralı Ferdinand, Erdel üzerindeki haklarından vazgeçerek, yıllık 30. 000 duka altın verecektir. Ayrıca antlaşmada bunlardan başka iki tarafa vergi veren yerler, asiler ve mülteciler, haydutlar, şikâyetler vesaire hakkında maddelerde yer almaktadır.

Ancak 1562 tarihli bu Osmanlı-Avusturya Antlaşması’ndan sonra da daha önceleri olduğu gibi sınırlarda ve Macaristan’da bazı antlaşmazlıklar meydana gelmiş ve Avusturya hükümeti bu yüzden, antlaşmada söz verdiği 30.000 dukalık vergiyi üst üste iki yıl göndermemiştir.  Antlaşmanın imzalanmasından iki sene sonra (1564) İmparator Ferdinand ölünce, vezir-i azam İstanbul’daki elçiden hem vergiyi hem de antlaşmanın geri kalan altı senelik müddetinin yenilenmesini istemiştir. Bu arada Kanuni Sultan Süleyman yeni İmparator II. Maximilien’i tebrik için Bali Çavuş’u Viyana’ya gönderdiği sırada Erdel’de karışıklık çıkmıştır. Avusturyalıların Erdel’e asker çıkarması üzerine Budin Beylerbeyi Hasan Paşa, Erdel’e 6.000 kişilik yardım kuvveti sevk ederek Pantoka’yı ele geçirmeyi başardı. Bu sırada Avusturya kuvvetleri Tokaj’ı almışlardı. Osmanlı-Avusturya savaşlarının şiddetlendiği bu sırada sadarette önemli bir değişiklik yaşandı ve Sokullu Mehmet Paşa sadrazamlık makamına getirildi. Bu değişiklik Osmanlı-Avusturya ilişkilerini önemli ölçüde etkiledi. Nitekim 27 Haziran 1565’te Semiz Ali Paşa’nın yerine Sadrazam olan Sokullu Mehmet Paşa’nın Avusturya konusundaki fikirleri ve siyaseti selefininkinden farklı idi ve harp ilanını kuvvetlendiriyordu. Yeni Sadrazam Sokullu, müzakerelerin devamı ve sulhün yenilenmesi için gelen Avusturya elçisi, Czernowicz’i ilk kabulü esnasında Tokaj ve Szernscz’in iade edilmesini ve verginin ödenmesini şart koşmuştur. Bu arada Erdel meselesinin halli için uğraşan Boğdan Beylerbeyi Mustafa Paşa harekete geçerek, Kruppa kalesini zapt ettikten sonra Növi’yi almıştır. Böyle bir durum karşısında telaşlanan Avusturyalılar, 1566 yılında sulh teşebbüsü için diplomatik girişimlerde bulundular.

Ancak sulh için gönderilen yeni Avusturya elçisi Hassuzhaoty, ihtilaflı konulardan biri olan Kruppa kalesinin iadesini talep ettiği halde, vergileri getirmemesi ve yine sorunlu bölgelerden olan Tokaj kalesini Osmanlılara verilmesi konusunda istenilen cevapları vermemiştir. Bu yeni durum karşısında öncelikle elçiyi nezaret altına aldıran Kanuni Sultan Süleyman Avusturya üzerine yeni bir sefer ilan etmiştir. Artık iyice yaşlanmış olan Kanuni’nin amacı, Avusturyalıların çok müstahkem olan Zigetvar ve Eğri (Eger) kalelerini alarak Macaristan’da mukavemet ve yığınak yuvası bırakmamak ve hatta Yanık Kale (Györ) ve (Komorom) Kaleleri’ni de zapt ederek bu bölgelerde uzun yıllardır süren fütuhatını şan ve şerefle tamamlamaktır. Ayrıca vezir-i azam Sokullu Mehmet Paşa’nın da tesiriyle bu sefere ilerlemiş yaşına rağmen bizzat çıkmak ve 10 yıldır sefere çıkmamasını eleştirenleri susturarak Malta başarısızlığını silme düşüncesi ve isteği de Kanuni’nin sefere çıkmasını sağlamıştır. Uzun süredir sefere çıkmayan Kanuni, bu sefer ile Habsburglar’a iyi bir ders vererek, onları son bir hesaplaşmaya mecbur bırakmayı amaçlıyordu.

Bunun yanı sıra Kanuni’yi sefere teşvik eden en önemli unsurlardan birisi de özellikle Zigetvar kalesindeki düşman kuvvetlerinin hudutlarda yaptıkları yağma faaliyetleri ile her tarafa taarruz yaparak, reayayı huzursuz etmeleridir.  En son Nahcivan seferinden döndüğü 10 yıl, 9 aydan beri sefere çıkmayarak, ihtiyarlığını ilân etmiş olan Kanuni, 4 oğlu ve zevcesi Hürrem’in ölümü ile de sarsılmıştır. Bu son seferinden dönemeyeceğini bilen Padişah sarayında değil, yine ordusunun arasında top ve mehter sesleri içerisinde ölmek istemiştir.         

Sefer-i Hümayûn başlamadan önce ikinci vezir Pertev Paşa Tımışver hududundaki Göle’nin zaptı ile vazifelendirildi. Böylece, Osmanlı ordusu 1 Mayıs 1566’da Kanuni’nin son seferi için İstanbul’dan hareket ederek, Belgrad’a ve oradan da Zemin’e Erdel Kralı Janos Zsigmund’du da yanlarına alarak, Ağustos başlarında (5 Ağustos) muhasaraya başladı. Bu sırada Zigetvar şehri bir kale ile eski ve yeni kentten oluşan üç parça halinde olup, bu parçalar birbirine köprüler ile bağlanmış durumdaydı. Kale yine etrafı surlarla çevrili bu iki şehrin kuzeyinde yer alırken, etrafından su dolu hendekler vardı.  Osmanlı ordusu tarafından kale topla dövüldü. Osmanlı ordularının saldırılarına karşılık kale kumandanı Zirinyi Mikloş ve kale müdafileri kaleyi çok iyi tahkim ederek, tüm güçleriyle çarpışmışlardır. Osmanlı ordusunun hücumları başarısız olduğu için çok zayiata sebep oldu, birçok mevzi ve umumi hücumlar yapıldı. Fakat yapılan bütün bu hücumların etkisiz kalması üzerine tazyik daha da arttırılarak nihayet 7 Eylül’de fetih zaferle sonuçlandı. Zigetvar Kalesi alınarak, Zirinyi yakalandı ve idam edildi.  Ancak kale alınmadan hemen önce, zaten artık hasta ve yaşlı olan ve bu şekilde sefere çıkan Kanuni Sultan Süleyman vefat etti. Kanuni’nin ölüm haberi Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından ordudan gizlenmiş ve Şehzade Selim’e haber gönderilerek adına zafernâmeler yazdırmış ve dönüş hazırlıklarına başlanmıştır. Bu sırada Göle ve Yanova’da fethedilmiştir. Fethin ardından Osmanlıların eline geçen Zigetvar bölgesi bir sancak merkezi yapılarak, başına ilk sancak beyi olarak İskender Bey getirildi.

süleyman
Kanuni Sultan Süleyman’ın cenazesi

Sonuç olarak görüldüğü üzere ömrünün büyük bir bölümünü seferlerde geçiren Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar’da bir çok Osmanlı padişahının kavuşmak istediği şehitlik mertebesine kavuşmuştur. Kanuni Sultan Süleyman 1566’da Zigetvar’da büyük başarılarına bir yenisini daha eklemiş ve kendisinden sonra gelecek padişahlara örnek olacak davranışlar miras bırakmıştır. Ancak ne hazindir ki, Kanuni’den hemen sonra padişah olan oğlu II. Selim seferlere gitmeyi terk ederek, Osmanlı padişahlarının bizzat sefere çıkma alışkanlığını değiştirmiştir. Fakat yine sefer-i hümayun geleneğini devam ettiren padişahlar olup, son olarak ordusunun başında bizzat sefere çıkan Osmanlı padişahı Sultan II. Mustafa’dır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Uğur KURTARAN
  • ugurkurtaran@gmail.com

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi'nde Doktor Öğretim Görevlisi olan Uğur Kurtaran Osmanlı Yakınçağ dönemi üzerine çalışmaktadır.

Kaynakçalar
Aydın, Yusuf Alperen, XVI-XVII.Yüzyıllarda Osmanlı-Habsbug Antlşamaları Ve Uygulamaları, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 2001.
Clot, Andre, Muhteşem Süleyman, Osmanlı’nın Altın Çağı, İstanbul 2005.
Emecen, Feridun, “Sultan Süleyman Çağı Ve Cihan Devleti”, Türkler, C. 9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002.
Geza Davıd, “Sigetvar”, DİA. C. 37, İstanbul 2009.
Gökbilgin, Tayyib, Kanuni Sultan Süleyman, , İstanbul 1992.
Hammer, J. V. Pusgtall, Osmanlı Devleti Tarihi, C. VI, İstanbul 1984.
İnalcık, Halil, “Modern Avrupa’nın Gelişiminde Türk Etkisi” Osmanlı Ve Dünya, (Haz: Kemal Karpat), İstanbul 2000.
Kurtaran, Uğur, Osmanlı Avusturya Diplomatik İlişkileri 1526-1791, Kahramanmaraş 2009.
Puçuyi, İbrahim Efendi, Peçevi Tarihi, C. I, (Haz: Bekir Sıtkı Baykal), Kültür Bakanlığı Yayınları, Mersin 1992.
Savaş, Ali İbrahim, “XVIII, Asırda Osmanlı-Avusturya İlişkileri”, Askeri Tarih Bülteni, sayı: 32, Ankara 1992.
Solakzâde, Mehmet Hemdemi, Solakzâde Tarihi, C. II, (Haz: Vahid Çabuk), Ankara 1989.
 
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun