Güçlü Medih, Sessiz Yergi: Osmanlı Selimnâmelerinde Padişahın Eleştirisi

Güçlü Medih, Sessiz Yergi: Osmanlı Selimnâmelerinde Padişahın Eleştirisi

1510’da hastalığı iyice artan II. Bayezid, büyük oğlu Ahmed’i veliaht tayin etti. Bunun üzerine Şehzâde Selim, babası II. Bayezid’e karşı isyan bayraklarını kaldırdı. Bayezid devrildi, Dimetoka yolundayken şaibeli bir şekilde öldü, kardeş ve yeğenler birer birer ortadan kaldırıldı... Bu netameli konu, dönemin müverrihleri ve şairleri tarafından “Selimnâme” literatürü içerisinde ele alındı, döneme dair sonradan oluşması muhtemel bazı soru işaretleri giderilmeye çalışıldı. Ancak yine de kimi müverrihler yaşananlarla ilgili eleştirilerini satır aralarına gizlemiş ve başka ağızlardan dillendirmiş gibidirler.

BEYAZ TARİH / MAKALE

II. Murad devrinde başlayan Osmanlı dönemine mahsus Türkçe tarih yazma geleneği, Yavuz Sultan Selim’le birlikte yeni bir evreye girmişti. I. Selim, bir isyan neticesinde babasını tahttan indirerek iktidarı ele aldı. Tarihçi Gelibolulu Âli (öl. 1600), âlimlerin Selim hakkında “atasına âsi olduğu ve kanının helâl görüldüğü yolunda ittifak ettiklerini” yazar. Ayrıca bir padişah tahtta iken yerine bir başka şehzadenin geçmesi Osmanlı kanun ve törelerinde o zamana değin görülmediği için muzaffer şehzadenin başarıları ve tahtı elde edişi, çoğunlukla oğlu Süleyman devrinde meşru temeller üzerinde ele alınmaya çalışıldı. Böylece silsile hâlinde yalnızca bir padişaha hasredilmiş tarihlerin yazıldığı yeni bir dönem de başlıyordu.

SELİM NAKKAŞ OSMAN
Yavuz Sultan Selim’in Bir Tasviri. Nakkaş Osman, Zübdetü’t-Tevârîh, TİEM

Yavuz Sultan Selim’in siyasi macerası, 1487’de Trabzon’da başlamıştı. Tam yirmi dört yıl burada valilik yapan Şehzâde, babasının iyice yaşlanıp büyük kardeşi Ahmed’i saltanata namzet göstermesiyle 1510’da taht mücadelesine atıldı. Önce İstanbul’a yakın bir yerden sancak istedi. Talebi reddedildiğinde isyan fitiline ilk kıvılcımı çoktan çakmış, Padişah’ın izni olmadan sancağını terk edip oğlu Süleyman’ı görme bahanesiyle Kefe’ye geçmişti. Ertesi yıl otuz bine yakın askerle Rumeli’nde at koşturmaya başladığında talebi ciddiye alındı. Topkapı Sarayı Arşivleri’nde yer alan II. Bayezid’in Elçisi Sarıgürz’ün raporuna göre Selim, “Gökten Cebrail inse, peygamber dilek dilese davamdan dönmek ihtimalim yoktur” diyor, babasının rızasını uzun zamandan beri terk etmiş bulunduğunu itiraf ederek Trabzon’a geri dönmesi yolundaki tavsiyeleri reddediyordu. Müverrihler bu diretmeyi şehzâdenin “babasının yüzünü görmek, sıla-yı rahîm sevabı kazanmak ve arabozucu vezirleri aşıp baba-oğul anlaşmasını sağlamak” şeklindeki niyetleriyle açıklamayı yeğlediler.

II. Bayezid’in Selim’e Elçi Olarak Gönderdiği Molla Sarı Gürz’ün Raporu:

Şehzâde’nin huzurunda evvelce varıp ‘Devletli Padişah selam ettiler ve hatırınızı sordular’ diye arz ettiğimizde sessiz kaldılar. Devletli Padişah’ın “Benim rızamda olmak iki cihan saadetidir” dediği arz olunduğunda şöyle cevap verdi: “Benim onların rızasında olmadığım bir nice defa vaki olmuştur ve benim rızayı terk ettiğimi şimdi mi bildiler? Küçük günah ısrar ile büyük günaha dönüşür ve büyük günahın da ısrar ile neye yetiştiği malum değil midir? Rızalarında olmadığım ya bedbahtlığımdan veya devletimden ola. Rızalarından maksat Trabzon’a dönmem ise gökten Cebrail inip peygamber dilek dilese kabul etmem. Sen oraya varıp, adamın gelip cevap getirinceye değin burada ancak tahammül ederim. Beni şöyle sanmasınlar ki Korkud emrem gibi bir yere varıp yine geri dönmek ihtimalim ola; ben bu hususta baş vermeye razı olup fikrimden dönmek ihtimalim yoktur.” dedi. “Bizim gibi bir duacınızın elçiliğe geldiği cümle âleme malum olup, sonra devletli Padişah’ın şerefli emrine uymayıp muhalefet eylemekten devletli Padişah mahcup olur ve nice fitneye sebep olur” denildiğinde, “Ne gerekse olsun” diye cevap verdi.”

(TSMA, no. 6322, nakleden Uzunçarşılı, s. 239)

Selim, 1511’de Edirne yakınlarındaki Çukurçayırı mevkiinde babasına yaklaştı. Kendisine Semendire sancağı verildi, Macarlara karşı gaza etmesi için izin çıktı. II. Bayezid, hayatta olduğu müddetçe yerine kimseyi padişah tayin etmeyeceğine dair bir ahitnâme imzaladı. Ancak o daha İstanbul’a dönerken Ahmed’in tahta çıkarılacağı yönündeki haberler, Selim’in askerleriyle birlikte tekrar babası üzerine yürümesine sebep oldu. Çorlu’da çıkan savaşta ağır bir yenilgi alan Selim, Karabulut adlı çıplak atı ve Ferhad Paşa’nın cesur müdafaası sayesinde canını Ahyolu iskelesine atmayı başardı, tekrar Kefe’ye geçti. Bu hezimet üzerine Ahmed’in tahta oturmasına kesin gözüyle bakılırken her şey birden tersine döndü. Üsküdar’a kadar gelen Ahmed şehre alınmamış, yeniçeriler ayaklanarak Selim’i başlarında görmek istediklerini haykırmıştı. Kısa süre sonra -çoğu kez olduğu gibi- kapıkullarının istediği oldu: II. Bayezid her şeyden el çekip Dimetoka’ya doğru yola çıktı, seyahat esnasında şüpheli bir şekilde öldü.

Sultan Süleyman’a sunulan onlarca Selimnâme, işte bu olayların Süleyman ve nesli üzerinde yaratabileceği meşruiyet sorgulamalarını yatıştırmayı amaçlıyordu. Süleyman’ın tuğracısı Celalzâde Mustafa Çelebi (öl. 1567), daha eserinin hemen başında Selim’in II. Bayezid’le bile isteye savaştığını reddediyordu, bütün günah kendi çıkarlarını düşünen müfsit vezirlerindi:

Sultan Selim’in Osmanlı tahtını ele geçirmeleri ve babaları Sultan Bayezid Han ile olan maceraları, Rûm ülkesinde (Anadolu’da) insanlar arasında son derece meşhur olup anlatılagelmiştir. Ancak meselelere vâkıf olmayıp işleri dıştan görenler, olayların içyüzüne bakmadan, kısa akılları erdiği kadar kitaplar ve risaleler yazmış, Sultan Selim'i babasına karşı isyanla suçlamışlardır.

Sultan Selim Han atası Sultan Bayezid Han ile Çorlu Ovası’nda savaşıp, çarpışmada mağlup oldu derler. Haşa ve asla! Cesaret kaynağı olan o padişah bu suçlamadan tamamen ari idi. Memleketler fetheden bir padişah, açık görüşlü bir yönetici ve saltanatın kural ve kaidelerini bilen yegâne bir şahıs iken saygıdeğer pederine isyan eder ve başkaldırabilir miydi? Saltanata ait işlerden mahrum ve cahil, hilafetin bilgece olaylarını anlamadan habersiz boş şeyler söyleyenlerin, hadiselere zıt dayandırmalarıdır ki, bunlar açıkça bir iftira ile yazılmıştır. Bunu yazan cahiller, ahmaklık ve cehalet şarabıyla sarhoş ve şaşkın kimselerdir.

(…) Sultan Selim’in harbe niyeti yoktu. Cenk yayı o sırada çözüldü. Atasına kılıç ve ok çekmedi, şeriat emrine karşı gelmedi. Doğru biçimde söylenen ve yazılanlar onun veziri Pîrî Mehmed Paşa’nın bana anlattıklarıdır. Allah aşkına kulaktan dolma dedikoduları bırak!

(…) Sultan Selim gördü ki, eğer kendisi askere yüz verirse savaş ateşi alevlenebilir. Bu düşünce ile derhâl yanında bulunan adamlarıyla askerden ayrılıp acele ile Karadeniz kenarında olan Ahyolı iskelesi tarafına yöneldi. (…) İşte o cenk ve harbin meydana gelişi bu şekilde olmuştur: Fesatçıların ve birkaç isyan kaynağı kişilerin fitneleriyle kavga çıktı. Halkın alt tabakası ise suçu Sultan Selim’e dayandırdı.

(Celalzâde, Selimnâme, s. 25-30, 251-256.)  

 

II. Bayezid ve Şehzâde Ahmed

II. Bayezid, ölümünden sonraki dönemde eser veren müverrihler tarafından, gazayı elden bırakması, yaşlandıkça vezirlerine teslim olması ve Selim’e verdiği ahdi bozması gibi sebeplerle -belirli bir saygı dâhilinde- eleştirilir ya da menfi resmedilir. Kanunî dönemi şeyhülislâmı Kemalpaşazâde’nin (öl. 1534) bir anlatısında Ahmed, hac bahanesiyle Memluk ülkesine giden Korkud’u ve izinsizce Rumeli’ne geçen Selim’i uslandırmak için babasından izin ister. Bayezid buna rıza göstermeyip şu cevabı gönderir: “… Biz senin karındaşlarını itibar göstererek gaflet tuzağına düşürmek fikrindeyiz. İnşallah yakında umduğumuz kolaylıkla gerçekleşecektir.” Tevârîh’inin ilk sekiz cildini II. Bayezid, son iki cildini ise Kanunî Sultan Süleyman’ın emriyle kaleme alan Kemalpaşazâde, bu 9. cildin giriş kısmında bir önceki velinimetini, bir oğlu lehine diğer oğullarına tuzak kuran bir baba biçiminde resmediyor.

bayezid
II. Bayezid-Selim savaşı, Şükri Selimnamesi, TSMK 

Kanunî dönemi veziriazamı Lutfi Paşa (öl. 1563), II. Bayezid’in Selim’i nihayet İstanbul’a davet etmesini anlatırken “… ihtiram ile İslambol’a getürüb, günahından geçüb, tayyıb hatırla padişahlığı virüb…” ifadelerini kullanır. Buradaki “günahından geçip” ifadesi, çok açık ki, eskiden beri Selim’e karşı takındığı hatalı tutumu terk etmesini işaret ediyor. Selim’e karşı durmayı “günah” (Allah’ın emrine aykırı davranış) sözcüğüyle açıklaması ayrıca dikkate değer.

Şeyhülislâm Hoca Sadeddin Efendi’ye (öl. 1599) göre Padişah, vezirlerinin etkisiyle oğluna karşı savaşa niyetlenerek, “devlet ve ikbale hakkı olan” Şehzâde Selim üzerine “kin ve hışımla asker çekip gönül tarlasına hınç tohumları eker.” Selim’in elçisi “Biz bu kadar saygıyla gelmişken, savaşmak için gelmemişken otağınızdan kovulmamıza neden nedir?” diye sorunca II. Bayezid, sararıp hicap gözyaşları döker. Verilen ahdin tutulmaması Selim’in gönderdiği bir habere mealen şöyle yansır: “Vefa gayza geldi, gadr [zulüm] köpürüp patladı/ İş ile söz arasında düşülen döneklikten.” Şehzâde, babasından ümidi kesmiştir. “Padişah, Allah rızası yolunda olup, bunca zaman zahitlik ve salahla adaleti ilke edinmişken, ömrünün sonlarında garazkârların sözleriyle boş yere kan dökenlerin yoluna ayak basıp sakındığı ve kaçındığı akıbete uğradı.”

Kemalpaşazâde’nin kaydında Selim, babasının kötü işli vezirlerin tahrikiyle ortaya çıkan “sitemkârlığını” (zalimliğini) görüp “bela girdabından selamet kenarına” çıkar. Gelibolulu Âlî, Selim’i konuşturarak Bayezid’in ihmali ile devletin zeval bulduğunu söyler: Padişah o hâldedir ki, Şah İsmail’in hareketleri karşısında tereddütte kalmakta ve Rûm halkı Şah İsmail’in ülkeyi işgal edeceğinden korkmaktadır. Anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân’a (16. yy.) göre Bayezid ile İsmail’in arası o kadar iyidir ki, Safevî hükümdarı, Şahkulu isyanından sonra yanına dönen müritlerine “ahret babası” olan Bayezid’in adamlarını öldürme iznini kimden aldıklarını sorar. Bu anlatılarda II. Bayezid, “zalim” ve “düşmanla işbirliği içinde değilse bile ona yakın” ve “etkisiz” olmakla itham edilmiştir.

Sultan Selim’e dokundurma

Müverrihler, Selim’in de, özellikle sertliğinden ileri gelen bazı olumsuz sayılabilecek hasletlerine ucundan kıyısından da olsa değinirler. Şair Bitlisli Şükrî (öl. 1531) ve Hoca Sadeddin’e göre Selim tahta geçince divanını toplar ve hazıruna şöyle der: “Tünd ü tîzem belki hûn-rîzem…”, yani “Haşin ve çeviğim belki kan dökücüyüm…” Bayezid’in tahtı oğluna devrederken söylediği vasiyetleri arasında, “Nahak yere öldürme” ve “Kardeşlerine dokunma” sözlerinin yer alması (Anonim Tevârih, Sadeddin) belki Selim’e dair oluşmuş benzer bir sertlik/yavuzluk algısına işarettir. Kemalpaşazâde, Selim’in cülusundan sonra Arap diyarına kaçan Ahmed’e vezirlerin dilinden şunu yazar: “Olalı bu şahs [Selim] Rûm’a padişah / Niceler kanını döktü bî-günah…” Bütün bu ifadeler halk veya yönetici sınıf nezdinde Selim’in sertliğine yönelik var olması muhtemel bir tür hoşnutsuzluğun sessiz yansımaları olabilir.

sadeddin
Hoca Sadeddin Efendi. Nusretnâme (Gelibolulu Âlî), TSMK.

Şükrî, “kin ve gazap dolu” Bayezid’in dilinden şunları nazmeder: “Kim edeb terk itmiş aslınca Selim / Gör ne küstah olmış ol bî-havf u bîm [korkusuzca].” Yine ona göre ilk olarak Selim, Ahmed’in elindeki bir sancağı oğluna istemiştir, yani kardeşler arası çekişmeyi başlatan odur. Kemalpaşazâde’ye göre Ahmed’in devlet kapısında her an adamlarının bulunması Selim ve diğerleri için “mûcib-i ihânet” (ihanet gerekçesi) olur ve Rumeli’nden sancak talep etmesi -vezirlere göre- kânûn-ı kadîme aykırıdır. Selim, Ahmed ile mücadelesinde, karşı tarafa meyleden bazı kötü kimseleri para ile tarafına çeker ve Ahmed’in benzer şekilde taraftar toplamasına mani olur. Bursa’da ikisi henüz büluğa bile ermemiş toplam beş şehzade, amcaları olan Selim’in emriyle boğdurulur. Gelibolulu’ya göre ulema, babasına asi olduğu gerekçesiyle Şehzâde Selim hakkında “kanı helaldir” fetvası çıkarır. Anonim’de Selim’in babası karşısında aldığı yenilgi hiç de hafifletilmez: “Bir miktar ceng olduktan sonra sınup cemi ashabın [bütün adamlarını] ve hazinesin koyup kaçtı.”

Selim aleyhinde ölüm fetvası verildiğine dair Âlî’nin kaydı:

… Cesur şehzâde, devletli Selim Han, 1511 senesi içinde devlet kapısına doğru yola çıkmış, “Saltanat hilati boyuma biçilmiş doğruluk zırhıdır” diyerek başşehir Edirne’ye yönelmişti. “Gelmeyesin” diye defalarca emirler gönderildi. Asla o sözleri dikkate almadı. Daha sonra ulema, babasına asi olduğu ve mezhebimize göre kanının helal olduğu hususunda ittifak eylediler. Hatta fetva suretleri yazıp, tuğralayıp gönderdiler. Hâlâ ki bildiğinden dönmedi. “Saltanat işleri bozulmuştur ve varisi olduğumuz devlet yaşlı babamın gaflet ve ihmali ile zeval bulmak mertebelerine varmıştır. Elbette benim kendileriyle mülakat etmem lazımdır.” diye konuşurdu. On bin miktarı adamla bu sene Haziran sonlarında başşehirlerden Edirne’ye yöneldi…

(Gelibolulu Âlî, Künhü’l-Ahbâr, IV. Rükn, s. 199b)

Özetle, tahta çıkış biçimi bakımından şüpheli görülen I. Selim’in ve oğlu Süleyman’ın meşruiyetini sağlamak/korumak üzere yazılan Selimnâmeler ve bu literatür içerisinde değerlendirilebilecek bazı Tevârih-i Âl-i Osmân metinleri, her ne kadar bu iki padişah için övücü, bir önceki padişah II. Bayezid için –belirli bir hürmet dâhilinde- yerici olsalar da, her üç padişaha da bazı sessiz eleştiriler getirmektedir. II. Bayezid bu metinlerde dolaylı yoldan, “âtıl, ihmalkâr, düşmanla yakınlık kuran, evladına tuzak kuran, günahkâr/hatalı, kolay aldatılan, kindar, zalim, kan dökücü, sözünde durmaz” gibi anlatımlarla anılmıştır. Oğlu Selim ise, “kan dökücü, -karşı tarafın dilinden- edebi terk eden ve küstah, kavgacı, -mazur olmakla birlikte- ihanet eden, kanuna aykırı davranan, para ile adam satın alan, mağlup-kaçkın ve meşruiyeti sorgulanmış” olarak, çoğu zaman fısıltı, bazen de kısık bir ses tonunda, eleştirel bir dille betimlenmiş görülüyor.

Bu tavır daha sonraki metinlere, mesela 17. yüzyılda yazılan Evliya Çelebi Seyahatnâmesi içindeki Yavuz Sultan Selim’e dair anlatılara da aksetmiş, cesur ve muzaffer padişah yüksek sesle övülmüş, kısık sesle menfi tarafları resmedilmiş. Evliya’nın eserinde, II. Bayezid’in ölümünü anlatırken devrik padişahın dilinden “Selim ömrün az olup gazan çok olsun” demesi olumsuz betimlemeye bir örnek olabilir. Daha eski olan Topkapı Sarayı Arşivleri’ndeki Firaknâme ise yine II. Bayezid’in dilinden -muhtemelen kurgusal olsa da bir tepkinin nişanesi olarak- şöyle yakınmaktadır: Ne zaman ona riayet etmedim ben / Oğul idi hıyanet etmedim ben / Bu beylikten feragat etmedim ben / Görün beyler bana n’itti Selim Şah!/ Ben onu hâlime hâldaş bilirdim / Bunun gibi dem’e yoldaş bilirdim / Oğul değil onu kardeş bilirdim / Görün beyler bana n’itti Selim Şah!”

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

 

Ahmet Uğur, “Selimnâme”, TDVİA, XXXVI, İstanbul 2009.

Anonim, Tevârîh-i Âl-i Osmân, nşr. F. Giese, haz. N. Azamat, İstanbul 1922.

Celalzâde Mustafa, Selimnâme, haz. A. Uğur ve M. Çuhadar, Ankara 1997.

Feridun Emecen, Zamanın İskenderi Şarkın Fatihi: Yavuz Sultan Selim, İstanbul 2010.

Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü’l-ahbâr, IV. Rükn, (TTK Nüshası), Ankara 2009.

Hadidî, Tevârîh-i Âl-i Osmân, haz. N. Öztürk, İstanbul 1991.

H. Erdem Çıpa, Yavuz’un Kavgası, İstanbul 2013.

Hoca Sadeddin, Tacü’t-tevârîh, IV, sad. İ. Parmaksızoğlu, Ankara 1992.

İdris-i Bitlisî, Selimşahnâme, haz. H. Kırlangıç, Ankara 2001.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, Ankara 1983.

Kemalpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII/II, IX, (The Reign of Sultan Selīm I in the Light of the Selīm-Nāme Literature içinde), haz. A. Uğur, Berlin 1985.

Lutfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osmân, haz. K. Atik, Ankara 2001.

Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969.

Seyit Ali Kahraman, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’nde Yavuz Sultan Selimşah, İstanbul 2018.

Şükrî-i Bitlisî, Selimnâme, haz. M. Argunşah, Kayseri 1997.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun