Erken Modern Dönemin Son Haçlı Seferi: Osmanlı'nın Girit Savaşları ve Haçlılar(1645-1669)

Erken Modern Dönemin Son Haçlı Seferi: Osmanlı'nın Girit Savaşları ve Haçlılar(1645-1669)

Osmanlı Devleti, on yedinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Köprülüler dönemi ile birlikte iç karışıklıkları önemli ölçüde sonuçlandırmış, merkezi otoriteyi tesis etmiş ve yönünü yeniden Avrupa’ya çevirmişti. 1645’de Sultan İbrahim’in emri ile başlayan Girit Seferi ise 1666 yılına gelindiğinde adanın büyük bir bölümü ele geçirilmesine rağmen sonuçlandırılamamış, savaş Kandiye önünde düğümlenmişti. Osmanlı ile Venedik arasındaki savaş, kolektif Hristiyan güçleri ile Osmanlı Devleti’nin bir hesaplaşması noktasına varacak, Kandiye önlerinde Osmanlı ordusu, erken modern dönemin son Haçlı birlikleriyle mücadele edecekti. Bu kısa makalemizde Osmanlı’nın Girit Seferi’ni ve söz konusu seferi sonuçlandırılmasında önemli bir dönüm noktasını teşkil eden Kandiye Kuşatması sürecini ele alarak başta Fransa olmak üzere dönemin Avrupalı güçlerin bir araya gelip, adayı Osmanlı’ya karşı bir Haçlı sahasına dönüştürmesi sürecini incelemeye çalışacağız.

BEYAZ TARİH / MAKALE

On yedinci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Osmanlı, yaşadığı iç karışıklıklar ve artan Safevi tehdidi ile birlikte yönünü doğuya dönmüştü. Sultan II. Osman’ın 1621’deki Hotin Seferi’nden bu yana Osmanlı orduları Avrupa’ya karşı bir tehdit olmaktan uzaktı. Akdeniz’de de durum aynıydı. Fakat 1644’e gelindiğinde söz konusu tablo değişti. İstanbul’dan yola çıkan ve içerisinde Mısır’a sürgüne gönderilen Darüssaade ağası Sünbül, Mekke kadısı tayin olunan Bursevi Mehmed Efendi ve yüzlerce hacı adayını taşıyan kalyon Malta korsanları tarafından saldırıya uğradı.Saldırının ardından ganimetle birlikte ikmal için Girit’e uğrayan korsanlar belki de Osmanlı Devleti’ne Girit Seferi’ni başlatmak için yıllardır aradığı fırsatı verdiklerinden habersizdiler.2

Girit’in, Rodos ve Kıbrıs’ın ele geçirilmesinin ardından Osmanlı için doğal bir hedef haline geldiği anlaşılmaktadır. 1636’da Girit valisinin (Provvedittore) Venedik senatosuna yazdığı raporda, Osmanlı gemilerine saldıran korsanlar nedeniyle adanın tehdit altında olabileceği noktasında endişe ettiğini görüyoruz.3 Savaş gerçekten de korsanların sebep olduğu bir krizle başlayacaktı. Öte yandan Osmanlı’nın Girit’e karşı geliştirdiği ilginin sebebini yaşanan korsan krizi neticesinde ortaya çıkan anlık bir tepki olarak düşünmek de eksik bir yaklaşım olacaktır. Adanın levant ticaretindeki rolü, jeopolitik konumu ve ekonomik potansiyelinin burayı Osmanlı için son derece cazip bir hedef haline getirdiği anlaşılıyor. Ayrıca 1645’de İngiliz ve Fransız elçilerinin aktardığına göre Osmanlı sultanı Bizans veraset hakkından dolayı Girit’te hak iddia ediyordu.4 Yine aynı süreçte Otuz Yıl Savaşları nedeniyle paramparça olan bir Avrupa ile karşı karşıya kalan Osmanlı, şüphesiz ki bunun savaş için iyi bir zamanlama olduğuna inanıyordu.5Tüm bunları bir araya getirdiğimiz zaman 1645’de Osmanlı savaş çarkının Girit’e doğru dönmesi kaçınılmazdı. Sonuçta valinin 1636 yılındaki raporuna yansıyan endişelerinde haksız olmadığı, söz konusu rapordan 9 sene sonra, serdar Yusuf Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının adaya doğru yola çıkışıyla anlaşılacaktı.

1645-1648 Arasındaki Gelişmeler

Savaşın başında Osmanlı Devleti, nihai hedefini kasıtlı bir şekilde Malta olarak gösterdi.6 Hatta inandırıcı olması için Yunanistan’ın batı sahillerindeki Navarin’de çeşitli kuvvetler toplama girişiminde bulunarak yanıltma hareketleri de yaptı.7 Fakat hedef Girit’ti. Yusuf Paşa da 23 Haziran 1645’de Girit’e ulaştı ve Hanya kuşatmasını başlattı. Yusuf Paşa, 54 gün süren kuşatma sonucunda Hanya’yı ele geçirdi. Böylece adada önemli bir liman ve üs bölgesi kazanan Osmanlı güçleri kısa zamanda ciddi bir moral üstünlüğüne de sahip oldular. Ertesi yıl da önce Hanya muhafızı ardından ise yeni Girit serdarı atanan Deli Hüseyin Paşa’nın hamleleri ile adanın en büyük şehirlerinden bir diğeri olan Resmo ele geçirildi ve ordu 1648’den itibaren Kandiye önlerinde saldırı hazırlıklarına başladı.8

kandiye 2
XVII. yüzyıla ait bir Türk evinde Kandiye’yi tasvir eden duvar resmi

Venedik'in Hazırlıkları ve Avrupa'yı Desteğe Çağırması

Girit Savaşı’nın başında Avrupa’daki tablo pek iç açıcı değildi. Otuz Yıl Savaşları nedeniyle birbirleri ile ciddi mücadele içerisindeki Avrupalı devletlerin hiçbirisi barışa yanaşmıyordu. Bu sırada Osmanlı’nın Girit’e müdahalesi başta Papalık olmak üzere Venedik’i barışı sağlamak için harekete geçirdi.9 Venedik, Avrupalı büyük güçlerin desteği olmadan adada Osmanlı’ya karşı direnemeyeceğinin farkındaydı. Bu nedenle Avrupalı güçleri yardıma çağırdı. Venedik’in 1645’deki yardım çağrısına Papalık, Toskana Dükalığı, Malta, İspanya ve Fransa ilk etapta destek sözü vermesine rağmen özellikle Fransa ve İspanya’nın aralarındaki savaş nedeniyle Venedik’in arzu ettiği ölçüde ciddi bir yardım söz konusu olamamıştı.10 Osmanlıların 1645’de Hanya’yı kolayca ele geçirmesinde söz konusu desteğin nispeten az oluşunun etkili olduğunu düşünebiliriz. Fakat her şeye rağmen Avrupalı güçler, Venedik’in ve Papalığın çağrısına ellerinden geldiğince kayıtsız kalmamaya çalıştılar. Başta Papa olmak üzere Toskana Dükalığı, Malta ve Napoli, 21 kalyondan oluşan kolektif bir gücü Papa’nın yeğeni Niccolo Ludovisi’nin komutasına vererek Hanya Savaşı’na desteğe gönderdiler.11 Yine Hanya’nın Osmanlı güçleri tarafından ele geçirilmesinden bir hafta önce adaya ulaşan Venedik, Malta, Toskana, Fransa, Papa ve İspanya kollektif güçlerinden oluşan 100 parçalık donanma ve Alman prensliklerinden gelen yardımcı kuvvetlerin varlığını görüyoruz.12 Fakat tüm bu çabaların Hanya’nın kaybına engel olmadığı anlaşılıyor. İngiltere ve Hollanda’nın ise söz konusu kolektif Hristiyan güçlerine ekonomik menfaatlerinden ve mezhepsel farklılıklardan dolayı dahil olmadığı, iki tarafa da savaş boyunca eşit mesafede kalmaya özen gösterdiklerini görüyoruz.13

Ertesi sefer mevsiminde de harekatına devam eden Osmanlı güçleri, adanın merkezindeki Resmo şehrini hedef aldı. Bu noktada Fransa’nın Venedik’e kendi topraklarında paralı asker toplama izni verip, 12 savaş gemisi donatarak adaya gönderdiğini görüyoruz.14 Fakat Resmo’nun da kaybına engel olunamadığı görülüyor. Sonuçta Avrupa’da barış sağlanmadıkça ciddi bir yardımın gelemeyeceğini anlayan Venedik, umutla Vestfalya Barışı’na giden süreci beklemeye başladı. Avrupa’da barışın sağlanmasıyla aradığı desteğe doğrudan sahip olabileceğini düşünen Venedik aynı zamanda Kandiye düşerse tüm Avrupa tehdit altına girer argümanını da kullanıyordu.15 1648’e gelindiğinde Avrupa’da Venedik’in çok istediği barış sağlansa da, Osmanlı güçleri adanın büyük bir bölümünü çoktan ele geçirmiş bulunuyordu. Artık hesaplaşma adanın merkezi olan Kandiye önünde gerçekleşecekti.

1648-1660 Arasındaki Savaş'ın Genel Seyri

Osmanlı güçleri adaya çıktıkları 1645’den 1648’e kadar ki süreçte ciddi ilerleme kaydedip Girit’in önemli bir bölümünü ele geçirerek Kandiye’ye ulaştı. Fakat müstahkem Kandiye Kalesi önlerine gelen Osmanlı güçlerinin mevcut durumu burayı ele geçirebilecek yeterlilikte değildi. Kandiye Kuşatması 1648’den, sonuçlandığı 1669’a dek 21 yıl sürdü. Bu süreçte ordu defalarca Kandiye’ye saldırdı. Özellikle Deli Hüseyin Paşa’nın giriştiği iki büyük kuşatmanın başarıya ulaşamadığını görüyoruz.16 1649’da Kandiye’ye karşı girişilen üçüncü büyük saldırıdan da sonuç alamayan Hüseyin Paşa, burayı kontrol altına almak için Kandiye’nin tam karşısına yeni bir kalenin yapımının şart olduğunu merkeze bildirdi ve gerekli izni aldı.17 Evliya Çelebi’nin aktardığına göre 100.000 adam 3 ay gibi kısa bir sürede Kandiye Kalesi’nin karşısına görkemli İnadiye Kalesi’ni inşa ettiler.18 Fakat diğer bir yandan Venedik’in 1648’den itibaren Çanakkale Boğazı’nı ablukaya alarak savaşı denizlere taşıması ve 1656’da da Limmi ile Bozcaada’yı ele geçirmesi merkezin Girit’e yardım göndermesi sürecini ciddi ölçüde etkilediği anlaşılıyor.19 Yine 1648’de Sultan İbrahim’in tahtan indirilişi, ardından Hüseyin Paşa’nın azledilmesi, yaşanan çeşitli iç karışıklıklar, çekişmeler ve dış politikadaki yeni öncelikler nedeniyle Kandiye Kuşatması’nın ikinci plana atıldığını görüyoruz.

 

kandiye
Kandiye Kalesi’nin fethi için gerekli beldar ve lağımcı talebiyle ilgili bir hüküm 

Kardinal Mazarin ve Fransa'nın Girit Politikası

Venedik ise 1648’de Avrupa’da Vestfalya ile sağlanan barıştan yararlanmak umuduyla yeniden destek arayışlarına başladı. Fakat aradığı geniş çaplı desteği bulması kolay olmadı. Buna rağmen İspanya Savaşı’ndan dolayı adaya yeterince askeri destek gönderemeyen Fransa başbakanı Mazarin, Venedik’e Girit için 400.000 bin ekü değerinde önemli bir meblağı bağışlamayı ihmal etmiyordu.20 Başbakan olmadan önce Papa’nın diplomatik temsilciliğini yürüten Kardinal Mazarin, Osmanlı’ya karşı tüm Avrupa’yı bir araya getirerek, Türkleri Avrupa’dan atma misyonunun en önemli temsilcisiydi.21 Bu politikasını Girit üzerinden bir Haçlı ittifakına dönüştürmek Mazarin için olası bir seçenekti. Fakat İspanya mücadelesinden dolayı bu siyasetini istediği ölçüde uygulayamadı. Mazarin öldüğünde ise, mirasından 600.000 bin Fransız lirası gibi bir tutarı Girit’te Türklere karşı kullanmak üzere Papa’ya bağışlamıştı.22

Mazarin’in Türklere karşı olan radikal politikasını devralan XIV. Louis, Girit’e hem askeri, hem politik, hem de ekonomik olarak ciddi ölçüde destek olacaktı. Fakat Fransa, söz konusu desteğini örtülü bir şekilde yapacak, XIV. Louis, adaya gönderdiği güçlerini Papa sancağı altında mücadele etmeleri hususunda özellikle uyaracaktı.23 Fakat Osmanlı’nın, tüm gizleme çabalarına rağmen kadim dostunun artık en büyük düşmanına dönüştüğünün farkında olduğu anlaşılıyor. Bu noktada sadaret kaymakamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Fransız elçisi Denis de La Haye’ye “Kandiye yalnız Fransızların yardımıyla ayakta duruyor, orada bulunan gemiler, para Fransız kaynaklıdır” şeklindeki sitemi ve Osmanlı askerini adaya taşımak için kiraladıkları Fransız tüccar gemilerinin yolda bilerek Venedik ve Maltalılara teslim olmasından şikayet etmesi manidardır.24 Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa’nın Avusturya Seferi dönüşünde İstanbul’daki Fransız elçisine hakaret etmesini, Saint-Gotthard mücadelesinde Avusturyalılara destek veren Fransız aristokratların ve subayların sebep olduğu bir asabiyet olarak değerlendirebiliriz.25 Zaten Köprülü Mehmed Paşa’nın sadareti sırasında yaşanan Fransız elçinin tutsak edilmesi hadisesi ile birlikte ilişkiler kopma noktasına gelmişti.26

1660-1666 Arasında Yaşananlar: Adaya Gelen Hristiyan Güçleri

1660 senesine gelindiğinde Kandiye önünde düğümlenen savaşın şiddeti Avrupalı güçlerin destekleriyle artmaya başladı. Fransa’nın, 1659’da İspanya ile imzaladığı İkinci Pirene Antlaşması’ndan sonra Venedik’e daha ciddi destek göndermeye başladığını görüyoruz.27 Ardından Venedik ve Papalık ile diplomasi trafiğini hızlandıran Fransa, 1660 baharında Prens Almeric d’Este’nin komutasında 4.000 yaya, 200 süvari, önemli miktarda gıda ve at desteğinden oluşan güçlü bir donanmayı Girit’e gönderdi.28  Aynı sene içerisinde Savoy Dükü de önemli bir kuvveti Fransa, Malta, Toskana ve Papa ile birlikte kolektif birliğe dahil etmeyi taahhüt etti.29 Kağıt üzerinde, Osmanlı güçlerine karşı daha 1660’da ciddi bir kuvvet oluşturulduğu anlaşılıyor. 1660’da yaşanan çarpışmalarda ise kolektif Hristiyan güçleri, başta Prens Almeric olmak üzere birçok kayıp vermiş olmalarına rağmen Osmanlı kuvvetleri pozisyonlarını korumayı başarmışlardı.30 Osmanlı kuvvetlerinin bu başarısında muhtemelen Köprülü Mehmed Paşa’nın 1657’de, Limmi ve Bozcaada’daki Venedik işgaline son vererek Çanakkale ablukasını kaldırmış olması etkili olmuş olabilir. Böylece adadaki kuvvetlere muntazam destek gönderilmesinin önünün açıldığı anlaşılıyor. Bu saldırının ardından ise tarafların nispeten suskunluğa gömüldüğünü görüyoruz. 1662 yılında ise yeniden güçlü bir Haçlı donanması bir araya getirme arzusu vardıysa da İspanya buna yeterli desteği veremedi.31 Osmanlı’nın 1663-1664 Avusturya Seferi’nden dolayı, söz konusu suskunluk Türkler tarafından da bozulamadı ve böylece 1661-1666 arası sakin geçti.32 Avusturya Seferi sonucunda imzalanan 1664 tarihli Uyvar Antlaşması ile birlikte de, Osmanlılar için Girit’e giden süreçte artık hiçbir engel kalmamıştı.

Kandiye Kuşatması: Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa'nın Adaya Gelişi ve Kuşatmaya Başlaması

Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa, Avusturya Seferi’nin dönüşünde, artık arapsaçına dönen Girit meselesini çözümlemek için padişaha bir telhis sundu.33 Ardından padişahın onayıyla Girit serdarı tayin olunan sadrazam, sefer hazırlıklarına başladı. Sadaret kaymakamlığına Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tayin edildikten sonra, sadrazam ve Sultan IV. Mehmed ordu ile birlikte Edirne’ye hareket etti.34 Burada 12 yıldır tutsak olarak tutulan Venedik elçisi ile yapılan görüşmelerden istenilen sonuç çıkmayınca sadrazam sefere devam kararı aldı.35 Yaz aylarında İstefe İskelesi’nde bulunan sadrazam, donanmayla adaya asker ve mühimmat naklinin gerçekleştirilmesinin ardından kendisi de Kasım ayının başında Benefşe’den hareket ederek Hanya’ya doğru yola çıktı.36 Hanya’ya gelen sadrazam burada çeşitli temaslarda bulunduktan sonra kuşatma öncesi son keşif için Kandiye’ye gitti.37 Kısa bir süre sonra Hanya’ya dönen sadrazam burada Cezayir, Tunus ve Trablus beylerine donanmaları ile gelecek sefer yılında adaya gelmeleri için davette bulundu.38 Buradan gelecek donanma desteğinin önemi büyüktü. Osmanlı donanması tek başına Venedik donanması ile dahi mücadelede zorlanırken artık karşısında bir Haçlı donanması bulunuyordu. Zaten sadrazamın bu siklet farkını idrak ettiği için donanma savaşından kaçındığı anlaşılıyor.39 Ayrıca söz konusu Cezayir, Trablus ve Tunus gemilerinin gelişiyle birlikte ciddi yararlılıklar gösterdikleri anlaşılıyor. Fakat tedarik için geri dönmek istediklerini sadrazama ilettiklerinde sadrazam muhtemelen geri dönmeyeceklerini düşünerek gitmelerine izin vermedi ve tedariklerini İzmir’den sağladı.40 1660’da Trablus’da iki kadırganın sırf Girit Savaşı’na çağrılmasın diye sökülmesi41 bizlere zaten savaşa pek gönüllü gelmediklerini de gösteriyor.

kadnyie kuşanta
1668 Kandiye Kuşatması tasviri

1667 Mayıs’ında Kandiye’ye hareket eden Osmanlı ordusunda bulunduğu anlaşılan Evliya Çelebi’ye göre sadrazam usulen teslim çağrısı yaptıysa da bu çağrı Venedik tarafından reddedildi.42 Ardından sadrazamın emri ile birlikte yaz kış aralıksız 2,5 yıl sürecek olan son Kandiye Kuşatması başlamış oldu. Sadrazam ise hazırlıkları çok sıkı tutuyor, bir an olsun metristeki askerin yanından ayrılmıyordu. Bu nedenle ölüm tehlikesi geçirdiği dahi kayıtlara geçmesine rağmen sadrazamın uyarılara aldırış etmediği anlaşılıyor.43 Yine kuşatma sırasında kalenin hemen karşısına sadrazamın emri ile bir tophane inşa edildiğini görüyoruz.44 Tophanede kullanılan çamur ve tuğla, adada yeterince bulunmadığı için Kağıthane’den getiriliyordu. Sadrazam, kuşatma sırasında söz konusu çamurun Fransa, Hollanda, Ceneviz ve İngiliz tüccarlar tarafından çalındığını öğrenip merkeze emir göndererek bu hususa engel olunmasını da istemişti.45 Sadrazam Kandiye için bu denli detaylı çalışıyordu.

Kandiye Kuşatması: Son Haçlı Orduları

Osmanlı’nın başta sadrazam olmak üzere devletin tüm kadrolarıyla Kandiye önlerine gelip muhasaraya başlaması Venedik’i telaşa düşürdü ve Avrupa’yı yeniden yardıma çağırdı. Bu sefer alacağı destek ise çok daha güçlü olacaktı. Fransa zaten en başından itibaren kolektif Hristiyan kuvvetlerin başını çekiyordu. Kandiye Kalesi’nin tahkimi ve muhasaraya hazırlanması sürecinde de Fransızların aktif görev aldığını görüyoruz.46 1665’de Fransız subay François de Ville, Kandiye Kalesi’ni müdafaaya hazırlamak için Venedik hizmetine gönderilmişti.47 Zaten kuşatmaya başlamadan önce sulh görüşmesine gelen Venedik elçisinin yalnız olmadıklarını belirterek, Papa, Malta, Floransa ve diğerlerinin kendilerine yardıma gelecekleri şeklindeki üstü kapalı tehdidi bu noktada önemlidir.48Fakat her şeye rağmen sadrazamın, Kandiye’nin Osmanlı’ya terki dışında hiçbir formüle yanaşmamasının tehditleri boşa çıkardığı anlaşılıyor. Diğer bir yandan elçinin görüşme sırasında dile getirdiği destekçi devletler arasında ise Fransa’nın adını açıkça vermemesi de dikkate değerdir.

1667, Venedik için oldukça sancılı başladı. Fransa ve İspanya’nın yeniden savaşa tutuşması Girit’i ister istemez ikinci plana attı.49 Bu nedenle 1667’deki çatışmalarda Venedik nispeten yalnız kaldı. Fakat yine de kolektif Hristiyan güçleri yardım göndermeyi ihmal etmediler. 1667’nin Şubat ayında Giron François ve marquis de Ville idaresinde 16 kalyon, 5 büyük savaş gemisi, onlarca kadırga, 6.000 asker ve İsviçreli top mühendisi Johann Werdmüller Kandiye’ye ulaştı.50 Zaten Fransa ve İspanya arasında Mayıs 1668’de imzalanan Aix-la-Chapelle Antlaşması sonrasında Girit tekrar ilgi odağı haline gelecekti.51 1668’e gelindiğinde Dük de la Feuillade liderliğinde 500’e yakın aristokratın da adaya geldiğini görüyoruz.52 Bunun yanı sıra 3.000 civarında Alman, Malta ve İtalyan askerleri ile birlikte 6.000 Fransız, sayıyı 10.000 dolaylarına çıkarıyordu ki bu ciddi bir güçtü.53 Öte yandan tıpkı 1660’da gönderilen Prens Almeric kuvvetlerinin Papa sancağı altında dövüşmesi gibi Dük Feuillade kuvvetleri de Fransa sancağı yerine Malta sancağı altında dövüşerek XIV. Louis’in gizlilik politikasına dikkat etmeye çalıştı.54  Yine aynı dönemde Papa IX. Clement’in, yeğeni Vincenzo Rospigliosi komutasında 5 kalyonu adaya gönderdiğini görüyoruz.55 Özellikle Fransız aristokratlar tarafından adanın bir haçlı sahası olarak görüldüğü ve bunların savaşa büyük bir istekle katıldığı anlaşılıyor. Diğer bir yandan Hristiyan güçlerin adaya yoğun desteği Osmanlı tarafını tedirgin etmişe benziyor. Özellikle Fransız aristokratların 10.000 askerle adaya gelişinin Osmanlı kaynaklarında yer edinmesi bunun ne denli ciddi bir destek olduğunu anlamamız açısından mühim. Bu sıralarda Sultan IV. Mehmed’in savaşı yakından takip etmek için Yenişehir taraflarına geldiği hatta kuşatma ertesi seneye sarkınca savaşa katılmak için adaya geçmeye teşebbüs ettiğini görüyoruz.56 Fakat gelen destekler sadece savaşı uzatıyordu. Sadrazam ise bir an olsun tereddüt göstermeyerek zafere yürüyordu. İkinci muhasara ise 30 Haziran 1668’de başlamış, aristokratların başını çektiği kolektif Haçlı birlikleri bu çarpışmalarda ağır kayıplar vererek adayı terk etmişlerdi.57 Fakat Osmanlı da, 1668’deki saldırılardan sonuç alamadı. Kuşatma, Hristiyan güçlerin Venedik’e olan yoğun desteği nedeniyle uzamış, Sultan IV. Mehmed, savaşı takip ettiği Yenişehir’den sadrazama gönderdiği hatt-ı hümayunda; “Fi’l vaki eğer ‘aklınuz kal’a fethini keserse kal’a’i isterüz ve eger bir sene dahi kal’a ile ceng olınur ise ‘asker ve cebe-hane ve sa’ir alat-ı mühimmat yetişdirmeğe cümle memalik-i mahrusem ‘aciz olmuşdur.”58 diyerek endişelerini belirtmiştir. Sultanın sadrazama bu şekilde çıkışması boşuna değildi. Savaşın başından bu yana diplomatik görüşmelerde anlaşamadıkları sadrazamın ardından dolanarak doğruca sultana giden Venedikliler, sadrazam ile sultan arasında ufak çaplı bir krize sebep olmuşlardı.59 Fakat Osmanlı cephesi bu krizi sadrazamın dirayeti ile kısa sürede aşmayı başardı. Sadrazamın sultana yazdığı telhiste, kalenin fethine kısa bir zaman kaldığı bu nedenle huzura gelen elçiyi reddederek geri göndermesini isteğini görüyoruz.60

Osmanlı cephesinde Venedik’in diplomatik hamlesinden doğan ufak çaplı krizin yankıları sürerken, 1668 sonlarına doğru adaya ciddi bir yardım daha ulaştı. Bu defa Alman İmparatoru, 3.000 asker gönderdiği gibi, yine Brunswick Dükü 2.400, Strasbourg Piskoposu önderliğinde 3.000 ve Malta’dan da 3.000 asker aynı kafile ile adaya gelmişti.61 Osmanlı cephesinde ise artık bıkkınlık başlamış, asker Mart ve Mayıs 1669’da iki defa isyana teşebbüs ederek hoşnutsuzluklarını dile getirmişlerdi.62 Sonuçta iki yılı aşkın bir süredir yaz kış demeden bitmek tükenmek bilmeyen düşmana karşı amansız bir savaş veren ordu ciddi kayıplar veriyordu. Fakat ordunun asıl korktuğu 1669 Haziran’ında başına geldi. Papa IX. Clement’in yardım çağrılarına kayıtsız kalmayan XIV. Louis, Navailles Dükü Philippe de Mauntault de Benca’ı 7.000 kişilik kara ordusunun başına, amcazadesi Fransa Deniz kuvvetleri komutanı Beaufort dükünü de donanmanın başına atayarak bol miktarda barut, top, erzak ve çadırla adaya gönderdi.63 Bu adaya gönderilen son ve en ciddi destektir. Biz bu desteğin önemini şüphesiz ki adaya gelen donanma ve asker sayısının çokluğu ile değil, söz konusu kuvvetlerin başına atanan komutanları hasebiyle ölçümlüyoruz. Beaufort dükü bizzat XIV. Louis’in amcazadesi idi. O tarihlerde meşru varisi bulunmayan kralın olası ölümünde Fransa tacına sahip olacak kişiydi. Bu ismin, Kandiye destek kuvvetlerinin başına atanması, şüphesiz Fransa’nın meseleye ne denli önem verdiğini gösteriyor. Mart 1669’da Beaufort düküne verilen talimatta savaşın başından bu yana özenle sürdürülen gizliliğe onun da uyması talep edilmişti. Fakat söz konusu talimatın yerine getirilemediğini Osmanlı kaynaklarının şu ifadelerinden öğreniyoruz; “Balada zikr olunan altmış pare kalyon meger Efrence donanması imiş. Bu kadar müddet-i medid şulh üzre iken hala bu sene Venedik keferesine imdad idüb ve Frence kıralunun ‘ammüsi oğlı Sezar-oğlı Karansusko Debofrut nam la’in pişüva-yı dalale ve ser-dar-ı mel’aneleri olub…64

25 Haziran’da söz konusu kuvvet harekete geçti. Kandiye önlerindeki Osmanlı tabyalarına saldıran Fransa’nın başını çektiği kolektif Hristiyan güçleri ağır zayiatlar vererek geri çekildiler. Söz konusu zayiatların arasında XIV. Louis’in amcazadesi, donanma komutanı Beaufort dükü de vardı. Osmanlı kaynakları olayı şöyle anlatıyor;“Ve şehr-i mezburun yigirmi sekizinci güni küffar kalyonlarından vira bayrağı bir kayık gelüb; ne geldinüz deyü süval olındukda cevab virdiler ki ceng esnasında üç-dört kapudanımuz zayi’ olmışdur. Birinün adı Sezar-oğlı Frensiskos Debofrut dirler sarı saçlı uzun boylıdur. Eger sağ ise ne istersenüz virelüm. Eger mürd ise laşesine ağırlıgınca altun virelüm...65 Aynı kaynağın aktardığına göre sadrazamın emri ile esir ve ölülere baktıklarını, muhtemelen sıcaktan deforme olmuş dükün kellesini bulamadıklarını, bulsalar da sadrazamın emri ile Fransızlara vermek yerine sultana göndermek arzusunda olduklarını belirtir. Sadrazam ise söz konusu müjdeli haberi sultana bir telhis ile şöyle bildirmişti; “França dedikleri melun bugün sulha mugayir münafıkane hareket ettiklerinden lut-ı hak ile işleri rast gelmeyip serdar namına olan Emmisi oğlu Dük Döbufor müteayyin melun ki-kendinden sonra kral olacak o hınzır-i bed-hisal imiş-muharebe-i mezburede katlolunup…”66Kralın amcazadesi Beaufort’un ölümünün orduya ve sadrazama ciddi bir moral verdiği anlaşılıyor. Çünkü erken modern dönemde, bir soylunun üstelik Beaufort dükü gibi Fransa tahtına namzet bir ismin savaş meydanında öldürülmesinin büyük bir prestij olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu durumun Osmanlı tarafını ne denli mutlu etti ise kolektif Haçlı güçlerini ve özellikle Fransa’yı da o denli paniğe sevk ettiği anlaşılıyor. Bu panik ile hem komutanları Beaufoırt dükünün intikamını almak hem de son bir gayretle saldırmak için hesapsızca harekete geçtiler. Temmuz’un sonunda bir araya gelen Papa, Venedik, Fransa, Toskana ve Malta’dan oluşan Haçlı donanması bu şartlar altında Osmanlı metrislerine saldırdı.67 Fakat söz konusu saldırı da ciddi bir başarısızlıkla sonuçlandı. Donanma saldırısında da hüsrana uğrayan Haçlılar arasında ciddi tartışmaların başladığı anlaşılıyor.  Venedik’in söz konusu donanma harekatına yalnızca 6 kalyonla katılmış olması, XIV. Louis’i oldukça öfkelendirmişti.68 Ardından, Ağustos sonunda da Fransızların Kandiye’den ayrıldıklarını görüyoruz. Kandiye Generali Thomas Morosini de, tek başlarına daha fazla dayanamayacaklarını anlayarak Fransızların gidişinden bir gün sonra, 28 Ağustos 1669’da barış istemiş, 6 Eylül 1669’da da 24 yıllık Girit Savaşı’nı sona erdirecek olan Paliocastro Antlaşması imzalanmıştı.69 Sultan IV. Mehmed’in ise, sadrazamın Kandiye’nin alındığı müjdesini verdiği telhisini okuyunca sevinçten gözyaşlarına boğulduğunu görüyoruz.

Sonuç Yerine

Literatürde son Haçlı seferinin 1396 yılındaki Niğbolu Savaşı olduğu aktarılsa da, 24 yıl süren Girit Savaşları boyunca Osmanlı, başta Fransa olmak üzere; Papalık, Malta, Toskana, Savoy, İspanya ve Alman Prenslikleri gibi çeşitli Hristiyan güçlere karşı mücadele etti. Papa’nın yardım çağrıları ile harekete geçen bu güçlerin adadaki ekonomik ve politik çıkarları bir yana, temel hedeflerinin Türkleri ilk etapta Kandiye’de durdurmak, sonrasında ise tüm Avrupa’dan atmak olduğu anlaşılıyor. Bu noktada, XIV. Louis ve Mazarin’in Papa ile birlikte Osmanlı’ya karşı girişilen mücadelede başı çektiği görülüyor. Ayrıca Fransa’nın Osmanlı’ya karşı girişilen bu prestijli savaşın onurunu başka bir güce kaptırmak istemediği anlaşılıyor. Osmanlı’nın ise söz konusu Haçlı cephesini, Protestanlığa yaklaşan İngiltere ve Fransa ile sorunlar yaşayan Hollanda aracılığıyla kırdığı anlaşılıyor. Sonuçta, başta Fransız aristokratlar olmak üzere Avrupa’nın dört bir yanından adaya Osmanlı ile savaşmaya gelen şovalyeler, din adamları, korsanlar ve askerler nedeniyle erken modern dönemin son haçlı seferi yakıştırmamız oldukça yerinde görünüyor.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Doğukan Bozkurt
  • dogukanmete5@gmail.com

Bahçeşehir Üniversitesi Osmanlı ve Türk Tarihi Uygulama ve Araştırma Genel Koordinatörlüğü bünyesinde yüksek lisans çalışmalarını yürüten Doğukan Bozkurt, Osmanlı Klasik Çağı, Köprülüler Dönemi ve 17. yüzyıl Avrupası'nda Osmanlı imgeleminin devletler arasındaki iç ve dış ilişkilerde olan kullanımı üzerine çalışmaktadır.

Dipnotlar

1Ersin Gülsoy, Girit’in Fethi ve Adada Osmanlı İdaresinin Tesisi (1645-1670), ( T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ) Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1997, s.23. - Her ne kadar Osmanlı kaynaklarında yer verilmese de, Setton’un iddiasına göre söz konusu gemide Sultan İbrahim’in cariyesi ve çocuğu da vardı. Bu çocuk sonraları Pedro Ottomano adını aldı ve Hıristiyan oldu. Osmanlı’ya karşı daima bir tehdit olarak kullanıldı. Ayrıntılı bilgi için bkz. Kenneth M. Setton, Venice,Austria and the Turks in the Seventeenth Century, American Philosophical Society for its Memories Series, Philadelphia 1991, p.110-111.

2Roger C. Anderson, Naval Wars in the Levant 1559-1853, Princeton University Press, New Jersey 1952, p.121.

3Molly Greene, A Shared World: Christians and Müslims in the Early Modern Mediterranean, Prınceton University Press, New Jersey 2000, p.13.

4Setton, a.g.e, p.115. - Greene, a.g.e, p.17.

5Setton, a.g.e, p.106.

6Anderson, a.g.e, p.121. - Setton, a.g.e, p.122.

7Greene, a.g.e, p.14.

8Nuri Adıyeke, “Girit Savaşları ve Birleşik Hıristiyan Orduları”, Türkler, Cilt: 9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.739. - Greene, a.g.e, p.18.

9Geraud Poumarede, Haçlı Seferine Son Çağrı: Yeniçağ Avrupası’nda Osmanlı İmgesi, Çev: İsmet İsmet Birkan, İletişim, İstanbul 2010, s.231.

10Anderson, a.g.e, p.125-127.

11Setton, a.g.e, p.128. - Anderson, a.g.e, p.122.

12Adıyeke, a.g.m, s.743.

13İngiltere ve Hollanda’nın, kollektif Hristiyan güçlere mezhepsel farklılıklar ve levant ticaretindeki statükoyu sürdürme kaygısıyla destek olmadığı anlaşılıyor. Söz konusu mezhepsel farklılıkların İngiltere dış politikasına yansımalarını için bkz. Steven C.A. Pincus, Protestantism and Patriotism: Ideologies and the Making of English Foreign Policy 1650-1668, Cambridge University Press, 1996. -  Ayrıca İngiltere ve Hollanda’nın levant ticaretindeki avantajlı konumları için bkz. Faruk Bilici, XIV. Louis ve İstanbul’u Fetih Tasarısı, TTK Yayınları, Ankara 2004, s.296. Mesela Osmanlı, ithal edilen mallarda İngiltere’den %3 gümrük alırken bu oran Fransa için %5’idi. Konuyla ilgili bkz. Bilici, a.g.e, s.19-20.

14Bilici, a.g.e, s.23-24.

15Setton, a.g.e, p.145.

16Gülsoy, a.g.t, s.48-63.

17Mücteba İlgürel, “Hüseyin Paşa,Deli”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1999, Cilt: 19, s.5.

18Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Haz: Seyit Ali Kahraman, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2011, 8/1, s.383.

19Faruk Bilici, “XVII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İki Savaş Anatomisi: Saint-Gotthard ve Kandiye”, XIII. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, 4-8 Ekim 1999, Cilt: III / I, Ankara 2002, s.148.

20Bilici, XIV. Louis, s.21-22 ve 28.

21Bilici, XIV. Louis, s.28.

22Bilici, XIV. Louis, s.27.

23Ayşe Pul, “Osmanlı-Fransız Diplomasisinin İki Mühim Evresi: Girit ve Mısır Seferleri”,OTAM (Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi), 2007, Sayı: 22, s.163.

24Bilici, Saint-Gotthard ve Kandiye, s.146.

25Ahmet Refik Altınay, Köprülüler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2001, s.68-70.

26Bilici, XIV. Louis, s.27.

27Setton, a.g.e, p.189-190. - Bilici, XIV. Louis, s.27-28. - Ayrıca Anderson’a göre söz konusu Fransız kuvvetlerinin sayısı  3500 askerdi . Ayrıntılı bilgi için bkz. Anderson, a.g.e, p.171.

28Setton, a.g.e, p.190.

29Setton, a.g.e, p.190 - Bilici, XIV. Louis, s.28.

30Anderson, a.g.e, p.174.

31Setton, a.g.e, p.192-193.

32Ayşe Pul, Girit Savaşı İle İlgili Bir Türk Kaynağının Tahlili (TTK Kütüphanesi’nde Bulunan Girid Fethi Tarihi Başlıklı Yazma), T.C. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2004, s.133.

33Pul, a.g.t, s.136.

34Abubekir Sıddık Yücel, Mühürdar Hasan Ağa’nın Cevahirü’t-Tevarih’i, T.C. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Kayseri 1996, s.289-292.

35İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Büyük Osmanlı Tarihi, TTK Yayınları, Cilt: 1, 7. Baskı, s.415.

36 Yücel, a.g.t, s.311-312.

37Yücel, a.g.t, s.316.317. - Pul, a.g.t, s.187.

38Yücel, a.g.t, s.326.

39Yücel, a.g.t, s.409-410.

40Emrah Safa Gürkan, Sultanın Korsanları, Kronik Kitap, İstanbul 2018, s.480.

41Evliya Çelebi, s.386.

42Yücel, a.g.t, s.357.

43Evliya Çelebi, s.385.

44Pul, a.g.t, s.193. - Yücel, a.g.t, s.407.

45Bilici, Saint-Gotthard ve Kandiye, s.148.

46Bilici, XIV. Louis, s.31.

47Uzunçarşılı, a.g.e, s.415.

48Setton, a.g.e, p.197.

49Setton, a.g.e, p.193.

50Bilici, Saint-Gotthard ve Kandiye, s.148-149. - Setton, a.g.e, p.222.

51Bilici, XIV. Louis, s.32.

52Bilici, Saint-Gotthard ve Kandiye, s.148-149. - Setton, a.g.e, p.222.

53 Adıyeke, a.g.m, s.743-744.

54Setton, a.g.e, p.223.

55Setton, a.g.e, p.198.

56Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiat, Cilt: 1, Haz: Abdülkadir Özcan, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul 1977, s.26-28.

57Gülsoy, a.g.t, s.123 ve s.125-126.

58Yücel, a.g.t, s.419.

59Setton, a.g.e, p.207.

60Altınay, a.g.e, s.128. - Uzunçarşılı, a.g.e, s.416-418. - Yücel, a.g.t, s.421.

61Setton, a.g.e, p.214.

62 Gülsoy, a.g.t, s.127-128.

63Bilici, XIV. Louis, s.32. - Setton, a.g.e, p.223-224.

64Yücel, a.g.t, s.450.

65 Yücel, a.g.t, s.451.

66 Altınay, a.g.e, s.131.

67Bilici, Saint-Gotthard ve Kandiye, s.150.

68 Setton, a.g.e, p.226.

69Pul, a.g.m, s.164 - Adıyeke, a.g.m, s.741.

 

Kaynakça

ADIYEKE, Nuri, “Girit Savaşları ve Birleşik Hıristiyan Orduları”, Türkler, Cilt: 9, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.738-745.

ALTINAY, Ahmet Refik, Köprülüler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 2001.

ANDERSON, Roger C., Naval Wars in the Levant 1559-1853, Princeton University Press, New Jersey 1952.

BİLİCİ, Faruk, “XVII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İki Savaş Anatomisi: Saint-Gotthard ve Kandiye”, XIII. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Bildiriler, 4-8 Ekim 1999, Cilt: III / I, Ankara 2002, s.139-151.

BİLİCİ, Faruk,  XIV. Louis ve İstanbul’u Fetih Tasarısı, TTK Yayınları, Ankara 2004.

DEFTERDAR, Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiat, Cilt: 1, Haz: Abdülkadir Özcan, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul 1977.

Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Haz: Seyit Ali Kahraman, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2011, 8/1.

GÜLSOY, Ersin, Girit’in Fethi ve Adada Osmanlı İdaresinin Tesisi (1645-1670), ( T.C. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ) Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1997. (Bu tez daha sonra kitap olarak basıldı ise de biz yazımızda orjinal tez metnini kullandık.)

GÜRKAN, Emrah Safa, Sultanın Korsanları, Kronik Kitap, İstanbul 2018.

GREENE, Molly, A Shared World: Christians and Müslims in the Early Modern Mediterranean, Prınceton University Press, New Jersey 2000.

İLGÜREL, Mücteba, “Hüseyin Paşa,Deli”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1999, Cilt: 19, s.4-6.

PİNCUS, Steven C.A., Protestantism and Patriotism: Ideologies and the Making of English Foreign Policy 1650-1668, Cambridge University Press, 1996.

POUMAREDE, Geraud, Haçlı Seferine Son Çağrı: Yeniçağ Avrupası’nda Osmanlı İmgesi, Çev: İsmet İsmet Birkan, İletişim, İstanbul 2010.

PUL, Ayşe, Girit Savaşı İle İlgili Bir Türk Kaynağının Tahlili (TTK Kütüphanesi’nde Bulunan Girid Fethi Tarihi Başlıklı Yazma), (T.C. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) Yayınlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2004. (Bu tez daha sonra kitap olarak basıldı ise de biz yazımızda orjinal tez metnini kullandık.)

PUL, Ayşe, “Osmanlı-Fransız Diplomasisinin İki Mühim Evresi: Girit ve Mısır Seferleri”,OTAM (Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi), 2007, Sayı: 22, s.159-176.

SETTON, Kenneth M., Venice,Austria and the Turks in the Seventeenth Century, American Philosophical Society for its Memories Series, Philadelphia 1991.

TUKİN, Cemal, “Girit”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1996, Cilt: 14, s.85-93.

UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi, TTK Yayınları, Cilt: 1, 7. Baskı.

YÜCEL, Abubekir Sıddık, Mühürdar Hasan Ağa’nın Cevahirü’t-Tevarih’i, (T.C. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) Yayınlanmamış Doktora Tezi, Kayseri 1996.

DİĞER MAKALELER
Erken Modern Dönemin Son Haçlı Seferi: Osmanlı'nın Girit Savaşları ve Haçlılar(1645-1669)
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun