Çandarlı Ailesi ve Osmanlılar

Çandarlı Ailesi ve Osmanlılar

Osmanlıların tarih sahnesine çıkmasından İstanbul’un fethine kadar geçen süre içerisinde feodal beylerin başında gelen ve soylu bir Türkmen boyundan olduğu anlaşılan Çandarlı ailesi, İstanbul’un fethine kadar hükümdarlar üzerinde tartışılmaz bir vesayet kurmuştur. Osmanlı hanedanı ile birlikte ortaya çıkan ve birlikte büyüyen Çandarlı ailesinin olumlu ve olumsuz yönleriyle Osmanlı Devleti’nin bütün siyaset kapsamını etkilediği reddedilemez bir gerçektir. Bu makalede ise Çandarlı ailesinin Osmanlı idaresine direkt etki ettiği ilk dönemlerden Fatih Sultan Mehmed’in Çandarlı Halil Paşa’yı azledişine kadar olan süreç, şahıslar ve şahısların siyasete üzerindeki etkisi bağlamında incelendi.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı tarihinin İstanbul’un fethine kadar olan klasik dönemi, hükümdarın merkezinde bulunduğu saray ile taşrada fatih ve gazi ailelerin oluşturduğu feodal beyler (uç beyleri) arasında geçen hakimiyet mücadelesinin tarihidir. Osmanlı toprakları üzerindeki bu hakimiyet mücadelesi Fatih Sultan Mehmet’e kadar taşradaki merkezkaç güçlerin üstünlüğü ile geçmiştir. İstanbul’un fethinden sonra İslam dünyasında olduğu kadar Hristiyan aleminde de tartışılmaz bir karizma elde eden Fatih, dahilde de ipleri eline alarak ilk iş olarak devletin merkeziyetçi politikalarını tamamlamış, sarayın kudretini en üst seviyeye çıkarmıştır. Sarayın karşısında Çandarlı ailesinin başını çektiği muhalefet halkasını sindirerek feodal güçleri dengeleyecek bir kul ordusu oluşturmuş, vezirlerinden önemli bir kısmını devşirmelerden teşkil ederek askeri alanda olduğu kadar saray teşkilatında da önemli yenilikler gerçekleştirmiştir. Devlet tam olarak Fatih zamanında kurumlaşmış ve merkeziyetçi bir İmparatorluk kurulmuştur.

Osmanlıların tarih sahnesine çıkmasından İstanbul’un fethine kadar geçen süre içerisinde feodal beylerin başında gelen ve soylu bir Türkmen boyundan olduğu anlaşılan Çandarlı ailesi, İstanbul’un fethine kadar hükümdarlar üzerinde tartışılmaz bir vesayet kurmuşlardı. Devletin kuruluşunda emeği geçenlerin başında gelen bu fatih aile, askeri fütuhatta olduğu kadar, devletin askeri, siyasi, idari ve mali teşkilatlandırılmasında birinci derecede amil ve müessir oldular. İlmi ve fıkhi (hukuki) konularda da bu ailenin üyeleri hizmet etmişler, devletin kurumlaşmasında önemli roller almışlardır. Çandarlı ailesi İstanbul’un fethine kadar devletin en alt kademesinden en üst düzeyde, saray teşkilatında görev aldı, içlerinden birçok vezir çıkardı ve Çandarlı vezir ailesi adıyla Osmanlı tarihinin bir dönemine hükmetti. Ekonomik güç olarak da hızla yükselen bu aile, Venedik tüccarlarıyla ticari anlaşmalar yapacak kadar büyümüşlerdi.

Bu öz Türk ailesinden ilk tanıdığımız şahsiyet, bir Ahi Teşkilatı mensubu olan ve Kara Halil Efendi diye şöhret bulan Çandarlı Halil Hayreddin Paşa’dır. İ.H.Uzunçarşılı, Aşıkpaşazade, Neşrî ve Oruç Beg tarihlerine dayanarak Çandarlı Kara Halil’in Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde Çender (Cendere) köyünden çıkmış olabileceğini öne sürmüştür.1 Hammer, Çandarlı’nın meçhul bir aileden olduğunu belirtir.2 P. Wittek ve F. Taeschner ise Çandarlı adının Selçuklu Hassa ordusu teşkilatından Çandarlar kökenli olabileceğini kaydederler. S.J. Shaw ise Çandarlı ailesini soylu bir Türkmen ailesi olarak kabul eder.3 Aşıkpaşazâde ve Neşrî, Kara Halil’in Şeyh Edebalı’ya mensubiyetinden bahsederken onun Ahilerden olduğunu da ilave etmektedir.4 Neşrî tarihinde, Çandarlı Kara Halil’in Osmanlı’nın ilk veziri olduğunu yazar ki bundan onun Osman Bey zamanında üst düzeyde hizmetleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Yine Neşrî, Şeyh Edebali ile Çandarlı Kara Halil’in, ilk Osmanlı müderrislerinden Taceddin-i Kürdi’nin birer kızını alarak bacanak olduklarını belirtir.5 Orhan Gazi zamanında Bilecik kadısyken 1330’da İznik’in fethiyle İznik kadısı, sonra da daha önemli olan başkent Bursa kadısı oldu.

Fethedilen Avrupa toprakları tımar düzeninde örgütlenip Osmanlı ordularına komuta eden Türk büyüklerine verildiği için bu insanlar, hükümdardan çok daha geniş araziye sahip olabiliyorlardı. Askerler de hükümdarlardan çok kendilerine paralarını ödeyen tımar sahiplerine bağlı oldukları için bu fatih ailelerin etkinlikleri ve güçleri hükümdarlara kıyasla aşırı bir artış gösteriyordu. Bu süreç 14. yüzyılın sonlarına doğru bir Türkmen ailesi olan Çandarlılar’ın veziriazamlığa gelip önderi bulundukları ve temsil ettikleri oligarşinin gücünü göstermeleriyle doruk noktasına ulaştı.

Osmanlı Devleti’nin Kuruluşunda Çandarlılar

Osmanlı Devleti, önemli şehirleri ele geçirip buralarda yerleşik düzene ayak uydurmaya çalışırken ahilerin ve fakihlerin büyük yardımlarını gördüler. Uç beylerine fetihleri teşkilatlandırmakta başlıca yardımcı olmuşlar, İslami hukukun ve gerideki merkezlerin idari ve kültürel unsurlarını uçlara getirenler bu ahi ve fakılar olmuştur. İbn Batuta gezdiği beylikler sahasında beylerin yanında müşavir olarak her yerde bu fakıları bulmuştur. Osmanlı Beyliği’nde ise Çandarlı fakı ailesi İstanbul’un fethine kadar bu hizmetleri görmüşlerdir.

Osmanlı Devleti’nin ilk teşkilatı Orhan Bey zamanında yapıldı. Onun zamanında uç beyliği, bir devlet haline geldi. Gaza ve fütuhatla genişleyen sınırlar haliyle yeni müesseseler ve teşkilatların kurulmasını gerektirdi. Beylik merkezinde kurulan Divan, bey unvanlı hükümdar ile bir vezir ve Bursa kadısından ibaretti. Bu hususta ulemadan Çandarlı Kara Halil, Orhan zamanında Bursa kadılığı yapmıştır ki fethedilen sancak ve kazaların idaresi kadılara bırakılmıştı. Başkent Bursa, hükümdarın kişisel yönetimindeydi. Bu yüzden Bursa kadısı da devletin en önemli adalet memuruydu. Divanda yer alır ve bütün kadıları o seçerdi. İlk Osmanlı hükümdarlarının töre hukuku yanında İslami geleneklerin hakim olduğu bir devlet anlayışına sahip olmaları açısından, hükümdarlık kurumunun bu yönde gelişmesinde de bu ailenin katkıları büyüktür.    

İlk fetih faaliyetlerinde bulunanlar aşiret kuvvetleri olup hepsi atlı ve hafif silahlarla donanırdı. İlk Osmanlı ordusu bu toprak sahibi atlı akıncı ve gazilerden oluşuyordu. Fetihler genişledikçe nizami ve daimi esaslı yay ve atlı kuvvetlerin teşkili zarureti ortaya çıktı ve bu amaçla yaya ve müsellem teşkilatı kuruldu.6 Orhan Bey zamanında kurulan ilk düzenli ordu, Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil’in fikri ve uygulaması ile meydana geldi. Çiftçi halk arasından yazılarak teşkil olunan, hem ‘atlı (müsellem)’ hem de ‘yaya (piyade)’ denilen bu birlikler Kapıkulu Ocakları’nın tesisine kadar başarılı hizmetlerde bulundular.   

I. Murad zamanında Osmanlı sınırları Balkanlar’da da genişledikçe devlet teşkilatlanması da o nispette gelişiyordu. Böylece ilk defa kazaskerlik müessesesi kurulduğunda Bursa kadısı olan Çandarlı Kara Halil ilk Osmanlı kazaskeri oldu (1362). Bu arada Edirne’nin fethiyle birlikte fütuhattaki gelişmeler ordunun asker ihtiyacını da beraberinde getiriyordu. Böylece Çandarlı’nın tavsiyesiyle Yaya ve Müsellem Teşkilatı’ndan sonra esir edilen Hristiyan gençlerden (acemi oğlanlar) beşte biri alınarak Yeniçeri ve Acemi Ocağı kuruldu (1363). Hammer de Yeniçeriler’in tesisini Çandarlı Kara Halil’in ince siyasetinin bir neticesi olduğunu belirtmişti.7 Yüzyıllarca Osmanlı fütuhatında olduğu kadar iç siyasette de önemli bir teşkilat olan yeni ve disiplinli bu ordu, gittikçe daha da geliştirilerek devşirme sisteminin ve Kapıkulu Ocakları’nın temelini oluşturdular.8 Çandarlı Kara Halil, veziriazam olunca Molla Rüstem Karamanî ile birlikte devlet hazinesi ve mali teşkilatını kurdu. Çandarlı, sultanın onayıyla hazırlattığı Kanunname’ye göre esirlerden beşte birinin ‘pençik resmi’ adıyla devlet adına aynen veya bedelinin alınması öngörüldü. Aynı zamanda birçok örfi kanun da yine bu dönemde ihdas edildi.9 Çandarlı’dan itibaren vezirler, idari, siyasi ve mali konularda hizmetlerine devam etti. Çandarlı’ya kadar vezirler yalnız idari ve mali işlere bakarlardı. Çandarlı’ya beylerbeylik yani ordu komutanlığı da verildi. Böylece devletin bütün idari, mali, askeri işlerini elinde toplayan ilk vezir oldu. Bundan böyle aynı aileden birçok vezir çıkmıştır ki Çandarlı vezir ailesi namıyla, Fatih zamanına kadar vezaret makamını ırsi bir şekilde işgal etmişler, Osmanlı Devleti tarihinin bir dönemine damgalarını vurmuşlardı.    

Sultan Murad Karamanoğulları üzerine yürüdüğünde Rumeli’de sınır muhafızlığına Çandarlı Hayreddin Paşa’yı bırakmıştı. I. Murad, Çandarlı Kara Halil’i 30 bin kişilik bir orduyla Bulgaristan’ın fethine göndermişti. Tuna boylarındaki kaleler birer birer fethedilerek Kosova Meydan Savaşı’na çıkılmıştı. Sultan Murad savaş meydanında kalmışsa da (1389) Kosova zaferi Türkler’in Rumeli’de kalıcı olduklarını gösteren önemli bir başarıdır.10  

Hayreddin Paşa 1387 yılında Serez’de vefat etti. İznik’e defnedildi. Hayreddin Paşa devletin aşiret geleneğinden sıyrılarak bir devlet teşkilatı kazanmasında çok emeği geçti. Ölümünden sonra kendisi gibi kadılık ve kazaskerlik yapmış olan oğlu Ali Paşa veziriazamlığa getirildi.  

Çandarlı kardeşler I. Bayezid zamanında çeşitli görevlerde bulundular. I. Murad öldüğünde tahta geçen Yıldırım Bayezid zamanında da vezirlik görevi devam eden Ali Paşa, içoğlan denilen maiyyet hademesi teşkilatını kurarak bunları yetiştirip devlet hizmetine vermek usulünü ihdas etti. Merasim ve protokol üniformalarında yenilikler yaptı. Bayezid’in İstanbul’u kuşatmasında da önemli rol oynadı.

Sultan Murad’ın yaşayan iki oğlu Yakup ve Bayezid’in büyüğü olan Yakup, Osmanlı sarayında Türkmen beylerinin taht adayıydı. Annesi bir Rum cariyesi olan Bayezid ise Hristiyan ve dönme unsurların adayıydı. Ordunun büyük çoğunluğu Çandarlı ailesinin etkisi altındaydı ve Yakup’un tahta geçmesini istiyordu. Ancak o sırada Bayezid, Kosova’dayken, Yakup’un Anadolu’da Türkmenleri toplamakla meşgul olmasından yararlanarak tahtı ele geçirdi. Türkmen beyleri, Sultan Murad’ın ölümünü haber alamadan Bayezid’in Hristiyan vasalleri arasındaki destekleyicileri kendisini hükümdar ilan ettiler. Yakup da öldürüldüğü için Çandarlılar ve diğer beyler, Osmanlı’nın yaşayan tek erkek evladı olan Bayezid’in hükümdarlığını kabul etmek zorunda kaldılar. Çandarlılar başta olmak üzere feodal beyler, Bayezid’in Osmanlı yaşam biçiminde eski gazi geleneği yerine Hristiyan unsurlara öncelik veren tutumunu dirençle karşılamaktaydılar.

Bu sırada Timur, Cengiz Han’ın vaktiyle kurmak istediği cihan imparatorluğunun varisi olarak Ortadoğu’ya gelmişti. Türkmen hanedanları, Avrupa’da gaza yapacağı yerde Hristiyan danışmanların etkisinde kalarak Anadolu’da kendileriyle uğraşan Bayezid’e karşı Timur’u Anadolu’ya davet ediyorlardı. Büyük bir orduyla Anadolu’ya giren Timur, Ankara’da Bayezid’le karşılaştı. Türkmen ailelerinin Timur’un safına geçmesiyle güçsüz kalan Bayezid yenildi ve Anadolu’da kurmuş olduğu siyasi birlik bozuldu ve böylelikle fetret devri başladı(1402).

Fetret Devrinde Çandarlılar

Fetret devri iç politikası çok karışıktır. Kaosun uzamasının en önemli nedeni kardeşlerin birbirleriyle mücadelelerinden ziyade, gazilik geleneği ile Türkmen beyleri, kapıkulları ile Hristiyan danışmanları arasındaki iktidar kavgasından doğmaktaydı. Şehzadeler, bu gruplardan birinin desteğini sağlamaya çalışırken, gruplar da hangi şehzadenin kendilerini zafere ulaştıracağı fikrini sık sık değiştirerek bir onu bir ötekini desteklemekteydiler.

Bayezid’in esir düşmesiyle Çandarlılar ilk olarak Süleyman Çelebi’yi Edirne’de tahta çıkardılarsa da Süleyman, kapıkullarına ve Hristiyan danışmanlarına dayanınca ondan vazgeçerek diğer kardeşleri desteklemeye başladılar. Çandarlı Ali Paşa (ö.1407), Süleyman Çelebi dahil üç sultana da veziriazamlık yapmıştı. Musa Çelebi, rakip kardeşlerine karşı mücadelesinde Rumeli’deki akıncı gazi liderlerin desteğini alınca ağabeyi Süleyman Çelebi’yi ortadan kaldırıp başkent Edirne’ye hakim olmuştu (1411). Musa Çelebi kendisini sultan ilan edip adına sikke bastırdığında başvezir olarak Çandarlı İbrahim Paşa’yı alarak eski Osmanlı saray ve gelenekleri yeniden kuruldu. Rumeli Beylerbeyi Mihaloğlu liderliğinde akınlar yeniden başladı. İstanbul beşinci kez kuşatıldı. Böylece Musa Çelebi’nin hüküm sürdüğü topraklarda eski sınır unsurları, feodal beyler başarı kazandılar. Kapıkulları baskı altında tutuldu, topraklar yine uç beylerine verildi. Herkese eşit toprak vadeden Şeyh Bedreddin de Şeyhülislamlığa getirilerek geniş halk kitlelerinin desteği alındı. Ancak Musa Çelebi’nin bu hareketli politikası sonucu gazi önderlerin tımar ve servetleri artınca kontrolü kaybettiğini düşünmeye başladı. Ani bir dönüş yaparak merkezi kuvvetlendirmeye, kapıkullarını canlandırarak mevki ve tımarları onlara verip gazilere akınlarını durdurmayı emretti.

Musa Çelebi’nin politikalarını beğenmeyen Çandarlı vezirleri, sapkın fikirlerini öne sürerek Şeyh Bedreddin’in görevden alınmasını istediler. Çandarlılar, İmparator ile el altından görüşürken, Musa Çelebi’ye İstanbul kuşatmasını kaldırması için baskı yaptılar. Bir yandan da Mehmed Çelebi ile görüşerek kendisini tahta geçirmek istiyorlardı. Çandarlı’nın entrikaları sonucu Rumeli’ye çıkan Mehmed Çelebi, Edirne üzerine yürüyerek kardeşi Musa Çelebi’yi Vize’de mağlup etti. Musa Çelebi, kendisini destekleyenler yanından kaçınca kısa sürede yakalandı ve öldürüldü. (1413) Böylece Mehmed Çelebi tek başına Edirne tahtına oturdu.11

Çandarlı vezir ailesinin desteğiyle tahta geçen I. Mehmed, Osmanlı siyasi birliğini yeniden tesis etti. I. Mehmed, Çandarlılar’ın da muhalifi oldukları kapıkullarını ve gazi önderlerini pasifize etti. Önemli ailelerin askeri kolu olan tımarlı sipahiler, Osmanlı ordusunun merkezindeki eski rollerine kavuştular. Böylece I. Mehmed, Çandarlı ailesinin başını çektiği Türk ayanının etkisi altına, yani bir nevi vesayeti altına girdi. Çandarlılar, Sultan’ın Anadolu’da yayılmasını durdurması, Timur’dan sonra Anadolu’da kalan binlerce göçebenin insan gücüne ihtiyaç duyulan Balkanlar’a cepheye gönderilmesini, gazi geleneğinin Rumeli’de sürdürülmesini istiyordu.

II. Murad ve Çandarlı Hayreddin Paşa

Çandarlı ailesi sarayda etkili oldukları sürece merkezi devletten yanaydı. Gazi ileri gelenlerinin devlet üzerindeki etkinliğinden ziyade kendi güdümlerinde bir sultan ve yönetimden yanaydılar. II. Murad tahta geçtiğinde kendisine karşı çıkanları bertaraf ettikten sonra, Çandarlı ailesine daha fazla tımar ve para dağıttı. Çandarlı İbrahim Paşa tam 8 yıl II. Murad’a veziriazamlık yaptı. İbrahim Paşa’nın 1429’da ölümünden sonra veziriazamlığa oğlu Halil Paşa getirildi. Halil Paşa, II. Murad döneminin en güçlü adamı olarak görülüyordu. II. Murad’ın itimadını kazandığından serbest hareket ediyor ancak bu da vezirin hasımlarının haset ve entrikalarına sebep oluyordu. II. Murad’ı Manisa’da dinlenmeye ikna edip genç şehzade Mehmed’i tahta geçiren, sonra tekrar II. Murad’ı tahta ikna eden vezir Çandarlı Halil’dir. 24 yıl boyunca kesintisizi Sultan Murad ve II. Mehmed’in veziriazamlığını yapmıştır.

Sultan Murad’ın, hükümdarlığının Çandarlı vezirinin gölgesi altında bulunmasından memnun olmadığı bellidir. Sınırdaki gazi önderlerinin gücünü azalttı. Rumeli’deki feodal beylerin nüfuzuna karşı kapıkulu köle düzenini yeniden canlandırdı. Sultanlığın gücünü yaratmak ve bu gücü Çandarlı ailesi ile Türk ayanından daha bağımsız kılmak için devşirme sistemini geliştirdi. ‘Pençik’ hakkını kullanarak köle ve esirlerden bir güçlü sınıf yaratmaya çalıştı. Bunlar merkezkaç güçlere karşı sarayın (sultanın) gücünü arttırmak içindi. Köle asıllı sınıfı mali ve siyasi açıdan güçlü hale getirdi. Ancak Çandarlılar eskiden olduğu gibi yine bunları merkezi yönetimden uzaklaştırmayı başarabilmişlerdi. Dolayısıyla güç dengesi bazen merkezi oluşturan köle asıllı kapıkullarının, bazen de bunlara kaşı gelen soylu ailelerin lehineydi. II. Murad her iki gücü birbirine karşı kullanarak bir denge siyaseti güdüyordu. Sultan, Yeniçeri birliklerini, ateşli silahlarla donatarak ok ve yay gibi geleneksel silahları kullanan tımarlı sipahilere karşı güçlendirmeyi ihmal etmiyordu. Sipahiler ise tımar düzeninin denetimini ellerinde tutarak bir süre daha yönetim ve siyaset açısından önemini koruyacaklardı. Sultan Murad, beyleri ve adamlarını memnun etmek için zaman zaman yeni akınlar düzenliyor, düşman devletlerinde gördüğü zaaflardan da yararlanıyordu. Böylece Çandarlılara karşı bir koz olarak onları kullanmaya çalışıyordu.

Çandarlılar, Balkanlardaki fetihlerin devşirmelerin kuvvetini pekiştireceğinden korktukları için savaştan değil de bazen de sulh politikasından yanaydı. Çandarlılar, akıncı uç beylerinden de korkuyorlardı. Çünkü onlar Osman Bey zamanında olduğu gibi, her zaman akınlarda bulunuyorlar, tımarlı atlılara komutanlık ediyorlar, beylerin sancaklarından maaş ve tımar dahi alarak servetlerini arttırıyorlar, miras bırakabiliyorlardı. Bunlar barış anlaşmalarını bile hiçe sayarak sürekli ganimet ve yağma akınlarında bulunuyorlardı ve üstelik vergi vb. muafiyetlere sahiplerdi. Genellikle kapıkulu üyesi olan ve doğrudan sultandan emir alan Rumeli beylerbeyinin komutasındaydılar. Bu yüzden akıncılar ve kapıkulu kuvvetleri, Avrupa’da hareketli bir fetih politikası izlenmesinden yanaydılar. Bu yolla elde edilen servetleriyle saraydaki Türk soyluların başlıca muhalifleri olmuşlardı.

Ancak kimi zaman fetihlerde kendilerini serbest bırakacak bir hükümdar sağlamak için sultana karşı muhalefeti desteklerlerdi. II. Murad’ın saltanatının son yılları yaklaşınca uçbeyleri, kapıkulu üyeleri ile birleşerek, fetih ruhunun kendi isteklerini ve çıkarlarını yansıttığı genç oğlu Mehmed’in tahta çıkarılmasını istediler.

Sultan Murad’ın Avrupa’daki başarısızlığını gördükleri anda bunu fırsat bildiler, II. Mehmed’i tahta geçmeye davet ettiler. Mesela Edirne’de geçen savaşsız iki yıl sonunda hazine, askerlerin maaşlarını veremeyecek kadar boşalmıştı. Buna rağmen Çandarlı veziriazam ile Sırp karısı Maria, sultanı 1444’te Edirne’de Haçlı ittifakı ile 10 yıllığına bir barış yapmaya ikna etti. Doğuda da Karamanoğulları ile de benzer bir anlaşma yapıldı. Sultan Murad’ın Macar kralı Hünyadi’ye yenilmesi, doğuda ve batıda barış yapması, Rumeli beylerinin ve gazilerin muhalefetleri tahttan inmesine sebep oldu. Gençliğine rağmen Şehzade Mehmed genel bir destek gördüğü için tahta çıkarıldı. Rumeli’nin gazi önderleri ile II. Mehmed’in devşirmeleri temsil eden destekleyicileri, başta Çandarlılar olmak üzere Türk ayanının ortadan kaldırılmasını istiyorlardı. Ancak büyük bir Haçlı ittifakının anlaşmayı bozarak Osmanlı topraklarına saldırı haberini fırsat bilen Çandarlı Halil, tecrübeli sultan Murad’ın tekrar tahta geçmesini istedi ve Sultan Murad teklifi kabul etti. (1444) Varna Savaşı, Haçlılara karşı parlak bir zafer olduğu kadar aynı zamanda Yeniçeri devşirmelere karşı Çandarlı ailesinin de bir zaferi oldu. Tahtın adayı genç sultan ise, eğitimine görevlendirilen lalalarla tekrar tahtına dönebilmek için Sultan Murad’ın ölümünü beklemek zorunda kaldı.           

Çandarlılar, tahtta kendilerine yakın bir sultan olduğu sürece devlet hizmetine devam ediyorlardı. Daha önceki fetihleri pekiştirmek için gerekli olduğuna inandıkları hükümet kurumlarının geliştirilmesine uğraştılar. Şehzadeleri eğitecek bir düzen kurdular. Böylece iktidara hangi şehzade gelirse gelsin, babasının hem hükümet hem askeri işlerini aksatmadan devam ettirecekti. Şehzadelerin İslam dini ve geleneklerine göre yetiştirilmeleri için saraya İslam bilginleri getirildi.

Sultan Murad 1451’de öldüğünde yerine oğlu Mehmed’i halefi tayin etmişti. Aynı zamanda Çandarlı Halil Paşa’yı da naip olarak atamıştı. Böylece saltanat üzerinde kopacak kavgaların önünü almış oluyordu.

Fatih Sultan Mehmed ve Çandarlıların Sonu

II. Mehmed ve taraftarları, kapıkulu ile devşirme askerlerin güçlerini artırmak üzere yeni fetihlere atılmalarını önlemek isteyen Çandarlılara karşı siyasal durumlarını pekiştirmek için görkemli bir zafere ihtiyaçları olduğunu biliyorlardı. Bu görkemli zafer kuşkusuz İstanbul’un fethiydi. İstanbul, Müslüman geleneklerinin Kızıl Elma’sıydı. II. Mehmed de tahta çıktığı ilk andan beri bu düşü kuruyordu. Sultan Mehmed, Çandarlı Halil’in başını çektiği Türk soylularının İstanbul’u fetih planlarına karşı olduklarını biliyordu. Veziriazamı henüz yerinden atacak gücü yoktu. Ancak muhalefetin planlarını bozabilmek için kardeşi Şehzade küçük Ahmed’i ortadan kaldırabilirdi ve öyle de yaptı. Böyle Çandarlılar’ın, II. Mehmed’in yerine geçirebilecekleri bir şehzade kalmamıştı. Bununla da kalmadı yönetimde bir dizi değişikliğe giderek Çandarlılar’ın hasımlarını, kilit noktalara yerleştirdi. Bütün dikkatlerini İstanbul’un fethine yoğunlaştıran Fatih, gücünü pekiştirmek için cesur bir hamle yaparak yeniçeri birliklerini Çandarlı Halil’in elinden aldı. Bir yeniçeri ayaklanmasından yararlanarak Halil’in adamlarını devşirmelerle değiştirdi. Sonra orduyu yeniden örgütledi. Artık yeniçeri birlikleri, sultanın özel koruyuculuğunu üstlenecekler ve onun yetkisine karşı çıkacak herkesi sindireceklerdi.12  

Çandarlı Halil Paşa’nın İstanbul’un kuşatılmasına karşı çıkmasına rağmen Fatih, planlarını uygulamaya devam ediyordu. Çandarlı Halil, Venedik’le eski ticaret anlaşmasını yenileyerek Bizans’ yardımını engellemeye çalışmakla birlikte Divan-ı Hümayunda Çandarlı Halil ile arkadaşları İstanbul’un fethi planlarına hala karşı çıkıyorlardı. Ancak II. Mehmed gazi geleneğini vurgulayarak ve Bizans’ın Osmanlı Devleti için tehlike olduğunu belirterek tartışmaları kesti. 54 gün süren kuşatma boyunca Çandarlı Halil sürekli muhalefeti ile fethi engellemeye devam etmişti.

Fatih Sultan Mehmed, fethin getirdiği prestijle merkezileşmiş, İmparatorluğun mutlak hakimi olmuştu. Fatih’in bundan sonra ilk adımı bir siyasal güç olan Çandarlı ailesini ve diğer soylu aileleri ortadan kaldırmaktı. 1446’da tahttan indirilmesinin suçunu Çandarlı Halil Paşa’ya yüklüyor ve onu sürekli İstanbul’un fethine karşı çıkmakla suçluyordu. 1 Haziran 1453’te, fetihten iki gün sonra Çandarlı Halil Paşa fethe karşı çıkmak için Bizanslılar’dan rüşvet aldığı gerekçesiyle veziriazamlıktan alındı. Böylece 24 yıllık veziriazamlığı son buldu. Malına, mülküne el konuldu. Ailesiyle birlikte hapsedildi. Çandarlı Halil Paşa öldürülüp çocukları serbest bırakıldı. Halil Paşa oğlu tarafından İznik’e götürülerek orada defnedildi. Yerine devşirme sınıfından Fatih’in danışmanı Zağanos Paşa’nın getirilmesiyle merkezi hükümetin en önemli mevkilerinin sultanın kölelerine ayrılma geleneği başlatılmış oldu. Tımarların ve özel mülklerin büyük ölçüde el konulması sonucu büyük Türk aileleri kısa zamanda güçsüz duruma düşürüldüler. Bunların malları devşirmelere verildi ve devşirmeler hızla iktidara yükseldiler. Veziriazam bundan böyle hükümdarın mutlak temsilcisi olurken, taşradaki önemli memurlar da Veziriazamın emrindeydiler. Kendisine verilen gelir kaynakları ve tımarlarla veziriazam sultandan sonra ülkenin en zengin insanıydı. Devşirme sistemini geliştirerek gerekli insan gücünü topladı Böylece güçlü ve kendisine bağlı bir veziriazam ve yeniçeri ordusuyla Fatih, tüm tebaası üzerinde kesin bir otorite sağlamış oldu.

Fatih, hiçbir grubun kendisini denetim ve vesayeti altına sokacak kadar yeterli güce sahip olmaması için bir kuvvetler dengesi yaratmıştı. Türk aristokrasisi ile devşirmeleri birbirine karşı tutan Fatih, böylece her iki tarafın sadakat ve desteğini garantiye almış oluyordu. Uç beylerinin de güçlerini azaltmış ve mutlak bir merkeziyetçi devlet kurulmuştu.

Sonuç

Sırasıyla Osman Bey’i mezara gönderdikten sonra Orhan Bey’in 35 sene saltanatında hizmetini ifa etmiş, 10 seneden beri de I. Murad’ın ordusunda kanun ve nizamlara itaati o kadar korudu ki padişahtan sonra en büyük olan vezaret makamına -yegane olmak üzere- layık görüldü. Bu şöhretli ihtiyar, 18 sene daha devlet işlerini Hayreddin Paşa unvanıyla maharet ve hakkaniyetle 1386’da ölümüne kadar idare etti. Vezirlik hizmeti İstanbul’un fethine kadar ailesinde ırsi bir surette kalmıştır. 10 yıllık Fetret Devri’nde kardeşler arasında sık sık taraf değiştirerek politik çıkarlarına en uygun olanın yanında bir politika izlemiş, sonunda Mehmed Çelebi’nin iktidarı ele geçirmesinde rol almıştır. Bundan sonra 10 yıl I. Mehmed’in vezir ve danışmanlığını yaptı. 30 yıllık saltanatı boyunca II. Murad’ı vesayeti altında tutan Çandarlı, sırası gelince sultanın yerine genç yaştaki II. Mehmed’i tahta geçirebiliyordu. II. Murad, öldüğünde vasiyetnamesinde II. Mehmed’i halef tayin ederken Çandarlı Halil Paşa’yı da ona naip atadı. Fatih, daha tahta geçmeden önce Çandarlılar’dan kurtulmanın yollarını düşünüyordu ki bunu ancak prestijli bir zaferle yapabileceğini biliyordu. İstanbul’un fethinin kendisine kazandırdığı güçle harekete geçen Fatih, fethin ikinci günü Çandarlı ailesini gündemine aldı. Meydana koyduğu güçlü bir merkezi yönetimle devlet bünyesinde kemikleşmiş olan nüfuzunu kırmak için bu ailenin başı olan Halil Paşa’yı öldürttü, mallarını ve mülkünü müsadere etti.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Dipnotlar
1Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.I, s. 554-557; aynı yazar,  Çandarlı Vezir Ailesi, Ankara 1974, 43.
2J.V.Hammer, Osmanlı Devleti Tarihi, C.I, Mehmed Ata Bey terc. Üçdal Neşriyat, İst. 1983, 162.
3 S.J.Shaw, Osmanlı İmp. Ve Modern Türkiye, s. 49.
4F. Giese, “Osmanlı İmparatorluğu’nun Teşekkülü Meselesi”, Türkiyat Mecmuası, C.I, İst. 1925, s. 161.
5Neşrî, Neşrî Tarihi, C.I, haz. M.A.Köymen, KB Yay., Ankara 1983, 47.
6 Halime Doğru, Yaya-Müsellem-Taycı Teşkilatı, Eren Yay., İst. 1990; İ.H.Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, TTK Basımevi, 1988, C. I, 127.
7Hammer, Osmanlı Devleti Tarihi, I, 99.
8Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, C.I, TTK, Ankara 1943, s. 1; aynı yazar, Osmanlı Tarihi, I, s. 166.
9Aydın Taneri, Osmanlı Devletinin Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı Teşkilatı, DTCF Yay., Ankara 1978, s. 184.
10Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, s. 252-256.
11S.J.Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, C.I, çev. M. Harmancı, E Yay., İst. 2008, s. 64.
12S.J.Shaw, a.g.e., s. 82.

 

Kaynakçalar
Aşıkpaşazâde Tarihi (Tevarih-i Al-i Osman), Ali Beg Neşri, İstanbul 1332.
Doğru, Halime, Yaya-Müsellem-Taycı Teşkilatı, Eren Yay., İst. 1990.
Giese, F., “Osmanlı İmp.’nun Teşekkülü Meselesi”, Türkiyat Mecmuası, C.I, İst. 1925.
Hammer, J.V., Osmanlı Devleti Tarihi, C.I, Mehmed Ata Bey terc., Üçdal Neşriyat, İst. 1983.
Neşrî, Mehmed, Neşrî Tarihi, (Tarih-i Cihan-nüma), C.I, haz. M.A.Köymen, KB Yay., Ankara 1983.
Shaw, Stanford, J., Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, C.I, E Yay., İst. 2008.
Taneri, Aydın, Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı Teşkilatı, DTCF Yay., Ankara 1978.
Uzunçarşılı, İ.H., Osmanlı Tarihi, C.I, TTK Basımevi, Ankara 1988.
Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, Ankara 1974.
Uzunçarşılı, Kapıkulu Ocakları, TTK Basımevi, Ankara 1943.
 
DİĞER MAKALELER
Çandarlı Ailesi ve Osmanlılar
Osmanlı Tarihi
Osmanlı’da Şehzadelik Kurumu: Şehzadeler Nasıl Yetişirdi?

Osmanlı Devleti’nde hükümdardan sonra tahtın meşru varisleri olan şehzadeler, padişahların erkek çocukları olup, Osmanlı veraset anlayışı gereğince taht üzerinde yegâne hakka sahip kişilerdir. Bu hak şehzadelerin padişahtan sonra tahta geçebilmelerini sağlamış olup, bu konuda kuruluş yıllarından itibaren farklı uygulamalar yaşandı. Daha ziyade merkezi yönetim anlayışına dayalı bir devlet politikası içerisinde hareket eden Osmanlı Devleti’nde, şehzadelik makamına büyük saygı duyulmuş ve hanedanın en imtiyazlı sınıfı olarak kabul edilirdi. Bu durum şehzadelerin gelecekte tahta çıkması muhtemel bir padişah gibi yetiştirilmesini ve iyi bir eğitim almalarını gerekli hale getirdi. Bu eğitimler çocuk yaşlardan itibaren ve ilk olarak sarayda başlamaktadır. Yine XVI. yüzyılın sonlarına kadar sancaklara gönderilerek yönetim tecrübesi kazanan şehzadelerin yetiştirilmesindeki usuller, XVII. yüzyılın başlarından itibaren uygulanan yeni ekberiyet sistemi ve bu sisteme bağlı olarak getirilen kafes uygulamasıyla tamamen değişti. Bu sistem devletin yıkılışına kadar yine birtakım değişimler yapılmakla birlikte yürürlükte kalmış ve durum yönetim tecrübesinden yoksun padişahların başa geçmesine sebep oldu. Tüm bu durumlar bize Osmanlı tarihinin her döneminde oldukça önem verilen şehzadelik kurumunda zaman içerisinde dönemin şartları gereğince bir takım düzenleme ve değişikliklerin yapıldığını göstermektedir. Yazımızda bu değişimlerin ne zaman/nasıl ve niçin olduğuna dair soruların kısa cevapları verildi. Nitekim şehzadelik ile ilgili bu değişimlerin tespiti, kurumun işleyişi ve Osmanlı Devleti’nin geleceğini nasıl etkilediğine dair ipuçlarını bize göstermektedir. Bu sebeple yazımızda şehzadelerin doğumları ve bu süreçteki uygulamalar, çocukluk yılları, eğitimleri ile gençlik ve şehzadelik yıllarına dair bilgiler bulacaksınız.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun