Çanakkale Boğaz Zaferi: 18 Mart 1915

Çanakkale Boğaz Zaferi: 18 Mart 1915

18 Mart 1915 günü yedi düvele karşı bir varoluş mücadelesinin sahnelendiği, Türk milletinin de özüne döndüğü yerdir. Çeliğe karşı göğsünü siper edenlerin, maddiyata karşı maneviyatın galip geldiği yerdir. O gün bu zaferin kazanılmasında Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, askerleri, Nusret’in döktüğü mayınlar etkili olmuştur. Birçok kahramanlık hikayeleri sahnelenmiştir.

BEYAZ TARİH / MAKALE 

Çanakkale Boğazı önünde Mehmetçiğin bize kazandırdığı ve “Çanakkale Ruhu” olarak ifade ettiğimiz bu yüksek haslet; karşılaştığımız birçok müşkül durumda daima referansımız oldu. Zira, Çanakkale Muharebeleri yedi düvele karşı bir varoluş mücadelesinin sahnelendiği, Türk Milleti’nin de özüne döndüğü yer oldu. 

Karşılıklı siperlerin birkaç metreye kadar indiği, ölümün hayat kadar sıradanlaştığı bir zaman ve mekânda var olan tek gerçek, savaşa katılanların gaye-i hayalleridir ve bu gaye-i hayallerde de Çanakkale Ruhu’nu ortaya çıkaracak kodlar saklıdır. Çanakkale Cephesinde oluşan bu ruhla, adeta yeniden doğarak Çanakkale Geçilmez sözünün tarihe yazıldığı gündür 18 Mart 1915.

Sarıkamış Harekâtı ve Çanakkale

Bu tarihin hikâyesine geçmeden önce kısa da olsa bu sürece giden yolun -önceki iki makalemiz- son merhalesini anlatmak gerekmektedir. Haziran 1914’de başlayan hadiseler zincirini Çanakkale Boğazı’na bağlayan hadise Sarıkamış Harekâtı’dır. Mezkûr iki makalemizde de bahsettiğimiz üzere gelişen hadiseler Osmanlı Devleti’ni 29 Ekim’de (tarihçiler bu hususu tartışmakla birlikte) kanaatimizce kaçınılmaz bir savaşın içine dahil eder. Osmanlı Devleti ise Rusya ile başlayan bu savaşta bir başka hamle daha yaparak, Almanya’nın da telkinleri ile 11 Kasım 1914’te Cihad-ı Ekber ilan eder. Ruslara karşı ilk aşamada başarılı muharebeler gerçekleştiren Osmanlı 3. Ordusu, Rus Ordusu'nun taarruzunu 17 Kasım 1914’te Erzurum Köprüköy’de durdurur.

Bu başarıdan cesaret alan Enver Paşa’nın Sarıkamış’ı almak için 22 Aralık 1914’te başlattığı harekât 14 Ocak 1915’de büyük bir fâcia ile neticelense de Türk taarruzunun Rus birlikleri üzerindeki baskısı Moskova’yı fazlaca rahatsız edecektir. Zira Ruslar da Doğu’da başlattıkları taarruzda hazırlıksızdırlar. Bu sıkışık durum karşısında Rus Çarı’nın henüz Türk birliklerinin harekâtı bitmeden 2 Ocak 1915’te İngiltere’nin St. Petersburg Büyükelçisi Sir George Buchanan’a “Lord Kitchner’in Osmanlılara karşı karada veya denizde bir askerî gösteride bulunup bulunamayacağını” sorması İngiltere için bulunmaz bir fırsat olur. Zira aralarındaki anlaşmalar gereği savaş sonrası Rus nüfuzuna bırakılacak İstanbul ve çevresi kolay kolay Ruslara bırakılamayacak kadar önemlidir.

Hemen toplanan İngiliz Savaş Konseyi 13 Ocak 1915’te uzun ve hararetli görüşmelerden sonra Şubat ayında hedefi İstanbul olacak bir seferin kararını alır. Bununla birlikte Türk Müstahkem Mevkii Komutanlığı Boğaz’ın mayınlamasına devam etmektedir; Boğaz’a iki yeni hat daha eklenir. 5 Şubat 1915'te Boğaz’ın güney kesimindeki son mayın hattının ardına belli noktalarda şamandıralar arasına denizaltıların geçmesine mani olmak üzere çelikten yapılan ağ engelleri de gerilmiştir. 6 Ağustos 1914 - 27 Şubat 1915 tarihleri arasında Kepez Burnu’ndan Çanakkale önlerine kadar Boğaz’ın her iki yakasını birleştirecek şekilde 10 hatta 377 mayın yerleştirilmiştir.

Tabyada bir top ve üzerinde şu yazılı Allah bizimle                                       
Tabyada bir top ve üzerinde şu yazılı: Allah bizimledir                     

19 - 25 Şubat 1915 Bombardımanları

İtilaf Devletleri, savaş konseyinin kararı üzerine hemen hazırlıklara başladı. Bu durum Osmanlı Devleti’nin de hazırlıklarını hızlandırmasına neden oldu. İtilaf Devletleri’nin Boğaz’a ilk taarruzu 19 Şubat 1915’te olur. Bu bombardımanda başarılı olamayan donanma bir sonraki bombardımanını 25 Şubat’ta yapar. Bu bombardıman başarılı olmuş ve harekâtının ilk aşaması yani Boğaz'ın giriş tabyaları Orhaniye, Kumkale, Ertuğrul ve Seddülbahir ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelir.  Müttefiklerin Boğaz harekâtının ilk hedefi gerçekleşmiştir. Sıra Kilitbahir-Çanakkale arasındaki müdafaa hattının susturulması ve Boğaz’ı esas koruyan mayınların temizlenmesidir.

İngiliz savaş gemileri Boğaz’a doğru ilerliyor
İngiliz savaş gemileri Boğaz’a doğru ilerliyor  

Nusret ve 26 Mayın

19 Şubat sonrası Erenköy Koyu’nun Anadolu Hamidiye, Erenköyü ve Rumeli’deki tabyalar tarafından ateş altına alınamaması ve bu bölgenin müttefik donanması tarafından manevra alanı olarak kullanılması üzerine bölgeye mayın döşenmesine karar verilir. Nusret Mayın Gemisi, 8 Mart 1915’te sabaha karşı donanma gemilerinin Boğaz’da bulunmadıkları sırada, Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey komutasında 05.30’da Nara’dan hareket eder. Mayın döşenecek hattın güney ucundan saat 07:00’de kuzeye döner, saat 07:10’da toplam 26 mayını 100-150 metre aralıklarla kıyıya paralel olarak döker. Kimsenin bu mayınlardan haberi yoktur. Savaşın kaderini, esasında dünya tarihinin kaderini bu 26 mayının belirleyeceğini o gün kimse bilemeyecekti.

Çanakkale Boğazı’na aylardır bir harekât planı yapan, yer yer Boğaz önünde kendini gösteren İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan müttefik donanma için nihai taarruz vakti gelmiştir. 18 Mart 1915 sabahı Limni adasından yola çıkan donanma sabah saat 10:00’da Boğaz girişine yaklaştığında Türk kıyı gözetleme postalarının şimdiye kadar gördüğü en fazla gemilerdi. 18 Muharebe gemisi, refakat kruvazörleri ve mayın arama-tarama gemilerinden oluşan yüzden fazla gemi Boğaz’a yaklaşmaktadır.

Saat 10:30’da Birleşik Filo ileri harekete geçti. Sabahın ilk saatlerinde, Yenişehir gözetleme tepesinden Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na Boğaz girişine yönelmiş gemilerin olduğu bildirildi. 10:25'te ise Alman Yüzbaşı Serno’nun kullandığı keşif uçuşu sonunda geri gelerek, yaklaşmakta olan müttefik donanmayı haber verir.

Artık Türk tabyaları, günlerdir Boğaz’ı bombardıman eden donanmayı beklemektedir. Donanma bir saat içinde Boğaz’dan içeri girmeye başladığında saatler 11:15’i göstermektedir. Üç hat halinde 18 savaş gemisi ile Boğaz’a giren donanmanın 1. (A) hattı ilk manevrayı yapar.

Rumeli Mecidiye tabyasında askerler top başında-min
Rumeli Mecidiye tabyasında askerler top başında

Her iki taraf içinde artık dönüş yoktur. Bir tarafta çağın son model 382 topu havi savaş makinaları, diğer taraftan Boğaz’ın her iki tarafına yerleştirilmiş atış menzili kısa olan 82 top… Bu dengesiz muharebede Türk tarafının yapacak bir şeyi yoktur, cephane de yeterli değildir ve her şeyden önce de gemiler Türk toplarının menzili dışındadır. Kara topçusu ile deniz topçusu arasında düello başlamıştır.

Türk obüsleri Boğaz’ın her iki tarafındaki tabyalardan ateşe başlar. Ancak bu atışlarda pek etkili olamazlar. Zira donanma gemileri henüz obüslerin menziline girmemiştir. Donanma ise menzil dışından 14.000 yardaya (13 km.) ulaştığında A hattı gemileri Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson ve Inflexıble ile kanatlarda Prens George ve Triumph atış mevkilerini alırlar.

Amiral gemisi de olan Queen Elizabeth, Çimenli Kalesi’ni ve Anadolu Hamidiye tabyasını, Truva (Troy) savaşlarının Yunan kralının ismini taşıtan Agememnon Rumeli Mecidiye Tabyası'nı, Lord Nelson Namazgâh Tabyası'nı, İnflexible ise Rumeli Hamidiye Tabyası'nı kendine hedef seçmiştir. 11.30’da Triumph muharebe gemisinin ilk ateşi sessizliği bozacaktır. Ardından tüm donanma bütün güçleriyle aralıksız ateşe başlamışlardır.

11:45 sularında Queen Elizabeth de ateşe başlar. 38 cm’lik mermileri 24 km’den Çanakkale şehrini ve Kilitbahir sırtlarını çoktan harabeye çevirmiştir. Büyük İskender’den Gazi Süleyman Paşa’ya nice harbe şahit olan Boğaz şimdiye kadar böyle ağır bir bombardıman görmemiştir. O gün atılan yüzlerce top mermisi düştükleri yerlerde 10-12 metre çapında ve 3-4 metre derinliğinde çukurlar açacak, toprağın altını üstüne getirecektir.

Bombardıman çok ağırdır, Boğaz’ın sırtlarında, Çanakkale şehrinde birbiri ardına patlamalar ve yükselen dumanlar görülmekteydi. Saat 11:50’de Çimenlik istihkâmındaki bataryanın cephaneliği patlar. Saat 12.00’da Rumeli Hamidiye Bataryası’na ait 2 adet 35.5 cm’lik toplar isabet alarak kullanılamaz hale gelir.

Bu sırada 2. (B) hattını teşkil eden Fransız gemileri de A hattının gerisinde (14.6 km’de) harekete hazır beklemektedirler.

A hattı gemilerinin yaptığı atışlar, hedeflerine isabet etmekte, tabyalardan ise yeterli karşılık verilememektedir. Donanma ile birlikte mayın arama-tarama gemilerinin mayınların temizlenmesi faaliyetleri ise mayın hatlarını koruyan bataryaların ve tabyaların ateşleri altında mümkün olmamaktadır. Hal böyle olunca tabyaların mutlaka susturulması gerekmektedir.  Müttefik Donanaması’nın yoğun ateşi, menzil dışında olmaları Türk tabyalarındaki ateşin öğlene doğru azalması ise donanma komutanı Amiral J. De Robeck’i cesaretlendirmiştir.

AdMüttefik filo zırhlıları, Türk tabyalarına ateş ediyor
Müttefik filo zırhlıları Türk tabyalarına ateş ederken

Amiral De Robeck, yine de bu tahribatın yeterli olduğunu düşünerek, Fransız gemilerinden oluşan 3. Filotilla'ya B hattını oluşturmak üzere harekât emrini verdi. Emri alan Amiral Guepratte, komutasındaki Suffren, Bouvet, Charlemagne ve Gaulois isimli gemiler ileri harekete başlar.  Fransız gemileri, A hattını oluşturan gemilerin arasından geçerek B hattına doğru ilerleyeceklerdir. Ancak Guepratte, iki gemiyi Anadolu sahili ve iki gemiyi de Gelibolu sahili tarafından A hattı gemilerinin atışlarını engellemeyecek şekilde ilerletmesi bununla birlikte gemilerin sahile daha yakın -tabya ve bataryaların menzili dahilinde- ilerletmesi ise savaşın seyrini değiştirecektir.

Saat 12.30 sıralarında Fransız gemilerinin bu hareketiyle, A ve B hatlarındaki gemilerle Türklere ait tüm tabya ve bataryalar atışa başlar. Erenköy bataryalarının yanı sıra Inflexıble’ı atış menziline alarak attığı ağır mermilerden birisini Inflexıble’ın çok yakınına isabet eder. Bu mermi, gemiye çarpmamasına rağmen, hemen suyun yüzeyinde patladığı için geminin sol tarafında iki bölmelik büyük bir delik açar. Aynı zamanda geminin sağ tarafı su kesiminin üzerinden yara alması ve pruva direğine çarpan başka bir merminin de güvertede yangın çıkarmasıyla geminin komuta kontrolünde zafiyetler başlamıştır. Gemi, yangını söndürmek ve atış menzilinden çıkmak üzere A hattının 1 mil kadar güneyine çekilir. Bu harekât sırasında Charlemagne, Suffren zırhlıları da hasar alacaktır.

Saat 12.30’da Dardanos Bataryası’na açtığı ateşi bir saat kadar devam ettirmiş, sonra toplara toprak gelmesi ve aynı zamanda müsademe iğnelerinin barut çamurundan şişerek ateş edememeye başlaması üzerine ateş kesilerek erler korunaklı yere alınacaktır. Ateşin kesildiği ve topların bu arızadan ateş edemediği Batarya Komutanı Şehit Üsteğmen Hasan tarafından telefonla bildirilmiş, topların arızasının giderilmesi için kamacıya bilgi verilmiştir. Bu sırada sargı yerine düşen bir mermi telefona gelen Üsteğmen Hasan ile Teğmen Mevsuf’u, Yedek Subay Adayı İzmirli Halim ve 4 sıhhiyye erini suların akması için açılan hendeğe düşürmüştür. Telefoncu er İbrahim ile bir sıhhiye eri ağır şekilde yaralanmış, diğerleri şehit olmuştur.

Birleşik filonun devasa gemilerinden bir tanesi öncesinde savaş öncesi geminin bordasında dua ediliyor
Birleşik filonun devasa gemilerinden bir tanesinde savaş öncesi geminin bordasında dua ediliyor

Saat 13.54’ü gösterdiğinde Suffren önde ve Bouvet hemen kıç tarafta olmak üzere B hattındaki gemiler geri çekilme harekâtına başlamışlardı ki Bouvet’nin sancak tarafında, kumanda merkezinin hemen altında büyük bir patlama meydana gelir. O anda ortalığı kara bir duman kaplamış, Bouvet sancak tarafından alabora olmuş, patlamadan birkaç dakika sonra batmıştır.

Queen Elizabeth’den yapılan gözlem, patlamaya bir mayının değil büyük bir top mermisinin neden olduğu yönündeydi. Bununla birlikte yangının kıç tarafında görüldüğü ve bu kadar hızlı battığı da hesaba katılırsa, cephaneliğinin patlamış olması ihtimali dikkate değerdi. Aslında geminin cephaneliğinin havaya uçtuğu hususunda neredeyse hiç şüphe yoktur; fakat bu patlamaya bir mayının mı, bir top mermisinin mi yoksa geminin içinde meydana gelmesi muhtemel bir yangının mı neden olduğu tam olarak anlaşılamayacaktır. İngiliz tahliye botları derhal olay yerine vardığında, her şey o kadar kısa bir süre içinde gerçekleşmişti ki mürettebattan yalnız 66 kişi kurtarılabilecektir. Bu saatlerde Türk tabyalarına büyük moral gelmiş ve büyük bir sevinç yaşanmaktadır.

Saat 14.39’da B hattı 12.000 yarda (11.000 metre) mesafeden ateşe başlayarak 10.000 yarda (9150 metre) mesafeye kadar yaklaşır; Vengeance, Anadolu Hamidiyesi’ne; Irresistible, Namazgâh Tabyası’na; Ocean ise Rumeli Hamidiyesi’ne ateş etmektedir.

Anadolu Hamidiye hız kesmeden ateşe cevap verdi. 4 adet 24 cm’lik toplarını yoğun bir şekilde olmak üzere ve 35,5 cm’lik bir topu ile de fasılalı olarak Irresistible’a yönlendirmiştir. Bunun sonucunda geminin yan tarafında şiddetli bir patlama meydana gelir. Saat 15.32’de Irresible’ın hafifçe yana yatar. Gemiye yöneltilen ateş yoğunluğu devam ettiğinden, Amiral De Robeck B hattı gemilerine mesafe açmaları emrini verir.

ırrestıbe
Çanakkale Boğazı’nda İngiliz savaş gemisi Irresistible batarken

Saat 16.00 civarında Inflexıble mayına çarparak yara aldı. Aldığı yara nedeniyle hattan ayrılmak zorunda kaldı. Batmaması için Bozcaada’ya yönelerek gemi karaya oturtulmak zorunda kalınacaktır. Hemen arkasında Irresistible, 11.000 yarda (10.000 metre) hattına ulaştığında Nusret’in döşediği mayınlardan birine çarpar. Mayın, sancak makine dairesinin altından geminin merkez hattına çok yakın bir yerde patlamıştı. Irresistible’daki sağ kalan mürettebatı Ocean tahliye edecektir. Irresistible ise Boğaz’da kaderine terk edilir. Boğaz’da Donanma harbi kaybetmiş akşamüzeri ise Amiral artık bir mayın tarlası içinde olduğunu anlamıştır. Harekâta devam edilmesi ise tüm donanmanın kaybedilmesi riskini de beraberinde getirmektedir. Artık yapılacak bir şey yoktur. Hava da kararmaya başlamak üzeredir. Yapılacak tek şey kalmıştı ve emir de beklemeden verilir: Geri çekilin!

Saat 18.05’de Ocean geri çekilirken mayına çarpması üzerine 15 derecelik bir açıyla sancak tarafına doğru yan yattı. Aynı zamanda yine sancak tarafında kıçına yakın bir yere top mermisi isabet etti. Gemi dümen tarafından iskeleye dek enkaza döndü. Gemi tahliye edilir. Onun da kaderi Boğaz’ın sularına terk edilmektir. Her ikisi de gece yarısına doğru battı.

18 Mart akşamı olduğunda yenilgi görmeyen mağrur müttefik donama ağır bir yenilgi almıştı. Müttefik Filo’nun; 18 Mart 1915'te Boğaz Muharebesi’ne katılan güçlü savaş gemilerinden üçü (Bouvet, Ocean, Irresistible) batarak Boğaz’ın sularına gömülmüş, dört gemi (Inflexible, Gaulois, Suffren ve Agamemnon) savaş dışı kalarak muharebe edemez hâle gelmişti.

Batan üç gemideki asker ve top zayiatı: “10 adet 30,5'lik top, 2 adet 27,5'lik top, 24 adet 15'lik top, 8 adet 10’luk top ki, toplam top kaybı 44’tür. Asker zayiatı ise 800'ü bulmuştu.”

Türk tarafında ise 4 subay, 22 er şehit; 1 subay, 52 er yaralı olmak üzere zayiat toplamı 79’du. Harbe katılan mahdut sayıdaki Alman askerinin kayıpları, ölü ve yaralı olarak 18’dir. Türk-Alman toplam zayiat 97’yi bulmuştu.

Müttefiklerin gemilerindeki toplarının menzilleri düşünüldüğünde 20 km’yi aşan menzile sahip toplar ellerinde mevcutken, Türk tarafının menzili ise en fazla 14-15 km civarında kalıyordu. Boğaz’daki Türk tabya ve bataryalarında 230 civarında top mevcut idiyse de cephane azlığı, atış menzili dışında kalması, hedefi görememesi, bombardımanlardan ötürü savaş dışı kalan toplar olması gibi muhtelif sebeplerden dolayı, 18 Mart günü elde mevcut 230 toptan ancak 82’si kullanılabilmiştir. Buna karşılık Müttefik Filo’da, Boğaz Harbine katılan 18 savaş gemisinde 360 adet orta ve ağır çapta top kullanıma hazır haldeydi.       

seyidf onbaşı
Rumeli Mecidiye Tabyas'ında 215 kiloluk mermileri taşıyan Seyit Onbaşı

Bu sayılar iki taraf arasındaki güç dengesizliğini gösterirken; aynı zamanda 18 Mart’ta çeliğe karşı göğsünü siper edenlerin, maddiyata karşı maneviyatın galip geldiğini de göstermektedir.

O gün bu zaferin kazanılmasında Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa, askerleri, Nusret’in döktüğü mayınlar etkili olmuştur. Birçok kahramanlık hikâyeleri sahnelenmiş; en başında ise topun vinci bozulduğu için arkadaşı Niğdeli Osman oğlu Ali ile birlikte kaldırdığı 190 ile 215 kiloluk mermiler ile Türk tarihinin kaderini sırtlayacak Seyit Onbaşı vardır. Çanakkale Zaferinin yıldönümünde isimsiz kahraman şehit ve gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Kaynakçalar

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı 132, Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara 2014.

Atabey, Figen, Çanakkale Muharebelerinin Deniz Cephesi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014.

Behçet Sabit Erduran, 1915 Baharında Çanakkale, T. İş Bankası Yayını, İstanbul 2015

Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi (Amfibi Harekat), V’inci Cilt I’inci Kitap, Gn. Kur ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara 2012

Haluk Çağlar “18 Mart 1915 Tarihinde Yapılan Çanakkale Boğaz Harbinin Safahatı” Editör: Yurttakal, Ahmet. Sezen Niyazi, 18 Mart Deniz Zaferi, ÇOMÜ Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu, Çanakkale 2009.

Selahaddin Adil Paşa Çanakkale Hatıraları, Çanakkale Hatıraları, Cilt: I, Hazırlayan: Metin Martı, Arma Yayınları, İstanbul 2001.

Oglander, C. F. Aspinall, Büyük Harbin Tarihi Çanakkale, Gelibolu Askerî Harekâtı, (haz. Metin Martı), c. 1-2,  Arma Yayınları, İstanbul 2005.

Yurttakal, Ahmet. Cevat Çobanlı Paşa Çanakkale Kahramanı, Malatya Kitaplığı, Malatya 2014.

DİĞER MAKALELER
Çanakkale Boğaz Zaferi: 18 Mart 1915
Moğol Tarihi
Moğollar; Bozkır’dan Dünya’ya Yayılan Güç

Asya bozkırlarında göçebe kültürün güçlü temsilcileri olan Moğollar, XII. yüzyılın sonu ve XIII. yüzyılın başlarında Cengiz Han öncülüğünde büyük bir imparatorluk kurarak kadim uygarlıkların bulunduğu toprakların yeni yöneticileri olmuşlardı. Asya’nın neredeyse tamamını bir asırdan uzun bir süre Moğollar yönetmişlerdi. Moğolların bu güçlü harekâtı hem kendilerinde hem de yönettikleri coğrafyada köklü değişimlerin yaşanmasına yol açmıştı. Bu değişimlerin büyük çoğunluğu kültür hayatı ve düşünce yapısı üzerinde görülmektedir. Moğol İmparatorluğunun yan kolları içinde kültürel değişim ve etkileşiminin en yoğun yaşandığı devlet kuşkusuz; İran ve Azerbaycan gibi köklü medeniyetlerin merkezinde şekillenen İlhanlılar’da olmuştu. İlhanlılar, dini açıdan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük semavî dinin etkisinin yoğun hissedildiği, bunun yanında kadim inançlar olan Budizm ve Mecusiliğin de canlılığını koruduğu; kültürel boyutta ise başta İran, Mezopotamya ve Anadolu olmak üzere güçlü eski uygarlıkların etkilerinin hala yaşamı biçimlendirmeye devam ettiği Yakın-Doğu topraklarını yönetmek durumunda kalmışlardı. Göçebe olan Moğollar açısından bu yeni bir tecrübeydi. Bu kültür zenginliğine bir de Moğolların Asya içlerinden taşıdıkları kültür birikimi de eklenince İlhanlıların yönetimi altında oldukça zengin bir kültür dünyası oluşmuştu. Moğolların XIII. yüzyılda neredeyse bütün Avrasya’yı saran saldırıları insanlık tarihinin eşine az rastlanır olaylarındandır. Bütün dünyayı kasıp kavuran Moğol istilası İslam dünyasının da başına gelen büyük bir felaket olmuştu. Müslümanların beş asır boyunca oluşturduğu medeniyete telafisi çok güç olacak tahribatlar vermişti. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen Moğollar İslam dünyasının büyük bir çoğunluğunu hakimiyetleri altına aldıktan kısa bir süre sonra zarar verdikleri bu medeniyetin inancına teslim olmuşlar kendilerine din olarak İslamiyet’i seçmişlerdi. Bu gelişme İslamiyet’in Şamanizm başta olmak üzere bölgenin tüm inançlarına karşı apaçık bir zaferiydi. Bu olay bile başlı başına İslam medeniyetin gücünü ve derinliğini göstermektedir

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun