Balkanların Şehzade Fatihi: Gazi Süleyman Paşa

Balkanların Şehzade Fatihi: Gazi Süleyman Paşa

Balkanların fethinde önemli bir rol oynayan Gazi Süleyman Paşa aynı zamanda Orhan Gazi’nin oğludur. Hem Orhan Gazi’nin ilk vezirlerinden hem de veliaht olan Süleyman Paşa, makamı ve saltanatı görmezden gelerek Balkanların yurt edinme faaliyetlerine kendini adamış ömrünü ordunun başında seferlerde geçirmiştir.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlıların ikinci hükümdarı Orhan Gazi’nin büyük oğlu olan Gazi Süleyman Paşa’nın kesin doğum tarihi bilinmemektedir. Fakat dönemin tarihine ilişkin bazı verilerden hareketle onun 1310 tarihinden az önce doğmuş olduğu bilgisine ulaşılır. Yaygın olarak Nilüfer Hatun’un oğlu olduğu söylense de bu bilgi şüphelidir. Nilüfer Hatun’un en erken tarihle Bursa’nın fethi sırasında Orhan Gazi ile evlendiği düşünülürse Süleyman Paşa bu tarihten çok önce dünya gelmiş olmalıdır. Buradan hareketle Süleyman Paşa’nın annesinin Orhan Gazi’nin diğer eşlerinden olan Akbaşlu Bey(muhtemelen Gündüz Bey)’in kızı olan Efdenze Hatun olması daha kuvvetli bir ihtimaldir. Süleyman Paşa’nın kazılarından birinin de adının Efdenze olması bu ihtimali güçlendirmektedir. Süleyman Paşa’nın kullandığı “paşa” unvanı amcası Alaeddin Paşa’dan sonraki ikinci ve son örnek olmuştur. Bu ikisi dışında Osmanlı hanedanına mensup hiçbir şehzade paşa unvanı ile anılmamıştır.

Karesi Hakimi Süleyman Paşa

Süleyman Paşa’nın adına tarihi kaynaklarda ilk defa Kantakuzenos’un ve Gregoras’ın eserlerinde 749 (1348) yılı olayları vesilesiyle rastlanılmaktadır. Kroniklerin verdiği bilgiler ışığında Süleyman Paşa’nın babasının yaptığı seferlerin çoğunda hazır bulunduğu öğrenilmektedir. 1329'da Bizans imparatoruyla yaptığı Pelekanon Savaşı’nda bundan başka İznik ve İzmit fetihlerinde yer almıştı. 1348 tarihinde kesin bir biçimde Karesi topraklarında kontrolü sağlayan Orhan Bey Süleyman Paşa’yı bu bölgenin yöneticiliğine tayin etti. Karesi havalisine gelen Süleyman Paşa, buradan Trakya’ya geçme yollarını araştırmaya başladı. Bu amaçla ilk olarak bu yıllarda; Kapıdağ, Edincik, Lapseki’yi ele geçirdi. Böylece Bursa Lapseki yolu Rumeli'ye geçiş güzergahı haline geldi.

Gelibolu’da Bir Şehzade

15. yüzyıl tarihçilerinden Enverî eserinde, Süleyman Paşa’nın Melik Bey vasıtasıyla Lapseki'de hazırlanan gemilerle karşı yakaya geçtiğinden söz eder. Enverî verdiği bilgiler Aşıkpaşazade ve Neşr'i gibi Osmanlı kronikleri ile mukayese edildiğinde Süleyman Paşa’nın 1352'den sonra Kemer'den Bolayır’ın fethi için hareket ettiği bu esnada Bizans’ın Gelibolu Valisi Andronikos Asan'ın anlaşmazlığa düştüğü kardeşlerinden birinin Süleyman Paşa'ya katıldığı öğrenilmektedir. Böylece Gazi Süleyman Paşa’nın Gelibolu Seferi başladı. Osmanlı kroniklerinden takip edildiğine göre, Karesi ili beyi olan Süleyman Paşa, Karesi ümerasından Ece Bey ve Gazi Fazıl’ı önce keşfe göndermiş, bunlar Çimbi Hisarı civarında birini ele geçirip Süleyman Paşa’­ ya getirmişler, bu kişi vasıtasıyla kalenin zayıf yeri tespit edilmiş ve Çimbi ele geçirilmiştir. Ardından Akçaliman alınıp gemiler yakılmış, Çimbi'deki limanda bulunan gemilerle 2000 asker Anadolu'dan getirilmiş, Aya Şilonya, Odköklük (Balabancık) ve Eksamilye zapt edilmiştir. Ardından Bolayır merkezli faaliyetler başlamış, zor durumda kalan Gelibolu tekfuru şehri Osmanlılar'a teslim etmek zorunda kalmıştır.

Osmanlı kroniklerinde bu şekilde anlatılan Süleyman Paşa’nın Gelibolu’ya çıkışı Bizans kaynaklarında biraz daha farklı geçmektedir. Buna göre ise Kantakuzenos, ikinci iç savaş döneminde ( 1341-1 347) yaptığı mücadeleler sırasında Türk beyleriyle ittifak kurarak onlardan askeri destek almıştı. En yakın müttefiki Aydın Beyi Gazi Umur Bey idi. Ayrıca Bursa bölgesinde hakimiyetini genişleten, Karesi iline kadar sokulan Orhan Bey ile de irtibat kurdu. ( 1345) Nitekim 1346'da kızı Theodora'yı onunla evlendirdi ve ittifakını daha da kuvvetlendirdi. Sırp Çarı Stefan Duşan'ın Serez ve Selanik'i hedef alması yüzünden ona karşı koyabilmek için damadından askeri yardım istedi. Orhan Bey de oğlu Süleyman idaresinde 10.000 kişilik atlı birliği yolladı (749/ 1348). Süleyman karşı yakaya geçtiyse de Kavala'dan ileri gitmedi, Teselya bölgesini yağmaladı ve geri döndü.

Rumeli’nin Fethi Başlıyor

Süleyman Paşa, Bizans İmparatoru’na destek amacı ile çıktığı bu sefer ile Bizans’ın Gelibolu yarım adasında zayıf olduğunu bu coğrafyanın fethe müsait olduğunu da açık bir biçimde tespit etmişti. Zihnin bir tarafında bu düşünceyi tutan Süleyman Paşa, ikinci olarak Kantakuzenos'un isteğiyle Gelibolu’ya geçti. Bu esnada Kantakuzenos, Selanik meselesiyle meşguldü ve burayı yeniden kontrolü altına alabilmek için Orhan Bey'den yardım talebinde bulundu. Bu defa Süleyman Paşa kalabalık bir kuvvetle tahminen 20.000 süvari ile karşı yakaya geçti. Fakat Anadolu’da işlerin karışması neticesinde bu askerler Osman Gazi tarafından geri çağrıldı.

Süleyman Paşa 1352 yılında üçüncü defa Rumeli’ye geçmişti. Bu sefer ise diğerlerinden çok farklı gelişti. Bu sefer katî bir fetih için gelen Süleyman Paşa, Kantakuzenos'un rakibi olan V. loannes Palaiologos, Bulgar ve Sırplar'dan destek alarak Kantakuzenos'un oğlu Mathiaos'a (Mattheos 1 Mateos) ait topraklara girip Edirne'yi kuşattı. Bu durum karşısında imparatora 12.000 atlıyla yardıma gelen Süleyman Paşa, Edirne'nin kurtarılmasında rol oynadığı gibi Sırp-Bulgar birliklerini 1352 kışında Meriç ırmağı kıyısında Empithion'da büyük bozguna uğrattı. Süleyman Paşa bu vesileyle Edirne'ye gelip Kantakuzenos ile görüşmüş, bir bakıma Edirne'ye ilk ayak basan Osmanlı beyi de o olmuştur.

Fethin Anahtarı: Çimbi Kalesi

Süleyman Paşa’nın bu üçüncü seferi sırasında Gelibolu yarımadasındaki birçok yeri ele geçirdiği bilinmektedir. Bunlardan biri de meşhur Tzympe (Çimbi) Kalesi’dir. Bu kale kısa süre içinde bir Osmanlı askeri üssü haline gelmişti. Savaş sona erince Süleyman Paşa geçici olarak kendilerine tahsis edilen Tzympe(Çimbi) Kalesi’nden çıkmadı. Burayı bir fetih hakkı gibi görüyordu. Kantakuzenos burayı boşaltması için 10.000 altın ödemeyi teklif etti, konuyu damadı Orhan Bey'e götürdü, ancak Osmanlılar işi yavaştan alarak pazarlığı uzattılar. Tam bu sırada 2 Mart 1354'te Gelibolu kıyılarını tahrip eden büyük bir deprem vuku buldu. Pek çok kale yıkıldı, halk şehirleri terk etti. Süleyman Paşa haberi Biga dolayında iken aldı ve hemen Gelibolu yakasına geçti, şehre hakim oldu; ayrıca Anadolu'dan Karesi ilinden birçok gönüllüyü aileleriyle birlikte getirtti, bu harap olmuş şehirlere yerleştirdi, Gelibolu'yu yeniden imar ettirdi.

Süleyman Paşa’nın kontrolünde burada sistemli bir göç ve iskan politikası uygulandı. Buradaki yerli ahalinin bir bölümü Karesi iline sürülürken Karesi ilinden konar göçer Türkmenler Gelibolu'ya iskan edildi. İmparator Kantakuzenos bu durumdan çok rahatsız oldu, hatta Orhan Bey ile bir buluşma planladı, fakat Orhan Bey hastalığını ileri sürerek buluşmaya gelmeyince büyük bir ümitsizliğe kapıldı. Daha önceki tazminatı dört katına çıkarıp yaptığı 40.000 altın teklifi de kabul görmedi. Süleyman Paşa, bundan sonra Bolayır merkezli gaza faaliyetlerini Trakya'nın Marmara sahillerine ve Meriç vadisine doğru yaydı. Malkara, Keşan ve Tekirdağ'a yönelik akın faaliyetleri başladı.

Son Faaliyetleri ve Vefatı

Süleyman Paşa, 1354'te Anadolu'ya geçerek Ankara'yı ele geçirdi. Ardından yeniden Rumeli’ye dönerek Tekirdağ, İpsala ve Vize üzerine seferler düzenledi. Bu yıllarda küçük kardeşi Halil'in esir düşmüştü. Bu olayın Süleyman Paşa’nın faaliyetlerini kısıtladığı görülmektedir. 1357 yılında Bizans İle Osmanlı arasında çıkan kriz karşısında Gelibolu’ndan çeklime teklifine şiddetle karşı çıktı. Fakat olayın neticelenip de Orhan Gazi’nin V. loannes ile anlaşma yaptığı 1358 tarihinde çoktan vefat etmişti. Osmanlı kaynakları Süleyman Paşa’nın Bolayır ile Seydigazi arasında avlanırken atının ayağının bir çukura takılması sebebiyle düşmesinin bir sonucu öldüğü söylenmektedir.

Bizans kaynaklarında Orhan Bey'in varisi, devletin fiilen bütün işlerinden sorumlu yöneticisi şeklinde görülen Süleyman Paşa’nın babasının yaşlılığı sebebiyle iktidarın sahibi olduğu ve daima batıya yöneldiği aktarılmaktadır. Osmanlı kaynaklarında şecaat ve sehavet sahibi gaza lideri vasfıyla övülmektedir. Onun vefatı sırasında Rumeli kesiminde Osmanlı sınırları batıda Keşan ile İpsala arasında Yayladağı'ndan Malkara ile Hayrabolu'yu ayıran dağlık bölgeden geçiyor, Marmara sahillerindeki Tekirdağ kasabası güneyinde Bakacık Tepesi ve Hora'ya uzanıyordu. Ferecik de onun tarafından ölümüne yakın bir tarihte ele geçirilmiş, Osmanlı akınları Dimetoka'ya uzanmıştı.

Orhan Bey’in büyük oğlu ve en büyük yardımcısı olan Süleyman Paşa Osmanlı tahtının doğal varisiydi fakat babasından evvel vefat ettiği için tahta geçememişti. Sınır boylarındaki Rumeli gazilerince Gazi Umur Bey ile birlikte büyük bir askeri ve manevi önder olarak kabul edilen Süleyman Paşa’nın hatırasının menkıbelerle yaşatıldığı görülmektedir. Süleyman Paşa'ya ait çok zengin vakıflar bulunmaktadır. Özellikle Bursa, İznik ve Gelibolu'da hayır eserleri bulunmaktadır.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Kaynakça

AHMEDÎ; (1983), İskender-nâme, İnceleme-Tıpkıbasım, (haz. İsmail Ünver), (Birinci Baskı), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

AŞIKOĞLU AHMED; (1332), Tevârih-i Âl-i Osman, Aşık paşa-zâde Tarihi (neşr. Ali Bey), (Birinci Baskı), Matbaa-i Âmire, İstanbul.

BARKAN, Ömer Lütfi; (1999),“Osmanlı İmparatorluğu’nda Kolonizatör Türk Dervişleri”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 133-153.

BAŞTAV, Şerif; (1999), “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşunda Bizans ve Avrupa”, Osmanlı, I, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 169-175.

DELİLBAŞI, Melek; (2002), “Osmanlı-Bizans İlişkileri”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 10-33.

EMECEN, Feridun, Süleyman Paşa, TDV İA,  cilt: 38; sayfa: 96

EMECEN, Feridun M. (1997), “Osmanlı’nın Batı Anadolu Türkmen Beylikleri Fetih Siyaseti: Saruhan Beyliği Örneği”, Osmanlı Beyliği (1300-1389), (ed. Elizabeth A. Zachariadou), (çev. Gül Çağalı Güven, İsmail Yerguz, Tülin Altınova), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, s.34-41.

 ______________; (1999a), “Siyasî ve Jeopolitik Dinamikler Hakkında Bazı Mülahazalar (100- 1389)”, Beylikten Cihan Devleti’ne Tebliğler ve Tartışmalar, (haz. Bahaeddin Yediyıldız- Yücel Hacaloğlu), 3-4 Aralık, Eskişehir.

 ______________; (1999b), Osmanlı Devleti’nin Kuruluşundan Fetret Dönemine”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 156-178.

FİNKEL, Caroline; (2007), Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, (Birinci Baskı), Timaş Yayınları, İstanbul.

GİBBONS, Herbert A.; (1998), Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, (çev. Ragıp Hulusi), (Birinci Baskı), 21. Yüzyıl Yayınları, Ankara.

GIESE, Friedrich; (2005), “Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu Meselesi”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar (derl: Oktay ÖzelMehmet Öz), İmge Kitabevi, s. 149-177.

GÖKBİLGİN, M. Tayyib, (1988), “Orhan”, İA, IX, s. 401-431.

HADİDÎ; (1991), Tevârih-i Âl-i Osman (1299-1523), (haz. Necdet Öztürk), (Birinci Baskı), Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul.

İBN-İ KEMAL; (1970), Tevârih-i Âl-i Osman, I. Defter, (haz. Şerafettin Turan), (Birinci Baskı), TTK. Yayınları, Ankara.

İMBER, Colin; (2005), “Osmanlı Hanedan Efsanesi”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, (derl. Oktay Özel-Mehmet Öz), İmge Kitabevi, s. 243- 271.

İNALCIK, Halil; (1999), “Osmanlı Tarihine Toplu Bir Bakış”, Osmanlı, I, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s.37-118.

______________; (1985), “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Sorunu”, Stities in Otoman Social an Economik History, (çev. Tahir Sünbül), s.71-79.

______________; (2007), “Osmanlı Beyliği’nin Kurucusu Osman Beg”, Belleten, LXXI, Ankara 2007, s.479-525.

 ______________; (2005), “Osman Gazi’nin İznik (Nicaea) Kuşatması ve Bafeus Savaşı”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, (derl. Oktay Özel-Mehmet Öz), İmge Kitabevi, s. 301-340.

İNBAŞI, Mehmet; (1999), “Balkanlar’da Osmanlı Hâkimiyeti ve İskân Siyaseti”, Türkler, IX, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 154-164.

JENNİGS, Ronald C.; (2005), “Gazi Tezi Üzerine Bazı Düşünceler”, Söğüt’ten İstanbul’a, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu Üzerine Tartışmalar, (derl. Oktay Özel- Mehmet Öz), İmge Kitabevi, 429-443.

JORGA, Nicolae; (2005), Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, (çev. Nilüfer Epçeli), (Birinci Baskı), Yeditepe Yayınları, İstanbul.

KILINÇ Şahin, (2002),“Osmanlı-Bizans İlişkileri”,  Türkler Ansiklopedisi, C. VIII, Anakara

KONUKÇU,  Enver,  Kocaeli 'nin lk Osmanlı Yöneticisi Süleyman Paşa, Kocaeli, 2009.

KÖPRÜLÜ, Orhan Fuat; (1999), “Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Gelişmesinde İtici Güçler”, Osmanlı, I, (ed. Güler Eren), Yeni Türkiye Yayınları, s. 153-160.

KÖPRÜLÜ, M. F.; (1984), Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Akçağ Yayınları, Ankara.

ÖZ, Mehmet; (1999), “Tarihî ve Sosyolojik Açıdan Osmanlı Beyliği”, Beylikten Cihan Devleti’ne Tebliğler ve Tartışmalar, (haz. Bahaeddin Yediyıldız- Yücel Hacaloğlu),3-4 Aralık, 1999, Eskişehir.

 ÖZCAN, Abdülkadir; (1996),“Türkler’de Gazâ Ruhu ve Bunun Osmanlılardaki Tezahürü”, Söğüt X. Osmanlı Sempozyumu, s. 59-72.

 

DİĞER MAKALELER
Balkanların Şehzade Fatihi: Gazi Süleyman Paşa
Eski Çağ Tarihi
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü

Solunum, beslenme ve barınmadan oluşan zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yalnızca ikincisi bu denli seçici özelliklere tabi tutulmuştur, üçüncüsünün zorunluluk mu yoksa seçim mi olduğu konusu hala tartışmalı olmakla birlikte Neolitik Çağ’dan beri artan oranlarda seçime tabi tutulduğu ortadadır. Paleolitik Çağ’da yaşayan atalarımız protein ihtiyaçlarını başlarda karada ve suda yaşayan küçük boyutlu hayvanları avlayarak karşılıyordu, toplumsal yapıdaki gelişme ve artan nüfus daha büyük boyutlu hayvanların da avlanmasına olanak sağladı. Paleoantropologlar bu işin erkekler tarafından gerçekleştirildiği tezini ortaya atarken kadınların da çevreden toplayabildikleri kadar tahıllar, kök sebzeler, meyveler, fındık-ceviz gibi sert kabuklu yemişlerle menüyü zenginleştirmeye çalıştıklarını söyler. Onların bu faaliyetleri Neolitik Çağ’da tarımın doğuşuna ön ayak olmuş olabilir. Bu süreçte artık insanoğlu her yıl elde ettiği besin maddelerinin en iyi türünü evinin yanındaki tarlaya ekerek daimi besin kaynağına ulaşırken ağıllarına koyduğu et kaynaklarını uysal türler arasından seçmeye dikkat etmiştir. Mağara duvarlarındaki av sahneleri ile yerleşim yerlerinde ele geçen fosilleşmiş yiyecek artıkları tarih öncesi insanının beslenme alışkanlıklarına en açık şekilde tanıklık yapan izlerdir. İnsanoğlu yaklaşık 8 bin yıl boyunca arkasında tek bir satır yazılı iz bırakmadan bu şekilde yaşadı. Mısır ve Mezopotamyalılar yediklerini bir şekilde kayda geçiren ilk uygarlıklar oldular. Onlar hala tahıl temelli beslenip av hayvanları ile protein sağlıyorlardı. Ancak artık tapınaklarda tanrıları adına kestikleri kurbanlar da zengin bir kaynak oluşturdu. Daha sonraki uygarlıklar mutfak kültürleriyle ilgili daha fazla kayıt tutmaya başladılar. M.Ö. I. bin yıla gelindiğinde Anadolu ve batısındaki topraklarda zenginlikle doğru orantılı olarak gelişen bir mutfak kültürü oluşmaya başladı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun