24 Nisan'da Aslında Ne Oldu

24 Nisan'da Aslında Ne Oldu

24 Nisan'da Ne Oldu ?

BEYAZ TARİH / MAKALE

Günümüzde küresel bir yas günü olarak kutlanmaya başlanan 24 Nisan tarihi aslında Osmanlı Devleti açısından İngilizlerin Gelibolu’ya çıkarma yaptıkları, Miralay Mustafa Kemal’in de Anafartalar’a çıkartma başlattığı tarihi ifade eder. Osmanlı Arşivleri’nde 1915 yılı hayatta kalma mücadelelerinin yapıldığı, açılan cephelerde aralıksız çatışmaların sürdüğü bir yıldı. Bu dönem aynı zamanda iç sorunların da tüm hızıyla devam ettiği zamanlardı. Ruslar tarafından teşvik edilerek başarıları neticesinde tebrik edilip cesaretlendirilen Ermeniler, Gelibolu’ya çıkarma yaparak İstanbul’a ulaşmaya çalışan itilaf devletleri ile aynı saftaydılar.

Enver Paşa’nın 20 Nisan 1915 tarihinde 3. Ordu Komutanlığı’na gönderdiği bir telgrafta şu ifadelere yer veriliyor; “Osmanlı Ordusu’nda görevli bazı Ermeni ve Rum askerler, özellikle amele taburlarında görevli olanlar firar ediyor ve küçük çeteler kurarak, onları tutuklamaya giden jandarmalara saldırıyorlar. Ermeni ve Rumların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde siyasi amaçları için kullanılıyorlar. Firar olayları gittikçe çoğalıyor, illerde görev yapan jandarmaların sayısı azaldığı için kaçakları yakalamak güçleşiyor ve kaçak asker sayısı gün geçtikçe artıyor.”

Anadolu genelinde artan panik ve güvensizlik ortamı Enver Paşa’nın 20 Nisan tarihli telgrafıyla yeni bir sürece girer. Bu doğrultuda ülke çapında Hınçak, Taşnak ve diğer komitelerin büroları kapatılmış, 24 Nisan’da göz altıların başlaması üzerine Ermeni ihtilal olaylarına liderlik ettiği ya da kışkırttığı düşünülen 2345 kişi Ankara’da Çankırı hapishanesine gönderilmiş, burada askeri mahkeme tarafından yargılamalardan sonra bir kısmının serbest bırakılması bir kısmının da tutuklanmasının devam etmesi öngörülmüştü. Alman Büyükelçisi Wangenheim de 30 Nisan’da Hükümetine gönderdiği raporunda 27 Nisan’da komitelerin Osmanlı devlet binalarına bombalı saldırılar düzenleneceği duyumunun alınması üzerine bu göz altılarının gerçekleştirildiği, 30 Nisan’da yapılan aramalarda da çok sayıda Ermeni ev ve kiliselerinde patlayıcı madde, bomba ve silahların bulunduğunu bildirmişti.

Daha önce yapılan uyarıları dikkate almayan Ermeni ihtilalci asilerini yönlendiren ve onların çalışmalarını tayin eden Ermeni ileri gelenlerinden Eçmiyazin Katogikosu Kevork, Amerikan Başkanı’na şunları yazar; "Sayın Başkan, Türk Ermenistan’ından aldığımız son haberlere göre, orada katliam başlamış ve organize bir terör Ermeni halkının mevcudiyetini tehlikeye sokmuştur. Bu nazik anda Ekselanslarının ve büyük Amerikan Milletinin asil hislerine hitap ediyor, insaniyet ve Hıristiyanlık inancı adına, büyük Cumhuriyetinizin diplomatik temsilcilikleri vasıtasıyla derhal müdahale ederek, Türk fanatizminin şiddetine terkedilmiş Türkiye'deki halkımın korunmasını rica ediyorum.”  Kevork’un yardım istediği muhatap düşünüldüğünde Ermeni ayrılıkçılarının başından itibaren tavrının ne yönde olduğu kolayca anlaşılabilir. Ancak ABD Başkanı bu isteğe olumlu cevap veremeyeceği gibi Almanya ile kurulan diplomatik ilişkiler sonucunda Ermenilerden zararlı olan unsurlara yönelik Osmanlı siyasetinin değiştirilmesi isteği de yerine getirilemeyecektir. 24 Nisan tarihi anlaşıldığı üzere göz altıların yapılıp Ermeni ihtilalcilerin üst kademelerinin çalışmalarının engellenmesi ile savaş sırasında ülkenin biraz daha rahatlaması hedefiyle gerçekleştirilmişti. Bu günde Van ve çevresinde yaşanan büyük çatışmaları hesaba katmazsak gözaltına alınanlar hususunda nizami olmayan bir gelişme göze çarpmıyor. Kevork’un mektubundan itibaren 24 Nisan bu şekilde sembolize edilerek sanki bir soykırım başlangıcı, bütün sürecin sıfır noktasıymış gibi ifade edile geldi. Ermeni tezinin öne sürdüğü üzere bu gün içerisinde Ermenilere karşı bir harekat başlatılmamış olsa da bundan sonraki gelişmeler Ermeniler içerisinden zararlı görülen unsurlara kesin önlem alma şeklinde yürüdü.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Yunus Emre DELİ

DİĞER MAKALELER
24 Nisan'da Aslında Ne Oldu
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun