Orta Çağ Avrupasında Bir Son ve Bir Başlangıç: Veba ve Kriz

Orta Çağ Avrupasında Bir Son ve Bir Başlangıç: Veba ve Kriz

Tarihin birçok döneminde görülen Veba hastalığının yıkıcı etkisi 1347-1353 dönemde kayıtlara 'Kara Ölüm' olarak geçecek şekilde gerçeklemişti. Orta Çağ'da 'Tanrı'nın Laneti' olarak adlandırılan bu salgını kaleme alan Prof. Dr. Pınar Ülgen hastalığın çıkış anından İtalya'ya gelişine, Orta Çağ Avrupa insanının hastalığı anlamlandırmasına, hastalığın gerçekleşme anına, ölüm oranına ve hastalığın sonucu olarak kargaşa ile gelen toplumsal çöküntülere temas ediyor.

BEYAZ TARİH \ MAKALE

Orta Çağ nedir sizce? Bir son mu yoksa bir başlangıç mı? Acaba bir son ve bir başlangıç olmasını sağlayan sebepler nelerdi? İşte bu sorunun yanıtı XIV. yüzyıl Avrupasında gizlidir. Çünkü bu dönemde kıtlıklar, salgın hastalıklar, yüzyıllar süren savaşlar, finansal kriz, heretik gruplarla mücadeleler ve siyasi krizler…Yani Felaketler yüzyılı ve kriz dönemi..Bu krizin en önemli ana parçasını oluşturan vebadan önce Avrupa, cüzzam gibi bazı salgın hastalıklarla uğraşmaya başlamıştı. Bulaşıcı bir hastalık olan “Lepra, leprosy, cüzzam , Orta Çağ Avrupa insanının ifadesiyle “Tanrı’nın Laneti” olarak adlandırılmaktaydı. Bu hastalığın ortaya çıkış yeri Asya idi.2 Bu hastalıktan korunmanın tek yolu cüzzamlıları izole etmekten yani ayrıştırmaktan geçtiği düşünülmekteydi. Örneğin Orta Çağ boyunca Avrupa’da, cüzzam hastaları özel giysi giymiş, yüzük takmış, etraftakileri uyarmak için çan veya zil çalmış ve hatta rüzgârın yönüne bağlı olarak yolun belli bir tarafından yürümek zorunda bırakılmışlardır.3 Ayrıca cüzzamlıların kontrol altında tutulması için cüzzam evleri veya cüzzam hastaneleri yapılmıştır.4 Bu hastalığa karşı tedbirler alınırken, Avrupa bir sonraki büyük yıkıma sebebiyet veren “Kara Ölüm”ü düşünmemişti. Hatta veba karşısında her yönüyle çaresiz kalmıştı.5

Orta Çağ insanları için veba hastalığı ayrı bir önem taşımaktaydı. Şöyle ki bu hastalık, bir nevi XIV. yüzyılın etiketi ya da şöyle diyelim bu yüzyılın adı gibi “Büyük veba veya Büyük Pestilence (“Great Mortality” ya da “Büyük Ölüm”) olarak adlandırılmaktadır. XIV. Yüzyılın simgesi olan bu hastalığı tanımlarken kullanılan “Kara Ölüm” ifadesinde “Kara” kelimesi, hastalık işareti olarak değil de derinin hastalıktan dolayı kararması nedeniyle kullanılmıştır.6

Bunun yanı sıra arşivlerde yer alan bu bilgilere ek olarak veba hastalığı için kullanılan “Kara Ölüm” ya da “Black Death” başlığı, büyük olasılıkla Latince “atra mors” kelimesinin taşıdığı anlamla ilişkilidir. Çünkü siyah, kara ya da korkunç anlamlarına “Atra” ifadesi burada da korkunç manasında kullanılmıştır.7 “Yersenia Pestis” adındaki hastalık, genelde büyük evlerde yaşayan adına sıçan da denilen pirelerin taşıdığı bir mikrobun sebep olduğu hastalıktır. Bu şekilde çeşitli tanımları bulunan ve Orta Çağ Avrupasına kötü bir dönem yaşatan veba hastalığı, üç türden oluşmaktadır. Hıyarcıklı veba, Septisemik veba ve Pönomik veba. Avrupa’da en yaygın görüleni ise hıyarcıklı olanıdır. Bu hastalığın yayılmasında rol oynayan kemirgenler, dağ sıçanları, tarla sincapları ve köpeklerdir. Fakat bu mikrobun insanlar arasında yayılmasına sebebiyet veren hayvan ise faredir.8 Bu hastalığın ikinci şekli ise septisemik vebadır. Bu hastalığın diğer çeşidi ise “pönomik” veya “akciğer vebası” olarak adlandırılmaktadır. Pönomik vebaya yakalanan hastada akciğer iltihabı gelişmekte ve bunun sonucunda hasta, kan tükürmeye başlamaktadır.9 Hastalığın bu durumundan dolayı yani kan ve iltihapla dolu koyu renkli şişliklerden dolayı bu hastalık, “Kara Ölüm” olarak anılmaktadır.

Çaresizliğe sebep olan bu hastalık ilk önce Çin’de ortaya çıkmış ve sonra 1345 yılında Kırım’daki Ceneviz kolonisini ele geçirmek isteyen Moğollar vebadan ölenlerin cesetlerini mancınıkla birlikte surlardan içeri atarak bu hastalığın Kefe’de yayılmasına neden oldular. Bu sırada Kefe’de bulunan ticaret gemilerinin aldıkları mallarla birlikte Sicilya’nın Messina limanına gitmeleriyle veba, Avrupa kıtasına giriş yaptı. 1347 yılında Sicilya’dan başlayarak tüm İtalya’ya yayılan10 veba mikrobu, 1348 yılında tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Zamanla İngiltere ve İrlanda’ya yayılan veba hastalığı İngiltere’de neredeyse nüfusun yarısının ölümüne sebep olmuştur.11 Marsilya’da son salgının gerçekleştiği 1720 yıllarına kadar Batı’da var olmaya devam eden12  bu salgın, toplumsal yapıyı da zayıflatmıştı. Çoğu insan, kutsal yağla yağlamadan, takdis edilmeden hatta dua okunmadan toplu çukurlara gömülmüştür. Ölüm oranları ise bölgeden bölgeye değişiklik göstermekteydi.13 Bu hastalığın ciddiyetinin anlaşılması konusunda İtalyan yazar, Giovanni Boccacio, “Decameron” adlı eserinde şöyle tasvir yapmıştır:

“……Doktorlar çaresizdiler. Hastalığa yakalananların çoğu, 3 gün içinde ölüyordu. Hastaların yakınına gelen veya giysilerine dokunanlar da ölüyorlardı. Vebadan ölen bir dilencinin giysilerinin sokağa atıldığını kendi gözerimle gördüm. İki domuz yanaşıp giysileri kokladılar. Bir saat geçmeden iki domuz da durmadan dönmeye başladı ve sanki zehirlenmişler gibi sokağa yığılıp kaldılar. Her gün binlerce insan hastalanıyordu ve onlara bakacak kimse de kalmamıştı. Birçoğu sokaklarda yığılıp kaldıkları yerde öldüler. Her yerde cesetler vardı. O kadar çok ölü vardı ki; onları gömmeye yetecek sayıda rahip yoktu. Çoğu kez bir rahip bir cenaze törenine başladığında bir bakardı ki; cenaze töreninde yer almak için arkasına 3, 4 tabut daha konmuş…..”14

Veba hastalığı karşısında bu şekilde çaresiz kalınmasıyla birlikte artık bu hastalık, daha önce belirttiğimiz gibi “Tanrı’nın imansız ve günahkârlar üzerin­deki gazabı” olarak görülmeye başlanmıştır.15 Çeşitli travmalara ve korkulara da sebep olan bu durum, hastalığın yayılmasına ortam hazırlamıştır. Bu tür durumlarla ilgili Marchione di Coppo Stefani, Floransa Kroniginde şöyle anlatmaktadır:

“Ve birçoğu onunla ilgilenecek kimse olmadan öldü. Ve birçoğu açlıktan öldü; çünkü birisi hastalanıp yatağa düştüğünde öteki dehşete kapılarak ona “doktor getirecegim” diyerek evden ayrılıyor kapıyı yavasça kapatıyor ve bir daha hiç dönmüyordu. Hasta terkedilmiş ve yiyecek yemeği olmadan hastalık ateşiyle güçsüz düşüyordu”.16

Böylece Avrupa nüfusunun yaklaşık olarak %30 ile %60’ı vebadan ölmüş ve 1400 yılındaki 450 milyon olan dünya nüfusu, 350-375 milyon civarına düşmüştür. Dini, sosyal ve ekonomik buhranlar yaratmıştır. Avrupa nüfusunun aynı seviyeye ulaşması yaklaşık 150 yılı bulacaktır. 17 1350 yılı ortalarında İngiltere ve Avrupa’daki veba ölümleri azalmaya başlamış ancak salgın, Rus topraklarına giderek 1353 yılına kadar sürmüştür. Moskova Grandükü ile yedi çocuğunu da öldüren bu hastalık, hiçbir zaman tamamen yok olmamış sadece etkisi azalmıştır.18 Vebanın yayılış rotası oldukça genişlemiş olduğu gibi ölen sayısı da fazlalaşmıştır. Hatta Venedik kentinde veba salgınından yaklaşık olarak günde 600 kişinin öldüğü söylenmektedir. 19 Vebadan hastalara farklı şekillerde yardımda bulunan din grupları büyük zarar görmüştür. Çünkü onlar, manastırlardaki hastanelerde hastalarla birebir ilgilenmekte ve öldüklerinde de onların defin işlemlerine katılmaktaydılar. Bu yüzden birçok keşiş hayatını kaybetmiştir. Örneğin Northamptonshire’da 64 keşişten 32’si, Warkwickshire’da 50 rahibeden 20’si ölmüştür. 20

Aynı şekilde Padualı Guglielmo Cortusi kroniğinde Padua kentindeki veba hastalığı şöyle anlatılmaktadır: “kadın, çok sevdiği eşinden, oğul babasından ve erkek kardeş ise kardeşinden kaçıyordu”. 21

Dolayısıyla Avrupa, Orta Çağ’da yaşanılan bu travma sırasındaki olumsuzluklar karşısında hep bir günah keçisi arama eğilimi göstermekteydi. Veba sırasında gerçekleşen önemli olaylardan biri de Fransa’da kraliyet memurlarına, vergi toplayıcılara ve tefecilere yönelik öfke idi. Kara Ölüm sırasında, salgından sorumlu tutulan Yahudilere karşı da katliamlara girişilmiştir. İngiltere’de yabancı düşmanlığı dahi ortaya çıkmıştır.22 Tüm bunlar, sanatla özellikle de resimlerle ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu hastalık karşısında da Yahudiler de suçlu görülmüş ve hatta Yahudilerin bedenleri şarap fıçılarına konularak Rhine nehrine atılmıştır. Strasburg’da 2000 kadar Yahudi mezarlıklarının içinde canlı canlı yakılmışlardır.23

Veba hastalığının Orta Çağ Avrupasındaki bu serüveninden sonra bir de çok ilginç bir kavram ortaya çıktı Bu kavram, “Ölüm Dansı” ya da “Dance Macabre” olarak bilinmektedir. Aslında bu dans, 1348 yılından önce de vardı. Ancak veba sırasında Orta Çağ sanatçıları bunu kullanmışlardır.24 Ölüm dansının vermek istediği ilk mesaj, ölümün herkese veba saldırısı ile acı dolu şekilde yapıldığı gibi istisnasız herkese uğradığıdır. Ayrıca veba ile birlikte Avrupa’nın genel görüntüsünde de farklı temalar da ortaya çıkmaya başladı. XIV. yüzyıl İtalya’sında veba ile ortaya çıkan ikonografik tema ise ölümün zaferi idi.25

kara veba, kara ölüm
Pieter Bruegel'in Orta Çağ Avrupa'yı harap eden vebadan sonraki toplumsal kargaşayı ve dehşeti yansıtan 'Ölüm Zaferi' çalışması - [1562]

Burada dikkat çeken bir diğer unsur da bazı sistemler çökmeye başlarken vebadan sonra ortadan kalkan köylerin yerine yenisinin yapılmamış olmasıdır. Hayatta kalanlar şehirlere göç etmişler ve şehirler büyümeye başlamasıyla kentleşme dediğimiz kavram oluşmaya başladı denilebilir. İşte Orta Çağ’da Avrupa’yı kasıp kavuran bu hastalık karşısında çeşitli tedbirler de alınmıştı. Vebadan ölenler için Flepsi’de de yeni mezar çukurları açılmıştır. Veba hastalığının görüldüğü evlerin duvarı ya da kapısına haç işareti çizilirdi. 2 Mayıs 1348’de toplanan bir konseyde alınan ve yayınlanan ilk önleyici tedbirler şöyledir:

-Veba olan şehirlere girişler ve çıkışlar yasaklanmıştır. 

 

-Sadece yerel ürünlerin satıldığı pazarlar, kontrol altına alınmıştır.

 

-Cenaze işlemleri bile ailelelere verilmiş ve artık çan çalınmamıştır.

 

-Ölüler, sadece 16 kişiden oluşan mezar kazıcıları tarafından gömülebilecekti.

 

-Şehrin savunma kuralları da yeniden düzenlenmiştir.

Veba ile ilgili alınan önlemlerden en ilginç olanı tecrittir. Ancak VI. Clement, burada farklı bir örnek teşkil etmektedir. Çünkü tecrit seçeneğinde kendi odasına çekilmiş ve kimseyle görüşmemiştir.26 İngiltere hem de diğer ülkelerde önemli ayaklanmalara neden oldu. Çoğu isyanlarda ortaya çıkan şiddet manzarası kara ölümün Batı Avrupa’nın sosyal yapısını nasıl yeniden yapılandırdığını göstermesi bakımından ilginçtir. Bu noktadaki en ilginç betimlemeleri Jean Froissart kroniğinde bulunuyor:

“Bu yaramaz insanlar, kimsenin düşünmemesi gereken utanç verici şeyler yaptılar. Bir şövalyeyi yakalayıp şişe geçirerek eşi ve çocuklarının gözleri önünde ateşte yaktılar. Kadını, kocasının etini yemeğe zorladılar ve sonra onu ve bütün çocuklarını öldürdüler.”27 

Bu durum, bu travmanın yarattığı şiddet derecesini gözler önüne sermektedir. Çünkü gerçek anlamda Avrupa, veba sonrasında toparlanabilmek, şiddet olgusu ve felaketlerden kurtulmak için büyük bir çaba göstermiş ve bu çabaların da büyük bedelleri olmuştur. Genel olarak bakıldığında sonuçta Kara Veba, tarihçiler tarafından Batı Avrupa’da feodal siste­min gerilemesinin belirleyici unsuru olarak görülür. Kilise kayıtlarında yer alan basit­çe “hepsi öldü” ifadeleri sözün bittiği noktalardır. Ayrıca iç karışıklığın da önemli bir sebebi olarak karşımıza çıkan veba28 salgınının diğerlerine benzemediği ve bir kırılma noktası olduğunu söyleyebiliriz.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Pınar ÜLGEN

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Orta Çağ Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görev yapan profesör doktor Pınar Ülgen, Yüksek Lisans tezi itibariyle Orta Çağ Avrupa Tarihi üzerine yoğunlaşarak çok sayıda kitap ve makalenin sahibidir. İngilizce, Latince ve Fransızca bilen Pınar Ülgen'in pek çok uluslar arası kongrede ödülü bulunmaktadır.

Dipnotlar

1 Susan Wise Bauer, Dünya tarihi,(Çev. Mihriban Doğan), c. 2, Say yay., İstanbul, 2014, s. 209. 

H.E. Handerson, Gilbertus Anglicus Medicine of The Thirteenth Century, The Cleveland Medical Library Association, Ohio, 1918, s. 50.

J.R. Trautman, “A Brief History of Hansen’s Disease”, Bulletin of The New York Academy of Medicine, 1984, s. 690

K. T. Utterback, “Review: Charty And Welfare: Hospitals And The Poor in Medieval Catalonia By James William Brodman”,Medieval Academy of America, 2001, s. 691.

5 J. N. Hays, Epidemics and Pandemics Their Impacts on Human History, 2005, s. 23.

6S. Barry -N. Gualde, “The Biggest Epidemic of History”, L’Histoire, 2006, s. 38.

7Ole J. Benedictow, The Black Death 1346-1353: The Complete History,The Boydell yay., Woodbridge, 2004, s. 3.

8 J.N. Hays, BurdensDisease: Epidemics And Human Response in Western History, Rutgers University yay., USA, 2009, s.37-38.

9 L. Elliott, Medieval Medicine And The Plague, Crabfee Publishing, New York, 2006, s. 8-9.

10J.P. Byrne, Daily Life During The Black Death, s. 23-24.

11The Black Death, (Çev.Rosemary Horrox), s. 24-25. John Aberth, The Black Death, s. 80-82-84.

12 Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 185.

13Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 185-186.

14Susan Wise Bauer, Dünya Tarihi, (Çev. Mihriban Doğan), c. 2, Say yay., İstanbul, 2014, 203-204; G. Boccaccio, Decameron, s. 12.

15 Sean Martin, Kara Ölüm, s. 28.

16 Stefani, Marchione di Coppo, Cronaca fiorentina. Rerum Italicarum Scriptores, (Ed. Niccolo Rodolico), c. 30,  1903,Başlık 643.

17Suzanne Austin Alchon, A Pest in the Land: New World Epidemics in a Global Perspective, University of New Mexico yay., 2003, s. 21.

18Olejorgen Benedictow, The Black Death, 1346-1353, 2004 , s. 214.

19Sean Martin, Kara Ölüm, s. 36,43.

20I. Mortimer, The Time Traveller’s Guide To Medieval England: A HandbookForVisitors To The Fourteenth Century, Londra, 2009, s. 202.

21Chronicle of Guglielmo Cortusi of Padua, Chronica de Novitatibus Padue et Lombardie Guilielmi de Cortusis,RIS,( Ed. B. Pagnin),  c.  12,  s.120–21.

22Malcolm Lambert, Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar, s. 291.

23J. F. K. Hecker, The Dancing Maniaand The Black Death,  2006, s. 112-113.

24Guy Marchant, La danse macabre, Paris, 1485.

25Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 187.

26Sean Martin, Kara Ölüm,  s. 36,43.

27Jean Froissart, on the Jacquerie, 1358, (Ed. G. C. Macauly),The Chronicles of Froissart,(Çev  Lord Berners),Londra, 1904, s. 136-37.

28 Sean Martin, Kara Ölüm, s. 78.

 

Kaynakça
  • Guy Marchant, La danse macabre, Paris, 1485.
  • H.E. Handerson, Gilbertus Anglicus Medicine of The Thirteenth Century, The Cleveland Medical Library Association, Ohio, 1918.
  • J. F. K. Hecker, The Dancing Maniaand The Black Death,  2006.
  • J. N. Hays, Epidemics and Pandemics Their Impacts on Human History, 2005.
  • J.N. Hays, BurdensDisease: Epidemics And Human Response in Western History, Rutgers University yay., USA, 2009, ss.37-38.
  • J.P. Byrne, Daily Life During The Black Death, Greenwood yay., Londra, 2006.
  • J.R. Trautman, “A Brief History of Hansen’s Disease”, Bulletin of The New York Academy of Medicine, 1984,  s. 690.
  • Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, (Çev. Timuçin Binder), İstanbul, 2008.
  • Jean Froissart, on the Jacquerie, 1358, (Ed. G. C. Macauly),The Chronicles of Froissart,(Çev  Lord Berners),Londra, 1904.
  • K. T. Utterback, “Review: Charty And Welfare: Hospitals And The Poor in Medieval Catalonia By James William Brodman”,Medieval Academy of America, 2001, s. 691.
  • L. Elliott, Medieval Medicine And The Plague, Crabfee Publishing, New York, 2006.
  • Malcolm Lambert, Orta Çağda Dinsel Sapkınlıklar,    (Çev. Erdem Gökyaran),    Kabalcı yay., İstanbul, 2015.
  • I. Mortimer, The Time Traveller’s Guide To Medieval England: A Handbook For Visitors To The Fourteenth Century, Londra, 2009.
  • Ole J. Benedictow, The Black Death 1346-1353: The Complete History,The Boydell yay., Woodbridge, 2004.
  • Olejorgen Benedictow, The Black Death, 1346-1353, 2004.
  • S. Barry -N. Gualde, “The Biggest Epidemic of History”, L’Histoire, 2006, s. 38.
  • Sean Martin, Kara Ölüm,  (Çev. Cumhur Atay), Kalkedon yay., İstanbul, 2011.
  • Stefani, Marchione di Coppo, Cronaca fiorentina. Rerum Italicarum Scriptores, (Ed. Niccolo Rodolico), c. 30,  1903,Başlık  643.
  • Susan Wise Bauer, Dünya Tarihi,(Çev. Mihriban Doğan), c. 2, Say yay., İstanbul, 2014.
  • Suzanne Austin Alchon, A Pest in the Land: New World Epidemics in a Global Perspective, University of New Mexico yay., 2003.
  • The Black Death, (Çev.Rosemary Horrox), Manchester University yay., 1994.
DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun