Orta Çağ Avrupa Toplumundaki Batıl İnançların, Orta Çağ’ın Karanlık Olarak Görülmesindeki Etkileri

Orta Çağ Avrupa Toplumundaki Batıl İnançların, Orta Çağ’ın Karanlık Olarak Görülmesindeki Etkileri

Batıl inanç terimi Roma makamları tarafından antik çağda belirlenmişti. Batıl inançlar Orta Çağ insanı için günlük hayatın şansı veya laneti olarak hem bir gerçekliğe hem de ciddi bir inanan kesimine sahipti. Batıl inançları Orta Çağ Avrupa’sı açısından ele aldığımızda kendi içinde iki gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi günlük hayata etki eden ve Kilise açısından sorun teşkil etmeyen batıl inançlardır. Diğeri ise Kilise otoriteleri tarafından sapkın ilan edilen ve üzerlerinde ciddi yaptırımlar uygulananlardır. Batıl inançlar büyücülük ile ilişkilendirildiğinde, büyü ile uğraşanların dinsel sapkın veya suçludan çok daha ağır işkence görmesine neden olmuştur.

BEYAZ TARİH / MAKALE

“Batıl inanç” diğer bir deyişle “Hurafe” kelimesi, “bunamak” manasına gelen “haref” kökünden türemiştir ve “akla ve gerçeğe aykırı aldatıcı söz” anlamına gelmektedir. Hurafenin Batı literatüründeki karşılığı olan Latin kökenli “supertitio” olan “superstition” kelimesi, “eski halk inançlarının yeni din anlayışı içinde varlığını sürdürmesi”  anlamındadır. Her iki sözcük de gerçeklikle alakası olmayan sihir, büyü veya kötü din gibi inançların olumsuzluğunu ifade etmektedir.1

Cicero, batıl inançları “Tanrı’nın dehşetinin yerini alan” diye tanımlamaktadır. Bunun yanı sıra  “Hayatta kalma” anlamına gelen “Superstes”i ise “Bütün gün boyunca dua edip çocukları hayatta kalsın diye kurbanlar sundular ki bunlara batıl inanç denir” şeklinde yorumlamıştır. Ancak aralarındaki farkı şu sözlerle ortaya koymuştur: “Batıl inanç, Tanrıların temelsiz korkusudur ve de dinin sahte ibadetidir.”2

Bu şekilde değişik anlam ve yorumlara sahip olan Batıl inançlar, dörde ayrılmaktadır:

  • Gerçek Tanrı'ya uygunsuz ibadet;
  • Putperestlik;
  • Kehanet;
  • Büyü ve gizli sanatlar içeren boş gözlemler.

Bu şekilde pek çok çeşidi bulunsa da Batıl inançların asıl kaynağı, her şeyden önce öznelliktir. Doğal sebepler konusundaki cehalet, bazı çarpıcı doğa olaylarının görünmeyen reddedilmez bir gücü veya onun öfkesini ifade eden bir inancı ortaya çıkarmıştır. Genelde bu olayların göründüğü nesneler ise Tanrısallaştırılmıştır. Buna Doğa’ya tapınma örnek verilebilir.3 Kutsal kitapta yer alan Bilgelik kitabı 13:1-2 de ise batıl inançların temeli şu şekilde belirtilmiştir. “Evet, Tanrı'yı tanımamış tüm insanlar doğuştan aptaldır, Görülen iyi şeylerden "Var -Olan- O" yu bulamamışlardır veya yapıtlarını inceleyerek, sanatçıyı tanıyamamışlardır. Onlar için dünyayı yöneten tanrılar ateştir veya yeldir, hızlı havadır, Gökteki yıldızlardır, Hızlı akan sudur ya da göğün kendisidir.”4

Aynı zamanda gizlenmiş olan veya gelecekte hala devam eden şeyler ile ilgili merak, çeşitli kehanetlerde var olan batıl inançların oluşumunda yer alan en önemli nedenlerdendir.5 Bütün bu nedenler, pagan dünyasında batıl inançların kökenine ve yayılmasına da açıklık getirir. Ancak Hristiyanlaşan Avrupa’da köklü değişiklikler yaşasa da kadim inanışların hala devam ettiği bir coğrafya olmuştur. Kadim inanışlar devam ederken onları unutturmak için uğraşan Kilise, bazısını Hristiyanlaştırırken bazısını ise kendisini kabul etmeyenleri sindirmek için bir silah haline getirmiştir. 

Genel olarak bakıldığında kendi doğrularını yüksek sesle söyleme gücü olan her yetki, kendi tanımlarına sahipti. Roma makamları tarafından “batıl inanç” terimi, antik çağda belirlenmişti.  Şüpheli yabancı kültlerin eylemlerinin yanı sıra, uygunsuz veya aşırı kehanet biçimlerini veya diğer kült ayinlerini tanımlamak için sık sık kullanmışlardır. Örneğin ilk Hristiyanlar, genellikle batıl inançlı olarak eleştirilmekteydi. Ancak daha sonra denge değiştiğinde Hristiyan makamları bütün pagan ayinlerini batıl inançlar olarak kategorilere ayırarak tanımı kendi lehine döndürmüştü. Bu manevranın temeli ise putperest Tanrıların aslında kılık değiştirmiş şeytanlar olduğuna yönelik Hıristiyan inancıydı. Bütün putperestlik biçimlerinin doğal olarak şeytani ve batıl inançlı olarak sınıflandırılması, V. yüzyılın başlarında, Kilisenin Latin babalarının en büyüğü olan Hippo’lu Aziz Augustinus ile olmuştur.6 Yayınladığı Doktrin de insanlar tarafından yapılan putlara ibadet edilmesini ve ibadet etmek için yapılan tüm törenleri batıl inanç olarak belirtmiştir.7

Ancak batıl inançlar yine de Orta Çağ insanı için günlük hayatın şansı veya laneti olarak hem bir gerçekliğe hem de ciddi bir inanan kesimine sahipti. Ruhani açıdan nesneleri hissetmenin verdiği güçten hiçbir zaman vazgeçemeyen insanoğlu birçok nesneyi kutsallaştırmış ve uğurlu hale getirerek ona ayrı bir kıymet vermişti. Bu durum, kutsallaşan nesne zarar gördüğünde kendilerinin de bir tehlike ile karşılaşacakları düşüncesine kapılmalarına da neden olmuştur.8

Savaşlar ve yaşanan kazalar sonucu gelişen ölümler dışında bile halkın yaşam süresinin ortalamanın çok altında olduğu Avrupa’da zamansız ölümlerin başrolün de salgın hastalıklar vardı.9 Kıtlık ve salgınların bir araya gelmesi, bir yıl içinde nüfusun yarısını öldürebiliyordu. Bütün bunların sorumluluğu ise doğaüstü kaynaklara yüklenmekteydi.10

Böyle durumlarda Hristiyanlar, çaresiz kaldıklarından ölmüş pagan atalarının ruhlarından, kahramanlarından, tanrılarından görüşlerini almak için tapınaklara giderlerdi. Antik zamanların törenleri ve kurumlarını tamamen ortadan kaldırmak yerine bunlar da hafif değişiklikler yaparak muhafaza etmişlerdir. Bütün bunlar, batıl inançları arttırmış ve Hristiyanlık paganizmin bozuk kalıntılarıyla deforme olmuştur.11 Ancak bunda Kilisenin de etkisi yadsınamazdı. Zira Aziz Augustinus’un “Tapınakları yok etmeyin, onları kutsak suyla vaftiz edin, içlerine sunaklar yerleştirin; şeytani putlarına kurbanlar sunma âdeti olan halkın aynı tarihte Hristiyan şenliklerini kutlamalarına da izin verin” demesi batıl inançların Hristiyanlığa mal edilmeye çalışıldığını göstermektedir.12

Belki de Batıl İnançları tüm dinlerde ve çağlarda var eden güç onun toplum bilincine işlemiş olmasıdır.13 Judith Viorst’un da dediği gibi; Batıl inanç aptalca, çocukça, ilkel ve irrasyonel bir şeydir. Ama bir tahtaya iki kere vurmanın da ne maliyeti vardır ki?14

Günümüzde özellikle psikoloji alanında incelenen batıl inançlar için bu söz en iyi açıklamalardan biri olabilir. Öyle ki her şeyin mantıklı bir neden sonucu olduğuna inanan insanlar bile içgüdüsel olarak bu inanışları yaşatmaktadır. Örneğin; birçok insan, kara bir kedi gördüğü zaman önce bir irkilir ve uzaklaşmaya çalışır. Totem haline getirdiğimiz eşyalarımız da yok değildir; ancak hiçbirini bir batıllık olarak görmeyiz. Taktığımızda kendimizi ayrı bir güvende hissettiğimiz, yanımızda olmadığında başımıza bir şey gelmeye görsün hemen “ unuttum bugün almayı ondan böyle oldu”  dediğimiz birçok nesneye bağlıyızdır aslında. 

Orta Çağ Toplumundaki En Yaygın Batıl İnançlar

Batıl inançları Orta Çağ Avrupa’sı açısından ele aldığımızda kendi içinde iki gruba ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi günlük hayata etki eden ve Kilise açısından sorun teşkil etmeyen batıl inançlardır. Diğeri ise Kilise otoriteleri tarafından sapkın ilan edilen ve üzerlerinde ciddi yaptırımlar uygulananlardır.

Birincisinden bahsetmek gerekirse aslında birçoğunu bırakın Orta Çağ Avrupa’sını bugün bizler bile yaşatmaya devam ediyoruz. Örneğin; hem görüntü açısından hem de sağlık açısından bugün esnerken ağzımızı kapatırız. Oysa bu alışkanlık, İrlanda inançlarında şeytanın kişinin bedenini ele geçirmesini engellemek için yapılmaktaydı. 15

Rüyalar ise batıl inançlar arasında önemli bir rol oynamaktadır. İnsanlar, her zaman rüya görür; ancak rüyalarının açıklamasını bilmeyebilirler.16 Rüyalarımızın sebeplerini bilmemek birçok batıl inanca neden olmuştur. Eski rahiplere göre rüyalarımızdan bazıları kendimizden, bazıları ise Tanrı’dan ve bir kısmı ise şeytanlardan kaynaklanmaktaydı.17

Bazı hurafeler ise bir kişinin karakterini fiziksel özelliklerine göre yorumlamaktadır. Örneğin Kızıl saçları olan biriyseniz genellikle çabuk sinirleneceğinize başka bir deyişle,”hemen parlayıveren”  bir karaktere sahip olduğunuza inanılır.18 Veya eller; bir inanışa göre baba sol elliyse, kızları da sol elli olacaktır.19 Sol eliyle doğan insanlara tamamen haksızlık olsa da  eski batıl inançlarda sağ elin Tanrı’ya ait olduğu kanısı hâkimken, sol el şeytana aittir.20

En yaygın bilinen batıl inançlı objelerden biri de aynadır. Aynaya dair inanışların hepsi çok eskilere dayanır. Kişinin görüntüsünü yansıtan ayna zedelenirse yansıması olan bu kişinin de ruhunun zedeleneceğine inanılırdı. Bir aynayı kırmak ise 7 yıl boyunca uğursuzluğun yakanızı bırakmayacağına işarettir.21 Yeni ölen birinin evinde de aynaların üstü hemen örtülür. Nedeni ise yaşayan yakınlarının ruhunu da beraberinde götürmesini engellemektir.22

Hayatın en önemli anları olan evlilik, doğum ve ölümde ilginç batıl inançlar içerir. Örnek vermek gerekirse; bekâr bir kadın, eğer tabakta kalan son dilim ekmeği alırsa, bekâr kalacaktır. Ancak son dilimi alan bekâr bir adamsa servet sahibi bir kadınla evlenir. 23 Hristiyan evlilik törenlerinde, gelinin yardımcıları olan nedimeler eski zamanlarda, gelinin korumasız olması halinde bir şeytanın içine girerek onu hareket ettirebileceğine ve mutlu bir ortamı bozabileceğine yönelik bir batıl inançtan dolayı onu korumak ve gizlemek için bulunurdu.24

Hamile kadınların ise direnmesi zor ve garip isteklerinin olabileceği bugün bile bilinen bir durumdur. Gebe bir kadının elde edilmesi zor olan şeyleri istememesi için yanında bahsetmemek gerektiği söylenir. Nedeni ise hamile kadın istediğini alamadığı takdirde çocuğunun leke ile doğacak olmasıdır.25 Üstelik bu durumun kadının isteklerinin yoğunluğuna göre çocuğun cinsiyetini anlamayı sağladığı da söylenir. Kız bebekte kadın, çok daha fazla şey ister; çünkü dişiler, genellikle erkeklerden daha güçlü arzular taşırlar.26

Cenaze törenlerinde siyah giyinmek veya siyah bant takma geleneği bugün hâlâ vardır. Bilinmeyen nedeni ise ölen kişinin ruhunun yeryüzüne geri dönmesini engellemektir. Avrupa’nın bazı yerlerinde kocası ölen kadınlar, eşlerinin ruhları kendilerine musallat olmasın diye tam yedi yıl boyunca siyah giymek zorunda olduklarını hissederlerdi. Siyah giymenin ölüler tarafından görünmeyi engellediğine inanılırdı.27

Bazı Pagan kökenli törenler de Hristiyanlık içerisinde yerini almıştır. Bunlardan biri Cadılar Bayramı olarak bilinir. Aslı Samhain adlı ölülerin anıldığı ve kış hazırlığı olarak da görülen gündür. Samhain'de, ölüler diyarı ile yaşayanların dünyasını ayıran perdenin en inceldiği zaman olduğu inanışı vardır. Bu, Ruh Dünyası ile etkileşim kurmanın en iyi zamanıdır. Samhain, 31 Ekim’de gerçekleşirdi.28 Bu tarih,  günümüzde Cadılar Bayramı’nın kutlandığı gündür.

En yaygın kutlama ise Noel’dir. Hz. İsa’nın doğumunun kutlandığı bugün tesadüftür ki paganlar da “Yule” olarak da bilinen Kış Gündönümünün kutlandığı ay yani Aralık’ta kutlanır.29 Ancak gerçek şu ki Hz. İsa’nın doğum günü tam olarak bilinmemektedir.İncil’in hiçbir yerinde net bir tarih yoktur. Erken dönemlerde Hz. İsa’nın kutsal hayatının, Ürdün’ün kutsal sularında Yahya'nın o'nu vaftiz etmesiyle başladığı kanısı yaygındı. II. yüzyılda Hristiyanlar, onun vaftiz edilişini anmak istediklerinde antik geleneklerin etkisinde kalarak 6 Ocak’ı doğum günü olarak seçtiler. Bugün hala Hristiyanlığın farklı mezheplerinde 6 Ocak Hz. İsa’nın doğum olarak kabul edilir.30 Ancak daha sonra Kilise tarafından bir pagan bayramı olan ve insanların alışkanlıklarından silinemeyen “Yule”, Hz. İsa’nın doğumu olarak kutlanan tarih haline getirilmiştir.31

Sapkın Gruplar

İkinci gruptaki batıl inançlar ise Orta Çağ’ın karanlık olarak yorumlanmasında etkili olan inanışlardır. XI. yüzyıldan itibaren Hristiyan otoriteler kendi topluluklarında sapma ve hata aradıklarında, putperest kaynaklı batıl inançlarda değil, bunu çoğunlukla sapkın gruplarda bulmuştur. Bazen batıl inançları olanlar olarak etiketlenseler de sapkınlar önceki yüzyılların sözde batıl inançlılarından niteliksel olarak farklıydı. Çünkü ciddi batıl inançlar bile yanlış şekilde de olsa inanca dayandırılabilirdi. Öte yandan sapkınlık temel Kilise doktrinlerinin kasıtlı olarak reddedilmesi anlamına gelmektedir. Din görevlileri, batıl inançları çoğu zaman doğru öğretimin eksikliğinden kaynaklanan bir aptallık olarak görmelerine rağmen, sapkınlığı araştırmak, ortaya çıkarmak ve ortadan kaldırmak için çaba gerektiren çok daha kasıtlı ve dikkat çekici bir sapma biçimi olarak görüyorlardı.32

Nitekim insan ırkının zayıflığı ve onun ahlaksızlığı olarak görülen bütün batıl inançlara maruz kalmak, dinsiz yaşamaktan daha iyi görülmektedir. İnsanoğlu daima bir dayanağa ihtiyaç duymuştur. Bu nedenle Panlara, Elflere veya su perilerine kurban vermek saçma olmasına rağmen, tanrının bu fantastik yansımalarına ibadet etmek, ateizme dalmaktan çok daha makul ve faydalı kabul edilirdi. Zira “Tartışmacı, şiddetli ve güçlü bir ateist, kana bulanmış batıl bir insan kadar büyük bir beladır” der Voltaire. Ancak yine de güçlü batıl inanışların insanları ateistliğe yönelttiği gibi bir korku furyası da oluşmuştur. İşte bu korku, Kiliseyi Heretiklere yani sapkın gruplara karşı yürütülen bir savaşa itmiştir. 33

Sapkınlık olarak kabul edilen ilk batıl inanç ise büyüdür. Aslında birçok masum kabul edilebilen batıl inancın içinde bile yer alan büyü, sapkın görüntüsünü onu icra eden kişinin şeytanla olan ilişkisinden dolayı almıştır. Hristiyanlığın büyücülükle mücadelesi oldukça erken bir dönemde, bizim tanıdığımız formda, bir ortaçağ icadı olan şeytan kavramı etrafında kaynaşmaya başlamıştır. 34 Şeytanla işbirliği öğretisinin kurucusu olan Kilise babası Aurelius Augustinus bunu başlatan ilk isimdir.35

Sihirli terimler, mucizeler, cadılar, hayaletler, kehanetler, batıl inançların yarattığı ve büyüdüğü, bireylerin yanı sıra toplum barışını da rahatsız eden çeşitli formlardan bazılarıdır. Büyücülük sanatı ise şeytani olan inançların belki de en korkuncudur; çünkü kesinlikle dünyada din tarihinin en saçma olayıdır.36

Ancak yine de Orta Çağ Avrupa’sında büyüyü salt kötü olarak yorumlayamayız. Ak büyü olarak bilinen büyüler daha çok hayatı, üretkenliği ve mülkiyeti korurken, kara büyü hastalıklara, ölüme ve felakete neden olmaktaydı.37 Orta Çağ Avrupa’sındaki entelektüellerde büyüyü iki tür olarak yorumlamaktadır. Doğal büyü ve Demon büyüsü. Doğal büyü daha çok bilimle ilişkiliydi. Demon büyü ise dinin saptırılmış bir uzantısıydı. Ayrıca dualar da şeytana yönelme şekliydi. 38 Zaten Kilisenin mücadele ettiği de buydu.  

Cadılık, başlangıçta Katharosçular ve benzeri yeni bir heretik grup olarak kabul edilmiştir. 1508 tarihli eseri Tractatus de Strigiis’de engizitör Bernhard von Como, yeni bir tarikat olarak cadılığın 150 yıldır varlığını sürdürdüğünü ifade etmiştir. Batı kaynağını halk söylemlerinden alan masal cadısının varlığı ise çok eskilere gitmektedir. Yeni cadı kavramı ise kendisinden önce var olan tüm doğaüstü güçlerden ayrılmaktadır. Cadı, şeytanla işbirliği içinde Katolik dünyasına karşı kurulmuş bir komplonun içinde yer almaktadır.39

Batıl inançların büyücülük ile ilişkilendirilmesi, büyü ile uğraşanların bir dinsel sapkın veya suçludan çok daha ağır işkence görmesine neden olmuştur. Üstelik bunlar, sıradan işkencelerden farklıdır. Cadıların şeytanın gizli işaretini taşıdığına inanıldığından bu işaretlerin araştırılmasında yalnızca büyücülükle suçlananlara uygulanan farklı bir işkence biçimi oluşturulmuştur.40 En çok uygulanan işkenceler arasında parmakların çekiçle ezilmesi, kerpeten, pense gibi aletlerle göğüs uçlarının kesilmesi bulunmaktaydı. 41

Hristiyanlık döneminde Katolik inancının bastırdığı dinsel eğilimlerin tümünün cadılıkla ortaya çıktığı görüşü hâkimdir.42 Cadılık inançlarının merkezinde de şeytan figürü yer alır.43

Her ne kadar büyünün hem erkekler hem de kadınlar tarafından uygulandığı kabul görse de kadın düşmanlığı, bu korkunç varlığı kadınlarla özdeşleştirme eğilimindedir. Hristiyan dünyasında şeytan ile birlik, ancak bir kadın tarafından gerçekleştirilebilirdi.44

Bu nokta da Cadı Avcılarının el kitabı olan “Malleus Maleficarum”da da yer alan sorular ve yazarlar tarafından verilen cevaplar, şeytan ve kadın birlikteliği hakkında bilgiler vermektedirler: “Şeytanla İlişkiye giren cadılara ilişkin, neden özellikle kadınlar, kötü batıl itikatlara bağımlıdır? … Evvela kadınları ele alalım; öncelikle böylesine bir ihanet eden erkekler yerine daha kırılgan bir yapıya sahip olan kadınlar da daha yaygındır…”45 Yine Papa II. Pius’un “ Kadın gördüğünde dur ve düşün; O,bir şeytan olabilir” sözü de kadınların Orta Çağ Hristiyan dünyası için nasıl göründüğüne bir kanıttır.46 Bütün bu söylemler ise en nihayetinde cadılık üzerinden bir cinsiyetin kötü damgası yemesine ve yok edilmek istenmesine neden olmuştur. 1484 yılında yayınlanan papalık fermanı ile ise 150 yıl süren ve 30,000 cadıyı yakan bir Haçlı Seferi hareketine neden olmuş cadı algısı ile kadınlar masum olup olmadıklarına bakılmaksızın öldürülmüştür.47

Yani yüzlerce cildi dolduran büyücülük konusu,  büyük bir batıl inancın sadece bir koludur. Ancak hem Katolik hem de Protestan Kilisesi yüzyıllar boyunca büyücülüğü kınamış ve kötülüğün en büyük biçimlerinden biri olarak mümkün olan her yolla ondan kurtulmaya çalışmıştır.48

Batıl inançların doğurduğu kabul edilen sapkın gruplarda Kilisenin gazabına uğrayan kesimdendir. Ancak burada şöyle bir konuya değinmek lazımdır ki; Kilisenin sapkın grup olarak nitelediği her grubun batıl inanç olarak görülmesinde büyünün etkisi yoktur. Birçoğu sadece gerçek Tanrı’ya uygunsuz ibadet veya putperestlik açısından bu kategoride yer almıştır. Örneğin Ariusçuluk, Hz. İsa’nın tanrısallığını inkâr ettiği ve Kilisenin sağladığı birliği bozduğu için sapkınlık olarak görülmüştü.

İşte bu sapkınlık hareketleri, bu dönemde heretik olarak adlandırılan grupların ortaya çıkışını hızlandırmıştır. Ve bu heretik gruplar, Katolik öğretisine aykırı olan her şeye karşı çıkmışlardır. Bir nevi bu hareketler, yeni fikirsel akımlara da zemin hazırlamıştır. Bu heretik grupları şöyle sıralayabiliriz: Gnostikler, Albililer, Katharlar, Bogomiller, Valdocular vb. gibi.50

Katolik Kilise, bu gruplara karşı çeşitli yaptırımlar uygulayarak ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Örneğin; Heretik olduğu kesinleşenler için İngilizlere özgü bir ceza kıyafetlerine odun demeti işareti dikmek caydırıcı cezalardan biriydi. Mükafat verme sistemi ile de Heretiklikten vazgeçenler ödüllendiriliyordu.51 Ancak yasaklamalarla sindiremediği bu gruplara karşı en nihayetinde şiddet içeren yaptırımlarda bulunmuştur. Heretik olduğu düşünülen kişilere sorgulanmaları süresinde suçlarını kabul etmelerine neden olacak işkenceler yapılırdı. Çarmıha germek, sıkıştırarak öldürmek, dağlamak, en gözde ceza ise diri diri yakmaktı.52 Bütün bu ceza sisteminin dışında ise Kilise öncülüğünde toplu katliamlarda yaşanmıştı. Bunlardan belki de en kanlısı Katharlara uygulanan ve Avrupa tarihinde ilk “jenosid” yani soykırım olarak geçen olaydır. 1209 yılında yapılan ve Albi seferi olarak bilinen bu sefer sonucunda Beziers kasabasında 15.000 kişi- ki buna kadın ve çocuklarda dahil- katledilmiştir. Üstelik bu sefere katılımı arttırmak için insanlara Papa III. Innocent tarafından Haçlı Seferlerine katılanlar gibi tüm günahlarının affedileceği ve bol miktarda ganimet elde edilecekleri şeklinde vaatler sunulmuştu. 53

Bütün bu yargı-ceza düzenini Papalık adına yürüten 1233 tarihinde kurulan Engizisyon mahkemeleriydi. Engizisyon, bir nevi Kilise ve din adamlarının güven kaybına uğradığı Haçlı seferlerinden sonra Hristiyanların dinlerini savunma refleksi geliştirdikleri etkenin açık bir sonucudur.54 VIII. Innocent döneminde özellikle Dominiken keşişlerinden seçilen Engizisyon hâkimlerine tutuklama ve yargılama yetkisi veren prosedürlere dayanan Engizisyon, din adamlarını hizada tutmanın bir yöntemi olarak başlarken Avrupa’nın karşıt görülen tüm kesimlerini kontrol eden bir araca haline dönüşmüştür.55

Sonuç olarak; günlük hayatı etkileyen en masum inanışların içinde bile yer alan şeytan korkusu, Kilisenin güç savaşıyla bir araya gelerek Orta Çağ Avrupa’sını bir katliam sahnesine çevirmiştir. Ancak etkiye tepki sonucu doğan bir yenileşme ve iyileşmenin de izlerini taşımaktadır. Bütün bunlar, gösteriyor ki ilahi olarak kabul edilen bazı dogmalara aykırı olan her şey heretikliktir. Ve bu nokta da Voltaire’in şu sözü akla gelmektedir:  “İnsanoğlu, ilahi olana dair sağlam fikirlere sahip değilse yanlış fikirler zihnini her zaman meşgul eder.”56

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Gülnur Özer
  • gulnursen17@hotmail.com

Doktora Öğrencisi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi

Dipnotlar

1 Ali Murat Yel, “Hurafe”, TDV İslam  Ansiklopedisi, c.18, Diyanet vakfı yay., İstanbul, 1998,s.381.

2J.Wilhelm, “Superstition”, Catholic Ansiklopedisi, C.14, The Encylopedia yay, New York 1913,s.340.

3 J.Wilhelm, “Superstition”, Catholic Ansiklopedisi, ,s.340.

4Kitabı Mukaddes'in Deuterokanonik Apokrif Kitapları, “Bilgelik Kitabı 13:1-2” Kitab-ı Mukaddes yay., 1987.s.83

5J.Wilhelm, “Superstition”, Catholic Ansiklopedisi,s.340.

6 Michael D. Bailey, “Concern over Superstition in Late Medieval Europe”, Past and Present, 2008,s.118

7Saint Augustine, Teaching Christianity(De Doctrina Christina) 1/11, (çev. Edmund Hill), New City yay,.New York,2003, s.144

8Gülnur Özer, Ortaçağ Avrupa’sının Çehresini Değiştiren Batıl İnançlar,(Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitiüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2017,)s.3.

9 Marc BlochFeodal Toplum,(Çev. Mehmet Ali Kılıçbay),Doğubatı yayınları, Ankara,2005, s.118

10 Peter Lorie, Batıl inançlar, Milliyet yayınları,1997,s.18.

11John Dowling,The History Of Romanies:From The Earliest Corruptions Of Christianity To The Present Time ,New York, 1845,s.106

12 Eloise Mozzani,”Batıl İnançlar Kitabı”,Doğubatı Dergisi, (Çev.Oğuz Adanır),S.84,Ankara 2018 ,s.16.ss.11-23

13 Chloe Rhodes, Modası Geçmiş Batıl İnançlar Kitabı, Kara kediler, Kem Gözler , (Çev.Bahar Uulukan),Doğan Kitap,İstanbul,2012,s.11.

14 Judith Viorst, Love&Guilt&the Meaning  Of the Life Etc., Simon & Schuster yay., New York 1979,s.43.

15 Lady Wilde, Ancient Legends Of Ireland, Chatto&Windus, London,1902,s.204.

16Andrew Nyakupfuka,Superstition Diverstiy,Superstitions,Witchcraft,Taboos and Legends, Balboa Press,United States, 2012,s. 11.

17Samuel Bulfinch Emmons,The Spirit Land,King&Baird, Philadelphia,1859,s.24.

18Clifton Johnson, What The Say In New England, Lee and Shepard Publishers, Boston,1896,s.105.

19 William Carroll,Superstitions 10,000 you really needCoda Publications,U.S.A, 1998,s.4

20 Max Cryer,Superstitions and why we have them,Exisle Publishing, New Zealand,2016,s.67.

21 Peter Lorie, Batıl inançlar,s.116.

22 Peter Lorie, Batıl inançlar,s.116.

23 Max Cryer,Superstitions and why we have them, s. 23.

24 Max Cryer,Superstitions and why we have them,s. 28.

25 Madeleine Jeay Kathleen Garay ,The Distaff Gospels: A First Modern English Edition Of Les Évangiles Des Quenouilles ,Broadview Press ,Canada, 2006,s.95

26  Madeleine Jeay Kathleen Garay,The Distaff Gospels: A First Modern English Edition Of Les Évangiles Des Quenouilles,s.38.

27 Peter Lorie, Batıl inançlar, s.242.

28Dana D.Eilers, The Practical Pagan, New Page Books Career Press,2002, s.22

29 Dana D.Eilers, The Practical Pagan, s.22

30 Arthur Weigall,Hristiyanlığımızdaki Putperestlik,Ozan yayıncılık,İstanbul,2002,s.138. 

31 Erhan Altunay, Kadim Cadılık Öğretisi, Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul,2012,s.54.

32Michael D. Bailey, “Concern over Superstition in Late Medieval Europe”, s.120.

33 Voltaire, Treatise on Tolerance, (Düz. Simon Harvey), Jonathan Bennett  yay. 2017, s.42

34 Jean-Claude Schmitt, “Magic and Folklore, Western”,Dictionary of the Middle Ages,(Ed.Joseph R.Strayer),volume 8,Scribner,New York,1987,s.26.

35 Haydar Akın, Çocuk Cadılar ve Çocuk Cadı Avı, Phoenix, Ankara,2010,s.72.

36Howard Williams, The Superstition Of Witchcraft,London,1865,,s. 5.

37Haydar Akın, Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı, Phoenix, Ankara,2011,s.71-72.

38Richard Kieckhefer, Ortaçağda Büyü(Çev.Zarife Biliz),Alfa Basım Yayın,İstanbul,2016,s.30.

39Haydar Akın,” Cadıların Çekici”, Virgül dergisiYapı Kredi Yayınları, S.10,İstanbul, 1998,s.38.

40 George Ryley Scott, İşkencenin Tarihi, (Çev. Hamide Koyukan ),Dost Kitabevi Yayınları, Ankara,2001,s. 111.

41 Pınar Ülgen,Kadınlar ve Cadılar, Yeditepe yay.,İstanbul 2018,,s.56.

42 W.b.Crow, Büyünün Cadılığın ve Okültizmin Tarihi,(Çev. Fulya Yavuz), Dharma yayınları, İstanbul, 2006,s.255.

43Lois Martin, Cadılığın Tarihi,(Çev. Barış Baysal), Kalkedon yayınları, İstanbul,2009,s.17.

44 Umberto Eco, Çirkinliğin Tarihi,(Ed.Tankut Gökçe),Doğan Kitap, İstanbul, 2007,s. 203

45 Heinrich Kramer ve James Sprenger, Malleus Maleficarum,(Çev.)Aysu Polat,Artes yay.,2018,s.110

46 Pınar Ülgen, Kadınlar ve Cadılar, s.14.

47 Pınar Ülgen , “ Tarihteki En İlginç Haçlı Seferi: Cadılığa Karşı Düzenlenen Haçlı Seferi”, Cappadocia Journal of History and Social Sciences, c.5,2015, s.180.

48 Georgiana Hill, Women In English Life, Ordinary To Der Majesty,London,1896,s.261

49Malcolm LambertOrtaçağda Dinsel Sapkınlıklar,(Çev. Erdem Gökyaran),Kabalcı Yayıncılık, İstanbul,2015,,s.43.

50 Ayrıntılı bilgi için bakınız: Malcolm LambertOrtaçağda Dinsel Sapkınlıklar,(Çev. Erdem Gökyaran),Kabalcı Yayıncılık, İstanbul,2015.

51 Banu Çetin Ünal, “Avrupa’nın Felaketler Yüzyılında Bir Devrimci Olarak John Wycliffe’in Etkisi”,Ortaçağ Araştırmaları Dergisi, C.2,S.1,2019,s.84.

52George Ryley Scott, İşkencenin Tarihi, (Çev. Hamide Koyukan ),Dost Kitabevi Yayınları, Ankara,2001,s.169-180.

53 Pınar Ülgen, “Orta Çağ Avrupasında Popüler Korku Hikayelerle Heretik İnançlar, “Uluslararası Multidispliner Akademik Çalışmalar Sempozyumu Tarihten İzler, Kemer 2018, s.124.

54 Ziya Paşa, Engizisyon Mahkemeleri, İlk Harf Yayınları, İstanbul, 2011,s.20.

55 Sean Martin,  Ortaçağda Avrupa'da Alevi Hareketi Katharlar,(Çev. Barış Baysal ), Kalkedon Yayıncılık, İstanbul,2009, s.96.

56Voltaire, Treatise on Tolerance, s.41

 

Kaynakça

Akın, Haydar,  Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı, Phoenix, Ankara,2011.

Akın, Haydar, “ Cadıların Çekici”, Virgül dergisi, Yapı Kredi Yayınları, S.10,İstanbul, 1998.

Akın, Haydar, Çocuk Cadılar ve Çocuk Cadı Avı, Phoenix, Ankara,2010.

Altunay, Erhan, Kadim Cadılık Öğretisi, Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul,2012.

Bailey, Michael D., “Concern over Superstition in Late Medieval Europe”, Past and Present , 2008, ss.115-133.

Bloch, Marc, Feodal Toplum,(Çev. Mehmet Ali Kılıçbay),Doğubatı yayınları, Ankara,2005.

Carroll, William, Superstitions 10,000 you really need, Coda Publications,U.S.A, 1998.

Crow, W.b.,Büyünün Cadılığın ve Okültizmin Tarihi,(Çev. Fulya Yavuz), Dharma yayınları, İstanbul, 2006.

Cryer, Max, Superstitions And Why We Have Them,Exisle Publishing, New Zealand,2016.

Çetin Ünal, Banu, “Avrupa’nın Felaketler Yüzyılında Bir Devrimci Olarak John Wycliffe’in Etkisi”,Ortaçağ Araştırmaları Dergisi, c.2,S.1,2019,ss.80-94.

Dowling, John,  The History Of Romanies:From The Earliest Corruptions Of Christianity To The Present Time ,New York, 1845.

Eco, Umberto ,Çirkinliğin Tarihi,(Ed.Tankut Gökçe),Doğan Kitap, İstanbul, 2007.

Eilers, Dana D.,  The Practical Pagan, New Page Books Career Press,2002.

Emmons, Samuel Bulfinch, The Spirit Land,King&Baird, Philadelphia,1859.

Hill, Georgiana,  Women In English Life, Ordinary To Der Majesty,London,1896.

Jeay  Madeleine ve Kathleen Garay ,The Distaff Gospels: A First Modern English Edition Of Les Évangiles Des Quenouilles ,Broadview Press ,Canada, 2006.

Johnson, Clifton,  What The Say In New England, Lee and Shepard Publishers, Boston,1896.

Kieckhefer, Richard, Ortaçağda Büyü(Çev.Zarife Biliz),Alfa Basım Yayın,İstanbul,2016.

Kitabı Mukaddes'in Deuterokanonik Apokrif Kitapları, “Bilgelik Kitabı 13:1-2” Kitab-ı Mukaddes yay., 1987.

Kramer ,Heinrich ve James Sprenger, Malleus Maleficarum,(Çev.)Aysu Polat,Artes yay.,2018.

Lady Wilde, Ancient Legends Of Ireland, Chatto&Windus, London,1902.

Lambert, Malcolm, Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar,(Çev. Erdem Gökyaran),Kabalcı Yayıncılık, İstanbul,2015.

Lorie, Peter,  Batıl inançlar, Milliyet yayınları,1997.

Martin,  Sean, Ortaçağda Avrupa'da Alevi Hareketi Katharlar,(Çev. Barış Baysal ), Kalkedon Yayıncılık, İstanbul,2009.

Martin, Lois, Cadılığın Tarihi,(Çev. Barış Baysal), Kalkedon yayınları, İstanbul,2009.

Mozzani, Eloise, “Batıl İnançlar Kitabı”,Doğubatı Dergisi, (Çev.Oğuz Adanır),S.84,Ankara 2018 ,ss.11-23.

Nyakupfuka, Andrew, Superstition Diverstiy,Superstitions,Witchcraft,Taboos and Legends, Balboa Press,United States, 2012.

Özer, Gülnur, Ortaçağ Avrupa’sının Çehresini Değiştiren Batıl İnançlar,(Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitiüsü,Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2017,).

Rhodes, Chloe,  Modası Geçmiş Batıl İnançlar Kitabı, Kara kediler, Kem Gözler , (Çev.Bahar Uulukan),Doğan Kitap,İstanbul,2012.

              Saint Augustine, Teaching Christianity(De Doctrina Christina) 1/11, (çev. Edmund Hill), New City yay,.New York,2003.

Schmitt, Jean-Claude, “Magic and Folklore, Western”,Dictionary of the Middle Ages,(Ed.Joseph R.Strayer),volume 8,Scribner,New York,1987.

Scott, George Ryley, İşkencenin Tarihi, (Çev. Hamide Koyukan ),Dost Kitabevi Yayınları, Ankara,2001.

Ülgen, Pınar,  “ Tarihteki En İlginç Haçlı Seferi: Cadılığa Karşı Düzenlenen Haçlı Seferi”, Cappadocia Journal of History and Social Sciences, c.5,2015, ss. 188-206.

Ülgen, Pınar,  Kadınlar ve Cadılar, Yeditepe yay.,İstanbul 2018.

Ülgen, Pınar, “Orta Çağ Avrupasında Popüler Korku Hikayelerle Heretik İnançlar, “Uluslararası Multidispliner Akademik Çalışmalar Sempozyumu Tarihten İzler,Kemer 2018, ss.121-131 .

Viorst, Judith, Love&Guilt&the Meaning  Of the Life Etc., Simon & Schuster yay., New York 1979.

Voltaire, Treatise on Tolerance, (Düz. Simon Harvey), Jonathan Bennett  yay. 2017.

Weigall,Arthur, Hristiyanlığımızdaki Putperestlik,Ozan yayıncılık,İstanbul,2002. 

Wilhelm,  J. “Superstition”, Catholic Ansiklopedisi, C.14, The Encylopedia yay,New York 1913, ss.339-341.

Williams, Howard, The Superstition Of Witchcraft,London,1865.

Yel, Ali Murat,  “Hurafe”, TDV İslam  Ansiklopedisi, c.18, Diyanet vakfı yay., İstanbul, 1998.

Ziya Paşa, Engizisyon Mahkemeleri, İlk Harf Yayınları, İstanbul, 2011.

 

DİĞER MAKALELER
Orta Çağ Avrupa Toplumundaki Batıl İnançların, Orta Çağ’ın Karanlık Olarak Görülmesindeki Etkileri
Osmanlı Tarihi
Elmalılı Hamdi Yazır: Sultan Abdulhamid’in Tahttan İndirilişinde Bir İslâm Alimi

Osmanlı son dönem alimlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır(d. 1878/ö. 1942), bir geçiş dönemi alimi ve siyasetçisi olarak, hem Osmanlı Devleti’nin yıkılışına, hem de Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş bir şahsiyettir. Halk nazarında ise daha çok Hak Dini Kur’an Dili adlı meşhur tefsiriyle bilinir. Meşrutiyet idaresini destekleyerek Sultan II. Abdulhamid devrindeki siyasî duruşunu da ortaya koyan Elmalılı Hamdi, II. Meşrutiyet’in ilk meclisine Antalya mebusu olarak girmiş ve Sadrazam Damad Ferit Paşa’nın ilk hükümetinde, Evkâf Nâzırlığı yani günümüz ifadesiyle Vakıflar Bakanlığı yaptı(1918-19). Bununla birlikte Elmalılı Hamdi Yazır, dönemin İslâm halifesi ve Osmanlı padişahı II. Abdulhamid’in tahttan indirilme fetva müsveddesini kaleme alarak ve meclis kürsüsünde okuyarak söz konusu hal/tahttan indirme olayında etkili oldu. Onun, “Hayatımda yaptığım en büyük hata, Sultan Abdulhamid’in hal’ine karışmamdır.” şeklindeki ifadeleri, o dönemde karıştığı bu olaydan duyduğu pişmanlığı göstermesi açısından önemlidir. Fakat burada şu hususu da özellikle belirtmeliyiz ki, onun siyasî anlamda içerisinde bulunduğu bu tercih, günümüzün en güvenilir tefsirlerinden biri olan eserini ve ilmî kimliğini gölgeleyemez. Yazımız, meşhur müfessir ve siyaset adamı Elmalılı Hamdi Yazır ve Sultan II. Abdulhamid’in hal’inde yani tahttan indirilişinde oynadığı rol üzerine olacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun