Kilise'de Kaos-Büyük Schisma

Kilise'de Kaos-Büyük Schisma

13.-14. yüzyıl Orta Çağ döneminde Hristiyan dünya ciddi bunalımlar yaşıyordu. Bu dönem içerisinde birbirine rakip olan, amansızca çekişen Hristiyan devletler birbirlerini karşılıklı olarak aforoz edip ötekileştirmenin gücünü arttırırken, inançsal bir bütünlük yaşayamamanın sancılarını çekiyordu. Orta Çağ Avrupası’ndaki dini ve siyasal gerilim çeşitli bunalımları beraberinde getirirken, bu gergin ipin kopması uzun sürmedi. Doğu ve Batı Kiliselerinin birbirinden ayrılarak “Schisma” denen süreç yaşandı.

“Extra ecclesiam nulla salus" (Kilisenin dışında hiçbir çözüm yoktur, bu bir kuraldır.)1

Genel olarak bakıldığında kilise, önemli bir kurumdu. Burada ortaya çıkacak olan herhangi bir karmaşa büyük bir etki yaratabiliyordu. XIV. yüzyıla gelindiğinde ise Kilise ve Papalık açısından da sorunlu bir yüzyıl ile karşılaşılmaktadır. Ancak İmparatorluk ile Papalığın yaşadığı bu karmaşık döneme XIV. yüzyılın başlarında gerçekleşen dört önemli olay eşlik etti. Bunlar, Fransa kralı tarafından Papa üzerine uygulanan saldırı, Papalığın Avignon’a taşınması, Templarların bastırılması, Pastoureaux yükselmesi gibi olaylardır. Tüm bu olaylarla birlikte XIV. yüzyıl krizinin bir diğer parçasını da Papalık krizi denilebilecek olaylar oluşturmaktadır.  

Büyük Schisma

Kilisede hissedilmeye başlanan bu karmaşık sürecin en önemli olaylarından biri Fransa Kralı IV. Philip tarafından VIII. Boniface üzerine oynanan saldırıdır. Bu konu, Papa’nın rızası dışında papaz geliri hakkında Kral Philip’in vergi icralarındaki artışa ve Papalık otoritesine karşı olmakla birlikte geçici olmuştur. “Clericos Laicos” fermanında 1296 yılında bir papazın vergi ödemesi yasaklanmıştır. Boniface, İsa’nın papaz olarak evrensel kurala göre Papalık iddiasına bir tehdit olarak Papa’ya itaat ve krallarına bağlılık arasında tereddüt etmek konusunda rütbeli din adamlarının eğilimini arttırmada tanımıştır. Bunlara rağmen Boniface, 1302 yılında ikinci bir ferman olarak  “Unam Sanctam” fermanını yayınlamıştır.

Orta Çağ’ın sonlarında Papalık, VIII. Bonifacius’tan (1294-1303), sonra daha bağımlı ve sürgün konumuna düştü. VIII. Bonifacius, “son Orta Çağ Papası” olarak adlandırılmaktadır. Bu arada münzevi Piero del Morrone’den (V. Celestinus) sonra seçilmiş ve onun Papalıktan indirilmesini istemiş ve sonra ömür boyu hapsettirmiştir. Ailesi Gaetanileri zenginleştirmiş, rakipleri Colonnaları yoksullaştırmış ve Akşam Duası Savaşlarının sonunda Anjouluları Sicilya’nın başına tekrar geçirmek için uğraşmıştır. Bunun yanı sıra dini hukukun üçüncü bölümü olan Sexus’u (1298) tamamlattırmıştır. 1300 yılında ise bir jübile yılı fikri ortaya atarak, Roma’ya akın edecek bir milyon hacı­nın günahlarının affedileceğini duyurdu. Unam Sanctam fermanı (1302) ile hiçbir yaratığın onsuz selamete erişemeyeceği iddiasını savundu. Bu fermanın özelliği, Papalığın üstünlüğü hak­kında aşırı ifadeler içermesidir. Ama buradaki önemli nokta, Unam Sanctam fermanından dolayı Fransa ile çıkar çatışması yaşanmasıdır. Sonrasında da Fransa kralı­nın adamları tarafından memleketi Anagni’den kaçırılmış ve sonrasında da ölmüştür. Floransa elçiliği sırasında Roma’da Dante, Bonifacius için “yeni ikiyüzlülerin prensi” adını takmıştır.2

İşte Hristiyanların XIV. yüzyılda yaşadığı kriz dönemine sebep olan bir diğer önemli olay da öncesinden bahsetmeye çalıştığımız Kilise birliğinin parçalanması yani “Büyük Bölünme”dir. Bu dönemde Roma halkını 1300 yılındaki jübileden sonra harap eden çatışmalar ortaya çıktı. 1305 yılında seçilmiş ve Lyon kentinde taç giymiş Bordeaux Başpiskoposu Fransız Papa V. Clement, Roma’ya gitmemiştir.Bu durum, bir sonraki yüzyıl St. Peter bazilikasındaki odaklanma ile birlikte Papalığın 1308 yılında Avignon’a hareketiyle değişmeye başlamıştır.4

Bu sırada Aziz Louis’nin torunu Güzel Philippe, değeri düşük para bastırıp çıkarttığı çeşitli vergilerle ün kazanmaya başladı. Papalıkla çıkar çatışmasına girmesi ve de Anagni olayının ortaya çıkması para bastırma olayıyla başlamıştır. Daha önceden Papa Bonifacius’un din adamlarının vergilendirilmesini engellemek için çıkardığı “Clericis laicos” fermanını görünce hemen yurtdışına her türlü para çıkışını yasakladı. Hatta bu noktada Tapınak Şövalyeleri’ne karşı uygulanan yasaklarla biten kan davaları, sürdürüldü. 1308-1312 yıllarındaki mahkemeler, şeytanla ve dinsizlerle birlik oldukları iddiasıyla yapılan suçlamalarla, işkenceyle alınmış itiraflarla ve sonunda kanuna uydurulmuş cinayetlerle yürütüldü. Buna verilebilecek en iyi örnek, Jacques de Molai’nin Paris’te bütün itiraflarını geri aldıktan sonra yakılarak öldürülmesi Avrupa tarihi açısından büyük bir leke olarak kabul edilmektedir.5 Buna rağmen Güzel Philippe, kendince yeni bir sistem kurmaya çalışmaktaydı. “Légistes’ yani hu­kuk danışmanlarından da yardım almaktaydı. En önemli sloganı, “Roma’nın “quod principi placuit legis habet vigorem”(kralı memnun eden her şey yasa gücündedir)” idi.6

Bu olayların Roma’ya ulaşmasına engel olmak için V. Clement, 1309 yılında Avignon’a yerleşmiştir. Bu kargaşalar, Papalığın “kötü sonu” olarak adlandırılmaktadır. Bu durum, Papaların V. Clement olarak 1305-1314 yılları arasında Papalık yapan Gaskonyalı Bertrand de Got ile başlayan Avignon’daki uzun sürgününe dönüşmüştür. Avignon’da Papaların Babilvari olan bu sürgünü 1309’dan 1377’ye kadar devam etmiştir.7

Fakat V. Clement’in selefleri hiçbir zaman Avignon’dan Roma’ya gitmemişlerdir. Ağır vergilerle finanse edilen kurumlar sayesinde görkemli bir Papalık sarayı inşa etmiş ve Hristiyanlık alemi için etkili bir yönetim oluşturmuşlardır. Burada dikkat çeken unsur, çeşitli Papalık kabul salonları ile bir cezaevinin Avignon Papalığını XIV. yüzyıl Avrupası’nın en başarılı monarşi yönetimine dönüştürmek için bir araya gelmiş olmasıdır. Avignon’un Hristiyanlık aleminin merkezinde olan coğrafi konumu, bu Papalıkla ilgili konulardaki başarılarını desteklemiştir. Bu dönemi etkileyen en önemli konu, aslında Roma’ya olan bağlılıktı. Bu nedenle de XIV. yüzyıl boyunca sadece kilise için değil, ruhban sınıfından olmayan kitle arasında da ifade bulmaya çalışmıştır. Bu arada istenen şey, Papalığın Roma’ya dönmesiydi. Bu istek doğrultusunda V. Urbanus, Roma’ya gitmek için Avignon’u terk etmiş; ama Roma’nın içinde bulunduğu bu durum, 1370 yılında tekrar Avignon’a dönmesine sebep olmuştur.8 Güzel Philippe’in V. Clement’i acımasızca baskı altına almasıyla başlayan bu sür­gün, Sienalı St. Catherine’in IX. Gregorius’u (1370-1378) Roma’ya döndürme kararıyla sona ermiştir.9

Papa V. Clement Roma’yı terk etttiği zaman, Fransa’da Avignon’da bir Papalık kurmuştu. Bu nedenle 1309-1377 dönemi, Avignon Papalığı olarak adlandırılmaktadır.

Ancak bu sırada Papa V. Urbanus, Roma’ya geri döndüğünde hala Avignon’a karşı bir takdir hissediyordu. Bu arada Papalık devletlerinde altmış beş yıldır bir kargaşa havası bulunuyordu. Papalık devletlerindeki kentler, kendi kendilerini yönetiyorlardı. Kuzeyde, Lombardiya kentleri Kutsal Roma imparatoru IV. Karl’ın müdahalesi olmadan bağımsız şekilde varlıklarını sürdürürken; Kral Karl, imparatorluğun eski “Regnum Italicum”undan ziyade Almanya ile ilgilenmekteydi.10

Buradaki karmaşık yapı içerisinde ilginç şekilde sürekli güçlenen bir aile vardı. O da Visconti ailesi idi. Kutsal Roma İmparatoru IV. Ludwig tarafından Ottone Visconti’nin yeğeni Mattea’nun torununu değişmez şekilde Milano Senyörü olarak atanmasıyla birlikte Visconti ailesi, Milano’nun siyasetine egemen oldu.11 Bu arada V. Urbanus, Visconti’yi Papalık devletlerinin işleyişine müdahale ettiği için aforoz etmiş ve Bernaba ile görüşmek için iki Papalık elçisini aforoz fermanıyla Bologna’ya göndermişti. Burada ilginç de bir olay da yaşanmıştır. Şöyle ki; Bernaba elçileri dinledikten sonra fermanı, parşömen, ipekli kurdele ve kurşun mühür de dahil olmak üzere onlara yedirtmiştir. V. Urbanus ise bunu kınamış; ancak Bernaba, ona cevap olarak “Bilmenizi isterim ki, kendi topraklarımda ben papayım, imparator ve kralım. Bizzat Tanrı bile benim irademe karşı bir şey yapamaz,” demiştir.12

Bunun üzerine V. Urbanus,  IV. Karl’a yardım için başvurmak zorunda kaldı. IV. Karl da bunu kabul etti ve 1368’de İtalya’ya girip Milano’ya doğru hareket ettiler. Her ne kadar İtalya’da çok popüler olmasa da, diğer Kuzey İtalya kentlerini Viscontilere karşı kolaylıkla bir araya getirebilirlerdi. Floransa, Padova ve Mantova, Viscontilerin yükselen bu gücünden rahatsızlardı. Ancak bu gücünü kullanmak yerine imparator, Viscontilerin kendisine haraç vermesini kabul ederek bu hareketten vazgeçmiştir. 13

IV. Karl, destek vermeyince V. Urbanus da hevesini kaybetmeye başlamıştı. Dolayısıyla bu durumlardan kaçıp Avignon’a gitmeye karar verdi. Kardinaller de onun bu isteğini biliyorlardı.  Mistik vahiyleriyle tanınan Fransisken rahibe Vadstenalı Birgitta Papalık sarayını ziyaret etmiş ve Tanrı’nın Annesi’nden doğrudan bir haber aldığını Papa’ya anlatmıştır. Meryem’in ağzından konuşarak, “Papa Urbanus’u dualarımla ve Kutsal Ruh’un uğraşı sayesinde Avignon’dan Roma’ya yönelttim. O, bana ne yaptı? Bana sırtını döndü… Kötü bir ruh, onu kandırıp bu kararı almasına neden oldu. İlahi çalışmasından yoruldu ve kendi fiziksel rahatlığını özlüyor” dedi. “Birgitta’nın kehanetine göre, eğer V. Urbanus, Avignon’a dönerse bir yıl içinde ölecekti”.14

Daha sonra V. Urbanus’un ölümüyle birlikte yerine ardılı Xl. Gregorius geçti.  Xl. Gregorius, kendi konumunun öneminin de farkındaydı; çünkü eğer Roma’ya dönmezse, Papalığın Papalık devletlerini kaybetme tehlikesinin olduğunu biliyordu. Bunun yanı sıra Visconti ailesiyle uğraşmak için de ne güç ne de zaman vardı. Bu yüzden Avignon’da Viscontilere karşı bir Lombardiya kentleri birliği oluşturmaya çalışmıştı. Bundan da bir sonuç alınamadı; çünkü Floransa fikrini değiştirmişti. Onlar, Papa’nın amaçlarından kuşku duydukları için Papalık devletlerine karşı Siena, Lucca ve Piza’ya katılmışlardır. Bu çatışma, İtalyanlara karşı Fransızlar, anavatanın yabancı bir Papa’ya karşı mücadelesi şekline dönüşmüştür.15

Sonunda onun selefi XI. Gregorius, 1378 yılında Papalığı kesin olarak Roma’ya geri getirmeyi başarmıştır. Ayrıca bazı aristokrat aileler arasında yaşanan rekabetler de kötü şekilde sonuçlanınca bu olaylar, sadece Roma’yı değil;  tüm Hristiyan dünyayı da etkilemiştir. Hatta Antikçağ Latin düşüncesinin yeniden doğuşunu teşvik etmiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki; XI. Gregorius’un Roma’ya dönüşü, ne kilise içinde barışı oluşturabilmiş ne de ciddi bir kriz başlatabilmişti. Ancak erken ölmesi, sonunda isyanın çıktığı bir Kardinaller toplantısına yol açmıştır. Böyle sıkıntılı bir ortamda seçilmiş olan VI. Urbanus, büyük bir düşmanlık oluşturmuştur. Hatta kardinaller toplantısında bir çoğunluk, onun seçilmesine karşı çıkmış ve yerine VII. Clement’i seçmiştir. Fakat VI. Urbanus, çekilmeyi reddetmiştir.16

XXII. Johannes’in ölümüyle birlikte de Avignon’daki papaların eski güç ve bağımsızlıklarını yeniden kazanma yönündeki çabaları da son buldu. XXII. Johannes’in bıraktığı en önemli miras, Papalığın idari ve mali işleyişinde yaptığı yeniliklerdi. Fakat Papalığın giderek artan ticari etkinliği, beraberinde paraya olan ihtiyacı da arttırmıştı. Lükse düş­kün olsunlar ya da olmasınlar Papalar kendilerini bir enflasyon döngüsünün içinde bulmuşlardı. Papalığın müda­haleleri ve “günahkâr şehir” olarak adlandırılan Avignon hakkında şikayetler artmıştı. Ekonomik gerileme karşısında kaynak sıkıntısı çeken ve kilisenin zen­ginliklerinden yararlanmak isteyen hükümetler ile Papalık arasında gayr-ı resmi antlaşmalar yürürlükteydi. Böylece karşılıklı çıkar ilişkisine dayalı bir sistem oluşmuştu. Ayrıca Papalığın merkezileşmesi, bazı hoşnutsuzlukları da beraberinde getirmişti. Dindar kesim, Papaların Avignon’da değil, Petrus ve Paulus’un mezarlarının bulunduğu Roma’da olmaları gerektiğini düşünmekteydi. Kardinaller, elektörlerin yetkilerini savunarak papaların gücünü sınırlandırmayı amaçlayan bir oligarşi oluşturmaya başlamışlardı. Bürokrasideki bu uzmanlaşma, Papalığın Avignon’da maruz kaldığı itibar kaybını onarmaya yetmemiştir.17

Böylece VI. Urbanus’a karşı oluşan tepki ve kardinaller arasındaki bölünmeler parçalanmaya yol açtı. Dolayısıyla artık iki Papa vardı: Avignon’da VII. Clement ve Roma’da VI. Urbanus. Gerçekte her iki taraf da birbirini aforoz etmişti. Ve şöyle bir tablo ortaya çıkmış oldu. Geçmişte Papalığın sorumlu tutulduğu her türlü suiistimal daha da yaygınlaştı. İki tarafta da reformcu olmaktan ziyade savaşçı ve diplomat kişiler arasından seçilen Papalar, karşı taraf üzerinde zafer kazanmayı her şeyin üstünde tutmaya başlamışlardı.18

Böylece aynı Papalık makamında iki Papa olmuştu. Bunlar,  Roma’da İtalyan VI. Urbanus ve Avignon’da Cenovalı VII. Clement’tir. Aslında bu durumda her ikisi de bölünmüş olan Hristiyan dünyanın farklı parçalarını harekete geçirmiştir. Fransa, Avignon, Kastilya ve İskoçya Avignon’a bağlıydı. İtalya, İngiltere ve Germen İmparatorluğu ise Roma’ya bağlıydı. Her iki Papa da ayrı kardinaller tarafından desteklenmişlerdir.19

Papalık ad olarak VII. Clement’i benimsedi ve Avignon’a geri döndü. Papalığın Fransa’daki sürgünü artık farklı bir şekil almaya başladı. İkili Papalık, biri Roma’da, diğeri Avignon’da olan bir tablo oluşmuştu artık.  Bu,  onlarca yıl sürecek bir bölünmeydi. Jean Froissart, “Fransa Kralı Charles gerçek Papa olarak Clement’i kabul etti” demiştir. Böylece Hristiyan dünyası bölünmüş, kiliseler de uyuşmazlığa düşmüş oldu.20

Görüldüğü üzere 1378-1417 yılları arasında Papalık makamının ikiye bölünmesi, Papaların Avignon’dan dönüşünden sonra daha da katı bir hal aldı. VI. Urbanus ve VII. Clement’in ruhani insanlar olarak tanımlanması güçtür. Birincisi kardinallere iş­kence yapılışını seyrederken Vatikan bahçesinde günlük dualarını okuyan sa­dist bir delilik ruh halinde iken; diğeri Cenevreli Robert, Cesena’da korkunç bir kan banyosu emrini vermiştir. 21

Öncelikle bu karışıklık içerisindeki Büyük Bölünme’yi sona erdirmeyi amaçlayan, fakat aynı zaman­da da Papalık’ta ve kilisede reform hedefleyen bir konsil hareketi de oluşmuş oldu. Zayıf olduğu düşünülen papaları konsiller yoluyla denetlemeyi amaçlayan bu hareket, 1409 yılında Pisa Konsili’nde Papalığa üçüncü bir isim olarak V. Alexander’ı önerdi. Fa­kat rakipleri geri adım atmayı reddetti. V. Alexander ve ardından 1410’da seçilen XXIII. Johannes’in varlığı bu sorunu daha da tetikledi. Genel kabul gören bir adayın ortaya çıkması ancak 1417’deki Constance( Konstanz) Konsili’nde gerçekleşti ve V. Martinus Papa seçildi. Bölünme ve bu süre içinde krallıkların elde ettiği çıkarlar yüzünden zayıf düşmüş olan Papalık, V. Martinus yönetiminde toparlanmaya başladı. V. Martinus ve ardılı IV. Eugenius, kendi talepleri doğrultusunda reform ya­pılmasını isteyen konsil hareketinin şiddetli direnciyle karşılaştılar. Fakat IV. Eugenius, 1439 yılında Basel Konsili’ni önce Ferrara’ya ve Floransa’ya taşıyarak hareketin muhalefetini kırmayı başardı.22

Aslında Konstanz Ruhani Meclisi (1414-1417) arabuluculuk hareketinin zirve noktası olmuştur. Paris Üniversitesi profesörleri yarım yüzyıldır böyle bir toplantı çağrısı yapıyorlardı. Alman kralı Lüksemburglu Sigismund bu ruhani meclisi topladı ve bütün kardinallere, piskoposlara, manastır başrahiplerine, Papanın yeğenlerine, biraderlere ve hocalara davet yolladı. On sekiz bin din adamı bir­lik misyonu düşüncesiyle göl kıyısındaki küçük kentte toplandı. Öteki konu­larla birlikte gündemde Papa’nın yetkilerini sınırlamak da vardı. V. Martinus’u tek Papa seçerek ayrımcılığı sona erdirdiler. Fakat açıkça sapkın olan birinin ellerinde imparatorluk güvenliği olamaz gerekçesiyle Jan Hus yakılmıştır. Konstanz’da top­lanması beklenen bir başka ruhani meclis sonunda, Basel’de Savoie dükünün koruması altında 1431'de toplandı ve on yıl devam etti. Sonunda Papa IV. Eugenius ile çelişkiye düşerek dükün kendini karşı Papa ilan etti. Ruhani meclis hareketinin sonucu, kilisenin güçlü papaya ihtiyacı olduğu inancının güçlendirmesi olmuştur.23

Sonuç

Gerçekte genel olarak baktığımızda kilisede yaşanan kaosun da bir arka planı vardı. Şöyle ki, Batı ve Orta Avrupa toplumu Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden beri Katolik kilisesinin egemenliği altındaydı. Bu durum dolayısıyla pek çok bölgede yerel otoritelerden ziyade dini otoritelerin daha etkili olduğunu göstermektedir. Papalar da siyasi konularda en güçlü figürlerdi. Ve de Orta Çağ, geniş bir çağ olmasına ve kapsamlı konular içermesine rağmen Katolik kilisesinin egemenliği altında dini bir birlik olarak karakterize edilmeye başlanmıştır. Bu bağlamda Grek Ortadoks kilisesi ya da Doğu Ortadoks kilisesi Bizans devletini modern dönem Balkanlar’da ve de Rusya’yı içeren Doğu Avrupa topraklarında etkili olmaktaydı. Bu arada kilisede erken dönem kritikleri arasında bulunan barışın savunucusu Marsiglio de Padua,  kilisenin otoritesinin devletin otoritesi altında olması gerektiğini iddia etmiştir. Ayrıca kilisenin Papa’dan üstün bir rahip kurulu ve rahipler tarafından yönetilmesi gerektiğini savunmaktaydı.

Sonuç olarak XIV. yüzyıl boyunca Büyük Bölünme yıllarında reform sürekli tartışılan bir konu olmuştur. Özel­likle 1378 sonrasındaki ortam ve koşullar, reforma ihtiyaç duyulduğu yönündedir. Piskoposlar ve kardinaller, mevcut sistemden en iyi faydalanan kişilerdi. Ay­rıca dikkate alınması gereken dünyevi çıkarlar da vardı. Bununla birlikte en önemli konu, bölünmenin son bulmasıydı. Bu sorun halledildikten sonra bile reform gerekliliği gündemdeki yerini korumuş; ancak böyle bir reform asla gerçekleştirilememiştir.24

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Barabara W. Tuchman, A Distant Mirror: The Calamitous 14. Century, New York, 1978, s. 54-56.

2Norman Davies, Avrupa Tarihi, (Çev. Burcu Çığman, Elif Topçugil,Kudret Emiroğlu, Suat Kaya),İmge yay., Ankara, 2011, s.430. Ayrıntılı bilgi için bkz. Dante Alighieri, Paradiso, XXVII,  22-7, s. 55-60.

3Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, (Çev. Timuçin Binder), İstanbul, 2008.s. 182.

4Marie Therese Champagne, The Realtionship between the Papacy and the Jews in Twelfth Century Rome: Papal, Attitudes toward Biblical Judaism and Contemporary European Jewry, 2005, s. 191.

5Norman Davies, Avrupa Tarihi, s. 434

6Norman Davies, Avrupa Tarihi, s. 434

7Norman Davies, Avrupa Tarihi, s. 430

8Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 182.

9Norman Davies, Avrupa Tarihi, s. 430

10Richard Lodge, The Close of the Middle Ages, 1272-1494 , 1 906, s . 185 -186 .

11D. M . Bueno de Mesquita, Giangaleazzo Visconti, Duke of Milan (1351 - 1402), 1941, s .1 - 2 .

12The History of St . Catherine of Siena and Her Companions, c. 1, 1899,   s. 279 - 280.

13George L. Williams, Papaz Genealogy, 1981, s.34; Oscar Browning, Guelphs & Ghibelines, 1893, s .149- 150.

14The Revelations of St. Birgitta of Sweden,(Çev. Denis Michael Searby), c. 2, 2008 , s .249 .

15Susan Wise Bauer, Rönesans Dünyası, (Çev. Mehmet Moralı), Alfa yay., İstanbul, 2013,s. 630.

16Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 182.

17Malcolm Lambert, Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar, ,( Çev. Erdem Gökyaran), Kabalcı yay., İstanbul, 2015, s. 287.

18Malcolm Lambert, Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar, s. 287.

19Jacques Le Goff, Avrupa’nın Doğuşu, s. 182.

20The Chronicle of Froissart , c .1, 1978 s. 165- 166 .

21Norman Davies, Avrupa Tarihi, s. 444.

22Malcolm Lambert, Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar, s. 288.

23Norman Davies, Avrupa Tarihi, s. 444.

24Malcolm Lambert, Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar, s. 288.

 

Kaynakça

Alighieri Dante, Paradiso, XXVII,  22-7.

Bauer, Susan Wise; Rönesans Dünyası,(Çev. Mehmet Moralı), Alfa yay., İstanbul, 2013.

Champagne, Marie Therese; The Realtionship between the Papacy and the Jews in Twelfth Century Rome: Papal, Attitudes toward Biblical Judaism and Contemporary European Jewry, 2005.

Davies, Norman; Avrupa Tarihi,  (Çev. Burcu Çığman, Elif Topçugil,Kudret Emiroğlu, Suat Kaya),İmge yay., Ankara, 2011.

Goff, Jacques Le; Avrupa’nın Doğuşu, (Çev. Timuçin Binder), İstanbul, 2008.

Lambert, Malcolm; Ortaçağda Dinsel Sapkınlıklar, ,( Çev. Erdem Gökyaran), Kabalcı yay., İstanbul, 2015.

Lodge Richard; The Close of the Middle Ages, 1272-1494 , 1 906.

Mesquita, D. M . Bueno de; Giangaleazzo Visconti, Duke of Milan (1351 - 1402), 1941.

Oscar Browning, Guelphs & Ghibelines, 1893.

The Chronicle of Froissart , c .1, 1978, s. 165- 166 .

The History of St . Catherine of Siena and Her Companions, c. 1, 1899.

The Revelations of St. Birgitta of Sweden,(Çev. Denis Michael Searby), c. 2, 2008.

Tuchman, Barabara W.; A Distant Mirror: The Calamitous 14. Century, New York, 1978.

Williams, George L.; Papaz Genealogy, 1981.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun