Avrupa’nın Aydınlık Yüzü: 12. Yüzyıl Rönesansı

Avrupa’nın Aydınlık Yüzü: 12. Yüzyıl Rönesansı

Rönesans denildiğinde ilk olarak akla 15. ve 16. yüzyılda İtalya’da sanat, felsefe, bilim vb. alanlarda gerçekleşen tarihsel gelişme gelse de bu tarihe giden süreçte farklı Rönesans deneyimlerinin gerçekleştiğine dair tartışmalar mevcuttur. Rönesans mı yoksa Rönesanslar mı tartışmasının devam ettiği süreçte ise sırayla Karolenj Rönesansı, 12. yüzyıl Rönesansı ve en nihayetinde tamamlayıcı unsur olan 15. yüzyıl Rönesans hareketi gelmektedir. Özellikle 12. yüzyıl Rönesansı olarak adlandırılan süreç, Doğu medeniyetlerinin bilgi ve birikiminin Batı’ya taşınmasıyla gerçekleşmiş ve elde edilen geniş birikim 15. yüzyıl Rönesansı’nın temelini oluşturmuştur.

BEYAZ TARİH / MAKALE

“Rönesans”, kelime anlamı olarak Fransızca’da “rebirth” yani “yeniden doğuş” anlamına gelmektedir.1 Orta Çağ’da ise Rönesans kelimesi farklı zamanlarda önemli gelişmeleri ifade etmek üzere kullanıldı. Orta Çağ’da Avrupa’da üç Rönesans dönemi ile karşılaşmaktayız. Bunlar, Karolenj Rönesansı, Otto Rönesansı ve de XII. yüzyıl Rönesansı’dır. Aslında bunlar, çok da bilinen Rönesanslar olmamakla birlikte Orta Çağı Orta Çağ yapan önemli özellikleri barındırmaktadırlar. Yani bu kavram, çok popülerdi. Zamanla da özgürlük düşüncesi, Orta Çağ Rönesansı’nın en belirgin yüzü haline geldi.2 Dolayısıyla bu durum dönem itibariyle sorgulayıcılığı, merak duygusunu ve yaratıcılığı arttırdı.

İlk olarak “Karolenj Rönesansı”3 ile Avrupa’da öğrenmenin yeniden doğuşuna, gerçek anlamda monarşilerin merkezileşmeye ve de kurumsallaşmaya başlamasına zemin oluşturdu.4 Bu ilerleme, Frank Kralı Charlemagne ile birlikte 768-814 yılları arasında başladı. Charlemagne, öğrencilerin rahatlıkla Latince ve Yunanca öğrenebilecekleri yeni okulların ve kiliselerin yapılmasına öncülük etti. Bu nedenle de onun dönemi Karolenj Rönesansı olarak adlandırılmaktadır. İkincisi ise Otto Rönesansı olup Otto dönemindeki yeniliklerden dolayı bu ismi aldı. İşte bunların ardı sıra gerçekleşen XII. yüzyıl Rönesansı da Orta Çağ  rönesanslarının üçüncüsü ve de sonuncusu olarak kabul edilmektedir.5 Aralarındaki en büyük fark, Karolenj ve Otto rönesanslarının biraz daha kendilerine ve şahıslara özgü olup toplumsal değişime yönelik olmalarıydı.6

Meydana gelen bu özgürlük duygusu ve yenilikçi düşünceler, XII. yüzyılın başından ve XIII. yüzyılın sonunda büyük bir kırılma noktası haline geldi. Mimari üslup, entelektüel hayat ve diğer alanlardaki değişim rüzgarı, bu yüzyılı önemli hale getirirken daha önceden var olan karanlık çağ gerçeği yok olmaya yüz tuttu. “Karanlık çağ” tabirinin yerine artık daha sonra belirteceğimiz gibi hakkında değişik görüşlerin bulunduğu “Rönesans” ya da “Yeniden canlanma” tabirleri kullanılmaya başlanacaktı.7

Yukarıda bahsettiğimiz gibi Karolenj ve Otto rönesanslarının ardından XI. yüzyılın sonuna kadar Avrupa’da gözle görülür önemli değişimler yaşanmaya başlandı. Bu dönem Rönesansı’nı anlayabilmek için yeni ve farklı bir pencereden bakmak gerekmektedir. Çünkü bu değişimde halkın isteklerinin dikkate alınması ve düşüncelerdeki değişiklikler önemli rol oynamaktaydı.

Özellikle de Orta Çağ boyunca Avrupa’da sosyal hayatın dayandığı idealler önemli oranda göze çarpmaktadır. Bu idealler, kilise ve Hristiyanlık inancıyla ilgilidir. Bunlardan herkes etkilenmekteydi. Aslında her şey kilisenin kontrolü altındaydı denilebilir. Barbara Tuchman8, kitabı “A Distant Mirror: The Calamitous 14th Century (Uzaktaki Bir Ayna:14. Yüzyıl Felaketi)”9 adlı eserinde şöyle yazmıştır:

“Hristiyanlık, Orta Çağ hayatının matriksi gibidir. Bir yumurtayı kaynatmak için edinilen bilgileri uygulamak için harcanan zamanın uzunluğu kadar vakit almaktadır. O, doğum, evlilik, ölüm, cinsellik ve yemek gibi pek çok olayı yönetmektedir; tıp ve hukuk için kurallar koymaktadır, sorunlarla ilgili konulara filozofluk ve bilginlik yapar. Kilisedeki üyelik bir seçim sorunudur. O, zorunlu ve alternatifsizdir. Çünkü onu çıkarmak kolay değildir”.10 

İşte tam da bu durumda Elliot Wolfson şöyle bir söylem de bulunmuştur:

“ Konuşmayanların konuşanlardan daha yüksek sesle konuştukları nedir?11 Bu durumda tarihte kaç tane Rönesans olduğu sorusu sıkça gündeme gelmektedir. Dolayısıyla “Rönesans mı yoksa Rönesanslar mı?” Hangisini tartışmalıyız ya da kullanmalıyız?

Yani tarihte sadece İtalyan Rönesansı mı vardı yoksa gerçekte başka Rönesanslar da var mıydı? Daha öncekiler kabul edilmeli mi yoksa tek tip Rönesans mı kabul edilmeli? Bunlar süreçte bu konular tartışılmaya başlandı. Bu nokta da bazı tarihçilerin Rönesans ile ilgili görüşlerine kısaca değinmekte fayda vardır.

Richard W. Southern ise bu dönemi “sessiz bir devrim ya da Rönesans” olarak adlandırmaktadır. Southern’e göre XII. yüzyıl, medeniyet yaratılmasından başka hiçbir şeye tanıklık etmemektedir.12 Bu da farklı bir söylem olup bakış açısına göre değişim göstermektedir. Evet! Yeni bir medeniyet, yeni düşünceler ve de yenilikler ortaya çıktı. Bu söylem, olumsuz değil de olumlu olarak algılanırsa insanların Orta Çağ’a bakış açıları da değişecektir.

Tarihçi Lynn White, özellikle XII. yüzyılın tanıklık ettiği teknolojik ve bilimsel çalışmalardan bahsetmektedir.13 Lynn White tarafından verilen bilgiler, oldukça önemli olup Rönesans’ı gerçekleştiren asıl unsurların bilimsel ve teknolojik gelişmeler olduğuna dikkat çekmektedir. Rönesans kelimesinin gerçek anlamda manasını bu görüşte bulduğu söylenebilir.

İşte bu nokta da XII. yüzyılın en dikkat çekici bir diğer tarafı olan hem laik hem de dini olan adalet sistemi ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde XII. yüzyıl iyi bir güvenlik, barış ve yönetim için bir anahtar sayılabilmektedir. Bundan dolayı XII. yüzyılda adalet sistemini değiştirmek için büyük çabalar harcandı. Benedikten rahibi Bolognalı Gratian tarafından “DecretiumGratiani”14adlı bir kanun hukuku kiliseye verildi.15Buna göre;

 “Humanus genus duobus regitur, natural iuidelicetiure et moribus. Ius naturae est quo in lege et eu angelio continetur, quoquisque iubet uralii facere quod sibi uultfieriet prohibeturalii inferrequod sibi nolit fieri.Unde Christus in eu angelio:“ Omnia quecunque uultis ut faciantuobis homineset uo seadem faciteillis. Haec est enim lex et prophetae”.16

“İnsan ırkı her iki taraftan yani hem doğa hukuku hem de davranışlar tarafından yönetilmektedir. Doğanın hakkı, istediğini ve yapılmasını istediklerini başkalarına yapmayan ve bunu komut veren hukukta ve İncil’in içeriğinde bulunmaktadır ve kendisine yapılmasını istenmeyen durumlar da başkaları için kasten yasaklanmıştır. Dolayısıyla Hz. İsa İncil’de şöyle der: “ Nasıl ki sizin her şeyi insanlara yaptığınız gibi onlar da size aynı şekilde bunları yapmalıdır. Bu aynı zamanda da peygamberlere ait bir yasadır “. Bu kanun hükmüyle birlikte XII. yüzyıldaki anlayış değişikliği de gözlenmektedir.

 Bu noktada İslam dünyasının ne kadar büyük bir bilgi hazinesine sahip oluğunu da söylemek gerekmektedir. Çünkü aslında anlatmaya çalıştığımız bu Rönesans’ın asıl temel taşının İslam dünyasında bulunmakta oluşudur. Çünkü bu taşlar alınarak Batı’da inşa edilmişlerdir. Yani Rönesans diyebileceğimiz tarihte ezber bozan bir dönem yaratıldı. Bu dönem, sadece Avrupa’yı değil tüm Orta Çağı ilgilendiren değişimlere sahne oldu. Karolenj Rönesansı ve ardından XII. yüzyıl Rönesansı, XV. yüzyıldaki Rönesans hareketinin tetikleyicisi olmuşlardır. İşte bu aşamada bilginler, bu bilgileri almak için önemli bir aracı konumunda olan İspanya’ya gitmişlerdir. Çünkü burada Doğu biliminin Batı’ya aktarımında önemli bir aracı olan Endülüs Emevileri bulunmaktaydı. Ayrıca Yunan elyazmalarının çevirilerini ele geçirmek için de Konstantinopolis’e gitmişlerdir. Bu bilginler, böylece Yunan bilim ve felsefe bilgisini Batı’da yenilediler. Bunlara bir de Arap tıp ve matematik hazinelerini de eklemiştir. Bu yenilenmiş enerji, insanoğlunu en basit problemlerde bile düşünmeye sevk etti. Ve de asıl olay olan çeviri hareketi, XII. yüzyılda başladı. XVII. yüzyılda buna son noktayı koyanlar da Galileo ve Copernicus olacaktır.17

Bahsettiğimiz çeviri hareketinin başlamasını İslam dünyasında bilim alanında meydana gelen gelişmeler tetiklemiştir. Şöyle ki; Müslümanların Akdeniz dünyasında yaptığı fetihlerle birlikte Edessa, Cündişapur ve İskenderiye okulları İslam dünyasındaki bilimsel çalışmaları etkiledi. Bu bölgelerdeki bilim adamları sayesinde Yunanca’dan, Farsça’dan ve Süryanice’den Arapça’ya tercümeler yapıldı.

Özellikle İslam dünyasındaki eserlerin çevirileriyle uğraşan önemli isimler, Sevilleli John, Santallalı Hugh,  Cremonalı Gerard, Carinthialı Hermann, Brugesli Rudolf,  Chesterlı Robert..vs. bulunmaktadır.18

İslam bilim ve kültürünün Avrupa’ya geçişini sağlayan bu unsurlar genel olarak, Endülüs İslâm medreseleri, Yahudiler, Haçlı Seferleri, Seyyahlar, Moğollar ve Sicilya Müslümanları olarak sıralanabilir.19

Bu geçiş yollarıyla XI. yüzyılda buradaki Müslümanların öğrenim merkezi Toledo’ya kaymıştır.20 Toledo Okulu, İngiltere ve İskoçya dâhil olmak üzere Avrupa’nın her yanından bilim adamlarını Toledo’ya çekti .21 Bunlar arasında Kur’an’ın ilk çevirmeni olan Chesterlı Robert diye anılan Robertus Anglicus, ayrıca Daniel Morley ve Bathlı Adelard gibi isimler bulunmaktadır.22 Böylece Arapça eserlerin Latince’ye çevirisi 1130-1150 yıllarında Toledo’da başladı.23 Toledo Başpiskoposu Raymundus Lullus bu alanda çalışmalar yapanlar arasındaydı.24 Bir tercüme merkezi açtırarak İbn Sina ve Fârâbî’nin eserlerinin yanı sıra Aristo’nun Arapça’ya tercüme edilmiş eserleri ve Müslüman bilim adamları tarafından bu eserlere yapılan yorumlarını da Latince’ye tercüme ettirdi.25 Raymundus’un ölümüne kadar Toledo şehrinde temsilcileri bulunmaktaydı. Bu kişilerin en ünlüsü Dominico Gundisalvi idi26 Gundisalvi’nin seçmiş olduğu eser yardımcıları tarafından tercüme edilmiş kendisi de esere son hali vermiştir.27 Bu dönemde yapılan tercüme faaliyetlerinin en önemlisi Kur’an’ı Kerim’in Toledolu Marcus tarafından ikinci defa Latince’ye tercüme edilmiş olmasıdır.28

Bu bilimsel farkındalığın devamında Avrupa’da bulunan bazı bilim adamları da Endülüs’te medreselere giderek Müslüman bilim adamlarından dersler aldılar. Bu bilim adamlarının en önemlilerinden biri de Albertus Magnus’tur. 1207-1280 yılları arasında yaşam süren Albertus Magnus Dominiken Tarikatı’nın içerisinde yetişmiş bir din ve bilim adamıdır. Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve İbnTufeyl gibi Müslüman filozofların Aristo felsefesine dair yorumlarını öğrenmiştir. Albertus Magnus’un Platon’dan çok Aristo felsefesini seçmesinin temelinde İbn Rüşd’ün çalışmalarına olan hayranlığı yatmaktadır.29 Bu dönemde Doğu felsefesinden etkilenen bir diğer felsefeci de Albertus Magnus’un varisi Thomas Aquinas’tır. 1225-1274 yılları arasında yaşayan Thomas Aquinas, Katolik Kilisesi’nin resmi öğretisini kurdu. Aquinas, kutsal olan ve kutsal olmayan bilgilere akılcı bir temel aramış ve “Summa Contra Gentiles (Kafirlere Karşı)” adlı eserinde, İbn Rüşd gibi, bilginin iki kaynağı bulunduğundan söz etmiştir.30

Bunun yanı sıra Thomas Aquinas, Aristo’nun yüzyıllardır var olan “modus vivendi” yani “yaşam biçimi” haline gelen sorusunu yeniden gündeme getirerek Batı dünyasındaki eleştirel bir birleşme ile bunu yaşadı. Bu durum, bilimselliğe neden olan etmenlerdendir. Roger Bacon, akılcılığı ve deneyi bilgiye ulaşmada tek yol olarak gördü. Optiği doğa felsefesinin odak noktası olarak gören Bacon’un çalışmaları, Eski Yunan ve İslâm optik geleneklerinin belirgin izlerini taşımaktadır. Kendisinde İbnü’l-Heysem’in etkisi fazlasıyla görülmektedir.31

Bu, Doğu-Batı etkileşimiyle gerçekleşen erken aydınlanmada dikkat çeken bir diğer nokta da Batı tarafından çevrilen eserlerin sadece Doğu’ya ait olmayıp, Batı’nın kendi klasik eserlerini de çevirmiş olmalarıdır. Doğu’da aydınlanma hareketi daha önce başlamıştı. Bunu da Batı’nın klasik eserlerini Arapça’ya çevirerek yapmıştı. Bu dönemde de Batı, kendi kültürünü Doğu vasıtasıyla yeniden canlandırmaya çalıştı.

İşte bu bilimsel dönüşüm çerçevesinde dikkat çeken iki toplum ve onlara ait çalışmalar vardır. Bunlar, Yahudilere ait entelektüel çalışmalar ile Araplara ait olanlardır.32 Özellikle Arap etkisi bu noktada yadsınamaz. Çünkü İslam dünyası bilim alanında XII. yüzyılda zirve noktasına ulaşmıştır.

Burada şunu da belirtmek gerekir ki, tüm çalışmalarda dikkat çeken en önemli nokta, XII. yüzyılda artık, doğa ve insan unsurlarının incelenmeye başlanması ve de doğadaki olabilirlikler konusunda sorgulamaların başlanmasıdır. Burada teknolojik gelişmelerin yanı sıra entelektüel Rönesans dediğimiz dönemin varlığından da bahsetmek mümkündür.

Leidulf Merve tarafından ifade edildiğine göre Wallece K. Ferguson’un ifadesiyle Orta Çağcılar için bir slogan oluşturuldu. Bu slogan şöyledir:  “Revolt of Medievalist” yani “Orta Çağcıların devrimi”.33 Ama aynı slogan, XII. yüzyıl Rönesansı için de söylenebilir.

Açıkçası bütün bu gelişmelerin başlangıçları,  XII. yüzyılda ya özel bir çalışmayla ya da öğrenme ve eğitim ile gerçekleşmiştir. Bu noktada da karşımıza Bologna, Paris ve Salerno üniversiteleri çıkmaktadır. Çünkü üniversiteler, bu değişimin ana merkezleridir. XII. yüzyıl Rönesansı geçmiş yıllardaki gelişmelerin kurumsallaşmış şekilleridir. Her yüzyıl bir değişimin göstergesi olduğu gibi XII. yüzyıl da böyledir. Bu nedenle Avrupa için bu dönem oldukça önemli olup Rönesans olarak adlandırılmaktadır.

İşte Orta Çağ’da ilk başlarda var olan bu anlayışa karşı XII. yüzyılda bir sorgulayış başladı. Bu sorgulama ve merak bilim ve teknolojinin gelişimine zemin hazırladı.

Sonrasında ise yeni bir Orta Çağ ile karşılaşmaktayız. Bireycilik, akılcılık ve sekülerizm yani laikleşme kavramları sadece modern zamanın değil, aynı zamanda XII. yüzyılın da birleştirici noktalarıydı.34 Şüphesiz XII. yüzyıl, Batı Avrupa’da uygarlığın yeşillenmesi ve de Rönesans olarak adlandırılmaktadır. Bunu da kabul etmek yerinde olacaktır.

Sonuç olarak   “Karanlık çağ” deyimi aslında Orta Çağ için kullanılmaması gereken bir deyim. Çünkü karanlık çağ denildiğinde o dönemde hiçbir gelişmenin yaşanmamış olması gerekir. Belki bir süre bir gerileyiş olmuş olabilir. Ama sonrasında görüldüğü üzere Orta Çağ, Rönesans tabiri kullanılacak kadar önemli gelişmelere sahne oldu. Bu dönemdeki görünüm, doğaldır ve modern zamanlardaki entelektüellikle daha ters bir görünüm göstermektedir. Modern zamanlarda bilimsel bilginin bedeninde maddi evren oluşturulmuştur. O dönemlerde ise bilimin bütün branşlarında bir yenilik arayışı vardır.

Karşılaştırma yapmak gerekirse,  XII. yüzyıl Rönesansı, ne Karolenj Rönesansı gibi hanedanlık ve saray ürünü oldu ne de İtalyan Rönesansı gibi sadece tek bir ülkede gerçekleşerek tek bir ülkeye bağlı kaldı. Gerçekten İtalya gibi Roma hukukunun her bir parçasına sahip olmuş olsaydı, hukuktaki yerini korumada bu kadar kararlı bir parçayı oluşturamazdı. Ya da Fransa gibi zaten bütün olarak hem rahipleriyle hem de filozoflarıyla ünlü olurdu. İngiltere’ye gelince Fransa ile yakın ilişkiler içerisindedir. İspanya ise İslam dünyasıyla bağlantılı olduğu için özellikle Kuzey Avrupa’ya bir geçiş olmuştur. Kısacası XII. yüzyıl Rönesansı, tüm bunların birleşimidir.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Alex Novikoff, “The Renaissance of the Twelfth Century Before Haskins”, The Haskins Society Journal, 2005, c.16, s. 104-116. Ayrıca Rönesans kelimesini ilk kullanan kişi Fransız Jules Michelet’tir. 1833-62 yıllarında “La Renaissance (Rönesans)” adlı eseri yazmıştır. Ancak kendisi milliyetçi bir Fransız olduğundan dolayı onun anlattığı Rönesans ise XVI. yüzyılda Fransa’da başlayandır. Buna karşılık JacobBurckhardt ise 1860 yılında Rönesansı XV. yüzyıl İtalyan fenomeni olarak tanımlamaktadır. Ayrıntılı bilgi için bkz. JerryBrotton, The Renaisssance, UK, Oxford Üniversitesi yay., 2006, s. 20-22.

2Walter H. Pater, Studies in the History of the Renaissance, Oxford- Londra, 1873, s. 14

3Bu terimle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Robert Folz, The Coronation of Charlemagne, UK,  1974, s. 68.

4Robert S. Hoyt- StanleyChodorow; Europe in the Middle Ages, New York, 1976, s. 329.

5Robert S. Hoyt- StanleyChodorow, Europe in the Middle Ages, s. 366

6Robert S. Hoyt- StanleyChodorow, Europe in the Middle Ages, s. 164.

7Walter H. Pater,Studies, In the History of the Renaissance, Oxford- Londra, 1873, s.8.

8Barbara Tuchman, asıl adı Barbara WertheimTuchman, olup Amerikalı bir tarihçidir. I. Dünya Savaşının başlangıcını konu alan ve “August 1914 (1914 Ağustosu)” adıyla da yayımlanan “The Guns of August (1962; Ağustos Toplar)” adlı kitabıyla Pulitzer ödülünü kazanmıştır. Ayrıntılı bilgi için bkz. Ernest Becker, “The Pulitzer Prizes-General Nonfiction”, 2012, s. 11-27.

9Bu eserde hikayemsi bir tarz kullanılmıştır.

10Barbara Tuchman, A Distant Mirror: The Calamitous 14th Century, Ballantine, 1979.

11ElliotWolfson, “Martyrdom, Eroticism, and Asceticism,”Jews and Christians in Twelfth-Century Europe,  (Ed. Michael Signer - John Van Engen), Notre Dame Üniversitesi yay., Notre Dame, 2001, s. 174;SerenaElliott, The Twelfth Century Renaissance and the Religion of Intent: Interiority and the Emergence of Selfhood Across Religious Boundarie, Raleigh, North Carolina, 2011, s.57.

12Richard W. Southern, The Making of the Middle Ages, New Haven, 1953; Ayrıca bkz. Christopher Brooke, The Twelfth Century Renaissance, Londra, 1969.

13Lynn T. White, Medieval Technology and Social Change, New York, 1964; Leidulf Melve, “The Revolt of the Medievalists”, Journal of Medieval History, 2006, s. 238.  Ayrıca aynı konuyu savunan ve çalışmalarında yansıtan diğer önemli çalışmalar için bkz. M.D. Chenu, “Nature, Man, and Society in the Twelfth Century”,Essays on new theological perspectives in the Latin West ,  Chicago- Londra, 1979; Alexander Murray, Reason and Society in the Middle Ages, Oxford, 1978;Brian Stock, Myth and Science in the Twelfth Century, Princeton, 1972;Robert Bartlett, Gerald of Wales 1146-1223, Oxford, 1982; Tina Stiefel, The Intellectual Revolution in Twelfth-Century Europe, New York, 1985.

14Decretium Gratiani adlı eser, Concordia discordantium canonum- “Kanunların uyumla örtüşmemesi”ya da  “Concordantia discordantium canonum” adıyla da bilinmektedir.XII. yüzyılda yazılmış bir kanun hukuku koleksiyonudur. Ap. Const. Providentissima Mater Ecclesia,  Pope Benedict XV, 27 May 1917.

15Norman Zacour, An Introduction to the Medieval Institutions,  St. Martin’s Yay, New York,1976, s. 137.

16Bu metnin orjinali , Ysidorus V. Libro Ethimologiarum, c.2’de bulunmaktadır.

17Susan Wise Bauer, The History of the Renaissance World: From the Rediscovery of Aristotle to the Conquest of Constantinople,W.W. Norton yay,  New York, 2013, s. 1.

18Charles Homer Haskins, The Renaissance of the Twelfth Century, Harvard University yay, Cambridge, London, 1927, s. 11.

19S. T. Arnold, The Legacy of Islam, (Ed. AlfredGullaume),   Clarendon Yay, London, 1931, s. 44.

20J. Goody, Avrupa’da İslâm Damgası,(Çev.Şahabettin Yalçın ), Etkileşim Yay, İstanbul, 2005, s. 46-51.

21O. Spies, Doğu Kültürünün Avrupa Üzerindeki Tesirleri, (Çev. Neşet Ersoy), ATO Dergisi N. 8, ATO Yayınları, Ankara, 1974, s. 17.

22S.T. Arnold, The Legacy of Islam, (Çev. AlfredGullaume),  The Clarendonyay, London,  s. 28.

23Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesi’ne Etkileri, Litera Yay, 2004, İstanbul, s. 236.

24A. Gürkan,  İslâm Kültürünün Garbı Modernleştirmesi, Akçağ Yay, İstanbul, 1969, s. 236.

25“Collėge de Traducteur-Toledo School” adıyla da bilinmektedir bu tercüme merkezi. Burada yapılan çalışmalar, Avrupa’yı da etkilemiştir. Buraya kitaplar,Kurtuba’dan getiriliyordu. Toledo’da yapılan tercümeler, Fransa’nın iç kesimlerindeki Chartres’ta bulunan okullara ulaştırılmaktaydı. Ayrıntılı bilgi için bkz. Bekir Karlığa, İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri,Litera Yay, İstanbul, 2004, s. 237; A. Gürkan,  İslâm Kültürünün Garbı Modernleştirmesi, s. 305.

26S. T. Arnold, The Legacy of Islam, (Ed. AlfredGullaume),   Clarendon yay., Londra, 1931, s. 347.

27Ş. Yıldız, “Endülüs Bilim Hayatında Yahudiler”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. 18, S. 1, Uludağ Üniversitesi Yay., Bursa, s. 521.

28Bekir Karlığa,  İslam Düşüncesi’nin Batı Düşüncesi’ne Etkileri, Litera yay., İstanbul, s. 238.

29D. Kennedy, “St. AlbertusMagnus”, In The Catholic Encyclopedia,  Robert Appleton Company, New York, 1907.

30S. Tekeli,  Bilim Tarihine Giriş, Nobel Yay, Ankara, 2009, s. 111.

31T. Witzel, “Roger Bacon”, In The Catholic Encyclopedia, New York, 1912.

32George Makdisi, The Rise of Humanism in ClassicalIslam and the Christian West: with Special Reference to Scholasticism, Edinburgh, 1990.

33Wallace K. Ferguson, The Renaissance in HistoricalThought: FiveCenturies of Interpretation, Boston, 1948.

34Ronald F.E. Weissman, “Reconstructing Renaissance Sociology: the Chicago School and the Study of Renaissance Society”, Persons in Groups, Social Behavior as Identity Formation in Medieval and Renaissance Europe, (Ed. R.C. Trexler), New York, 1985, ss. 40-52

 

Kaynakça
  • Ap. Const. Providentissima Mater Ecclesia,  Pope Benedict XV, 27 May 1917.
  • Arnold, S. T.;The Legacy of Islam, (Ed. Alfred Gullaume),   Clarendon yay., Londra 1931.
  • Bartlett, Robert; Gerald of Wales 1146-1223, Oxford, 1982.
  • Bauer, Susan Wise; The History of the Renaissance World: From the Rediscovery of Aristotle to the Conquest of Constantinople, W.W. Norton yay.,  New York, 2013.
  • Becker, Ernest; “The Pulitzer Prizes-General Nonfiction”, 2012.
  • Bouamrane, Chikh; “Orta Çağ İslam Dünyasında Bilim ve Gelişmesi”, İTEM, ( Çev. Hüseyin Şimşek ), S. 14, 2009, ss. 383-396.
  • Brotton, Jerry; The Renaisssance, UK, Oxford Üniversitesi yay., 2006.
  • Chenu, M.D.;Nature,Man and Society in The Twelfth Century. Essays on New TheologicalPerspectives in the Latin West, Chicago and London, 1979.
  • Elliott, Serena; The Twelfth Century Renaissance and the Religion of Intent: Interiority and the Emergence of Selfhood Across Religious Boundaries, Raleigh, North Carolina 2011.
  • Ferguson, Wallace K.;The Renaissance in Historical Thought: FiveCenturies of Interpretation, Boston, 1948.
  • Goody, J.;Avrupa’da İslâm Damgası,(Çev.Şahabettin Yalçın), Etkileşim yay., İstanbul, 2005.
  • Gürkan,  A.;İslam Kültürünün Garbı Modernleştirmesi,Akçağ yay.,İstanbul, s. 305.
  • Haskins, Charles Homer; The Renaissance of the Twelfth Century, Harvard University yay, Cambridge, Londra, 1927.
  • Hoyt, Robert S.;Chodorow, Stanley, Europe in the Middle Ages , New York, 1976.
  • Johna, S.;”The Mesopotamian Schools of Edessa and JundiShapur: Theroots of Modern Medical Schools”, AmSurg, 69, 2003, s. 627-630.
  • Karlığa, Bekir; İslam Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri,Litera Yay, İstanbul, 2004.
  • Kennedy, D.; “St. AlbertusMagnus”, In The Catholic Encyclopedia, Robert Appleton Company, New York, 1907.
  • Makdisi, George; The Rise of Humanism in Classical Islam and the Christian West: with Special Reference to Scholasticism, Edinburgh, 1990.
  • Murray, Alexander; Reason and Society in the Middle Ages, Oxford, 1978.
  • Novikoff, Alex; “The Renaissance of the Twelfth Century BeforeHaskins”, The Haskins SocietyJournal, c.16,2005, s. 104-116.
  • Southern, Richard W.;The Making of the Middle Ages, New Haven, 1953.
  • Stock, Brian;Myth and Science in the twelfth Century. A Study of Bernard Silvester, Princeton, 1972.
  • Stock, Brian; The Implications of Literacy- Written Language and Models of Interpretation in The Eleventh and TwelfthCenturies, New Jersey, 1983.
  • Spies, O.; Doğu Kültürünün Avrupa Üzerindeki Tesirleri, (Çev. Neşet Ersoy), ATO Dergisi N. 8, ATO Yayınları, Ankara, 1974.
  • Stiefel, Tina; The Intellectual Revolution in Twelfth-Century Europe, New York, 1985.
  • Weissman, Ronald F.E.; “Reconstructing Renaissance Sociology: the Chicago School and the Study of Renaissance Society”, Persons in Groups, Social Behavior as Identity Formation in Medieval and Renaissance Europe, (Ed. R.C. Trexler), New York, 1985, ss. 40-52.
  • White, Lynn T.;Medieval Technology and SocialChange, New York, 1964.
  • Witzel, T.; “Roger Bacon”, In The Catholic Encyclopedia, New York, 1912.
  • Wolfson, Elliot; “Martyrdom, Eroticism, and Asceticism,”  Jews and Christians in Twelfth-Century Europe, (Ed. Michael Signer-John Van Engen), Notre Dame Üniversitesi yay., Notre Dame, 2001.
  • Yıldız, Ş.; “Endülüs Bilim Hayatında Yahudiler”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c. 18, S. 1, Uludağ Üniversitesi yay., Bursa, (Trz).
  • Zacour, Norman; An Introduction to the Medieval Institutions,  St. Martin’s yay., New York,1976.
DİĞER MAKALELER
Avrupa’nın Aydınlık Yüzü: 12. Yüzyıl Rönesansı
Eski Çağ Tarihi
Antik Çağ’da Mutfak Kültürü

Solunum, beslenme ve barınmadan oluşan zorunlu ihtiyaçlarımız arasında yalnızca ikincisi bu denli seçici özelliklere tabi tutulmuştur, üçüncüsünün zorunluluk mu yoksa seçim mi olduğu konusu hala tartışmalı olmakla birlikte Neolitik Çağ’dan beri artan oranlarda seçime tabi tutulduğu ortadadır. Paleolitik Çağ’da yaşayan atalarımız protein ihtiyaçlarını başlarda karada ve suda yaşayan küçük boyutlu hayvanları avlayarak karşılıyordu, toplumsal yapıdaki gelişme ve artan nüfus daha büyük boyutlu hayvanların da avlanmasına olanak sağladı. Paleoantropologlar bu işin erkekler tarafından gerçekleştirildiği tezini ortaya atarken kadınların da çevreden toplayabildikleri kadar tahıllar, kök sebzeler, meyveler, fındık-ceviz gibi sert kabuklu yemişlerle menüyü zenginleştirmeye çalıştıklarını söyler. Onların bu faaliyetleri Neolitik Çağ’da tarımın doğuşuna ön ayak olmuş olabilir. Bu süreçte artık insanoğlu her yıl elde ettiği besin maddelerinin en iyi türünü evinin yanındaki tarlaya ekerek daimi besin kaynağına ulaşırken ağıllarına koyduğu et kaynaklarını uysal türler arasından seçmeye dikkat etmiştir. Mağara duvarlarındaki av sahneleri ile yerleşim yerlerinde ele geçen fosilleşmiş yiyecek artıkları tarih öncesi insanının beslenme alışkanlıklarına en açık şekilde tanıklık yapan izlerdir. İnsanoğlu yaklaşık 8 bin yıl boyunca arkasında tek bir satır yazılı iz bırakmadan bu şekilde yaşadı. Mısır ve Mezopotamyalılar yediklerini bir şekilde kayda geçiren ilk uygarlıklar oldular. Onlar hala tahıl temelli beslenip av hayvanları ile protein sağlıyorlardı. Ancak artık tapınaklarda tanrıları adına kestikleri kurbanlar da zengin bir kaynak oluşturdu. Daha sonraki uygarlıklar mutfak kültürleriyle ilgili daha fazla kayıt tutmaya başladılar. M.Ö. I. bin yıla gelindiğinde Anadolu ve batısındaki topraklarda zenginlikle doğru orantılı olarak gelişen bir mutfak kültürü oluşmaya başladı.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun