Türk Ulusunun Özgürlük ve Bağımsızlık Düşüncesinin Ölümsüz Anıtı: 30 Ağustos

Türk Ulusunun Özgürlük ve Bağımsızlık Düşüncesinin Ölümsüz Anıtı: 30 Ağustos

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nı kaybetmesinin ardından Mondros Ateşkes Antlaşması'na mahkum edilmesi, devleti bütünüyle kuşatan bir rehin alma haline dönüştü. Ordunun terhis edilmesi ve direnişe alan açacak her türlü yolun kapatılmaya çalışılması şüphe yok ki toplumu umutsuzluğa sürüklüyordu. Ancak Anadolu halkının içinde bulunan bağımsızlık arzusu ile birlikte bu uğurda kurtuluş için meşaleyi yakarak Samsun’a doğru yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ve diğer değerli kumandanların iradesinin birleşmesi yeni bir kurtuluş umudu doğurdu. Çeşitli cephelerde, dağlarda ve bayırlarda kısacası memleketin her yanında yükselen bağımsızlık mücadelesi 30 Ağustos gibi önemli bir başarının gelmesine zemin hazırladı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Osmanlı Devleti gücünü, kara ordusunun mobilizasyonunu, devrinin ihtiyaçlarına en uygun kullanmasına borçluydu. Bu üstünlüğünü uzun zaman koruduysa da bu yapı zaman içerisinde güç kaybetti. I. Dünya Savaşı’na girerken devrinin pek çok büyük devleti ve idarecileri Osmanlı Devleti’ni pek çok açıdan zayıf bir devlet olarak görmekteydi. Her ne kadar köklü bir devlet geleneği ve yapısına sahip olsa da özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren devletler arasında denge siyasetindeki manevralarla kendisine hayat sahası yaratmaktaydı. Yine de imparatorluğun “köhnediğine”1 dair iddiaların tekdüze bir bakış açısının yansıması olduğu artık ortaya konulmuştur. İmparatorluk değişen dünya dengeleri içerisinde kabuk değiştirerek, evirilmiş ve siyasi ömrünü devam ettirmişti.2

Osmanlı Devleti 20. yüzyılın başı itibariyle 19. yüzyıl boyunca süregiden harplerle geniş toprak kayıpları yaşadı. Almanya ile birlikte şartların oluşturduğu ve zorladığı bir ittifak çerçevesinde I. Dünya Savaşı’na dahil oldu ve kendisinden beklenenden çok daha sert bir mukavemet göstererek savaşın sonuna kadar birbirinden çok farklı cephelerde ayakta kalmayı başardı.3 Savaş boyunca zaferle neticelenen yahut geri çekilme şeklinde gerçekleşen tüm askeri manevralarda ordu geçmişten gelen bilgi birikimi ve organizasyon çerçevesinde oldukça yetersiz şartlar içerisinde hareket etti. Büyük kayıplarla neticelenen muharebelerin bile askeri organizasyondan yoksun bir kaçış tablosu göze çarpmadı. Bu anlamda I. Dünya Savaşı, imparatorluk sınırlarının Anadolu’ya doğru geri çekilen Osmanlı ordularının silah bırakmasını sağlayan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918) ile neticelendi.4

milli mücadele
Milli Mücadele'nin önemli isimleri Fahrettin Altay, Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal Atatürk ve Kazım Karabekir

Ordunun büyük oranda terhisi, gerekli görülen noktaların lüzum görülürse işgali gibi oldukça tartışmalı maddeleri barındıran bu mütarekeden sonra Almanlar yanında savaşa giren Osmanlı Devleti açısından varlığını devam ettirecek hakkaniyetli bir sulhü beklemek adeta olasılık dışı olmuştu. Yine de İstanbul’da hükümet ve padişahın İngilizlerle ilişkilerde yeterince sadık kalırlarsa kendileri ve Osmanlı Devleti için bir yaşam hakkı tanınacağına dair yüksek bir beklenti vardı.5 Oysaki gerek I. Dünya Savaşı sırasında teati edilen gerekse savaşın nihayetinde yapılan antlaşmalar Osmanlı Ortadoğu’sunu, Türk nüfusunun merkezi olan Anadolu dışında çok çeşitli paylaşım planlarına konu etmişti. Gelişmeleri yöneten karar vericiler kadar Osmanlı vatanperverleri açısından da tam bağımsızlığın kaybedildiği ve bir daha temin edilemeyeceği yönünde güçlü bir algı vardı.6

Osmanlı Devleti’nin böylesi bir yenilginin karşılığı olacak ancak kadim Türk yurdunun devamını temin edecek bir hukuki süreç oluşmamıştı. Bu ortamda Türk toplumundan her dönem çok önemli görülen lider profiline bakılmasında bu anlamda da Mustafa Kemal’e (Atatürk) dikkat çekilmesinde fayda vardır. Osmanlı Devleti’nin son döneminde eğitim veren kurumlar içerisinde Batılı eğitim sistemine en yakın ve rasyonel eğitim kurumları olan askeri okullar İmparatorluğun kaderini değiştiren çok önemli isimleri yetiştirmişti. Kariyeri benzer çizgilerden gelen Enver Paşa ve Mustafa Kemal Paşa bu okulun en etkili ve karizmatik mezunlarındandı, kaderleri İmparatorluğun son yıllarında zaman zaman kesişirken birbirinden çok farklı çizgilere de geçecekti. Mondros sonrası başlayan işgal sürecinin Türk varlığını görmezden gelen hareketin önce askeri sonra da siyasi olarak dizginlenmesinde sorumluluk alacak bir lider, umutların tükenmek üzere olduğu günlerde belirecekti. Bu lider 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak kafasındaki fikri arka planı ve tecrübeleri ile hareket edecek olan Mustafa Kemal Paşa olacaktı.7

Olayların gelişimini anlatmaya geçmeden evvel modern, bilinen dünya tarihi içerisinde ulusların kaderinde onların geleceğini başka bir devlet yahut millet tarafından onların iyiliği, zenginliği için kurgulandığını gösteren bir örnek olmadığının hatırlanması gereklidir. Bu anlamda Türk halkının kaderini onlar için başka bir millet tasavvur edemez ve belirleyemezdi. Türklük bilincini kariyerinin en erken günlerinden itibaren taşıyan Mustafa Kemal Paşa varlığını devam ettirmek isteyen bu ulusu ikna ve organize ederek zaferi hedefleyecekti. Samsun’dan sonraki tüm gelişmeler bir kısmı organize bir kısmı şartların oluşturduğu biçimde uygulanacaktı. Bu süreçte Mustafa Kemal Paşa’nın hareketine destek veren önce Anadolu’dan sonra da İstanbul’la yolları ayrılarak harekete katılan askeri, siyasi, mülki pek çok kişi ve kurumun varlığını tespit etmek gereklidir. Elbette böylesi bir organizasyonun arka planında Mustafa Kemal ile milli bir mücadele yolunun tutulmasının önemini benimseyenler vardı. Önce Havza, Amasya ardından Erzurum ve Sivas kongreleri ile halka, başlatılan mücadelenin nedenleri, önemi ve durumun aleni biçimde duyurulması mümkün olurken;8 aynı zaman aralığında, İzmir’de haksız biçimde işgali başlatan Yunan birliklerinin hareketine sahne olmuştu. Yunanistan I. Dünya Savaşı’nda muharebe edilmeyen bir millet olarak İzmir’den işgale girişince toplumsal vicdanda büyük bir yara açtı. Kaderin garip bir cilvesiymiş gibi halkın işgal karşıtı organizasyonunda bu işgal önemli bir motivasyon da sağlayacaktı.

gazi mustafa kemal
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mareşal üniforması ve
istiklal madalyası ile görülmektedir. [1925]

Yine de tüm bu gelişmeler oldukça kompleks ve zorlu bir sürecin başlangıcını işaret etmekteydi. Öncelikle işgalin İzmir ile sınırlı kalmayacağı anlaşıldığında Yunan birliklerinin ilerleyişinin durdurulması gerekti. Diğer taraftan ülkenin güneydoğusunda kadim Türk şehirleri önce İngilizler ardından da Suriye İtilafnamesi, (Eylül 1919) gereği Fransızlar tarafından işgal edilmekteydi. İstanbul Müttefik devletlerin önce kısmi, ardından da fiili işgaline uğrayacaktı.9 Ülkenin doğusunda, batısında ve İstanbul'da savaş yorgunu binlerce insan, muhacir ve yardıma muhtacın durumu sosyal açıdan motivasyonun güçlüğünü göstermesi açısından önemliydi.10

Tüm zorluklara rağmen önce oldukça düzensiz ve otorite altına alınması güç yerel güçlerle ardından da organize edilen düzenli ordunun mukavemeti ile ilk zaferler 1921’de alınmaya başlandı. Anadolu’ya geçtiğinde İstanbul’daki askeri ve siyasi çevrelerce iyi bir asker olarak tanınan Mustafa Kemal Paşa’nın milli hareketi başlattığında İngilizler nezdindeki imajının oldukça pejoratif bir biçimde “padişaha asi olmuş bir subay” şeklinde olduğu bilinmektedir. Ancak askeri alanda alınan zaferlerle birlikte hem Milli Mücadele’nin hem de Mustafa Kemal’in imajı adım adım yükselmeye başlayacaktı.11 Yine de askeri alanda bir zafer elde edilmeden siyasi bir kazanım mümkün görünmemekteydi. Bu durumu Mustafa Kemal Paşa daha Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’ndaki görevinden İstanbul’a dönmeden evvel tespit etti. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının hemen ardından orduların terhis edilmesiyle İngiliz isteklerinin ardının kesilmeyeceğini merkeze yazdı.12 Yine de İstanbul Hükümeti işgaller karşısında etkisiz ve tepkisiz bir siyasi duruşa devam etti. Mütareke yıllarında beş kez sadarete gelen Damat Ferit Paşa uzlaşarak, İngiliz ve müttefiklerin “alicenaplığını” beklemeye devam edecekti.

mustafa kemal kartpostalı
Mustafa Kemal karpostalı  - British Library, IORR20A3043.

Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile Türk Millî Mücadelesi fiilen organize olmaya başlayacaktı. Millî Mücadele, ulusal kuvvetlerin mücadelesi olarak başlayarak düzenli Türk kuvvetlerinin zaferi şeklinde ilerleyecekti. Bu ilerleyiş I. İnönü, II. İnönü, Kütahya-Eskişehir savaşlarından sonra Sakarya Meydan Muharebesi’nde Türk tarafının mutlak bir zaferi ve Yunan kuvvetlerinin önemli bir prestij ve moral motivasyon kaybıyla neticelendi. Sözü edilen muharebelerin hepsi I. Dünya Savaşı’nda Türk halkı için en şiddetli biçimde hissedilen “topyekûn harp” tecrübesinin doruk noktası niteliği taşıyorsa da Yunan birliklerinin tutundukları tüm sahadan temizlenmesi için nihai bir ileri taarruza ihtiyaç duyuluyordu. Uzun süren harplerle yorgun, bitkin bir imparatorluk bakiyesinin kendisine tanınmayan yaşam sahasını kendisine açma gayreti aynı zamanda ulusal sınırlarını belirleyen bir devletin de doğuşuna işaret edecekti. İnisiyatif uzun zamandır zoraki-taktiksel geri çekilmekte olan Türk ulusal güçlerinin ileri bir harekâta geçmesiyle el değiştirecekti. Mustafa Kemal büyük nutkunda Haziran ayında bir taarruz kararı aldığını yazmaktadır. Gerçekten de 16 Haziran 1922’de Büyük Taarruz kararı alındıktan sonra ordu kademelerinde görevlendirmeler yapıldı. Türk ordusunun moral motivasyonu Sakarya Zaferi’nden sonra iyi durumdaydı. Yunan ordusu ise iç siyaset açısından yoksunluk içerisindeydi. Batı Cephesi’nde Türk birlikleri gece yürüyüşü ile taarruz planını almışlardı. Mustafa Kemal 4 Ağustos’ta taarruz kararını Meclis’e bildirdi. Yine Nutuk’ta Mustafa Kemal Paşa taarruz planını açıklamaktadır. Ona göre taarruzun temelini kuvvetlerin büyük çoğunluğunu düşman cephesinin bir tarafında ve mümkün olduğu kadar dışında toplayarak bir “imha meydan muharebesi” yapmak olduğunu belirtmekteydi. Bu amaçla ana kuvvetler düşmanın Afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar karşısına dek olan yerde toplanacaktı. Çabuk ve kesin sonuç almak düşmanı bu kanadından vurmakla mümkün görülüyordu. Büyük Taarruz’un gerçekleşmesinden evvel Temmuz ayının son günlerinde Mustafa Kemal Paşa Kûtü’l Amâre’de esir edilen ve esareti sırasında Türklerle olan dostane ilişkileri ve görüşleri oluşan General Charles Townshend ile bir görüşme gerçekleştirdi. Mustafa Kemal bu görüşmeye katılmak üzere Batı Cephesi karargâhının bulunduğu Akşehir’e gittiğini, burada Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi kumandanı ile tekrar görüştüklerini saldırının nasıl yapılacağını belirlediklerini yazmaktadır. Bu görüşmeye Ankara’dan Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa da çağrılmıştı. Ordu hazırlığının tamamlanmasında Millî Savunma Bakanlığı’na düşen görevler belirlendi. Bu dönemde Ankara’da Meclis’te muhaliflerin ordunun durumu konusunda olumsuz ve karamsar bakış açılarını te’mîn etmek de Mustafa Kemal’in yapması gerekenlerdense de böylesi bir taarruzun düşman tarafından anlaşılmaması için söz konusu muhalefet olumlu bir etki de yarattı. Mustafa Kemal altı yedi günde düşmanın ana kuvvetlerini yeneceği konusunda Meclis’teki bu olumsuz görüş sahiplerini ikna etmeye çalıştı. Bu sırada Fevzi Paşa cepheye Mustafa Kemal Paşa’dan önce intikal etti. Mustafa Kemal Paşa cepheye gidişini Ankara’da bir çay partisi düzenleyeceği yönünde haberlerle kamufle etmeyi de ihmal etmedi. Gidişini de rutin olduğu üzere trenle değil Tuz Gölü üzerinden Konya’ya ulaşarak gizledi. Konya’da olduğunu orada olan hiç kimseye bildirmediği gibi telgrafhaneyi de gözaltına aldırarak Konya’da bulunduğunun hiçbir yere bildirilmemesini temin etmişti. 20-21 Ağustos gecesi I. ve II. Ordu komutanlarını cephe karargâhına çağıran Mustafa Kemal Paşa Genelkurmay Başkanı’nın da bulunduğu toplantıda taarruzun nasıl yapılacağını anlattığını bildirmektedir. “Taarruzumuz, sevkülceyş ve aynı zamanda bir tabiye baskını halinde icra olunacaktır”. Mustafa Kemal Paşa ağız sıkılığının hayati önem taşıdığını biliyordu. Birliklerin gece hareket etmesi düşünülüyordu. Şöyle diyordu: “… bilcümle harekât, gece icra edilecek, kıtaat gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında istirahat edeceklerdi. Taarruz mıntıkasında yolların ıslahı vesaire gibi faaliyetlerle düşmanın nazar-ı dikkatini celbetmemek için, diğer bazı menâtıkta da aynı suretle sahte faaliyetlerde bulunacaktı.” Ordu karargâhı 24 Ağustos 1922’de Akşehir’den saldırı gerisindeki Şuhut kasabasına getirildi. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de bulunan karargâhtan topçu ateşi 5.30’da başladı. Gerçekten de Yunan birlikleri 26 Ağustos 1922’de başlayan Türk taarruzu ile hızlı biçimde geri hatlara atılacaktı. Önce Afyon’da tutunan Yunan birlikleri buradan atılacaktı. Askerî açıdan Türk tarafının üstün mukavemeti belirli bir fark ortaya çıkarmıştı. Yunan birlikleri açısından geri çekiliş belli noktalarda oldukça düzensiz ve disiplinsiz biçimde gerçekleşecekti. 30 Ağustos Meydan Muharebesi bu harekâtı Türk tarafı açısından artık zafer olarak isimlendirecek bir mağlubiyeti Yunanlılara yaşatacaktı. Geri atılmakta olan Yunan birliklerinden rütbeli ve er olmak üzere çok sayıda esir alındı.13 İşgalci durumda olan orduların moral ve mukavemeti elindeki son vatan parçasını savunan tarafa nispetle çok daha güçsüzdü. 2 Eylül sabahı Eskişehir Yunan kuvvetlerinden kurtarıldı. İzmir yönündeki Yunan kuvvetlerinin geri çekilişi sırasında yerleşim yerleri tarumar edilip, sivillerin canına, malına ve ırzına tasallut edilmesi hadiseleri Yunan kuvvetlerinin askeri disiplin ve düzenden yoksun ve intikam duygusuyla hareket ettiğini gösteriyordu.14 Takip harekâtı neticesi Türk Ordusu 8 Eylül akşamı Yunan Megola İdeası’nın en gözde motivasyon kaynağını oluşturan İzmir’e ulaştı. İzmir’e Mümtaz Bey kumandasındaki birlikler 9 Eylül’de girmişti. 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz askeri anlamda nihai bir zaferle neticelendi. Yunan birliklerinin yerlerinden sökülüp İzmir’e kadar kovalanması şeklinde cereyan eden Büyük Taarruz askeri açıdan farklı tekniklerin senkronize biçimde kullanıldığı, gece yürüyüşü ile birliklerin sevki, baskın, sahada karşılaşma, takip harekâtı gibi ve aynı zamandan eldeki her türlü ateşli silah gücünün kullanıldığı bir organizasyondu.

cephede
Atatürk cephede dürbünle düşmanın hareketlerini incelerken

Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta Afyonkarahisar- Dumlupınar Meydan Savaşı ve ondan sonra düşman ordusunu bütünüyle yok eden ya da tutsak eden şu sözlerle açıklamaktadır: “Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar (hazırlanmış), idare ve zaferle intaç edilmiş (taçlandırılmış) olan bu harekât, Türk Ordusu’nun Türk zabitan ve kumanda heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin lâyemut abidesidir (ölümsüz anıtıdır). Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan, ilelebet mes’ud ve bahtiyarım”15

Kazanılan zafer Türk tarafı için tüm sorunların bir çırpıda halli anlamına gelmiyorsa da artık Milne Hattını tanımayan Mustafa Kemal kuvvetlerinin önünde durmak kolay görünmüyordu. İzmir’e Türk birliklerinin girişini bir katliam girişimi gibi aksettirme gayretleri, manipülasyonlar art arda gelecekti.16 Türk zaferi İngiltere’nin doğuyu dizayn etme girişim ve gayretlerine verilen en sert ve beklenmedik cevap olacaktı. I Dünya Savaşı sonunda Almanya ve müttefiklerine savaşın sebebi oldukları gerekçesiyle şartları oldukça ağır barış antlaşmaları imzalattırılmıştı. Versailles, Alman toplumunu öylesine ezmiş ve bu durum siyaseti öylesine yönlendirmişti ki kitleler Hitlerin iddialarını kabullenmekte zorlanmamıştı. Revizyonist ülkeler savaş sonu düzenlemelere karşı şiddetle hazırlanacaklar, çok geçmeden birincisinden çok daha yıkıcı bir savaş, dünyanın tüm önemli güçlerini içine çekecekti. Oysaki Osmanlı Devleti’nin bakiyesi topraklarda Mustafa Kemal Paşa liderliğinde başlayan Milli Mücadele kendisine reva görülen ezici bir antlaşmaya tepkisini derhal gösterip revizyonu sağladı. 30 Ağustos, söz konusu mücadelenin Türk kuvvetlerince bir zafer olarak anılmasında en önemli başarı olacaktı. Askeri, siyasi, sosyal sonuçları iki ordu arasında cereyan eden bir muharebeden çok daha fazlasını ifade eden bu gelişme bir ulusun kaybettirilmeye çalışılan tüm özgüvenini yenilemesi ve kuruluşu askeri, büyük bir zafere dayanan devlet geleneğine Türkiye Cumhuriyeti’nin de eklenmesini sağlayacaktı. Özelde 30 Ağustos Zaferi, genelde ise Milli Mücadele, üzerinden geçen doksan altı yıldan sonra daha da net bir şekilde tarihçilere şunu tekrar hatırlatmaktadır: Hiçbir devlet varlığını emperyal bir gücün kendisine bahşetmesiyle tesis edememiştir.

the times
The Times, 22 Eylül 1922.

30 Ağustos zaferi hem Türk ulusuna hem de Milli Mücadele’nin taraflarına; Yunanistan, İngiltere diğer İtilaf devletleri ayrıca Rusya gibi komşulara Türk askerinin ve ordusunun, ordu-millet motivasyonunun gücünü yeniden hatırlama yolunu gösterdi. Bu zafer ve onun lideri olarak Mustafa Kemal, mazlum milletlere bir feyz ve ilham kaynağı oldu. I. Dünya Savaşı bittiğinde Koloniler Bakanlığı’na bağlı elliden fazla kolonisi olan Büyük Britanya için I. Dünya Savaşı sonrası yaşananlar içerisinde Yunan birliklerinin Türkler karşısında aldığı yenilgi söz konusu yönetim biçimine bu kolonilerde bir ayaklanmaya örnek oluşturması açısından çok dramatik bir hadise olarak görülüyordu. Bu nedenle masada, barış müzakerelerinde elde edilmesi muhtemel kazançların önü kesilmeye çalışılacaktı.

 

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.
Yazar Hakkında
Ü. Gülsüm POLAT

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Doç. Dr. olarak akademik yaşantısını sürdüren Ü. Gülsüm Polat, Osmanlı Devleti son dönemi, Birinci Dünya Savaşı ve Cumhuriyet Tarihi üzerine çalışmalar yapmaktadır.

Dipnotlar

1Bernard Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Çev. Metin Kıratlı, TTK Yay., Ankara 1998.

2Değişen dünya askeri ve ekonomik sistemine uyum sağlanması ve İmparatorluğun nasıl evrildiğini mikro tarih araştırmaları ve diğer daha bütüncül çalışmalar ele almıştır: Abou-El-Haj , Rifaat, Modern Devletin Doğası 16. Yüzyıldan 18. Yüzyıla Osmanlı İmparatorluğu (Çev.: Oktay Özel ve Canay Şahin), İstanbul: imge Kitabevi Yayınları, 2000, Kemal Karpat, Osmanlı’da Değişim, Modernleşme ve Uluslaşma, (Çev. Dilek Özdemir), İmge Kitabevi, İstanbul 2006. Gabor Agoston, Barut, Top ve Tüfek. Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah Sanayi, Çev. M. Tanju Akat, İstanbul 2006.

3Zafer Toprak, İttihad-Terakki ve Cihan Harbi. Savaş Ekonomisi ve Türkiye’de Devletçilik (1914-1918), Homer Kitabevi, İstanbul 2003.

4Osmanlı Devleti’nin savaştığı cephelerdeki askeri ilerleme, geri çekiliş ve diğer tüm süreçler Genelkurmay Başkanlığı Yayınlarından çıkan serilerde ele alınmıştır. Söz konusu eserler incelendiğinde özellikle Arap Yarımadası’ndan geri çekilen Osmanlı birliklerinin mukavemetine dair detaylar görülmektedir: Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Hicaz, Asir, Yemen Cepheleri ve Libya Harekatı 1914-1918, VI. Cilt, Genelkurmay Başkanlığı Yay., Ankara 1978, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi, Irak-İran Cephesi, III. Cilt, ATASE Başkanlığı Yay., Ankara 1979.

5Ü. Gülsüm Polat, “Changes in state-society relations from the First World War to the National Independence Struggle (1914-1923)”, Turkish Historical Review 3, (2012) 19-41.

6Oğuz Aytepe, “Milli Mücadele’de Manda Sorunu ve Mustafa Kemal’in Yaklaşımı”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, S. 24, Kasım 1999-2003, s. 475-486.

7Mustafa Kemal Paşa’nın hayatı ile ilgili yazılan biyografiler içerisinde en dikkat çekeni ve akademik kaygıları yüksek olanı Hanioğlu’nun eseridir. Şükrü Hanioğlu, Atatürk, An Intellectual Biography, Princeton University Press, Princeton and Oxford, 2011.

8Bülent Tanör, Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920), YKY Yay., İstanbul 2016.

9Nur Bilge Criss’in İstanbul’un işgali ile ilgili çalışması, işgalin sistematik yapısını ortaya koymaktadır: Bilge Criss, İşgal Altında İstanbul (1918-1923), Çeviren: Ahmet Kaçmaz, İstanbul, İletişim Yayınları, 8. Baskı, 2011.

10Polat, a.g.m.,s.31.

11Ebru Boyar,  “Savaş ve Basın: Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı ve İngiliz The Times Gazetesi (1919-1922)”, ODTÜ Gelişme Dergisi, 36/2 (2009), 291-324.

12Zekeriya Türkmen, “Mustafa Kemal Paşa ve Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, S. 47, C. XVI, Ankara 2000, s. 359-419.

13Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, C. II, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1999, s. 901.

14Ü. Gülsüm Polat, “Yunan Tahribatına Amerikalı Misyonerlerin Bakışı ve Bir Raporun Arka Planı”, Gazi Akademik Bakış, C. 5, Sayı 10, Yaz 2012, s. 71-96.

15Nutuk, s. 902.

16The Times’in Türk ordusunun İzmir’e girişinin ardından haber akışında sıklıkla İzmir’de katliam, açlık gibi hususlara dikkat çektiği görülmektedir: “Famine in Smyrna”, The Times, 11 Eylül 1922.

 

DİĞER MAKALELER
KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun