Milli Mücadele'de Komuta Krizi: Ali İhsan Sabis Paşa'nın Ordu Komutanlığı Meselesi

Milli Mücadele'de Komuta Krizi: Ali İhsan Sabis Paşa'nın Ordu Komutanlığı Meselesi

Birinci Dünya Savaşı sonrası imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin elini kolunu bağladı ve memleketin dört bir yandan kuşatılmasına zemin hazırladı. Özellikle ordunun terhis edilmesi ve önemli kumandanların sürgüne gönderilip hapis edilmesi gerek son nefesini vermek üzere olan Osmanlı’yı gerekse de yeni bir diriliş mücadelesi verme planları yapan Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki idareyi olumsuz etkiledi. Çünkü yeni girişilen hareketi farklı cephelerde komuta edecek deneyimli Osmanlı paşalarına ihtiyaç vardı. Bu süreçte İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya gönderilip hapis tutulan Ali İhsan Sabis Paşa’nın bir yolunu bulup firar ederek Malta’dan kaçması başta Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden arkadaşı olan Mustafa Kemal’i çok sevindirdi. Çünkü böylesi deneyimli bir kumandanın Milli Mücadele’ye dahil olması şüphesiz ki orduya güç katacaktı. Ancak Ali Sabis Paşa’nın Batı Cephesi komutanı İsmet Paşa’nın altı olarak görevlendirilmesi oluşan bütün olumlu kanaati tersine çevirdi. Bu durum ciddi bir komuta krizine yol açtı.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Birinci Dünya Savaşı’na İttifak Devletleri safında giren Osmanlı İmparatorluğu, 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondoros Ateşkes Antlaşması ile yenilgiyi resmen kabul ettti. 25 maddeden oluşan antlaşmanın ilgili hükümleri uyarınca, içte asayiş ile hudut güvenliğini sağlamakla görevli bir miktar asker haricinde ordu terhis ediliyor ve orduya ait bütün araç-gereç, silah ve cephaneye İtilaf Devletleri tarafından el konuyordu.

Öte yandan, Şubat 1919’a gelindiğinde, Osmanlı Genelkurmayı ordu komutanlıklarını birer birer lağvetmişti. Diğer taraftan Mütareke döneminde nasıl bir ordu yapılanması içine girileceği konusu askıda bırakıldı. İngilizlere gönderilen bir yazı ile ordunun konuş, kuruluş ve kadrosu hakkındaki Osmanlı tasarrufu açıklandı. Buna göre, Osmanlılar ordularını 9 kolordu ve 20 tümen halinde yapılandıracaklardı. Osmanlı Genelkurmayı kolordu ve tümen sayısını olabildiğince fazla tutarak bu sayede gelecekte mevcutları arttırma hakkını saklı tutmaya çalışıyordu. Böylece atıl durumda kalan değerli subayların istihdamı da önemli ölçüde sağlanabilecekti. Ayrıca lağvedilen orduların kuruluş ve kadrolarının yeniden düzenlenmesi ihtiyacından dolayı ordu müfettişliği yapılanmasına geçilmesi uygun görüldü. 30 Nisan 1919’da Harbiye Nezareti’nin onayından geçen bu uygulama ile İstanbul merkezli 1. Ordu Müfettişliği’nin başına Fevzi Paşa (Çakmak), Konya merkezli 2. Ordu Müfettişliği’nin başına Mersinli Cemal Paşa ve Erzurum merkezli 9. Ordu Müfettişliği’nin başına da Mustafa Kemal Paşa atandı. Diyarbakır, Urfa ve Mardin civarları ise doğrudan Harbiye Nazareti’ne bağlı bulunan 13. Kolordu’nun sorumluluğuna verildi. Bu yolla bir taraftan ülke içerisinde huzur ve asayişin teminine uğraşılırken, diğer taraftan da ilerideki günlerde başlatılabilecek bir bağımsızlık mücadelesinin altyapısı hazırlanıyordu. Zira Harbiye Nezareti, mütareke döneminde bulunulmasına rağmen, ordu müfettişliklerine gönderdiği “gizli” emirlerde faaliyetlerin aynen seferberlik dönemindeki gibi aksatılmadan devam ettirilmesini istemişti.1

Ne var ki, kısa zaman içerisinde işgaller de başladı. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan orduları yurdun muhtelif bölgelerine, asker çıkararak yerleştiler. 15 Mayıs 1919’da Yunanların İzmir’i işgali o döneme değin görülmemiş bir infiali beraberinde getirdi. Mütareke şartlarına aykırı olan bu hareket nedeniyle evvela Ödemiş’te Jandarma Komutanı Yüzbaşı Tahir Fethi Bey’in başında bulunduğu ve “Kuva-yı Milliye” adıyla anılan gönüllü halk kuvvetleri Yunanlara mukavemet gösterdiler. Bunu Ayvalık’ta Yarbay Ali Bey’in (Çetinkaya) komutasındaki 172. Alay’ın direnişi izleyecekt.2 Daha önce Hatay Dörtyol’da da Fransız ve Ermenilerin işgal hareketine karşı yerel halk tarafından gerçekleştirilen bir mukavemet görülmüştü ancak düşmana karşı cephe tutularak savaşılan ilk yer Batı Ege oldu.

akşehir
Sovyet Elçisi Aralov, Ismet Pasa, Ali Ihsan Pasa, Mustafa Kemal Pasa, Konya-Akşehir 28 Mart 1922

İzmir’in Yunanlar tarafından işgali ulusal ölçekli bir bağımsızlık mücadelesi başlatmayı kafasına koymuş olan Mustafa Kemal Paşa için dayanak haline geldi. Tasavvur ettiği hareket tarzında evvela halk içerisinde silahlı müfrezeler kurulması ve onların çabalarıyla işgalin yayılmasının önüne geçmek öncelikli ilkelerdi. Böylece kazanılacak zaman sayesinde düzenli bir ordunun teşkili mümkün olacaktı. Bu hareket tarzı 15 Mayıs 1919’dan Kasım 1920’ye kadar geçen yaklaşık 18 aylık süreçte Türk Kurtuluş Savaşı’nın gayrinizami harp teknikleri ile idare edilmesini beraberinde getirecekti.

Gayrinizami harp teknikleri kullanılarak bilhassa güney bölgelerde başarı sağlandı. Doğu Cephesi’nde ise 15’inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa komutasındaki birlikler Ermenilere karşı üstünlük kurdu ve Ermenilerin talebi üzerine 3 Aralık 1920 tarihinde imzalanan Gümrü Antlaşması ile Doğu sınırları güvence altına alındı. Böylelikle asıl sonucun alınacağı Batı Cephesi’ne kuvvet ve silah kaydırılması mümkün hale geldi.

Bununla birlikte, Ekim 1920’deki Gediz taarruzu Millî Mücadele’de başarı sağlamanın yolunun düzenli bir ordunun kurulmasından geçtiğini bir kez daha ortaya çıkarınca, Büyük Millet Meclisi kararı ile ülke genelindeki kuvvetlerin ordu teşkilatlanması içerisine alınması kararlaştırıldı. Çerkez Ethem ve Demirci Efe gibi çete liderleri karara karşı çıkıp ayaklansalar da, bastırılarak düzenli ordu teşkilatlanmasının önündeki engeller kaldırıldı. Bu yolla Millî Mücadele’ye katılan kuvvetler içerisindeki disiplinsizlik ve firar olaylarının da önüne geçilmesi düşünüldü. Keza düzenli ordunun kurulması ile Millî Mücadele’ye katılma hususunda halen kararsızlık gösteren, gayrinizami kuvvetlerle başarıya ulaşılamayacağını düşünen pek çok subayın da katılımı kolaylaşacaktı.

I. İnönü Muharebesi ile başlayan süreçte (Ocak 1921) düzenli ordu birliklerinin müspet işler yapması Millî Mücadele’nin başarı sağlayacağına dair inancı da pekiştirdi. Dolayısıyla gün be gün pek çok yeni subay Millî Mücadele’ye katılma arzusunu gösteriyor ve bu kişiler münhal kadrolara yerleştiriliyordu. Ancak nitelikli insan ve malzeme ihtiyacı halen karşılanabilmiş değildi. Eskişehir-Kütahya Muharebeleri esnasında ordu büyük darbe yemiş, ardından Sakarya Meydan Muharebesi’nde kazanılan başarıya rağmen kaynaklar büyük ölçüde tüketilmişti. Bu şartlar altında ordunun daha fazla savunma savaşı yapma lüksü kalmadığı düşünülerek, iyi bir toparlanma sürecinin ardından düşmana karşı kesin netice alınabilecek bir muharebenin hazırlıkları başlatıldı.3

Aynı günlerde bir süredir Malta’da sürgün hayatı yaşayan Ali İhsan Paşa’nın [Sabis] Malta’dan kaçtığı ve İtalya gittiği haberi başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere, askerî ve mülki erkân üzerinde sevindirici bir etki yaptı. Bilhassa Mustafa Kemal Paşa, Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden dönem arkadaşı olan Ali İhsan Paşa’nın Millî Mücadele’ye büyük katkıları olabileceğine inanıyordu. Bundan ötürü, yakın zamanda yurda döneceği öğrenilen Ali İhsan Paşa’nın Ankara’ya geldiğinde ordu kumandanlarına mahsus bir karşılama töreni ile karşılanmasını istedi.4

Ali İhsan Sabis 1902’de Topçu Harbiyesi’ni, 1905’te ise Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni birincilikle bitiren, askerî bilgisi üst düzeyde olan, seçkin bir subaydı. Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, Irak Cephesi’nde ve İran içlerinde yapılan muharebelerde kazandığı başarılar ordu içerisindeki ününü arttırmıştı. 1917’de generalliğe yükselen Sabis, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Irak’taki 6. Ordu’nun başında bulunuyordu. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Osmanlı ordularının terhis edilmesi sebebiyle 1919 yılı Mart ayı başlarında İstanbul’a çağrıldı, Haydarpaşa Tren İstasyonu’nda İngilizler tarafından tutuklanarak 29 Mart 1919 günü Malta’ya sürgün edildi. Yaklaşık 30 ay sürgün hayatı yaşadıktan sonra Malta’dan kaçan Sabis, 25 Eylül 1921 tarihi itibarıyla Kuşadası’nda vatan topraklarına ayak bastı.5

5 Ekim 1921 günü Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın da dâhil olduğu kalabalık bir hazirun tarafından karşılanan Ali İhsan Paşa kendisine gösterilen samimi ilgi karşısında çok duygulandı. O geceyi Genelkurmay Başkanlığı binasında kendisine tahsis edilmiş odada geçirdi, ertesi sabah ise Başkumandan Mustafa Kemal Paşa, Özel Kalem Müdürü Miralay [Ayıcı] Arif Bey (ki Mustafa Kemal ve Ali İhsan Sabis’in Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden ortak arkadaşları idi) ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın bulunduğu bir ortamda bir görüşme yapıldı. Bu görüşmede Ali İhsan Paşa kendisine nasıl bir görev verilmek istendiğini sorması üzerine Fevzi Paşa güneydeki El-Cezire Cephesi ile Merkez Ordusu Kumandanlığı’na verilebileceğine belirtse de, Mustafa Kemal Paşa Ali İhsan Paşa’ya kesin sonucun alınacağı Batı Cephesi’nde görev verilmesini önerdi. Zira o günlerde orduda yeni bir yapılanmaya gidilerek grup teşkilatının kolordu teşkilatına çevrilmesi ve bu kolorduların da kurulacak iki yeni ordu teşkilatı içerisine alınması düşünülüyordu. Dolayısıyla Ali İhsan Paşa bu ordulardan birinin başına geçirilebilirdi. Bununla beraber aynı konuşmada Ali İhsan Paşa, Başkumandanlığın her iki orduya da doğrudan komuta etmesinin yerinde olacağını belirtmişti.6

Hiç şüphesiz ki Ali İhsan Paşa’nın bu önerisi sebepsiz değildi. Zira Ali İhsan Paşa Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’nın emri altına girmek istemiyordu. Daha kıdemli olması (Topçu Harbiyesi’nden iki yıl evvel mezun olmuştu), İsmet Paşa’dan önce -henüz Birinci Dünya Savaşı esnasında- generalliğe terfi etmesi7 onu bu düşünceye sevk etti. Bu savaşta İsmet Paşa daha ziyade karargâh görevleri ile meşgul olur ve kolordu çapındaki bir birliğe komuta ederken kendisinin ordu komutanlığı yapması Sabis’in böyle düşünmesindeki en temel etkenlerdi.8 Keza Kuşadası’ndan Ankara’ya geldiği süreç içerisinde pek çok asker ve sivil ile temasta bulunması da Ali İhsan Paşa’da İsmet Paşa’ya karşı menfi bir kanaatin oluşmasına tesir etmişti. Çünkü bu temasları esnasında İsmet Paşa’nın Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya Meydan Muharebesi’nde de iyi bir komutanlık sergileyemediğini söyleyenler vardı.9 Bahsi geçen hususlardan ötürü Ali İhsan Paşa kati surette İsmet Paşa’nın emrine girmek istemiyordu. Kararını Mustafa Kemal Paşa’nın Özel Kalem Müdürü ve ortak arkadaşları Miralay Arif Bey’e söylemiş ve böyle bir duruma engel olmasını istemişti.

karşılıyor
Ali Ihsan Pasa Afyonkarahisar'da Mustafa Kemal Pasa'yi Karsiliyor-16 Aralik 1921

Ancak 7 Ekim 1921 günü Başkumandan Mustafa Kemal Paşa imzasıyla yayımlanan emirde Ali İhsan Paşa’nın Batı Cephesi Kumandanlığının emrinde, “Ordu Kumandanı” yetkisiyle Afyonkarahisar bölgesindeki birliklerin başına geçirildiği belirtilince, Ali İhsan Paşa büyük bir şaşkınlığa uğradı ve Miralay Arif Bey’i aradı. Miralay Arif Bey ise verdiği cevapta cephede harekât birliği sağlanabilmesi açısından vaziyetin böyle uygun görüldüğünü ve “Anadolu’da kıdemin Anadolu’ya gelinen gün itibarıyla başladığını” ifade etti.10

Ali İhsan Sabis hatıratında izzet-i nefsini bir kenara bırakarak vatana hizmet edebilmek gayesiyle görevi kabul ettiğini, bunda Fevzi Paşa’nın 15 güne kadar Yunanlar üzerine taarruz edileceğini söylemesinin de etkili olduğunu yazmaktadır.11 Keza Millî Mücadele başarı ile sonuçlandığı takdirde kıdem haklarının da saklı tutulacağına dair Fevzi Paşa’dan güvence aldığını da ekleyen Sabis, Millî Mücadele sonrasında İsmet Paşa’dan daha kıdemli bir kumandan olarak göreve devam edeceğini düşünüyordu. Bu şartlar altında, 9 Ekim 1921 tarihi itibarıyla “1. Ordu Kumandanı” sıfatıyla görevine başladı. Batı Cephesi’nde yeni teşkil edilen 2. Ordu’nun başına ise yine Malta’daki sürgün hayatından yurda dönen bir başka general olan Yakup Şevki Paşa [Sübaşı] atandı.12

Ancak Yunanlara karşı yapılacak taarruzun hazırlıkları uzadıkça Ali İhsan Paşa huzursuzlanıyor, İsmet Paşa’dan emir almak onu daha da rahatsız ediyordu. Bu durum zamanla Batı Cephesi Kumandanlığı ile yersizce sürtüşmesine, gergin bir üslubu benimsemesine ve basit meseleleri büyütmesine yol açtı. Ordunun her türlü imkânsızlıklara rağmen yapmış olduğu hazırlık ve manevralarla harp kabiliyetini arttırmaya çalıştığı, muvaffakıyet için eğitim-disiplin ve maneviyatın çok güçlü olması gerektiği bir ortamda Sabis’in tavırları yadırganır hale geldi.

Günler geçtikçe Ali İhsan Paşa’nın fazlaca başına buyruk davrandığı ve İsmet Paşa’ya olan hoşnutsuzluğunu açıkça dile getirmeye başladığı görülüyordu. Örneğin, Süvari Kolordusu (5. Kolordu) Kumandanı Fahrettin Paşa’yı [Altay] ziyaret ettiği bir gün kendisine eksiklerini sormuş ve rapor halinde göndermesini istemişti. Teşkilat ve teçhizat açısından yaşanan bazı sıkıntıların vurgulandığı genel nitelikli bu raporu diğer subayların önünde sanki gizli bir şikâyet mektubuymuş gibi, üstelik askerlik adabına yakışmayacak şekilde İsmet Paşa’nın yüzüne vurması orada bulunanlarca hoş karşılanmamış ve Fahrettin Paşa’yı oldukça zor durumda bırakmıştı.13 Yine, zaten kadro sıkıntısı yaşayan birliklerden Cephe Kumandanlığı emri hilafına subay çekip karargâhlarda çalıştırması ve hatta Cephe Karargâhına haber vermeksizin düşman kuvvetleriyle temas kurması Ali İhsan Paşa’nın üstü konumundaki İsmet Paşa’yı ne ölçüde dikkate aldığının bir göstergesiydi.14

Ali İhsan Paşa her geçen gün keyfî şekilde hareket etmeye devam ediyordu. Batı Cephesi Kumandanlığının planladığı faaliyetlerden birinde 1. Ordu emrindeki 4. Kolordu’ya manevra yaptırılması düşünülmüştü. Manevraya Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa ve 2. Ordu Kumandanı Yakup Şevki Paşa’nın da yer alacağı üst düzey bir katılım olacaktı. Fakat manevra günü Ali İhsan Paşa’nın ortalıkta görünmemesi üzerine kendisinden programa iştiraki istense de, Ali İhsan Paşa Batı Cephesi Kumandanlığı Karargâhının makam otomobiline benzin göndermediğini bahane ederek manevra alanına gelemeyeceğini belirtmişti.15

Aynı günlerde Ali İhsan Paşa’nın cephedeki askerleri Batı Cephesi Kumanda Heyeti’ne karşı yanına çekmeye çalıştığı ve hatta Yunanlara karşı halen kesin sonuçlu bir taarruzun başlatılamamasını eleştiren bazı mebuslarla haberleştiğine dair iddialar da ortaya çıkmıştı. Bu iddialara göre, Ali İhsan Paşa er kılığına giren bazı subaylar vasıtasıyla ordu genelinde kendi lehine propaganda yaptırıyor, ordunun iaşe ödeneğini subaylara maaş olarak dağıtıyor ve bunu yaparken Batı Cephesi Kumandanlığı’nın kendilerine para göndermediğini söylüyordu.16 Öte yandan, astları arasında kendisine yakın görünen subayları tuttuğu, hâl ve hareketleri hoşuna gitmeyen subaylara karşı ise tehditkâr ve tahkir edici bir tavrı benimsediği de görülmekteydi. Bu bağlamda Miralay İzzettin Bey [Çalışlar] ile yaşadığı sorun Mustafa Kemal ve İsmet Paşa için bardağı taşıran son damla olacaktı.

Büyük Taarruz öncesinde 1. Ordu emrindeki 1. Kolordu’ya komuta eden Miralay İzzettin Bey İsmet Paşa’nın Topçu Harbiyesi ve Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden yakın bir arkadaşıydı. Bu yakınlıkları herkesçe bilinmekle beraber, Ali İhsan Paşa’nın bulduğu her fırsatta İzzettin Bey’e açık ve kapalı olarak sert eleştirilerde bulunduğu görülmekteydi. 1922 yılı Haziran ayı başında bu gerginlik had safhaya ulaşmıştı. İzzettin Çalışlar’ın o dönemde kaleme aldığı günlük bu gerginliği en açık şekilde yansıtmaktadır. İzzettin Bey 6 Haziran 1922 tarihinde günlüğüne Ali İhsan Paşa ile gerginliklerinin devam ettiğini17 7 Haziran’da ise Ali İhsan Paşa ile olan gerginlikten dolayı kolordu kumandanlığından affını istediğini yazmıştır.18 İzzettin Bey’in bu talebi o günlerde kabul görmedi. Fakat maaşların dağıtım tarzı hakkında Ali İhsan Paşa ile düşülen bir anlaşmazlık sonucunda Ali İhsan Paşa İzzettin Bey’i şiddetli biçimde uyararak kendi istediği şekilde hareket etmesini talep edince İzzettin Bey bunu kabul etmedi ve 18 Haziran günü istifasını verdi.19

Ali İhsan Sabis hatıratında İzzettin Çalışlar’ın böyle hareket etmesinde İsmet Paşa’nın tahrik ve teşviklerinin etkili olduğunu yazarken,20 İsmet İnönü de o dönemde kaleme aldığı günlüğüne 17 Haziran 1922 günü düştüğü bir notta Ali İhsan Paşa’yı kendilerini müşkül düşürmek maksadıyla entrika yapmakla suçlamaktadır.21 Bununla beraber, İzzettin Bey’in istifasını vermesinden bir gün sonra Başkumandan Mustafa Kemal Paşa imzasıyla yayımlanan emirde Ali İhsan Paşa’nın “dürüst bir hatt-ı hareket takip etmemesi” nedeniyle kumandanlığına son verildiği ve Millî Müdafaa Vekâleti emrine alındığı belirtiliyordu. Yerine Süvari Kolordusu (5. Kolordu) Komutanı Fahrettin Paşa vekâlet edecekti. Ali İhsan Paşa’nın 1. Ordu Kumandanlığı’ndan azil emrini veren Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta bu olaya yer vermiş ve Ali İhsan Paşa’nın “ordunun disiplinini ve genel yönetimini çıkmaza sokacak şekilde hareket ettiği için” görevden alındığını vurgulamıştır.22

Bu noktada dikkat çekici bir noktaya da işaret etmek gerekir: Ali İhsan Paşa hatıratında her ne kadar icraatlarını tafsilatlı bir şekilde savunsa da, en yakınındaki insanlar dahi bu konuda kendisini ve kişiliğini eleştirmekten geri durmamıştır. Bunlar arasında Irak’ta emir subaylığını yapmış Kurmay Binbaşı Kurtcebe Bey [Noyan]23 ve yine Irak’ta 6’ncı Ordu Kumandanı olduğu esnada kurmay başkanlığını üstlenen Kaymakam (Yarbay) Dadaylı Halit Bey [Akmansü]24 bu hususta örnek olarak gösterilebilir. Bilhassa Halit Bey’in konumu büyük önem arz etmektedir. Zira Ali İhsan Paşa 1. Ordu Kumandanı olduğu gibi kurmay başkanı olarak Dadaylı Halit Bey ile çalışmayı talep etmiş ve Mustafa Kemal Paşa’ya hassaten ricada bulunarak o dönem tümen komutanlığı yapan Halit Bey’i 1. Ordu Kurmay Başkanlığına tayin ettirmiştir. Buna mukabil, Ali İhsan Paşa’nın hal ve hareketlerini hatalı gören ve buna alet olmak istemediğini belirten Dadaylı Halit Bey 3 Ocak 1922 tarihinde 1. Ordu Kurmay Başkanlığı görevinden istifa etmiştir. Kendisine istifasının nedenleri sorulduğunda ise 19 Ocak 1922 günü Batı Cephesi Komutanlığına göndermiş olduğu bir mektupla bu durumun sebeplerini anlatmıştır. Mektubunda Ali İhsan Paşa’nın dürüst olarak hareket etmediğine vurgu yapan Halit Bey, Büyük Millet Meclisi’ndeki muhalif grubun birtakım vaatlerle Ali İhsan Paşa’yı ayarttıklarını ve önündeki engelleri kaldırmakta başarılı olduğu takdirde Başkumandanlığa getireceklerine dair güvence verdiklerini belirtmiştir.

dadaylı halit
Afyonkarahisar, Ali Ihsan Pasa ve Dadayli Halit Bey. Aralik 1921

Netice itibarıyla Ali İhsan Paşa öncelikle İstiklal Mahkemesi tarafından yargılanması uygun görüldü ancak 1 Numaralı Ankara İstiklal Mahkemesi yaptığı tahkikatta Ali İhsan Paşa’nın İstiklal Mahkemesi’nde yargılanabilecek bir suç işlemediğine karar verdi.25 Akabinde dosya İzmir’de bulunan Galip Paşa Divan-ı Harbi’ne gitti ve 13 Mayıs 1923 günü Ali İhsan Paşa’nın emekliliğe sevk edilmesine hükmedildi. Ali İhsan Paşa 28 Haziran 1923 tarihi itibarıyla emekliye ayrılmıştır.26

Ali İhsan Paşa’nın emekliliği sonrasında 1. Ordu Komutanlığı için evvela Ali Fuat Paşa’ya [Cebesoy], ardından da Refet Paşa’ya [Bele] teklif götürüldü ancak her iki isim de Ali İhsan Paşa’nın öne sürdüğü çekincelere benzer sebeplerle bu teklifi kabul etmediler. Teklif götürülen üçüncü isim Sakallı Nurettin Paşa [Konyar] idi ve Nurettin Paşa daha kıdemli olmasına rağmen İsmet Paşa’nın emrine kayıtsız-şartsız girmeyi kabul ederek 1. Ordu Komutanlığına getirilecekti. 30 Haziran 1922 tarihi itibarıyla Nurettin Paşa’nın 1. Ordu Komutanı olarak göreve getirilmesinden yaklaşık iki ay kadar sonra (26-30 Ağustos 1922) Büyük Taarruz başlatıldı ve Yunan ordusu denize döküldü.

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Yazar Hakkında
Erhan ÇİFCİ

Akademik yaşantısının ilk adımı olan yüksek lisans eğitimini Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (SAREN) bünyesindeki Harp Tarihi ve Strateji programında tamamlayan Erhan Çifci, doktora çalışmalarını İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yakınçağ Tarihi Anabilim Dalı’nda sürdürmektedir. Askerî Tarih, İç Güvenlik ve Uluslararası İlişkiler alanlarında yazmış olduğu makale ve yazıları bulunan Çifci’nin aynı zamanda uzmanlık alanlarına dair çeşitli kitapları bulunmaktadır.

Dipnotlar

1Zekeriya Türkmen, Mütareke Dönemi’nde Ordunun Durumu ve Yeniden Yapılandırılması (1918-1920), TTK Basımevi, Ankara, 2001, s. 80-81.

2Celal Erikan, 100 Soruda Kurtuluş Savaşımızın Tarihi, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1971, s. 28-29.

3İsmet İnönü, Hatıralar, Yay. Haz. Sebahattin Selek, Bilgi Yayınları, Ankara, 2009, s. 257-258.

4Ali Kılıç, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Hatıraları, Der. Hulusi Turgut, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2005, s. 387.

5Hülya Toker-Nurcan Aslan, Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri, Cilt: III, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2009, s. 232-234.

6Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım: İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri, 5. Cilt, Nehir Yayınları, İstanbul, 1993, s. 106-109.

7Atilla Oral, Kazım Özalp: Anılar, Belgeler, Demkar Yayınevi, İstanbul, 2011, s. 231.

8Selahaddin Adil, Hayat Mücadeleleri, Zafer Matbaası, İstanbul, 1982, s. 395.

9Ziya Göğem, Kurmay Albay Dadaylı Halit Beğ Akmansü, Cilt: 1, Halk Basımevi, İstanbul, 1954, s. 113.

10Sabis, a.g.e., s. 116-117.

11Sabis, a.g.e., s. 118-120.

12Erikan, a.g.e., s. 174.

13Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970, s. 315.

14İnönü, a.g.e., s. 264; Erikan, e.g.e., s. 184.

15Göğem, a.g.e., s. 120.

16Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1983, s. 404; Erikan, a.g.e., s. 184; Oral, a.g.e., s. 232; İnönü, a.g.e., s. 263. Fahrettin Altay hatıratında bu konu ile ilgili bir anekdotu da paylaşmaktadır. Buna göre; o dönem 3. Kolordu’ya vekâleten komuta eden Miralay Abdurrahman Nafiz Bey’i [Gürman] ziyaret eden üç subay Irak Cephesi’nde önemli işler yapan Ali İhsan Paşa’nın ordunun başına geçirilmesi halinde kesin zaferin mümkün olacağını belirtmişler ve bu hususta kendilerine destek istemişler. Abdurrahman Nafiz Bey ise bu üç subaya böyle bir işin içerisinde olmamaları gerektiğini belirterek Kaymakam (Yarbay) Salih Bey [Omurtak] aracılığı ile İsmet Paşa’yı konudan haberdar etmiştir. Ayrıntılı bilgi için bkz. Altay, a.g.e., s. 326.

17İzzettin Çalışlar, On Yıllık Savaş, Yay. Haz. İzzeddin Çalışlar, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2010, s. 557.

18Çalışlar, a.g.e., s. 558.

19Çalışlar, a.g.e., s. 558; Altay, a.g.e., s. 325.

20Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım: İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri, 6. Cilt, Nehir Yayınları, İstanbul, 1993, s. 202.

21İsmet İnönü, Defterler (1919-1973), Yay. Haz. Ahmet Demirel, 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2017, s. 33.

22Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: 2, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 666.

23Kurtcebe Noyan’ın Ali İhsan Sabis hakkındaki görüşleri için bkz. Altay, a.g.e., s. 325.

24Dadaylı Halit Akmansü’nün Ali İhsan Sabis ile ilgili görüş ve eleştirilerinin ayrıntısı için bkz. Göğem, a.g.e., s. 112-127.

25Bu aşamada o dönem 1 Numaralı Ankara İstiklal Mahkemesi’nde görev yapan Kılıç Ali ile Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’nın konu hakkındaki ifadelerinin örtüşmediğini ayrıca belirtmek gerekir. Kılıç Ali’ye göre, İsmet Paşa İstiklal Mahkemesi heyetine Ali İhsan Paşa ile ilgili dosyayı teslim ederken Ali İhsan Paşa’nın ceza almasını istediğini ifade ederken, İsmet Paşa ise hatıratında Ali İhsan Paşa’nın İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmaması için çok direndiğini ve divan-ı harpte yargılanmasını istediğini yazmaktadır. Yine Kılıç Ali’nin verdiği bilgilere göre, mahkeme heyeti bölgeye geldiğinde başta Miralay Kemalettin Sami Bey [Gökçen] olmak üzere, bazı komutanların olay hakkında kendileriyle konuştukları ve Ali İhsan Paşa’nın ceza almasının uygun düşmeyeceğini söyledikleri anlaşılmaktadır. Bu konu üzerine ayrıntılı bilgi için bkz. Kılıç, a.g.e., s. 387-388; İnönü, Hatıralar, s. 265.

26Toker-Aslan, a.g.e., s. 234.

 

Kaynakça

ADİL, Selahaddin, Hayat Mücadeleleri, Zafer Matbaası, İstanbul, 1982.

ALTAY, Fahrettin, 10 Yıl Savaş ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.

ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Cilt: 2, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973.

BELEN, Fahri, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1983.

ÇALIŞLAR, İzzettin, On Yıllık Savaş, Yay. Haz. İzzeddin Çalışlar, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2010.

ERİKAN, Celal, 100 Soruda Kurtuluş Savaşımızın Tarihi, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1971.

GÖĞEM, Ziya, Kurmay Albay Dadaylı Halit Beğ Akmansü, Cilt: 1, Halk Basımevi, İstanbul, 1954.

İNÖNÜ, İsmet, Defterler (1919-1973), Yay. Haz. Ahmet Demirel, 2. Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2017.

………… , ……… ,  Hatıralar, Yay. Haz. Sebahattin Selek, Bilgi Yayınları, Ankara, 2009.

KILIÇ, Ali, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Hatıraları, Der. Hulusi Turgut, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2005.

ORAL, Atilla, Kazım Özalp: Anılar, Belgeler, Demkar Yayınevi, İstanbul, 2011.

SABİS, Ali İhsan, Harp Hatıralarım: İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri, 5. Cilt, Nehir Yayınları, İstanbul, 1993.

……… , ………..... , Harp Hatıralarım: İstiklal Harbi ve Gizli Cihetleri, 6. Cilt, Nehir Yayınları, İstanbul, 1993.

TOKER, Hülya-ASLAN Nurcan, Birinci Dünya Savaşı’na Katılan Alay ve Daha Üst Kademedeki Komutanların Biyografileri, Cilt: III, Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2009.

TÜRKMEN, Zekeriya, Mütareke Dönemi’nde Ordunun Durumu ve Yeniden Yapılandırılması (1918-1920), TTK Basımevi, Ankara, 2001.

 

DİĞER MAKALELER
Milli Mücadele'de Komuta Krizi: Ali İhsan Sabis Paşa'nın Ordu Komutanlığı Meselesi
Türk Tarihi
Türklerin İslamiyet'i Kabul Psikolojisi

Türklerin İslâmiyet’i kabulüyle neticelenen tarihî sürecin siyasî, askerî ve tarihî safhaları ile ilgili muhtelif çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar, konu hakkında bilinmeyen birçok hususu aydınlığa kavuşturmakla birlikte muhtelif tez ve düşüncelerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan görüş farklılıkları içerisinde en dikkat çekicisi, “Türklerin, önceden mensup oldukları inanç sistemi ve hayat tarzıyla büyük bir benzerlik taşıyan İslâmiyet’i kabulde hiç zorlanmadıkları ve bu yeni dinle tanışmalarından hemen sonra çok hızlı bir şekilde ve toplu olarak İslâmiyet’i kabul ettikleri” görüşüne karşı “aslında bu sürecin hiç de söylendiği gibi kısa sürede ve kolay olmadığı, hatta Türkler arasında İslâmiyet’in cebrî bir surette yayıldığı” iddiasıdır. Konuyu ele alan araştırmacıların, aynı tarihî kaynaklardan istifade etmiş olmalarına rağmen, çok farklı neticelere ulaşmaları veya birbirine taban tabana zıt görüşler ileri sürmeleri ilginçtir. Kanaatimizce bu durumun sebebi, meselenin sadece tarihî hadiselerden hareketle ele alınması ve buna bağlı olarak sözkonusu sürecin sosyal, psikolojik, kültürel ve iktisadî cephelerinin ya ihmal edilmesi ya da kişisel görüş ve kanaatlere göre şekillendirilmiş olmasıdır. Hâlbuki Türklerin İslâmiyet’i kabul sürecini, sadece tarihî kaynaklarda yer alan bilgileri, hele de bu bilgilerin bir kısmını veya istenen kısımlarını ele almak suretiyle izah etmek mümkün değildir. Zira sözkonusu süreç, tarihî olduğu kadar sosyolojik, psikolojik, kültürel ve hatta iktisadî cepheleri olan çok yönlü bir değişim sürecini kapsamaktadır. Bu bakımdan bir “din değiştirme” hadisesi olan Türklerin İslamiyet’i kabul sürecini, özellikle psikolojik ve sosyolojik yönlerini esas almak suretiyle değerlendirmek, meselenin izahı için daha “doğru” ve “gerçekçi” bir bakış açısı oluşturma konusunda büyük önem taşımaktadır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun