İngiliz Savaş Bakanlığı Raporunda Samsun’dan Sivas’a Gelişmeler

İngiliz Savaş Bakanlığı Raporunda Samsun’dan Sivas’a Gelişmeler

Üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak adlandırılan ve tarihin en büyük sömürge imparatorluğu olan Britanya İmparatorluğu I. Dünya Savaşı sonrasında nüfuz ettiği Osmanlı topraklarında da gelişmiş istihbarat faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyordu. I. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan bu yeni sömürü düzenine dayalı sisteme ilk başkaldırı ise Milli Mücadele sürecinde gerçekleşti. Ancak İngiltere bu dönemde Milli Mücadele’nin örgütlenme sürecinden habersiz değildi. Bu durum an be an kraliyet topraklarına telgraf olarak gönderiliyordu. Bu yazımızda ise Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basışından Sivas Kongresi’nden bir ay sonraki süreci kapsayan İngiliz Savaş Bakanlığı raporlarına yansıyan arşiv bilgilerini sizlerle paylaşacağız.

BEYAZ TARİH / MAKALE

Mustafa Kemal’in Samsun’a ulaştığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden 100 yıl geçti. Aradan geçen zaman I. Dünya Savaşı sonrası dizayn edilmeye çalışılan dünya siyasi haritasını pek çok değişikliklere uğrattı. En erken değişikliklerden birisi de Mustafa Kemal’in başlattığı mücadele neticesinde yeni bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla gerçekleşti. Sahip olduğu stratejik konum Türkiye’yi Batı dünyası ve yakın komşuları arasında önemli bir aktör olarak konumlandırdı. Ancak bugün böylesi genel geçer ifadelerle anlattığımız gelişmeler, olaylar cereyan ederken pek çok önemli kırılma anından ve safahattan geçerek olgunlaştı. Bu noktada spesifik gelişmelere yakından bakmak için tarihsel metodolojinin temel kurallarını gözden geçirmekte fayda vardır.

Bilindiği üzere tarih çalışmalarında yazarlar özellikle kendi ülkelerinin zorlu zamanlarını yazarken milli hislerinden tam anlamıyla sıyrılarak olaylara üçüncü göz olarak bakmakta zorlanırlar. Tam da bu noktada tarihçinin objektifliği gündeme gelir ve yazılanların bilimsellikten öte milli hislerin dışa vurumu olduğu iddiası kendisini gösterebilir. Bu durumda tarihçi için en önemli dayanağın arşivler yani olaylar olup biterken yazılan materyaller olduğu akla gelmelidir. Bugün tarihi en doğru haliyle yazmak isteyenler için arşiv belgesi olan kayıtlar, olaylar olup biterken yazılan ve geleceğe not düşme kaygısı taşımayan kanıtlar olduğu için birincil öneme sahiptir. Gerçekliğe en yakın olan görgü tanıklarıdır. Bu nedenle Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ulaşmasını ve ardından gelen süreçleri arşiv belgeleri üzerinden takip etmek sonradan yazılan ve gelişmeleri aşağıya çekmek isteyen popüler yazıların oluşturduğu kirliliği de ortadan kaldırabilecek niteliktedir. Daha da ilginci değerlendirilecek kaynakların karşı taraf yani İstanbul’da bir işgal yönetimi kurmuş olan İngilizlerin yazışmalarından olması daha da çarpıcı tespitleri beraberinde getirebilmektedir.

I. Dünya Savaşı neticesinde savaşın kazananlarının başında Britanya İmparatorluğu geliyordu. Britanya’nın Doğu’ya dair tecrübesi onu muazzam bir imparatorluk/kolonial güç haline getirmiştir. Doğu’daki varlığı sistemli bilgi akışına ve verimli bir organizasyonun işleyişine bağlı olan İngiltere için Mayıs 1919'da Mustafa Kemal’in başlattığı hareket merkez Londra ile en sık yazışmanın konusunu oluşturuyordu. Yazışmalara bakıldığında Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a yola çıkmasından itibaren sıkı biçimde tarassut altında tutulduğunu söylemek mümkündür. Yine de onun İstanbul’dan ayrılışı ve Samsun’a ulaşması İzmir’in işgalinin yarattığı karmaşa ortamında gerçekleşmişti. Bu karmaşa Samsun’daki İngiliz subaylarının tedbirsiz olduğu anlamına gelmemekteydi. Burada bulunan 200 kişilik İngiliz-Hint kıtası 17 Mayıs’ta 100 kişilik bir kuvvetle takviye edilmişti.1

Kısa süre sonra Mustafa Kemal’in Anadolu’da işgal karşıtı bir hareket için organizasyon yapmaya çalıştığı anlaşılacaktı. Her ne kadar ilk gelen raporlar paniğe gerek olmadığını düşündürse de bu durum hızla değişecekti. General Milne  6 Haziran’da şu talepte bulunacaktı: “General Kemal Paşa ile kurmaylarının vilayetlerde bulunuşlarının arzu edilir bir şey olmadığını Ekselanslarına bildirmekle şeref duyarım”.2 Bundan sonra Mustafa Kemal Paşa ve heyetinin varlığı İngilizler için “Milliyetçi hareketin” temsili haline gelecekti.         

Karadeniz’deki İngiliz kuvvetleri bölgesel açıdan aynı zamanda bir istihbarat edinme merkezi idi.3 Buradan İstanbul’a Mustafa Kemal’in Samsun’a gelişinden hemen sonra başlayan bir bilgi akışı olduğu anlaşılmaktadır. Mustafa Kemal’in buraya ulaşmasından yani Mayıs 1919’dan sonra Sivas Kongresi’nin toplanmasına kadar geçen ve Bülent Tanör’ün Yerel Kongre İktidarları4 olarak betimlediği Milli Mücadele’nin ilk organizasyon safhasında hareketin en zayıf ve belki de en riskli günlerini yaşadığını düşünmek mümkündür. Bu süreçle ilgili İngiliz arşivleri içerisinde yer alan pek çok yazışma içerisinde Savaş Bakanlığı kayıtları arasında yer alan (War Office) ve gizliliğe haiz olduğu belirtilen evrakı ele alarak bu ilk organizasyon sürecinin karşı tarafça nasıl algılandığına yakından bakılabilir. “History of the National Movement in Turkey” başlıklı beş sayfalık rapor, Karadeniz’de bulunan İngiliz donanmasının İstihbarat birimi tarafından oluşturulmuş ve kısa paragraflar olarak düşünülen metin 24 madde olarak yazılmıştır. Öncelikle böylesi bir raporun İngiliz yazışmalarında ne tek ne de emsalsiz bir örnek olmadığını belirtmekte fayda vardır. Bu raporda yer alan bilgilerin içeriğine benzer başka raporların başka birimler arasında da gerçekleşmiş olması ve bunun War Office değil Foreign Office evrakı arasında bulunması ihtimali göz önüne alınmalıdır. Diğer taraftan söz konusu bu rapor İstanbul’daki İngiliz Yüksek Komiserliği, ayrıca Savaş Bakanlığı, Mısır İngiliz Yüksek Komiserliği’ne gönderilmiş yani İngiltere’nin önemli Doğu yönetim birimlerinde görülmüştür. Bu rapor 15 Mayıs 1919’dan yani Yunanlıların İzmir’i işgalinden başlayarak gelişmeleri ve bu bağlamda Türk milliyetçilerinin davranışlarını ele almaktadır. Aslına sadık kalarak özetleyecek olursak bu maddeler şu şekildedir:

1- Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasına kadar geçen sürede İstanbul’daki merkezi hükümet (İstanbul Hükümeti) Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ilgili maddelerinin uygulanmasında, ordunun tasfiyesi (demobilisation)  diğer konularda yeterince yetkiye ve otoriteye sahipti.

2- Mütareke sürecinde Mayıs’a kadar geçen süreçte bölgesel liderler ve önemli isimler mütarekeye karşı daha fazla direnç göstermeye niyetli değillerdi. Bu konuda Erzurum’daki genel kumandan Kazım Karabekir istisnaydı.

3- Mayıs ortasına kadar ordu kumandanları birliklerinin silahlarını İstanbul’a göndermeye devam ettiler. Mustafa Kemal Paşa, “şu andaki tüm hareketin lideri” büyük bir makinalı tüfek konvoyunu ayrıca General Küçük Cemal Paşa [Mersinli] “şu anda Savaş Bakanı ve Milli Hareketin önde gelen isimlerinden” Konya’dan önemli miktarda sevkiyat yapmıştı. Yani Mayıs ortasına kadar İtilaf devletlerine ve antlaşma hükümlerine karşı direnmeye dair bir düşünce mevcut değildi.

4- Bu düşünceler İstihbarat şubesinin özel bir birimi tarafından da teyit edildi.

5- İtalyanların Güneybatıyı ve Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri her şeyi değiştirdi. Bu gelişmeler Türkler üzerinde büyük bir şok etkisi yarattı.

6- Milliyetçi hareketin kökenlerinin bu olayların bir sonucu olduğu söylenebilir. Diğer bir etkileyici faktör Doğu Anadolu’nun herhangi bir kısmının Ermeni devleti olarak oluşturulması ihtimali ve bu ihtimalin Ermeni ve Avrupa basınında tartışılmakta olmasıdır.

7- Bu süreçte merkezi ve Doğu Anadolu’dan silah teslimi tamamen durmuştur.

8- Haziran (1919) ayı boyunca iki farklı ve birbiri ile ilintili hareket rapor edilmiştir:

            a- İlki çok gizli tutulan eski bir denizci ve Deniz Bakanı olan Rauf Bey’in hareketidir. Bu organizasyon İzmir’e silah ve adam göndermek üzerine kurulmuş bir harekettir. Bunlar nerede Yunan birliği varsa orada kargaşa çıkarmak üzerine kurulmuştur.

            b- İkinci organizasyon Savaş Bakanı General Şevki Paşa’nın5 İçişleri Bakanı ile yürüttüğü hareketidir. Burada iki atama yapılmıştır. Birisi Kuzey bölgesi müfettişliğine Mustafa Kemal Paşa’nın Güney müfettişliğine de Küçük Cemal Paşa’nın atanmasına dairdir.6

9- Ne yazık ki Mustafa Kemal’in metodu karşıt bir hareketi ortaya çıkardı. O ve heyeti halkı kışkırtmak için elinden geleni yapmış bunun sonucu İzmir çevresindeki olayların meydana gelmesinde etkili olmuştur. Bunun üzerine General Mustafa Kemal Paşa hükümet tarafından geri çağrıldı. Ancak Mustafa Kemal Hükümetin emrine uymayı ve dönmeyi reddetti.

10- Mustafa Kemal Temmuz [1919] başında Erzurum’a ulaştı. Aynı zamanda Aydın’dan Rauf Bey de buraya ulaştı. Çok kesin bir kaynaktan alınan bilgiye göre bu dönemde Mustafa Kemal Van valisi Haydar Bey’den7 Kürt kabilelerini İngilizler aleyhine kışkırtmak için gizli biçimde görüşmeye çağırdı. 14 Temmuz’da Mustafa Kemal istifasını ve kendisini ülkeyi kurtarmaya adadığını beyan etti.

11-İlk adım olarak Doğu Anadolu’nun altı eyaletinden gelen delegeler ile Erzurum’da toplanıldı. Milli hareketin tartışıldığı ilk toplantı olması açısından önemliydi. Bu konferansta çok önemli bir konu tartışıldı ancak konferans sonundaki deklarasyonda antlaşmaya varıldığı anlaşıldı.

12- Bu deklarasyonun temelinde vatanın savunulması fikri yer almaktadır. İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı ordusunu yenilgiye uğratması nedeniyle Mezopotamya, Arabistan, Filistin ve Suriye kaybedilmişse de ülkenin elde kalanının gerekirse silahla savunulması kararlaştırıldı.

13- Konferansın deklare edeceği ilk argümanın İzmir’in işgali karşısında başında Damat Ferit Paşa ve kabinesinin hiçbir şey yapmadığı ve ülkeyi temsil etmediği ortaya konuldu. Meclis’in mütareke imzalanmasından beri toplanmadığı ve sessizliğe büründüğüne dikkat çekildi.

14- Kongre Sultan-Halife’ye sadakatlerini sundular.

15- Kongre kararları (deklerasyon) makul ve temkinli yapısı ile Entente karşıtı bir görüş ortaya koymamışsa da İtilaf karşıtı bir propagandanın sürdüğü açıktır. Bu propaganda söyleminin temelinde İtilaf güçlerinin Türkiye’nin paylaşılmasını savunduğu iddiası yer almaktadır.

16- Kongrenin hemen ardından bir propaganda ve dedikodu seli ortalığı kapladı. Şüphesiz bazı adımlar atıldı, daha önce de Türkiye’de görüldüğü üzere, köylüleri askeri bir sorun için organize ettiler. İlginç olan nokta ise şüphesiz biçimde kesin olarak bildiğimiz bu organizasyonu Mustafa Kemal’in yapmış olmasıydı. Oysaki vilayetleri ziyaret eden İngiliz ve Amerikalı görevlilerden hiç birisi bir birkaç düzensiz çete dışında “Milli birlik” görmemişlerdi. Buna rağmen Mustafa Kemal ile ya da onun destekçileri ile işbirliği yapanlar hesaba katıldığında önemli başarı elde ettiler ve şu programı oluşturdular:

17-  a) Köylüleri evlerinden almadan organize etmek en iyisidir.

b) Anadolu’nun yönetiminde kalmak ve savaş öncesi sınırlara bir saldırıda bulunmaktan kaçınmak.

c) Damat Ferid Paşa Hükümetini görevden uzaklaştırmak, Paris Barış Konferansı’na Wilson’un 14 noktası üzerine dikkat çekici biçimde protesto edecek bir heyeti gönderebilecek bir hükümetin getirmek.

d) İtilaf devletleri ile ani bir çatışmaya girmekten kaçınmak kendi partilerini anlaşma yapacak ve ülkenin kaderini ele alacakları pozisyona getirmek ve İtilaf devletleri ile anlaşmak.

Deklarasyonun bir nüshası Mustafa Kemal Paşa tarafından Yüksek Komiserliğe telgrafla bildirildi.

18- Mustafa Kemal ve ona bağlı olanlar ülkeyi organize etmeye devam ediyorlar. Damat Ferid’i devirmek için öncelikle atılan adımlarla ilgili Eylül’de Sivas’ta konferans toplandı. Buradaki deklarasyonun tonu Erzurum’dan daha fazla İtilaf karşıtı havadaydı.

19- Sivas Kongresi Erzurum Kongresi’nden farklıydı, öyle ki delegeler ülkenin farklı yerlerinden gelmişti. Telgraf ofislerinin ele geçirilmesine bu sayede İstanbul ile destekçilerin iletişiminin kesilmesine karar verdi.

20- Milliyetçilerin tarafından bakıldığında bu son derece başarılı bir adımdı. Unutulmamalıdır ki eyaletlerdeki ordu Milliyetçilerin tarafındadır. Az sayıda işgal altındaki askeri kuvvet ve işgal edilen telgrafhane görevlisi dışında zorluktan uzaktır. Anadolu demiryolları bölgesinde tüm yönetim birimlerinde yürütülen uygulamalar sayesinde İstanbul Hükümeti’ne bağlı olan bütün bu saha şimdi Milliyetçilerin kontrolüne geçti.

21- Bu olaylar İstanbul’da bir başka propaganda fırtınası kopardı ve bunun bir yansıması olarak Avrupa basınında yer buldu. Hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar olayı siyaset değil savaş olarak temsil etmek konusunda aynı ilgiye sahiptiler. Yunanlılar müttefik devletlerini Türkiye ile yeni bir savaşa sokmak arzusundalar. Bundan amaçları ezeli düşmanlarıyla olan soruna daimi bir çözüm bulabilmektir. Mustafa Kemal Paşa’nın yeni bir ordu harekete geçireceği düşünülebilir. Her iki tarafta birlikler, ordular, işgal ve geri çekilişe dair serbestçe konuşmaktadır.  

22- Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin İstanbul’dan durumu düzeltmek için birkaç bin kişiden oluşan birlik sevk etmesi daha fazla sıkıntıya yol açacaktır. Şüphesiz bu bilginin kaynağında pek çok destekçilerinin de olması ve bunların sayıca çok küçük olması iddiası yer almaktadır.

23- Barışı korumanın ve taahhütlerden (ki bunun çok ciddi reaksiyonaları olabilir) kaçınmanın önemine dair görüşe göre zayıf bir üstlenme özellikle politik meselelerde bir sivil savaş riski anlamına gelmeyecektir. Bu bağlamda İtilaf birliklerinin sadece bir gözlemci olarak kalması neredeyse imkânsızdır. Bu nedenle Hükümet birliklerinin hareketlerine izin verilmedi ve Damat Ferid kabinesinin düşüşünden sonra gerçekten Milliyetçileri destekleyen hükümet yönetimi alacaktır.

24- Hükümet ve onun vilayetlerdeki destekçileri Müttefiklere karşı tam bir doğruluk ile muamele ettiklerini deklare ettiler. Milliyetçi hareketin hiçbir döneminde telgraflarımız engellenmedi. Türk Hükümeti’nin yönettiği Anadolu’da resmi bildirgeler devam etti. Müslüman nüfusa Kuran’ın kurallarına bağlı kalmaları bildirildi. Hristiyan halka verilen sözlü garantiler sürekli tekrar edildi. Sivas Kongresi’nin yemin kısmında delegeler kendi çıkarlarının ve İttihat ve Terakki’nin çıkarları adına adım atmayacaklarını deklare ettiler.

Milliyetçiler tarafından Türk düzenli ordusu için askere alma söz konusu değilse de genel itibariyle çeşitli türden silahlara sahip köylülerden toplanan askerlerle bir milliyetçi gerilla birliği oluşturulması vergi toplama girişimi olduğu şüphesizdir. Bunlar Aydın vilayetindeki Yunan kuvvetlerine karşı koyacak birlikler toplamaktadır.8   

Yukarıda 24 maddede toplanan bilgilerin Atatürk’ün Samsun’a ulaşmasından başlayarak Sivas Kongresi’nin gerçekleştirilmesinden yaklaşık bir ay sonrasına kadarki yaklaşık altı aylık bir zaman dilimini kapsadığı anlaşılmaktadır. Burada geçen bilgilerin olan biteni eş zamanlı bir bilgi akışı içerisinde öğrenildiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. Girişilen hareketi “Milliyetçilerin” insiyatifi olarak görmekte ve pek çok açıdan spekülasyondan uzak bir biçimde tespitler yapmaktadır. Mustafa Kemal’in hareketinin beklenen ve istenen bir gelişme olmadığı da rapordaki ilgili maddelerde görülebilmektedir. Yazının başında da belirtildiği üzere arşiv belgelerindeki bilgilerin güvenirliği ve objektifliği göz önüne alındığında, gelişmelerin tarih yazımına sonradan eklemlenen örneklerdeki gibi gerçekleşmediği görülmektedir. Bu bağlamda Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya 9. Ordu Müfettişi olarak bölgede asayişi sağlamak ve bu bağlamda işgal karşıtı hareketlerin önüne geçmek üzere gönderilmesine rağmen tam aksi bir yol izlediği açıkça görülebilmektedir.

gülsüm polat gülsüm2

Mustafa Kemal’in İngiliz basınının en önemli gazetelerinden The Times’da haber olması da raporla aynı zaman aralığına yani Sivas Kongresi’nin toplanması sonrası günlere denk gelmektedir.9 Haber başlığı da oldukça dikkat çekicidir. Henüz Milli Mücadele’nin başlarında Anadolu’daki mücadelenin neticesinde ortaya çıkacak devlet niteliğine sanki bir öngörü gibi olan ve bu anlamda oldukça ironik olan bu haber “Bir Anadolu Cumhuriyeti” başlığını taşımaktadır. Gerçekten de raporda da detayları görülen mücadele, bir cumhuriyet olarak teşekkül edecek ve yeni bir Türk devleti ortaya çıkaracaktı. The Times’in başlıkta kullandığı ifadeden farklı olarak ise yalnız bir Anadolu Cumhuriyeti değil İstanbul’u da sınırlarına dahil etmiş bir cumhuriyet olacaktır.

gülsüm polat 3

beyaztarih.com'da yayınlanan makale, röportaj, özel dosyalar, ansiklopedi, resimlerle tarih ve sorularla tarih yayınlarının tüm yayın telifleri beyaztarih.com'a aittir. Yapılacak küçük alıntılar dışında hiçbir şekilde çoğaltılamaz.
Dipnotlar

1Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, TTK Yay., Ankara 2011, s. 119.

2Jaeschke, a.g.e., s. 124-125.

3Resul Yavuz, “Milli Mücadele Başlarında İngiliz İstihbarat Servisinin Trabzon’daki Faaliyetleri”, KARAM, 2017 3/4, s. 113-150).

4Bülent Tanör, Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920), YKY Yay., İstanbul 1998.

5Raporda Şevki olarak zikredilmekte olan isim Mehmet Şakir Paşa olmalıdır. Genelkurmay Başkanlığı 2 Nisan-19 Mayıs 1919 tarihlerini kapsamaktadır.

6Atanma süreci ile ilgili detaylar için bkz: Salim Koca, Semih Yalçın, “Mustafa Kemal Paşa’nın Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine Tayininde Osmanlı Genel Kurmayının Rolü”, ATAM Dergisi, C. X, S. 29,  ss. 401-416.

7Haydar Bey’in buradaki faaliyetleri çok önemliydi. Bu raporun yazışmasından önce 29 Temmuz 1919’da Van valiliği görevinden azledilmişti; bkz: Mustafa Sarı, “Milli Mücadele Başlarında Bir Devlet Adamı: Van Valisi Haydar (Vaner) Bey”, History Studies, Vol. 4/1, 2012, ss. 449-488.

8The National Archives [TNA], War Office [WO], 158/766, “History of the National Movement-The Nationalist Movement in Turkey”.

9From Own Correspondent, “An Anatolian Republic. Mustapha Kemal’s Threat”, The Times, 22 Eylül 1919.

 

Kaynakça

Arşiv:

TNA, WO, 158/766.

Diğer Kaynaklar:

The Times, 22 Eylül 1919.

JAESCHKE, Gotthard, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, TTK Yay., Ankara 2011.

KOCA, Salim, YALÇIN, Semih, “Mustafa Kemal Paşa’nın Dokuzuncu Ordu Müfettişliğine Tayininde Osmanlı Genel Kurmayının Rolü”, ATAM Dergisi, C. X, S. 29,  ss. 401-416.

SARI, Mustafa, “Milli Mücadele Başlarında Bir Devlet Adamı: Van Valisi Haydar (Vaner) Bey”, History Studies, Vol. 4/1, 2012, ss. 449-488.

TANÖR, Bülent, Türkiye’de Kongre İktidarları (1918-1920), YKY Yay., İstanbul 1998.

YAVUZ, Resul, “Milli Mücadele Başlarında İngiliz İstihbarat Servisinin Trabzon’daki Faaliyetleri”, KARAM, 2017 3/4, s. 113-150).

DİĞER MAKALELER
İngiliz Savaş Bakanlığı Raporunda Samsun’dan Sivas’a Gelişmeler
Osmanlı Tarihi
Şeyh Bedreddin: Osmanlı Devleti’nde Alim ve Sufi Bir İsyancı

Ankara Savaşı sonrasında oluşan kaotik ortamda, Anadolu ve Rumeli’de siyasî istikrarsızlık ve iktidar savaşlarının hakim olduğu bir tablo mevcuttu. Bu dönemde, Musa Çelebi’nin yanında, daha sonraki süreçte Türk tasavvuf, düşünce ve isyan tarihine konu olan bir şahsiyet vardı. Musa Çelebi’nin kazaskerliğini(devlet kademesinde yargı ve eğitim işlerinden sorumlu en üst makam) de yapan Şeyh Bedreddin. O, Mehmed Çelebi’nin fetret devri sonunda yani 1413’te iktidarı ele geçirmesiyle, Bursa’nın İznik şehrine sürgüne gönderilmiştir. Birkaç yıl sonra da resmî otoriteye başkaldırıya dönüşen bir isyan hareketine girişmiştir. Şeyh Bedreddin’in, dönemin resmî otoritesini karşısına alması, hakkında çeşitli spekülatif yorumlar yapılmasına sebebiyet vermiştir. Onun siyasî ve dinî yönü ile ilgili olarak dile getirilen iddiaların çoğu ise ideolojik ve anakronik yaklaşımlara dayalı olarak yapılmıştır. Bu durumun günümüze bakan en kötü sonucu, tarihi bir “bilgi alanı” ndan ziyade “inanç alanı” olarak gören anlayışlar doğrultusunda bir din ve devlet adamının ideolojik bakış açılarına kurban edilerek dinî ve ilmî kimliğinin zedelenmesidir. Öyle ki Şeyh Bedreddin kimilerine göre Peygamberler ile dinler arasında fark olmadığını ileri süren bir sapkın ve İbahiyeci; kimilerine göre ise tarih sahnesine dört yüz yıl önce gelmiş Marksist, sosyalist veya komünist bir devrimci halk hareketçisidir. Hatta bu yoğun ilgi tarih alanı dışına taşarak hukuk, sanat ve edebiyat alanlarında da hakkında pek çok eserin kaleme alınmasına neden olmuştur. Özellikle Cumhuriyet döneminde kaleme alınan popüler çalışmaların büyük bir kısmında, isyânın temel karakterinin mülkiyet ortaklığı ve ibâhiye içerikli olduğu iddia edilmiştir. Fakat yakın dönemde yapılan bu çalışmaların birçoğunun temel kaynaklardan yoksun, bilimsellik iddiasından oldukça uzak ve ideolojik doğrultuda kaleme alındığı; ayrıca olayın sahip olunan düşünce ve inanç kalıplarına kurban edildiği görülmektedir. Bu yazımızda, özellikle isyan hareketinden kaynaklanan bir tepkiyle halk muhayyilesinde zındık ve mülhid yani sapkın olarak yer eden Şeyh Bedreddin’in gerçek kimliği ortaya konulmaya çalışılacaktır.

KELAM

Su nasıl suya benzerse, bir milletin geleceği de geçmişine öyle benzer.

İbn Haldun